Onka Şirketler Grubu iştiraki Eloktrokar CEO'su Hami Karataş'ın yaşam mottosu; 'Özgürlük”
Trabzon’un Arsin İlçesi, Çiçekli Köyü’nde, 1965’te dünyaya “merhaba” diyen Hami Karataş, 4 çocuklu ailenin tek oğlu. Karataş’ın Trabzon’dan İstanbul’a uzanan öyküsü, kabına sığamayan babasının öyküsüdür aynı zamanda. Babası, tüccar dedesiyle çok da anlaşamaz ve 14 yaşından itibaren gurbette çalışmayı tercih eder. Önce inşaatlarda çalışan baba, kamyon alıp nakliyecilik işine girer, sonra da inşaat işlerine başlar. Trabzonlu aile için gurbet, Hami Karataş 1.5 yaşındayken yuvaya dönüşür. Ve İstanbul’a göç edilir.
İlk durak, İstanbul’un Avrupa yakası, Gaziosmanpaşa, Küçükköy... Hami Karataş ilkokula burada başlar. Sonra Bahçelievler... İlkokul 1. ve 2. sınıfın ardından, aile Bostancı’ya taşınır. 1980 öncesi, Bostancı Ortaokulu’na devam eden Hami Karataş ve Türkiye’deki her öğrenci için çetin yıllardır. Aile içinde Hami Karataş’ın eğitime devam edip etmeyeceği de önemli gündem maddelerindendir. “Okul mu, can güvenliği mi?” Hami Karataş, okula devam etmek ister, Suadiye Lisesi’ne devam eder.
Hami Karataş inşaatların içinde, müteahhit babasının yanında büyümüştür. 6-7 yaşından beri inşaat sektörüyle haşır-neşirdir. Üniversitede mimarlık veya inşaat mühendisliği eğitimi almak ister. Liseden sonra Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde (KTÜ) Mimarlık Bölümü’nü kazanan Hami Karataş, ancak 1 yıl dayanabilir hasrete.

Kütüphanecilikle tanışma
İstanbul’a geri döner: “İnşaat hep vardı, ilginçti. Zaten işin içinde olduğunuzda uyguluyorsunuz, etikete gerek yok, dert etmedim. Ben o kadar çok mimar görüyordum ki bir inşaat projesini açıp bakmayı bilmiyordu. KTÜ’ye devam edemedim, Trabzonlu olmama rağmen sevemedim. Bugün gurbette okumak, ailenin yanında okumaktan iyi. Ama bizim gittiğimiz zamanlar koşullar zordu. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Kütüphanecilik Bölümü’nü kazandım. Kütüphanecilik okumak zevkli oldu bilgiye ulaşmak cazip geldi.”

Üniversiteli işadamı
Ticaret ruhunu dedelerinden miras alan Hami Karataş, çocukken futbol organizasyonlarının olduğu top sahalarının etrafında su ve simit satar. Bir başka eğlencesi, inşaatlarda çivi doğrultmadır. Çiviyi düzeltip kilosuyla tekrar satar ve para kazanır. Hami Karataş’ın para hareketi böyle başlar. Harçlığını kazanır.
Ortaokul ve lise yıllarında yağlıboyadan karakaleme birçok resim yapan ve okulun sergi alanlarında resimleri sergilenen Karataş, fırsat bulsa yine resim yapacağını söylüyor. Fotoğrafçılığa da ilgisi bulunan Karataş, “Lisenin fotoğrafçısıydım, o işten iyi para kazandım. Fotoğrafta 15 kişi varsa 15 fotoğraf basar, satardık. 1 liraya malettiğim fotoğrafları 2-3 liraya satıyordum. Harçlık sıkıntısı çektiğimi söyleyemeyiz” diyor. Üniversite yıllarında ise Hami Karataş çoktan işadamı olmuştur. Onun için üniversite boş vakitlerde gidilen yerdir. Babasının inşaatlarıyla ilgileniyordur.

Futbolla örülen yaşam
Kabataş Özel Lisesi, Taksim Kütüphanesi ve Milliyet Gazetesi’nde staj yapan Karataş’ın çocukluğundan itibaren aktif bir spor hayatı olur. Özellikle futbol. 6-7 yaşında mahalle arasında başlayan futbol serüveni, lisanslı futbolcu olarak birçok amatör kulüpte oynamaya kadar uzanır. İlk lisansını 15 yaşında alır, Bostancı Altınordu’da oynamaya başlar. Profesyonellik teklifleri gelse de kabul etmez çünkü profesyonel futbolculuk bugünkü gibi cazip değildir ve asıl hedefi okumaktır. Amatör ruhla da olsa Hami Karataş, hep başarıyla yan yana koşmaya devam eder: “Amatör ruhla oynadım. Futbol bana birçok tanınmış insanla birarada olma fırsatı tanıdı. Lise takımında oynadım, üniversitede aynı anda bölüm takımı, fakülte takımı ve üniversite takımında da oynadım. Üniversite 3. sınıftayken takımımızla üniversitelerarası yarışmada, Isparta’da, İstanbul Üniversitesi’ni şampiyon yaptık.”
Karataş, lisede bir dönem öğretmeninin zoruyla atletizm de yapar. Karataş, bugün haftada 3 gün spor salonuna gidiyor, spor yapıyor, haftada 1 günde halı saha maç yapmaya devam ediyor. Onka Şirketler Grubu olarak da birçok spor aktivitelerine katıldıklarını aktaran Karataş, şirket olarak futbol turnuvalarında şampiyonlukları bulunduğundan sözediyor.

Kendi yolunu çizmek
Üniversiteden sonra babasının inşaat işlerinin yanısıra vefat eden amcasının işlerini de yüklenen Hami Karataş, çok çalışır. Aile işi beklemez, kafe, bilardo salonu, ganyan bayisi... Bunlar çok sevdiği işler değildir, çok farklı insanlar, yorucu, mesaisi, tatili olmayan işler… Hami Karataş, 1991’de bütün bunlardan uzaklaşıp, babasıyla yollarını ayırır.
“Ben gidiyorum” diyen Hami Karataş’ın kendi yolunu tek başına çizdiği hikaye burada başlar. Farklı bir meslekte yürümek ister. Gelen iş tekliflerine değerlendiren Karataş, tekstil sektörüne adım atar. Ortağıyla 8 yıl tekstil işinin ardından yollarını ayıran Hami Karataş’ın, Onka Şirketler Grubu’ndan Kamil Bey ile tanıştığı yıl 1999’dur. İlk 2-3 hafta mağaza içinde duran Karataş, ardından sahaya çıkar, şirket içinde birçok görevi üstlenen Karataş, şirketin hiç gitmediği Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz Bölgeleri’ne gitmeye başlar. 2-3 yıl sonra İstanbul’a dönen Karataş, İstanbul Avrupa yakası ve Trakya’da satış ve pazarlama çalışmalarının ardından 2004 yılında şirketin iç bünyesinde satış ve pazarlama ekibinin başına geçer.
Hami Karataş, “Ekibimizi geliştirdik, işi büyüttük. Onka Şirketler Grubu’na dönüştük. Bugün Elektrokar firmamızın CEO’suyum. 2010 yılında Onka’dan gelen teklifle aynı zamanda Elektrokar hissedarı oldum” diyor.

Onka’nın önceliği sektörde liderlik
Karataş, 30 yıllık tecrübesiyle Onka’nın dış ticaret, üretim, satış konularında yeni şirketleri çatısı altında çoğaltmaya devam edeceğini açıklıyor: “Öncelikle kurumsal yapı ve geleceğe yatırım yapılıyor. Yeni nesillerin iş dünyasına adaptasyonu sağlanıyor. Öncelikli hedefimiz yurtiçinde konumuzda liderlik yapmak. Yurtdışında 65 ülkeyle dış ticaret yapıyoruz. Global bir şirket olmak için çalışıyoruz. Altyapı, istihdam gibi birçok alanda yatırıma devam ediyoruz.”

“İyi bir CEO insan ilişkilerinde 1 numaradır”
Karataş’a göre iyi bir CEO, insan ilişkilerinde 1 numara olmak ve işini sevmek zorunda: “İnsanın başarısının en büyük sermayelerinden biri insanlarla olan ilişkileridir. Anahtar kelime, insanları sevmek ve sevilmektir.  Ekibinin takım olabilmesi için etrafındaki insanlar, onun yanında statüsünden dolayı değil, sevgiyle bulunmalı. Çünkü gerçek bağlılık odur. Ve kişiye güven vermelidir. Güven demek, sözünü tutmak demektir. Bir çalışan için en büyük ölçüdür. Siz, çalışana yapamayacağınız hiçbir vaatte bulunmamalısınız. Verdiğiniz sözde durursanız başarıyı yakalarsınız. Herkesin özelliklerine göre görevler vermelisin, çalışanları iyi analiz etmelisin. Kişi  yapabileceği işleri yüklenirse daha çok başarılı olur.”
Hami Karataş, çalışanlarından özellikle yapabilecekleri ve yapamayacakları işleri söylemesini, çok net olmalarını istiyor. Karataş, şov kısmından ziyade işin sonucuna bakıyor: “Çalışanın kendi iradesini ortaya koyması için onun önünü açmanız lazım. Çalışana bir şans verilmeli. Ben bilgilerimi, tecrübelerimi, fikirlerimi de paylaşmayı severim. Bana danışan herhangi birine yeni yapılan bir Ar-Ge ürünüyle ilgili de fikir verebilirim. Bu konuda beni çok eleştirirler, çok önemli değil, sonuçta hepsinin devamı var bizde, problem yok, kaynak bende.”
Karataş çalışanlarına karşı hoşgörülü olduğunu belirtiyor: “Çalışanın iyiniyetli olması hatasının önüne geçer. Benimle çalışan insanların kendi fikri de olan, hızlı düşünen ve kesinlikle de iyi niyetli olması lazım.”

Keşfetmeyi çok seviyor
Hami Karataş’a göre farklı sektörlerde edindiği iş deneyimlerinin en güzel tarafı birçok insanı tanıma fırsatı bulması: “Türkiye’nin her yerini karış karış gezdim. Türkiye’yi ve birçok insanı tanımak, yurtdışında birçok ülkeye gidip görmek, oradaki farklı yaşam tarzlarını, değişik kültürleri, insanları, coğrafyayı görmek insanın ufkunu açıyor. İş için veya iş dışında gezmeyi çok seviyorum.”

Takım ruhuna inanmak
Hami Karataş, iş yaşamında başarıyı yakalamayı futbolla örneklendiriyor: “Ben takım ruhuna inanıyorum. Futbolda da bu, böyledir. Sen 3 gol atarsın, takımın 5 tane gol yemiş, seni kimse hatırlamaz. Son tabela önemlidir, sonucu o belirler. Bir kişinin başarısı önemlidir ama topyekun ödülü alan takımın başarısıdır. Başarının arka planında bu yatar. Başarıda en önemli unsur ise çalışanla olması gereken ilişkiyi yöneticinin kurmuş olmasıdır. Futbolcu, moralsiz sahaya çıktığında nasıl başarılı olur? Çalışanlar için de bu böyledir. Çalışan enerjik olmalı, sorunlarından kurtarılmalı, onun dertlerini aşacak şeyin başarısı olduğuna inanmalı. Demoralize olmamalı.”

Önce iş
Hami Karataş’ın fikrine göre insanın hayatında önce iş gelir: “İş olunca hepsini toparlarsın. Aile kuracaksan önce işin olmalı. Kariyer kavramı kişiden kişiye göre değişir, etiket önemli değildir, sonuçta para kazanmak önemlidir. Kimi insanlar türbine oynar, kimisi gole oynar, ben türbinden ziyade gole oynarım.”

Yaratıcılığının anahtarı; hobileri
İlk iş deneyimi; inşaatı, bir yaratıcılık işi olarak gören Karataş’ın sıradışı üniversite eğitimi; kütüphanecilik gibi, hobileri de iş yaşamında ona değişik bakış açıları kazandırmış.
Karataş’ın en büyük hobilerinden biri de çocukluğundan beri uğraştığı modelcilik. Her türlü yapının, taşıtın ve hatta olayın belirli bir ölçek çerçevesinde küçültülerek 3 boyutlu kopyasını yapma işine “Modelcilik”, var olan bir nesnenin (uçak, araba, tank, gemi, tren vb.) belirli bir ölçekte (1/32, 1/48, 1/72 vb.) küçültülerek yapılmış 3 boyutlu haline ise “Model” deniyor.
Rahmetli işadamı Mustafa Koç gibi birçok işadamı ve ünlüyle bu hobisi vesilesiyle arkadaş olduğunu da anlatan Karataş, model yaratmanın insanın yaratıcı yönünü açığa çıkardığını ve işine de yansıdığını söylüyor: “Onka’da üretilen birçok Ar-Ge ürününe tasarı aşamasında fikir vermemi sağlıyor.”
Uçak ve araba modelciliğine devam eden ve bu alanda da ödülleri bulunan Karataş’ın bir diğer hobisi marangozluk. Yazlık evine oturma grubu, Uzakdoğu kültüründen esinlenerek bir kamelya, tamamen ağaç kaplama döner bir merdiven, ürünlerinden bazıları. Bir hobisi de motorculuk olan Karataş, hala motor kullanmaya devam ediyor.

Sevginin ve sevdiklerinin değerini anlamak
Hami Karataş, hayatının dönüm noktasının 2000 yılında geçirdiği trafik kazası olduğuna değiniyor: “İş nedeniyle Kahramanmaraş’tan Adana’ya otobüsle seyahat ediyordum. Yağmur yağıyordu, Gaziantep yakınlarındaydık. Otobüs yağmurda kaydı, Nur Dağı’ndan uçuruma düştük. Otobüs takla atarken camdan fırladım, benden sonra otobüs daha da aşağıya düştü. 2-3 kişi öldü. Omzum kırıldı, birçok da kesik… O trafik kazasında ölüm korkusunu yaşadım. Ölmekten çok, insanı en çok üzen sevdiklerini bir daha görememek. Oğlum, gözümün önüne geldi, onu bir daha görememenin acısı, tarifsiz bir acı. Kısa sürede insan çok şey yaşıyor, hayatın film şeridi gibi gözünün önünden geçiyor. Hayata bakış açım değişti. Hayatta bazı şeylerin önemli, bazı şeylerin ise çok önemsiz olduğunu fark ettim. Sevdiklerin çok önemli.”

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

ELDAY Genel Müdürü Muharrem Yamaç: “Vizyon,...
ELDAY Genel Müdürü, Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Üyesi ve TÜRKBESD Başkan Yardımcısı...

Haberi Oku