'Kararlı ol, hızlı ve doğru karar ver ve kararından dönme”
Püf noktası ise; “Başarılı olmak için kendi hayatından, zamanından, enerjinden fedakarlık ederek hedefe ulaşmak.”  

Alper Kanca
’nın hayata “merhaba” deyişi, Trabzon Sürmene’de 1963 yılında… Yüzyılın başından bu yana fındık ticareti ile uğraşan tüccar aile geleneğini sürdüren babası Abdullah Kanca, rotasını Türkiye ekonomisinin kalbinin attığı İstanbul’a çevirince, Alper Kanca’nın öyküsü de değişir. Sürmene; bıçakları ve metal şekillendirme dövmeciliğiyle ünlüdür. Sürmene’ye has üretim faaliyetleri de ailenin tümü ile birlikte 1968’de İstanbul’da nefes almaya başlar. Çekiç, keser, testere gibi aletler de işin parçasıdır.

Bakırköy’de büyüyen 
Alper Kanca, kendisini ailenin en şanslı çocuklarından bir tanesi olarak görüyor. Eğitime çok önem veren babasının, çocuklarını iyi bir eğitim sahibi olmaları için motive ettiğinden sözeden Kanca, ilk, ortaokul ve lise öğrenimini Çavuşoğlu Koleji’nde tamamlar. İyi bir okulun insan hayatını ciddi anlamda etkilediğini düşünen Alper Kanca, spora yatkın bir çocuktur. Süleymaniye-Sirkeci takımında futbol, Beşiktaş’ta basketbol oynayan Kanca’nın son durağı hentbol olur.

İstanbul’un dışındaki hayatı keşfetmek
Alper Kanca, Türkiye’de henüz bilinmeyen bir spor olan hentbol ile okulda tanışır. Okul takımı Türkiye şampiyonasına katılır. Kanca, hayatında ilk defa İstanbul dışında şehirlerin ve bu şehirlerde farklı insanların bulunduğunu, herkesin bizim gibi yaşamadığını, Anadolu’nun birçok yerinde inanılmaz derecede fakirlik olduğunu o hentbol turnuvaları sayesinde görür: “Örneğin; bizim 3-4 takım spor ayakkabımız varken karşı takımın oyuncularının spor ayakkabıları yoktu veya yaşça bizden oldukça büyüklerdi. Bir baktık ki Türkiye bizim zannettiğimiz Türkiye değil.” Alper Kanca için o dönem spor müsabakalarından öğrendiği en değerli bilgi takım oyunudur: “Başka insanlarla işbirliği yapmak gerekliliğini, sonuca ulaşmak için mutlaka başka insanlara ihtiyaç duyulduğunu, bir patronun çocuğu olsan da eğer başarılı olmak istiyorsan yanındaki arkadaşlarına ihtiyacın bulunduğunu öğrendik. Başarılı olmak istiyorsan takımdaki arkadaşlarına ihtiyacın var.”

Ticaret, Tahtakale’de öğrenilir
Alper Kanca, bir insanın çocukken herhangi bir işte çalışmaz ve para kazanmazsa aldığı diplomaların eksik olduğuna inanıyor: “İlkokuldan itibaren kardeşlerimle birlikte hep fabrikaya geldik. Yaz ve kış tatillerinde yarım gün çalıştık. Ambarda, sevkiyat bölümünde, tornada, frezede çalıştım. Bir insanın çalışırken nasıl canının sıkıldığını,  kaytardığını gördüm. Saat hiç geçmez, mesai bitmez, ustabaşı hep daha fazlasını ister. Çalışanların psikolojisini anladım ve nerede yanlış yaptıklarını gördüm. Kendi liderliğimde onların yanlışlarını engelleyebilecek bir düzen kurmaya çalıştım. Bizim Tahtakale’de hırdavat ve el aletleri satan bir pazarlama şirketimiz vardı. Bütün yaz tatillerimi Tahtakale’de geçirdim. Oraya Türkiye’nin dört bir yanından ticaret adamları gelirdi, farklı kültürlerden insanlarla konuşmayı, anlaşmayı orada öğrendim. Kızlarım bana herkesle kolay iletişim kurabildiğimi söylüyor. İyi ki yaz aylarında Tahtakale’de çalışmışım.”

Çok çalışkan olmasa da aldığı iyi eğitim, üniversite sınavında ilk 1500 öğrenci arasına girmesini sağlar, İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği bölümünü kazanır. Ancak 12 Eylül dönemidir ve babası yurtdışında okumasını ister, abisi İngiltere’de eğitim almaktadır. Babasıyla yurtdışına gider, ülke ülke, okul okul gezerler, daha sakin bir yer olduğu için tercihi Viyana İktisat Üniversitesi İşletme bölümü olur. İngilizce eğitim veren bir okuldan gelen Alper Kanca’nın Almanca ile macerası böyle başlar, ilk yıl Almanca eğitimi alır, dil kursunda okul birincisi olur ancak lisansa geldiğinde işler değişir. Lisans düzeyinde bir dilde eğitim almak farklıdır, bu noktada da Tahtakale yılları imdadına yetişir, derslerde Avusturyalı arkadaşlarının bilmediklerini bilir, ticareti öğreten babasına müteşekkirdir. Yine de Almanca öğrenmek için zorlu mücadele devam eder, boş zamanlarında çocuk programlarından siyaset programlarına sürekli Almanca televizyon izler, zamanla Almanca bir felsefe kitabı tercüme edecek düzeye gelir.

Alper Kanca, kültür-sanat cenneti Viyana’daki kazanımlarını anlatıyor: “Viyana’da yaşamak bütün hayatımı değiştirdi. Klasik bir Türk ailesinde yetişmiş bir çocuk olarak bir süre aç kaldım, annem ve ablamdan yemek tarifleri aldım, yemek yapmayı öğrendim, düğme dikmeyi, ütü yapmayı, hayatta tek başına ayakta durmayı, özgürce düşünmeyi öğrendim, Alman disiplinini kazandım. Dünyanın dört bir tarafından öğrencilerle bir arada yaşadım, aile gibi olduk. Yeşil hareketinin doğduğu yıllardı, çevre bilincini orada gördüm. Bütün hayatım boyunca opera stoğumu Viyana’da yaptım. Öğrencilere indirimli opera ve tiyatro imkanı vardı. Birçok ülkeyi ünlü edebiyatçıların ağzından dinledim.”

Viyana İktisat Üniversitesi’nde işletme felsefesi alanında yüksek lisans, sonrasında iktisat felsefesi alanında doktora eğitimine başlayan Kanca, aynı zamanda bir tekstil atölyesinde yönetici olur ve evlenir de... Ancak babasının “Karar ver” sözü dönmesine yeter. Burdur’da kısa dönem askerliğin ardından aile şirketinde çalışmaya başlar. İlk işi satın alma bölümünde fatura kesmektir. İşi, finansmanı çalışa çalışa, insan yönetmeyi düşe kalka öğrenir. Çok çalışır, çok öğrenir, ihracata meraklıdır, Kanca’ya göre şirkete en büyük katkısı ihracatı artırmaktır: “İşe başladığımda 50 bin mark idi. Bugün ihracatımız 25 milyon Euro’ya ulaştı.”

Risk almak
Şirkete gelen bir mektup hayatlarını değiştirir, bir fuarda tanıştıkları kişi, Almanya’dan iş başvurusu yapmıştır, babası risk alır, adamı Türkiye getirtir. Adam, Avrupa’daki en güçlü rakip şirketin emekli olmuş satış müdürüdür. ‘Avrupa’da iş yapmak isterseniz şu yatırımları yapmalısınız, bunları yaparsanız başarılı olursunuz’ der, iddialı bir yatırım bütçesi ortaya çıkar. “En azından yaptıklarımızla şirketimizi iyileştiririz, yapalım” anlayışıyla işe başlanır. İşe alınan adam, önce şirketin Almanya sonra Avrupa’daki satış temsilcisi olur. Alper Kanca ve babası, ihracatta işi bilen bir kişi istihdam etmenin farkını anlar. Ambalajdan ürünlerin fiyatına, sunumuna, satışa, müşteri ilişkilerine kadar her süreçte yapılan değişiklik şirkete hızlı büyüme olarak yansır: “Birkaç yıl içerisinde Avrupa’ya Türkiye’nin en büyük el aletleri satan imalatçısı olduk.”

Özallı yıllarda otomotiv sektörü hızla gelişir, şirketin büyüme ivmesi de 1980’lerin ortasından itibaren el aletlerinden otomotive döner. Otomotiv sektöründe başarılı olduklarını kaydeden Kanca, 2000’li yıllarda metal dövme alanında da sektörde birinciliği aldıklarını anlatıyor. Böylece iki sektörde de eş zamanlı büyüme kaydedilir. Alper Kanca, 2007 yılında babalarını kaybetmelerinin ardından şirketlerin liderliğini üstlenir.

Babası gibi
sosyal sorumluluk duygusu gelişmiş Alper Kanca, aynı zamanda sivil toplum kuruluşlarında çeşitli görevler de üstlenir. Ablası ve ağabeyi yönetim kurulunda görevlerinde devam etse de Alper Kanca, bugün şirketleri küçük kardeşiyle beraber yönetiyor: “Şirkette en fazla katkısı olan küçük kardeşim. STK’lardaki görevim dolayısıyla bıraktığım boşlukta acil müdahale gerektiren durumlarda hemen problemi çözer, üstesinden gelir.”

Çocukluğundan beri lider
Çocukluğundan beri çok aktif olduğunu vurgulayan Alper Kanca, “Başkalarına pek fazla imrenmedim. Hep lider oldum” diyor. Babasını örnek alan Kanca, onun sosyal hayata ilgisinden etkilendiğini söylüyor: “Babam, çok sosyal, başka insanların mutluluğu için çok çalışmış birisi. Kendi köyünde okumuş birkaç insandan biri olan babam, 50’li yıllarda Sürmene gibi küçük bir kasabada insanların ihtiyaçlarını görüp daktilo almış. Bir kitap bulup, hızlı daktilo yazmayı, dilekçe yazmayı öğrenmiş, sonra da hiçbir karşılık almadan kendi köylülerinin dilekçelerini yazmaya başlamış. İnsanlara faydalı olmak gerektiğini, başka insanlar için de bir şeyler yapılması gerektiğini ondan öğrendim.”

Başarının sırrı: KANCA A.Ş. Genel Müdürü, Avrupa Dövmeciler Birliği (EUROFORGE) Başkanı, TAYSAD Yönetim Kurulu Başkanı ve TOSB Otomotiv Yan Sanayi İhtisas OSB Yönetim Kurulu Üyesi Alper Kanca, başarısının sırrını; “Kararlı olmak, doğru karar vermek için yeterince araştırmak, hızlı karar vermek ve verdiği karardan dönmemek” sözleriyle açıklıyor. Püf noktası ise; “Başarılı olmak için kendi hayatından, zamanından, enerjinden fedakarlık ederek hedefe ulaşmak.”

Denge şart:
 Alper Kanca, iş, aile ve özel ilgi alanlarının bir dengede buluşmasının hayatı daha güzel ve anlamlı kıldığını düşünüyor. Yıllar içerisinde insanlar hakkındaki keskin prensiplerini yumuşattığını da söyleyen Alper Kanca, insanın özüne önem veriyor: “Hata kabul etmez bir yapım vardı, önce kendimi affetmeyi öğrendim.”

Edebiyat tutkusu: Edebiyata ilgisi bulunan Alper Kanca, babasının ölümünden sonra 20’nin üzerinde ünlü yazar, siyasetçi ve akademisyenin babalarına yazdıkları mektuplardan oluşan “Oğullar ve Babaları” adıyla bir kitabın editörlüğünü yapar. Sonrasında ise 35 yazar, şarkıcı, akademisyen kadının babalarına mektuplarını içeren bir kitabın daha editörlüğü gelir. Otobiyografisini de yazmayı düşünen Kanca, dijital bir kitabı hayata geçirmek istiyor.

Alper Kanca
, resmi kıyafetlerden yani takım elbise ile çalışmaktan pek de memnun değil:“Ne yazık ki Türkiye’de iş hayatı takım elbisesiz olmuyor. Bana kalsa insanın düzgün, verimli, keyifli çalışabilmesi için spor giyinebilmesi gerekiyor. Ben en verimli ve keyifli çalışmalarımı gönlümce giyindiğim zamanlarda sağlayabiliyorum.”

Alper Kanca
, iş seyahatleri dışında seyahate çıktığında özellikle çizgi dışı yerlere gitmeyi tercih ediyor: “Daha az lüks otellerde kalmayı düşünürüm, daha az bilinen şehirleri tercih ederim. Turla değil, kendi inisiyatifimle planlayacağım yerlere gitmek isterim. Kızlarımla birlikte planları yapıyoruz. Türkiye’de bilinen turizm merkezlerinin dışındaki yerlere araçla veya o şehirde bir araç kiralayıp gitmeyi seviyoruz. Yurtdışında daha evvelden gittiğim ama daha fazla görmek istediğim yerler arasında ABD’nin büyükşehirleri dışındaki bölgeler, Hindistan ve Türk Cumhuriyetleri var, Semerkant, Buhara, Kazan ve Bahçesaray’ı da görmek isterim.” Meslek hayatının başında neredeyse her hafta 1-2 kitap okuyan Kanca, işlerin yoğunlaşmasıyla beraber artık ayda 1-2 kitap okuyabildiğini söylüyor. Daha çok tarih felsefesi veya bilim felsefesi türünde kitaplar okuyan Kanca, eskisi gibi roman ve şiir kitabı tercih etmiyor. Ama yine de gönlünde eskiden okuduğu ve unutamadığı şiir kitaplarının yeri ayrı. 

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner199

Miren Yönetici Ortağı Cenk Taner Bıçakçı
Sonuç odaklı hareket eden Miren Danışmanlık Yönetici Ortağı Cenk Taner Bıçakçı, “hem eğlenelim,...

Haberi Oku