Dönüşen üniversite dönüştürür

Türkiye sanayi devrimini kaçırmış bir ülke olduğu için; üretimde son devrim olan “Endüstri 4.0” Devrimi’ni kaçırmamak için en hassas olan ülkelerden biridir. Bütün göstergeler Türkiye’nin “dijital dönüşüm” sürecine girdiği, bilgi toplumuna götüren son devrimi kaçırmayacağını göstermektedir.
Bu iyimserliğimiz, üniversitelerimiz ile sanayi sektörü arasındaki işbirliği süreçlerinin gelişimine dayanmaktadır. Konu Türkiye’nin gündemine 20 yıl kadar önce, “dijitalleşme” ile birlikte girmiştir. Dijitalleşme süreci Batı Avrupa ülkelerinde 20-25 yıl sürmüştür. Bunu emsal aldığımızda Türkiye’nin dijital dönüşüme entegre olmakta gecikmediğini söyleyebiliriz.
Gelinen aşamada Türkiye yaşadığı teknolojik dönüşümü hızlandırmak zorundadır. Dönüşümün altyapısı ve kurumsal aktörleri hizlanmaya hazırdır. Bu sonucu, dönüşümün en başta gelen aktörü olması gereken üniversitelerimizin dönüşmesinden çıkarıyoruz. Üniversiteler artık geleneksel yapılarının dışına taşarak endüstriyel üretim alanına akmaktadırlar. Sanayi sektörü de üniversitelerin önemini kavramış, eskiden mesafeli durduğu üniversite-sanayi işbirliklerine katılımını artırmıştır. Bilim-sanayi buluşmasını gerçekleştiren işbirliği platformlarının yoğunlaştığını ve ülke sathına yaygınlaştığını görebiliriz. Bu konuda birçok üniversitemiz, kendilerine mahsus modellemeler ile yaratıcılık ve yenilikçilik ekosistemleri oluşturmuş, binlerce girişimciyi üretim sahasına sürmüş bulunmaktadır.
Üniversitelerimizin büyük önem verdiği alanlardan biri de teknoparklardır. Kuruluş mevzuatı 15 yıl ötesine dayanan teknoparklarımız ilk 10 yılda dikkat çeken bir gelişme göstermemiş olsalar bile, son beş yıl içinde hızlı bir gelişim göstermişlerdir. Bunu somut verilerle ifade edecek olursak, tablo şudur: Tüm teknoparklar 2017 yılı sonu itibarıyle toplam 50 bin tam ve yarı zamanlı araştırmacıya istihdam sağlayabilir duruma gelmiştir. Teknoloji Geliştirme Bölgeleri'nde yürütülen toplam Ar-Ge proje sayısı ise 40 bin civarındadır. Teknoparklardaki şirketlerin yaptığı teknolojik ürün ihracatı 2017 yılında 20 milyar doların üstüne çıkmıştır; bunun içinde ‘doğrudan teknoloji ihracı’ 3 milyar dolara yaklaşmıştır.
Sağlanan bu yüksek performansta en yüksek pay, kendini dönüştüren üniversitelerimizindir. Dönüşen üniversiteler Türkiye’yi de dönüştürmektedir. Orta yüksek ve ileri yüksek teknoloji Türkiye ekonomisindeki tahtına kurulmaktadır.
Üniversitelerdeki dönüşümü eğitim programlarından da izlemek mümkündür.  Endüstri 4.0 bir çok mesleğe yeni beceri ve nitelikle kzandırılmasını gerektirdiği kadar, yepyeni meslekler de oluşturmaktadır. Üniversiteler bu yönde programlarını yenilemekte ve yeni meslekler için insan kaynaklarını güçlendirmektedirler.
Bir diğer husus daha var ki hepimizi ilgilendiriyor. Üniversite denilince aklımıza “gençlik” gelir, diploma veren okul gelirdi; üniversitelerimiz artık bu algıyı da değiştirmeye başladılar. Dönüşümün yaşı olmaz; her yaşta dönüşümün içinde olunmalıdır. Bu nedenle üniversiteler konuyu “yaşam boyu eğitim” çerçevesinde ele almaktadırlar. Özellikle KOBİ sahiplerine ve çalışanlarına yönelik kurdukları Sürekli Eğitim Merkezleri  vb. üniversitelerimiz, yaşamı dönüştüren kurumlar olarak temayüz etmektedirler. Örneklerle bakalım:

Üniversite ile sanayiyi buluşturan iki merkez: 

SUNUM ve SU-IMC
Sabancı Üniversitesi, hem ulusal hem de uluslararası sanayinin ihtiyaçlarına öncelik veren, küresel rekabet edebilirliğe yardımcı olacak çok disiplinli/disiplinlerarası araştırma ve geliştirme çalışmaları yürüten araştırma merkezleri ile sanayi işbirliklerini destekliyor.
Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUNUM); sanayi Ar-Ge merkezleri, üniversiteler ve diğer araştırma kurumları ile kurduğu tematik ve rekabet öncesi işbirlikleri ile ileri teknoloji malzeme, çevre, sağlık, enerji, savunma, gıda, havacılık/uzay gibi alanlarında çözümler üreten T.C. Kalkınma Bakanlığı tarafından akredite edilmiş bir merkez. Nanoteknolojilerin ülke için öncelikli sektörlere uygulamalarında üniversite-sanayi arasında etkin bir arayüz kimliği ile ekonomik değere dönüşebilecek bilgi ve döngüsel çözümler üreten SUNUM’da ileri malzemeler, nano biyoteknoloji, nano tıp, nano elektronik, nano optik, mikro-nano-akışkanlar, mikro-nano-elektro mekanik sistemler, yenilenebilir enerji sistemleri, üçboyutlu baskı, biyosensörler ve biyomedikal uygulamalar, gıda güvenliği ve kablosuz geniş bant iletişim teknolojileri gibi alanlarında disiplinlerarası araştırmalar yapılıyor.
Sabancı Üniversitesi Tümleştirilmiş Üretim Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi (SU-IMC), kompozit malzemeler ve imalat teknolojileri alanında ilgili tüm sektörlere yardımcı olmayı amaçlayan tasarım, imalat, montaj ve proses prototipleme kabiliyetlerine sahip endüstriyel ölçekli bir araştırma ve teknoloji geliştirme merkezi.
Türkiye'nin en büyük tematik teknoparkı olan Technopark İstanbul'da yer alan SU-IMC, ileri kompozit malzemeler, polimer işleme süreçleri, nano ve makro üretim, eklemeli imalat ve üç boyutlu basım kapsamında üretimde verimliliği artırma ve maliyet düşürme, teknolojik bilgiyi ticarileştirme, üretim ve girişimciliği destekleme, küçük ve orta ölçekli işletmelerin yeni ve ileri teknolojilere uyum sağlaması gibi konularda laboratuvarları ve uzman ekibiyle ‘Araştırma ve Geliştirme’ döngüsünün tüm aşamalarında hizmet sunuyor.
Üniversite sanayi işbirliğinin en iyi örneklerinden biri de SU-IMC; Sabancı Üniversitesi ve KordSa'nın birlikte hayata geçirdikleri Kompozit Teknolojileri Mükemmeliyet Merkezi’dir. Merkez; sanayi ve üniversitenin aynı çatı altında yer aldığı Türkiye’de bir ilk iş modeli olarak dikkat çekiyor.

Cyberpark’tan girişimcilik ekosistemine destek
Bilkent CYBERPARK ve Bilkent Üniversitesi Genç Girişimciler Kulübü ortaklığında düzenlenen Ankara Start-Up Zirvesi’nin 11.’si Ankara’da gerçekleşti. Başarılı girişim hikayeleri ile başlayan Zirve, büyük şirketlerin inovasyon yöneticilerinin ve yatırımcıların katıldığı paneller ile devam etti. Allianz Türkiye, Turkcell ve Google Advertising yetkilileri girişimcilere olan desteklerini ve başarı hikayelerini anlatırken Oracle, Gittigidiyor, Deloitte, Galata Business Angels, Vestel Ventures, BIC Angels, Citymapper ve Youthall yetkilileri de paneller kapsamında ve seyircilerden gelen sorular eşliğinde sohbet gerçekleştirdi. Zirve’de panellerin ardından (Asansör Konuşması) Elevator Pitch için seçilen 12 ekip sahneye çıkarak 1 dakikada projelerini anlattılar.
Ginger-up projesi ile sahneye çıkan Melisa Ceren Arslan ve ekibi Elevator Pitch bölümünün 1.’si oldu ve Bilkent CYBERPARK’tan 6 ay boyunca ücretsiz atölye ofisi kazandı. Sonrasında finale seçilen 8 girişimcinin projelerini sunduğu oturum başladı. Ekosistemin önde gelen isimlerinin yer aldığı jürinin sunumlara ilgisi yüksekti. Şimdiye kadar 20’nin üzerinde şirketin kurulmasını sağlayan zirvenin 11.’sinde 1. seçilen Hercules firması Bilkent CYBERPARK’tan 1 yıllık ücretsiz ofis ve danışmanlık desteği kazandı. Ayrıca yine dereceye giren Robibot, Bilkent CYBERPARK’tan 6 ay boyunca ücretsiz ofis sahibi oldu. Bilkent CYBERPARK Zirve’de ödül alan 3 girişimciye ücretsiz ofis fırsatı ve diğer tüm ödüllerle birlikte bünyesindeki tüm imkanlara erişim olanağı sağlayarak girişimcilik ekosistemine sağladığı desteği bir kez daha göstermiş oldu.
Beykoz Üniversitesi akademik yıla iddialı başlıyor
Beykoz Üniversitesi, akademik yıla bir dizi yenilikle başladı. Beykoz Üniversitesi Lisansüstü Programlar Enstitüsü de 2017 yılında üç tezsiz yüksek lisans programını hayata geçirmeyi planlıyor. Yükseköğretim Kurulu’na onayları için sunulan bu programlardan ikisi, bugünün iş dünyasına yönelik çözüm üretebilen, bilgi ve beceri açısından farklılık yaratan, analitik düşünebilen ve yeniliklere kolaylıkla adapte olabilen profesyoneller yetiştirmeyi hedefleyen Uluslararası Ticaret ve Lojistik Tezsiz Yüksek Lisans Programı ile İşletme Tezsiz Yüksek Lisans Programı olacak. Enstitünün sunacağı bir diğer program ise Dijital Sanat Tasarımı ve Yönetimi Yüksek Lisans Programı olacak. Bu program ile de göstergebilim kuramını kavramış, görsel ve/ya işitsel sanatların üretimini dijital teknolojileri kullanarak yetkin biçimde gerçekleştirebilen nitelikli ve çok yönlü insan gücü gereksiniminin karşılanması hedefleniyor.
Öğrencilerinin Endüstri 4.0 çerçevesinde iş dünyasının ihtiyaç duyduğu bütün temel yetkinliklere sahip olmasını hedefleyen Beykoz Üniversitesi’nin bu yıl imza atacağı yeniliklerden biri de Beykoz Üniversitesi Yaşamboyu Öğrenim Merkezi, kısa adıyla ‘Beykoz Gelişim’ olacak. Beykoz Gelişim çalışanların ve toplumun ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik programlar hazırlayacak, kişisel uzmanlık, yetenek ve yetkinliklerini arttırmak isteyenlere yönelik sertifika programları, seminer ve konferanslar düzenleyecek. Beykoz Üniversitesi’nin temel eğitim yaklaşımının en önemli yapı taşlarından biri olan ve öğrencilerin yetkinliklerini geliştirme amacıyla gerçekleştirilecek Yetkinlik Dersleri ve Yetkinlik Geliştirme Programları da Beykoz Gelişim çatısı altında yürütülecek. Beykoz Gelişim’in ilk programı 120 saatlik Yönetici Geliştirme Sertifika Programı’nın 2017 Ekim ayında başlaması hedefleniyor. Beykoz Gelişim gelecek aylarda, insan kaynakları, satış, iletişim, hukuk, finans ve yazılım alanlarında da fark yaratan sertifika programları düzenlenecek.

OSTİM Teknik Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Orhan Aydın:

“Milli projelere milli seferberlik gerekli”
OSTİM Teknik Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Orhan Aydın, sanayicilerin nitelikli eleman ihtiyacının çözümü için kolları sıvadıklarını ve Çıraklık Eğitim Merkezi, Endüstri Meslek Lisesi ve Meslek Yüksekokul’dan sonra OSTİM Teknik Üniversitesi’ni hayata geçirdiklerini söylüyor. Başta OSTİM olmak üzere Ankara sanayicilerinin ihtiyacı olan nitelikli elemanları yetiştirmek istediklerini belirten Aydın, “Sanayicilerin bitmez tükenmez eleştirileri var: ‘Okullar ihtiyacımızı karşılayacak nitelikte mezun vermiyor. Bu gençleri sisteme adapte etmeye zorlanıyoruz’ diyorlar. Haklılar. Çünkü günümüz gençleri üretmeyi, emeği birinci derecede iş olarak kabul etmiyor. Masa başında ve bilgisayar ekranında iş istiyorlar. Oysa sanayi tarafı, durmaksızın süren rekabetin en yoğun yaşandığı bir alan. Eğitimde bu donanımı kazanmayan gençler üretimden, rekabetten kaçıyor. Bu soruna çare olmak istiyoruz” diye konuşuyor.
OSTİM Teknik Üniversitesi’ni hayata geçirirken dünyadaki örnekleri dikkatle incelediklerini kaydeden Aydın, iş dünyasına katkı sağlayacak, nitelikli, projesi olan girişimci gençleri yetiştirmeyi öngördüklerini aktarıyor. Bu çalışmayı yaparken OSTİM’in yürüttüğü akademi işbirliklerini sürdüreceklerine dikkat çeken Aydın, şunları açıklıyor: “Entelektüel dediğimiz bilgiye hakim olan insanları bölgemizdeki firmalarla, projelerle buluşturmak istiyoruz. Türkiye’nin derdine çare olacak projeleri burada oluşturmak istiyoruz. Sanayileşme politikalarının geliştirilmesini, portatiflerin uygulanmasını yaygınlaştırmak istiyoruz. OSTİM olarak uluslararası ilişkilerimizde KOBİ’lerimiz, girişimcilerimiz, kümelenme yapılanmamızla yürüttüğümüz çalışmalara üniversitemizi de eklemek istiyoruz. Üniversite oluşturduğumuz ekosistemin önemli bir halkası olacaktır.”
Aydın, geçmişe kıyasla üniversite-sanayi işbirliği yaklaşımında farklılaşma yakalandığını gözlemlediklerini  ancak yeterli olmadığına inanıyor.
Milli projelere milli seferberlik gerekir
Bir ülkenin gelişiminin yolunun üniversitelerden, sanayiden, üretimden geçtiğinin yadsınmamasını isteyen Aydın, Milli Projeler’e bu anlamda özel bir anlam yüklüyor. Ülkenin öncelikli alanlarının belirlenmesi bu alanlarla ilgili üniversite, kamu ve sanayicilerin tam seferberlik ilan etmesini isteyen Aydın, şu noktalara dikkat çekiyor: “Eğer biz diğer ülkeleri geçeceğiz diyorsak normal paradigmayı değiştirmek gerekiyor. Şu andaki mantalite ile kaç yıldır bir seviye atlayabilmiş değiliz. Nasıl olacak? Bugüne kadar olanlarla olmayacak. Enerji, medikal, haberleşme teknolojileri, raylı sistemler, savunma sanayi gibi sektörleri belirleyeceğiz. Bunları bir küme başlığı altında birleştirecek ve desteği direkt bu kümeye vereceğiz. 3 yıl süre tanıyacağız. Ve diyeceğiz ki; ‘Hızlı milli metro istiyoruz, hafif raylı ulaşım istiyoruz, yerli enerji santrali istiyoruz. Üniversite sen bunu araştır, kamu sen bunu destekle. Firma sen bu alanda çözüm oluştur.’ Sonuca ulaşana kadar koşacağız. Ülkemizin stratejik alanlarında katma değeri yüksek milli markalar çıkaracağız.”
“Endüstri 4.0 Türkiye’nin

kavramı değil”
Bazen ülkelerin kendi başına üretimde yetersiz kaldığını ve farklı ülkeler ile işbirliği gerçekleştirdiğini hatırlatan Aydın, Airbus’un 6 ülkenin katkısıyla oluşturulduğunu  hatırlatıyor. Aydın, “Bir ülkenin tek başına üstesinden gelemeyeceği projelerde ülkeler bir araya geliyor. Ortaklık kadar pay alıyorlar. Sağlıkta buna benzer modelleri hayata geçirebiliriz” diyor.
Endüstri 4.0 sürecine ilişkin  de görüşlerini aktaran Aydın, Almanya’nın ürettiği bir kavramın Türkiye’ye uygun olmadığını savunuyor. Aydın, şu uyarıyı yapıyor: “Bize ait bir kavram değil. Almanya, üretimini Çin yerine kendi ülkesinde yapmaya karar verdi ve dedi ki ‘bunu yapmak için de makineleri, robotları kullanacağım.’  Biz bunu talep ediyorsak ‘Almanya gel bunu bana sat’ diyoruz. Eğer biz Endüstri 4.0 altyapısını kendimiz yapamıyorsak bu yıkıcı inovasyon olur. Bizi tamamen teslim alan bir gelişme olur.”

Şanlıurfa Teknokent bölgesinin çekim merkezi olacak
Şanlıurfa Teknoloji Geliştirme Bölgesi Kurucu ve İşletici A.Ş. (Şanlıurfa Teknokent), 31 Ekim 2011 tarihinde kuruldu. İdare binası inşaatı Kasım 2014 tarihinde tamamlanarak faaliyetlerine başladı.
Teknopark geniş bir alan üzerinde yer alıyor. Zira 7 bin 500 metrekare büyüklüğünde idari binanın yer aldığı Şairnabi TGB (TGB-1) adlı alan toplam 24 bin metrekare yüzölçümüne sahip. Ayrıca Gülveren TGB (TGB-2) 716 bin metrekare ve GAB TGB (TGB-3) adıyla 481 bin metrekare yüzölçümlü iki tarımsal Ar-Ge merkezinde faaliyetlerini yürütüyor.
Bölgenin cazibe merkezi olma vizyonuyla hareket eden Şanlıurfa Teknokent’in Genel Müdürü Prof.Dr. Kasım Yenigün, 2017 yılını idari ve teknik yapılanmaya yoğunlaşarak geçirdiklerini söylüyor. Geç kalınan her bir anın veya üzerine gidilmeyen her bir problemin milli bir kayıp ve daha büyük bir problem olarak döneceği yaklaşımından hareket eden Yenigün, öncelikle personel güçlendirilmesi ve alt birimlerin yapılandırılması, mekansal eksikliklerin giderilmesi ve altyapının işlevselleştirilmesi, görünürlük ve bilgilendirme faaliyetlerinin artırılması, üniversite, kamu ve sanayi kesiminin ziyaretlerle bilgilendirilmesine ağırlık veriyor.
Bölgenin sinerjisinden yararlanarak gelişim sağlamak isteyen Yenigün, Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası, Harran Üniversitesi ve Karacadağ Kalkınma Ajansı’nın destekleriyle “Tekno-Girişim ve İnovasyon Merkezi” adıyla bir Kuluçka Merkezi’nin kurulması çalışmalarına ayrıca Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi’nin Teknopark’a ortak edilmesiyle KOSGEB desteğiyle müstakil bir binada İŞGEM Merkezi’nin kurulması faaliyetinin başlatıldığını duyuruyor. Yenigün, aynı zamanda tecrübe sahibi teknokentlerin birikimlerinden faydalanmak ve işbirlikleri oluşturmak adına ODTÜ, İTÜ ve Sakarya Teknokentleri’yle işbirliği ve destek protokolleri imzalandığını  açıklıyor.
Şanlıurfa Teknokent’te TTO kuruluyor
Şanlıurfa Teknokent’te yürütülen çalışmalar bunlarla sınırlı değil. Kasım Yenigün, GAP Bölge Kalkınma İdaresi ile birlikte “Sektörel Pazarlar” projesinin hazırlık çalışmalarını sürdürdüklerini belirtiyor. Yenigün, “Harran Üniversitesi, Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü ile eşgüdüm halinde çalışmalar gerçekleştirebilmek için HÜBAK Destek Ofisi ve Patent kapasitesinin artırılması ve başvuruların profesyonel süreçte yürütülmesi için Patent Destek Ofisi kurulmuştur. Yine Teknokente başvuran firma, girişimci ve akademisyenlere destek vermek, proje yazım ve takip işlerinde mentörlük yapmak üzere bir Proje Koordinasyon Birimi kurulmuş olup, bu birimin Teknoloji Transfer Ofisi’ne dönüştürülmesi planlanmaktadır” bilgisini veriyor.
Endüstri 4.0 niteliği yükseltecek
Şanlıurfa Teknokent’in ortakları arasında; Harran Üniversitesi Rektörlüğü, Şanlıurfa Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı, Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi, Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı, Şanlıurfa Ticaret Borsası Başkanlığı, Şanlıurfa Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğü, Progen Tohum A.Ş. ve Toru Porselen Kafeterya Oyun Oyuncak İth. İhr. Per. Mağ. San. Tic. Paz. Ltd. Şti. bulunuyor.
Destek ve işbirliğini artırmak maksadıyla GAP İdaresi Başkanlığı ve Karacadağ Kalkınma Ajansı gibi güçlü proje kurumlarının da İstişare Kurulu çerçevesinde sürece dahil edildiğinin altını çizen Yenigün, işbirliklerinin önemli bir potansiyel taşıdığına inanıyor. Bu işbirliklerinin Endüstri 4.0 sürecinde hayati bir öneme sahip olduğunu belirten Yenigün, konuya ilişkin görüşlerini şu ifadelerle aktarıyor: “Bilindiği gibi ilk sanayi devrimi su ve buhar gücü ile üretim mekanizmasının üzerine kuruluyken onu ikinci sanayi devrimi olan elektrik enerjisi yardımı izledi. Daha sonrasında ise üçüncü sanayi devrimi olan dijital devrim gerçekleşerek elektronik kullanımı arttı. Endüstri 4.0 terim olarak dördüncü sanayi devrimi anlamına gelmektedir.
Buradaki amaç; uyum, kaynak verimliliği ve ergonominin hem müşteriler hem de iş-değer sürecinde iş ortaklarının entegrasyonunu karakterize etmektir. Endüstri 4.0 (tıpkı bundan önceki endüstri devrimlerinde olduğu gibi) toplam işgücü ihtiyacının azalmasından çok açılacak yeni iş alanları ile yetkinlik düzeyi düşük işlerden çok daha nitelikli, eğitim ve gelir düzeyi yüksek bir işgücü yapısına geçişe neden olacak. Türkiye’nin bu dönüşümden toplam istihdam açısından olumsuz etkilenmemesi de aslında işgücü yapısını ne kadar çabuk değiştirebileceğine, bunu sağlayacak eğitim ve istihdam politikalarını ne kadar hızla ve başarı ile devreye alabileceğine bağlı.”
Firmaların Endüstri 4.0 prensiplerini başarı ile uygulayabilmesi insan, teknoloji ve süreç unsurlarının tümünü göz önüne alan bir yaklaşımla mümkün ve uzun soluklu bir dönüşüm çabası gerekiyor.
Yenigün, firmaların bu dönüşüm yolculuğuna çıkarken kendi sektör ve iş modellerine Endüstri 4.0’ın etkisini, yaratacağı fırsatları anlaması, dönüşümü tetikleyen teknolojileri yakından izlemesi ve buna göre yol haritalarını çıkarmaları gerektiğini  savunuyor.
Yenigün, “Sözünü ettiğimiz bu iki kritik durum Teknokentlerin rolünü önemli ölçüde artırmaktadır. Gerek bu dönüşüm sürecine hazırlanmak ve gerekse bu sürece hazır olmayan firmaların kapasitelerini artırmada önemli bir etken olan Ar-Ge faaliyetlerine güç vermek gibi bir görev ön plana çıkmaktadır” açıklamasını yapıyor.
Gücünü tarımdan aldı, işbirliği ile büyüyecek
Şanlıurfa Teknokent; dar kapsamda Şanlıurfa ilinin, geniş kapsamda ise tüm GAP’ın tarımsal potansiyelini daha etkin ve sürdürülebilir formata dönüştürebilmek amacıyla kuruldu. Şanlıurfa Teknokent’in mevcut TGB’lerden en ayırt edici özelliği tarım teknolojileri ağırlıklı olmasından kaynaklanıyor. Şanlıurfa Teknokent Genel Müdürü Kasım Yenigün, “Bu özellik, içinde bulunduğumuz bölgenin tarımsal potansiyelini etkin bir şekilde ortaya koymak açısından teşvik edici bir unsur olacaktır” diyor.
Teknoloji geliştirmede dünyada birçok yöntemin denendiğinin ve en verimlisi olarak ‘Üniversite-Sanayi-Kamu’ kuruluşları arasındaki diyalogdan oluşan birlikteliğin ön plana çıktığının altını çizen Yenigün, bu çerçevede Şanlıurfa Teknokent’in dünya standartlarına göre ana hedeflerinin şunlar olduğunu paylaşıyor: “Eğitim, öğretim ve araştırma faaliyetlerini destekleyerek üniversitemizin vereceği hizmetleri zenginleştirmek, sanayinin rekabet gücünü arttırmak, yenilikçi çalışmalar gerçekleştirmek, teknolojiye dayalı bölgesel ve ekonomik gelişmeyi, özellikle tarımsal teknoloji ön planda tutularak hızlandırmaktır. Teknokent kapsamında yapılan Ar-Ge çalışmaları ile hedefimiz; ürün geliştirme ve prototip aşamalarıyla  ticarileştirmek ve katmadeğerli ürünler ortaya çıkarabilmektir. Bölgede kurduğumuz tarım ağırlıklı Teknokent; sulu tarım ile birlikte ortaya çıkan köklü sorunların üstesinden gelmek, tarımsal ürünleri bölgede sanayi ürünlerine dönüştürmek, biyoteknoloji, sulama teknolojileri, yenilenebilir enerji gibi konularda tarımsal teknolojiyi ön plana çıkarmak, yeni teknolojiler üretmek ve yapılan çalışmaları ulusal ve uluslararası düzeyde ilgililere aktarmak açısından son derece etkili olacaktır.”
Bu noktada bir ekosistem yaratılması ve sürecin daha fizibil işlemesi için önerilerde bulunan Yenigün, aslında teknokentlerin varoluş gerekçesi içinde temel bir sacayağı olan akademisyenlerin kuracağı ve/veya çalışma yapacağı firma veya projelerin kendi ayakları üzerinde durana kadar geçecek süreçte yapacakları masrafların karşılanmasına dönük özel bir destek paketinin tanımlanmasının önemli olduğunu belirtiyor.
Yenigün, “Ayrıca patentlerin ticarileştirilmesi konusunda (bu oranın düşüklüğü düşünüldüğünde) patent başvuru ve yenileme maliyetlerinin azaltılması mutlak surette gereklidir. Yine Ar-Ge faaliyetlerine destek veren ve fonlayan kurum ve kuruluşların sayıca çokluğu ve iletişim eksikliği kaynak ve zaman israfına sebebiyet vermektedir. Teknokentlerin bu konuda bir koordinasyon merkezi olarak çalışabilmesinin kolaylaştırılması da sağlanmalıdır” önerisini sunuyor.

Yeditepe Üniversitesi ibresini girişimcilik ve inovasyona çevirdi
Sektörün köklü kuruluşlarından Yeditepe Üniversitesi, vizyonu doğrultusunda hem üniversite-sanayi işbirliği çalışmalarına yoğunlaşıyor, hem de bu süreçte Endüstri 4.0 vizyonu ile örnek projelere imza atıyor. Üniversitenin vizyonunda hem öğrencisini hem de sanayiciyi toplumsal kalkınmanın aktif özneleri haline getirmek gibi “kaliteli” bir amaç yer alıyor. Üniversitenin bu amaca yönelik yürüttüğü işbirliği ve örnek projeleri Yeditepe Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi (YeditepeSEM) Direktörü Doç.Dr. Can Tansel Kaya ile konuştuk.
Kaya, Endüstri 4.0’ın süreç olarak artık zorunluluk olma yolunda ilerlediğini düşünüyor ve “Sürece hazırlık en önemli çalışmalardan biridir” diyor. Yeditepe Üniversitesi’nin ibresini girişimcilik ve inovasyona çevirdiğini, bu yönde önemli projeler hayata geçirdiğini kaydeden Kaya, şunları anlatıyor: “Süreci doğru şekillendirmek için birçok kulvarda hummalı bir çalışma yapıyoruz. Akademi kadrosu olarak 2 yıl hazırlık çalışması yaptık ve üniversitede 2017’de tüm altyapıyı oluşturduk. Buna göre ilk aşamada akademinin değişim ve dönüşümünü ders programlarına dahil etmesi gerekiyor. Ardından Endüstri 4.0’ı özümsemiş mezunları yetiştirmemiz geliyor. Ardında da Endüstri 4.0 sürecini hayata geçirmek isteyen işletmelere destek olmamız lazım. Türkiye’de bu konuda yeterli bilinç ve etkileşim oluştuğunu düşünmüyorum. Her ne kadar son dönemde popüler bir konu olmuş olsa da, içinin çok daha doyurucu çalışmalarla doldurulması gerektiğine inanıyorum.”
Tabi çok önemli bir nokta var: Endüstri 4.0 tüm firmalar için gerekli mi?
Kaya’ya göre böyle bir gerçeklik yok. Ve her işletmenin Endüstri 4.0’ı hayata geçirmesine gerek de yok. Kaya, “Dönüşümün maliyetinin iyi hesaplanması gerekiyor. İşletmenin maruz kalacağı sabit yatırım tutarı varlığını tehlikeye sokacaksa bu alanda bir çalışma yapılmaması daha sağlıklı olacaktır. Ayrıca Endüstri 4.0’ın felsefesinde daha az işgücü olacağı gerçekliğiyle geleneksel KOBİ patronlarının mavi yakadan vazgeçişleri en azından bu aşamada kolay olmayacaktır” görüşünü sunuyor.
Peki Yeditepe Üniversitesi’nde bu alanda ne tür çalışmalar yapılıyor?
Üniversite bünyesinde birçok alanda Endüstri 4.0 çalışması bulunuyor. Belirgin sayıda çalışmalar Yeditepe Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi (YeditepeSEM), Yeditepe Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi ve Yeditepe Üniversitesi Yönetim Uygulama ve Araştırma Merkezi (YUVAM) çatıları altında yürütülüyor. YUVAM, üniversite-sektör işbirliğinin bir ayağı olarak, bu alanda dünya çapında önderliği tartışılmaz olan Siemens Türkiye ile yakın temas kurarak; uygulamacıları, teorisyen ve öğrencileri buluşturuyor. 
YeditepeSEM özelinde ise kurumda öğrencilere ücretsiz olarak Endüstri 4.0 hakkında eğitimler veriliyor. Eğitimler ağırlıklı olarak “diploma eki” niteliğinde hayata geçiriliyor. Sürekli Eğitim Merkezi, vakit kaybetmemek adına ücretsiz olarak başta Mühendislik, İktisadi ve İdari Bilimler ve Ticari Bilimler Fakültesi öğrencileri olmak üzere tüm üniversiteye yarım günlük çalıştaylar düzenliyor. Ayrıca bu eğitimlere akademi kadrosu ve sektör paydaşları da katılarak konu 360 derece irdeleniyor. 
Endüstri 4.0’ın reçetesi Yeditepe’de yazılıyor
YeditepeSEM’in Endüstri 4.0 için çalışma yapan işletmelere ise disiplinler arası işbirliği yaparak çözüm vadediyor. Eğitimlerde, işletmeler hem analiz ediliyor hem de A’dan Z’ye Endüstri 4.0 sürecine ilişkin bilgi alıyor. Analizde; yapılacak yatırım maliyetinin KOBİ tarafından üretim kapasitesi ile kıyaslanıp orada maruz kalınacak yatırımın geri dönüşü irdeleniyor. Daha sonra ise eğitim programına geçiliyor. Detayları Kaya şöyle anlatıyor: “Endüstri 4.0 sürecinin kalbini mühendislik oluşturuyor. Bu nedenle eğitimlerimizde alanında uzman mühendisler geniş yer tutuyor. Daha sonra sürece bütçeleme ve maliyetlerin doğru tayini için Muhasebe Ana Bilim Dalı devreye giriyor. Tüm teknik altyapının üzerine ise işin estetiği olan Endüstriyel Tasarım Bölümü sanatını icra ediyor. İşletmeye dönüşümün reçetesi veriliyor. Programı ‘terzi usulü’ hizmet olarak yorumlayabiliriz. Programın içinde iş gücü profilinin önemli oranda değişimden kaynaklı olarak insan kaynakları planlaması ve değer zinciri, tedarik zincirinin yeniden şekillenmesi de yer alıyor.” Yeditepe Üniversitesi’nin çeşitli bölümleri bu alanda 2018 itibariyle ders programına Endüstri 4.0 sürecini dahil ediyor.
Üniversite-sanayi işbirliği ağırlık kazanıyor
Yeditepe Üniversitesi, 80’e yakın direkt üniversite-sanayi işbirliği kapsamında nitelenebilecek çalışmaya imza attı. SanTez, TÜBİTAK 1505, danışmanlık, sanayi ile ortak tez (yüksek lisans ve doktora) çalışmaları ana başlıkları altında bu projeler gerçekleştirildi. Üniversite ayrıca sektörün talep etmesi halinde son teknolojiyi yakından takip eden alt yapısı ile ihtiyaç halinde de ölçüm, test ve analiz gibi alanlarda gelen taleplere de cevap verebiliyor.
Yeditepe Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi Direktörü ve Yeditepe Üniversitesi Sanayi İşbirliği Komisyonu’nda görev alan Doç.Dr. Serkan Topaloğlu, YeditepeSEM ile işbirliği çatısı altında Endüstri 4.0 özelinde lisans öğrencilerine yönelik Otomotiv Teknolojileri Sertifika Programı çalışmalarının başladığını, önümüzdeki dönem ise Türkiye’nin ihtiyaçları doğrultusunda uzmanlık alanlarına yönelik benzer çalışmalar yapacaklarını sözlerine ekliyor.

Alüminyum sektörünün merkezi:ALUTEAM
Alüminyum Test Eğitim ve Araştırma Merkezi (ALUTEAM), Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi ile Girişimci Alüminyum Sanayici ve İş Adamları Derneği tarafından, İstanbul Kalkınma Ajansı’nın da proje desteği alınarak 2011 yılında kuruldu. Merkez, alüminyum sektöründe; test, araştırma ve eğitim sacayağını buluşturuyor;  KOBİ ağırlıklı sektör temsilcilerine hizmet vermenin yanısıra ‘Milli Projeler’de kullanılan alüminyumun niteliğinin artırılması gibi önemli görevler yürütüyor. 
Merkez, sanayi-üniversite işbirliği çerçevesinde alüminyumun katmadeğer oluşturacak alanlarda kullanılmasını ve ülkemizin bu alanda dünya çapında rekabet gücünün artmasını sağlamayı hedefliyor. ALUTEAM ayrıca alüminyum sektörü ve ilgili tüm sektörlerin ortak kullanımına ve işbirliğine açık, uluslararası ölçekte bir araştırma merkezi olmak misyonuyla hareket ediyor. Merkez, son yıllarda oluşturulmaya çalışılan ‘tematik araştırma merkezi’ stratejisinin öncülerinden biri olarak dikkat çekiyor. Alüminyum alanında bir merkez olmanın temel nedeni ise sektörün Türkiye’deki kapasitesi ve potansiyeli.  Zira Türkiye 1.3 milyon tonluk üretim kapasitesine sahip. Sektörün orta uzun vadeli hedefi ise üretimde 2 milyon ton bandına ulaşmak. Bugün 2.5 milyar dolar ihracat yapan sektör temsilcileri bunu 8 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor. Ayrıca sektör ürünleri geniş bir kullanım yelpazesine sahip.
Test, eğitim ve araştırma
Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi ALUTEAM Müdürü Yrd.Doç.Dr. Ebubekir Koç şu bilgileri paylaşıyor: “Alüminyum sektörünün bilgi eksenli gelişmesi önemli. Sektörde katmadeğerin artırılması sağlanmalı. Merkez olarak alüminyum sektörünün ihtiyacına uygun altyapı imkanları (laboratuvar) oluşturduk. Sektör temsilcilerinin ihtiyaçları doğrultusunda malzeme içerikli testleri uzman ekiplerimizle gerçekleştiriyoruz. Bugüne kadar firmalarımıza test hizmeti verdik ve 1601 testin gerçekleşmesini sağladık.”
Merkez’de test dışında “Teknik Eğitimleri” ve “Mesleki Eğitimleri” kapsamında genel eğitim hizmeti veriliyor. Teknik Eğitim; daha kısa süreli, belirli konularda ve yerinde veriliyor. Koç, “Firmada yeni bir ürün grubu portföye girmişse oradaki kadroyu bu ürüne uygun hale getirmeye çalışıyoruz. Meslek Eğitimlerimiz ise daha uzun soluklu bir eğitim anlamına geliyor. Konuyla ilgili uzmanların davet edildiği ve 20-30 firmanın katılım sağladığı, tartışma ortamında bilgi paylaşımının sağlandığı eğitimler düzenliyoruz” bilgisini veriyor. Eğitimler sosyal medya üzerinden canlı olarak yayınlanıyor ve sunumlar web sayfasından takip edilebiliyor. Alüminyumda bilgi artışını sağlamaya çalıştıklarının altını çizen Koç, bilginin paylaşılacağı platform oluşturmayı hedeflediklerinin altını çiziyor. Toplantılara ilişkin rakamsal verileri de paylaşan Koç, “34 seminer, 15 Mesleki Eğitim, toplam 446 katılımcıyla biraraya geldik” diyor.
Araştırma başlığı altındaki çalışmalar da ikiye ayrılıyor. Bunlardan biri “Ürün ve Proses Geliştirme.” Yeni ürün geliştirme konusunda firmalara burada destek sağladıklarının altını çizen Koç, “Gerekli hammaddeden başlayarak firmaya ürünle ilgili gerekli bilgi ilavesini sağlamış oluyoruz. Buna nitelikli imalat da diyoruz ve firmalarımız tarafında talep alıyoruz. Bu hizmetimizle birçok firmamızı; aynı iş, aynı mühendis kadrosuyla dünya çapında işletmelerin tedarikçisi konumuna gelmesine vesile olduk” diyor.
“Tasarım ve Ürün Geliştirme” kapsamında ise Merkez’de tasarım, prototipleme ve butik üretim hizmeti veriliyor. Tasarım fikri olan firmalar, Merkez’de A’dan Z’ye prototiplerini gerçekleştirebiliyor ve isterlerse butik üretim yapılabiliyor. Metal ve plastik 3D yazıcıların kullanıldığı tesiste, tasarımlar işlevsel ürünlere dönüşüyor. Koç bu konuda şu bilgiyi veriyor: “Bunun dışında nitelikli alüminyum ekstrüzyon kalıplarıyla ilgili çalışmalar yaptık. İlk defa ekstrüzyon kalıbını mevcut konvansiyonel yöntemler dışında üreterek kullanılır hale getirdik. 3 ayrı firmada denedik ve başarılı olduk. Bu yöntemi dünyada ilk defa kullanarak imalatı gerçekleştirdik ve önemli bir başarı elde edildi. Bu bölümde, aynı zamanda, savunma sanayi başta olmak üzere firmalara hizmet veriyoruz. Savunma sanayinde parçayı üretiyoruz ve tedarik boyutunda imal ediyoruz. Bugüne kadar çok sayıda firmaya prototip üretim yaptık. Ayrıca Merkez, tasarımdan başlayarak, bugüne kadar 11587 adet ‘Plastik Hızlı Prototipleme Son Ürün Parça ve 657 adet Metal Hızlı Prototipleme ve Son Ürün Parça’ imalatı gerçekleştirdi.”
Milli projelerin nitelikli alüminyum ihtiyacına çözüm
Ebubekir Koç, alüminyum sektörüyle ilgili dönüşüm sürecini takip ettiklerinin altını çiziyor. Koç, süreci ‘Endüstri 4.0 veya ‘dijital dönüşüm’  kapsamında tanımlamıyor; ‘milli teknoloji hamlesi zamanı’ diyor. Koç, “Bizim açımızdan sektörün daha dijitalleştirilmesi ve bilgi yoğun hale getirilmesi ve ekonominin bilgi ekonomisine dönüştürülmesi süreci var.  Bu sürecin başında firmalara yön verecek, sinerji oluşturacak ve süreci destekleyecek, hangi yöne gidilmesi gerektiğini işaret edecek, firmalara destek verecek merkeze ihtiyaç vardı. Başlamamız bu iki eksendi. İki eksende doğru bir şey yaptığımızı bugün itibariyle görüyoruz” diye konuşuyor.
İş eksenli modeli tercih ettiklerini ve ölçek ayrımı yapmadan hizmet verdiklerini kaydeden Koç, büyük işletmelere ise tamamlayıcı nitelikte destek olduklarını anlatıyor. Yapılan işe fatura kestiklerini ve terminli çalıştıklarını kaydeden Koç, “Doktoralı, daha önce sektörde değişik kademelerde çalışmış, konusunda uzman bir ekibimiz var. Ekibimiz 2017 yılı içinde 18 yayın yaptık. Firmalar, bilgiyi ve hizmeti buradan satın alabiliyor. Burası sanayicinin yeri. Sanayici buraya doğrudan giriş yapabiliyor. Üretici çok saygı duyulacak bir iş yapıyor. Biz de yük olmaya değil, onların yükünü almaya gayret gösteriyoruz” diyor.
Test hizmetini mümkün olduğunca kısa sürelerde sağladıklarının altını çizen Koç, çok sayıda firma ile alüminyum özelinde testler gerçekleştirdiklerini belirtiyor. Çevrede bulunan alüminyum sektörü özelinde kendilerini tamamlayacak farklı konularda çalışan araştırma altyapıları ile de işbirliği yaptıklarını kaydeden Koç, etkileşimi artırmanın ülke menfaatine olduğunu ve kaynakların boş yere israf edilmediğini açıklıyor. Koç, şu anda ALUTEAM’da makinelerin neredeyse tam kapasite çalıştığını dile getiriyor.
Mikro fonlar sağlanmalı
Ebubekir Koç, sektörde yürütülen çalışmalarda bir gerçeğin ortaya çıktığını belirtiyor o da firmalar için Ar-Ge finanse edilmeli. Burada bu finansın boyutu önemli. Çünkü 50 ve 100 bin TL’nin altında mikro Ar-Ge fonlar aslında önemli bir boşluğu doldurup firmaların ihtiyacı olan dönüşümü sağlayabilir. Koç, önerisini şöyle seslendiriyor: “Mevcut altyapı var. Firmalarda küçük değişiklikler yapıyoruz. Küçük ilave yatırım yapıldığında üretimin niteliği değişebiliyor. Küçük firmaları büyütmenin yolu bu sistemden geçebilir.”
Enerji verimliliği hizmeti 

veriyor
ALUTEAM’de ayrıca alüminyum sektörüne özel olarak enerji verimliliği ve sera gazlarının azaltılmasına yönelik saha çalışması da gerçekleştiriliyor. Bugüne kadar 60’a yakın saha çalışması için rapor oluşturduklarını anlatan Koç, “Bu proje ile alüminyum sektöründe ısıtma sisteminden oluşan enerji kayıp oranlarının tespit edilerek en az maliyet ile enerji verimliliği sağlanması ve enerjinin verimsiz kullanılması ile oluşan sera gazı salınımının azaltılması amaçlanmıştır” bilgisini veriyor.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner223

banner216

Kur dalgalanmaları yabancıya yaradı Markalı...
REIDIN-GYODER Yeni Konut Fiyat Endeksi sonuçlarına göre Temmuz ayında, markalı konut projelerinin yüzde...

Haberi Oku