Günlük sabah yürüyüşlerini yaparken mahallemizde, caddede park halindeki okul servis aracı birden hareket etti ve bana hafifçe çarptı. Allah’tan, ben, birden irkilerek kendimi yana ittim ve daha fazla zarar olmasından kendimi korudum. Kısa bir şaşkınlığı atlatır atlatmaz, servisi süren 20-25 yaşlarındaki delikanlıya; “Biraz dikkat etmek gerekmiyor mu?” diye sordum.   Bana, “Hata sizde, arkada ne arıyorsunuz ayrıca servisin sireni ötüyor duymuyor musunuz?” diye söylendi. Hani derler ya; hem suçlu hem de güçlü. Uzatmak istemedim, zira yanında sonradan babası olduğunu öğrendiğim bir yaşlı beyefendi vardı. “Ne olursa olsun, siz bana arabanın arkasıyla çarpıyorsunuz, aynanıza bakmanız gerekir ve ayrıca her zaman yaya önceliklidir ve geri geri gidiyorsunuz?” dedim. Bana hala ısrarla; “Hata bende değil, siz daha dikkatli olun” diye çıkışınca, “Bak delikanlı, tek yapacağın şey uzatmadan bir kusura bakma demen, o kadar neden ısrar ediyorsun?” deyince birden öfkelendi ve bana; “Ben delikanlıyım, özür mözür dilemem, anlaşıldı mı?” deyip, dik dik yüzüme baktı; arabadan indi.
Kavgaya hazır ve hızlı hızlı nefes alıyordu, kendini kaybetmiş gibiydi. Bu arada babası, “Yeter artık, bin arabaya” diye onu azarlamaya başladı. Genç delikanlı sert bir şekilde “Ben bu arabayı artık kullanmam” diye ısrar etmeye başladı. Bana dik dik bakmaya devam edince ben de daha ileri gidip onun gözlerine dik ve sert bakmaya başladım. Kararlılığım sayesinde biraz geri adım attı. Ben de ona,. “Sen servis aracı sürüyorsun, ekmeğini buradan kazanıyorsun ve aileler çocuklarını sana emanet ediyor ve ayrıca hatalısın neden kabul etmek bu kadar zor?” dediğimde hala bana; “Ben delikanlıyım ve haklıyım” diye ısrar etti. Ben de; “Polis çağırırsam, haksız olduğun anlaşılacak. Ayrıca delikanlılık özrünü kabul etmemek değildir. Gençsin ama hala çok inatçısın ve bu meslek sana göre değil delikanlı. Başkası olsa sana çok daha kötü şeyler yapabilir ve ayrıca bu öfke senin gibi delikanlıya yakışmıyor ve ayrıca şoförlük yapıyorsun, dikkatli olmalısın” dedim ama sesimi yumuşatınca, o da geri adım attı.
“Özrüne ihtiyacım yok, ben hocayım ve ayrıca ben haklı olduğum halde seni anlamaya çalışıyorum. Bir şeylere sinirlenmiş olabilirsin ama daha sakin olmalısın, yoksa işin zor ve bak baban çaresizlik içinde seni sakinleştirmeye çalışıyor” deyince biraz geri adım attı. Sonunda sakin ve anlamaya çalışmam sayesinde işi tatlıya bağlayarak uzaklaştım ama düşünmeden de edemedim. Gün boyunca düşündüğüm tek şey “delikanlılığın” gerçekten ne olduğu üzerine idi.
Sahi, “delikanlılık” nedir? Yaşa bağlı olan bir fizik ve zihin durumu mudur? Yoksa biraz aptallık ve cehaletin maskesi midir? Serseriliğin delikanlılık sosuna batırılmışı mıdır? “Her türlü yanlışı yaparım ama ben delikanlıyım” diyerek üste çıkmaya çalışmanın bir yolu mudur? Yoksa daha başka bir şey midir?
Gençliği ve gençleri anlamak için bence bu “delikanlılık” meselesini ivedilikle çözmek gerekiyor.  Zira, ne olduğu tam belli olmayan ve her kafada farklı şekillenen; sözüm ona “delikanlılık” yüzünden, binlerce gencin hem kendileri hem de aileleri perişan olabiliyor. Okullarda, ailede; çocuklara ve delikanlılara; ne olduğu tam belli olmayan soyut kavramların ne olup, ne olmadığını belletmek gerekiyor. Genç yaşlarda akıl başa zor geliyor ama cehalete de kaptırmamak gerekir bu delikanlıları…”
Deli olan kan olsun ama delikanlıda biraz akıl olabilmeli bence… Öğrenilebilir mi acaba deli deli akarken kan delikanlının damarlarında?...    

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner216