EKONOMİST:
'Türkiye'nin sorunu yüksek enflasyon”

Piri Reis Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Ekonomist Prof.Dr. Erhan Aslanoğlu, yüzde 5 büyümeyi kamunun maliye

politikalarına ve ihracata bağladı ve uyardı: “Kamu destekli büyümenin sürdürülebilirliği için özel yatırımların artması gerekiyor, kalıcı

büyümenin yolu enflasyonla güçlü mücadeleden geçer.”
Türkiye ekonomisi 2017’nin ilk 6 ayında yüzde 5 büyüme rakamlarına ulaşmayı başardı. Performans, öngörülenden daha iyi oldu. Ekonomist Prof.Dr. Erhan Aslanoğlu’na göre ülkeler olarak ekonomide yüksek performansın tek adresi değiliz. Zira Avrupa da beklenenden daha iyi bir büyüme eğrisine imza atmış durumda: Avrupa’da yılın başında 1.8 öngörülen büyümesi yüzde 2.2’ye ulaşmış. Ve birçok ülke bu büyümeden belli ölçekte pay alıyor. Türkiye değerlendirmesi yapan Aslanoğlu, “Büyümenin nedeni olarak birincisi; Türkiye büyüyen dünya ekonomisinden ihracatta destek buldu. İkincisi ise kamunun farklı kanallarla maliye politikası desteği önemli rol oynadı. Sonuç olarak da şu anda bu destekler büyümeye yüzde 3 destek sağladı. Aksi halde yüzde 2-3 bandında büyüme olsaydı hem reel sektör hem finans sektörü için sıkıntılı bir süreç olacaktı” dedi.
Aslanoğlu, ancak verilen desteklerin sürdürülebilir olma noktasında problemler bulunduğunu aktardı. Aslanoğlu, şunları anlattı: “Şöyle bir kanı vardır: bütçe açığının Yurt İçi Hasıla’ya oranı yüzde 3’ü geçmemeli. Şu ana kadar yapılan kamu destekleri GSYİH’nın yüzde 1-2’sine denk geldi. Belki bir yıl daha model uygulanabilir ama bir yılı aşan uygulamalar bütçe açığı için sıkıntı yaratır. Faizlere baskı olur, dışarıdan da risk algısı artar. Şunun da altını çizmekte fayda var. Kritik olan bir kaynağı kullanıyorsunuz. O kaynağın doğru kullanılması gelecekte varlık olarak dönmesi sağlanmalı. Şu anda yapılan desteklerde onun takibi yapılmalı. Öngörüm; dünya ekonomisindeki büyüme ivmesi küçük de olsa yavaşlayacak. İçeride ise yerel seçimlere kadar kamu destekli büyüme modeli uygulanmaya devam edecek. 2018 yılında büyümenin yüzde 4-5 olarak gerçekleşeceğini düşünüyorum.”
Enflasyonla mücadeleye ağırlık verilmeli
Kamu destekli yatırımlar ekonominin temel kaldıracı olurken özel sektör kendisinden beklenen tepkiyi göstermiyor. Aslanoğlu’na göre özel sektörün yatırım yapmama nedeni ise iki nedene dayanıyor: Yatırım maliyetlerinin yüksek olması. Yani kredi faizlerinin, sermaye kullanma maliyetlerinin yüksek olması. İkinci neden ise siyasi-jeopolitik riskler. Aynı zamanda önümüzdeki dönem yerel seçimlerin olacağına ve seçimlerin her daim risk olarak algılandığına dikkat çeken Aslanoğlu, ekonominin yumuşak karnı ve birçok belirsizliğin nedeni olarak enflasyonu gösteriyor: “Resme genel bakarsak faizler neden yüksek. Birincisi Türkiye’de enflasyon yüksek, ikincisi ise risk algısı var. 12 aylık enflasyon beklentisi 8.5’larda. Şu andaki durum ise yüzde 10’larda. Yüzde 11.5  civarı da tahvil faizi var. Dolayısıyla kabaca 3 puan risk primi var. Ülkemizde son 15 yıldır 0.5 ile 4 arasındaki risk algısı 3.5’ta seyrediyor. Dolayısıyla yüksek risk fiyatlanıyor. Beklenen yatırım ortamı da enflasyon ve risk algısı inmeden kolay kolay gerçekleşmiyor.”
Enflasyonla mücadelenin yeterince güçlü yapılmadığı uyarısında bulunan Aslanoğlu, görüşlerini şöyle aktarıyor: “Enflasyon 2 olsa faizler 2.5 /3 olacak. Yani herkesin istediği nedir; düşük faiz düşük enflasyon. İnsanlar nereden para kazanırım, nereden daha fazla faiz alırım yerine ne iş yaparsak daha fazla kazanırım arayışında olacak. Zaten enflasyonun inmesi bizim birçok yapısal sorunumuzu çözmemiz demek. İyi bir ekonomi olmak için düşük enflasyon, iyi bir sistem ve sabır gerekiyor.”
Kurumsallaşmak çok önemli
Ülke olarak hem tüketim hem yatırım açısından istikrara ihtiyaç var. İstikrarı sadece siyasi olarak değerlendirmeyen Aslanoğlu, kişilerden bağımsız kurumların uluslararası standartlarda kurumsallaştığı bir yapının sağlanması gerektiğini paylaşıyor. Şunları anlatıyor: “Kurumlara güvenin yüksek olduğu, hukukun üstünlüğünde bir kurumsallaşmanın sağlandığı bir yapıya ihtiyaç var. Bunu başarabilen ülkeler sürüdürülebilir ve yüksek büyümede öne çıkıyor.” 
Büyüme yüzde 7’leri aşmalı
Ekonomi çok yönlü savaşı zorunlu kılıyor. Enflasyon, faiz derken genç nüfustaki işsizlik de büyük sorun olarak karşımıza çıkıyor. İktisatçı gözüyle değerlendiren Aslanoğlu, “Türkiye değil, dünyadaki tüm ekonomiler için en önemli sorun işsizliktir. Türkiye’de de konjonktürel bir işsizlik sorunu var. Ülke olarak büyümeyi kalıcı kılmak zorundayız ki işsizliği azaltalım. Kalıcı kılınacak büyüme oranı da yüzde 7’dir.  Bu oranı sağlamak zor fakat başarmalıyız.  Zira büyük desteklerle büyümeyi yüzde 5’e getirdik. Destek olmadan bu oranı yüzde 6-7’ye çıkarmak zorundayız. Türkiye’de ayrıca yapısal bir işsizlik sorunu var. Bu şu demek: Bazı alanlarda işi yapacak eleman yok. Bazı alanlarda ise fikir var yapacak sermaye yok. Bu yapısal bir sorundur. Bunu düzeltecek mekanizmaya ihtiyaç var” bilgisini verdi. Meslek liselerinin yapısal işsizliğe çare olabileceğini aktardı.
Kamu özel sektör ortaklığı kurulmalı
Büyümenin de kendi içinde uygun stratejiye dayandırılması gerekiyor. Şu anda da yatırım kompozisyonunda en büyük payı inşaat ve altyapı alıyor. Tasarruf ve yatırım eşitsizliğinin olduğu bir ekonomide tasarrufların büyük bölümünün inşaat sektörüne aktarılması önümüzdeki dönem sıkıntı yaratabilir.
Aslanoğlu, önemli bir uyarıda bulunarak şunları söylüyor: “Yapay zeka, bio teknoloji, robotlar ve nano teknolojiler geleceğin sektörleri. Bu alanlarda özel sektör tek başına risk almakta zorlanıyor,  çünkü çok büyük yatırım gerektiriyor, dışarıda o servis ağını kurmak çok maliyetli ve riskli. Ülke olarak bu alanda kamu ve özel sektörün ortaklığında çalışmalar yapılmalı. İsrail, Güney Kore ve Singapur bunu başardı. Kamu kuruyor ve büyüdükten sonra kamu payını özel sektöre devrediyor.”
Yatırım teşviklerinin çok fazla işe yaramadığını savunan Aslanoğlu, tek bir kişi veya tek bir politika ile dönüşümün sağlanamayacağını, bunun bütünsel bir strateji ile yaratılması gerektiğini ileri sürüyor.
İhracatçı komposizyonu genişletilmeli
İhracata dayalı büyüme stratejisine sahip bir ülke olarak Türkiye’nin ihracatını artırma noktasında  ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kaldığı aşikar. Bunun yolu da Ar-Ge ve inovasyondan geçiyor. Ürün portföyünün en az  yüzde 20 civarının ileri teknoloji ürünler olması gerektiğini ifade eden Aslanoğlu, kırılmanın ancak bu yöntemle geleceğine inanıyor. Ayrıca başka bir noktada da gidilen destinasyon.
Avrupa dışında da büyük pazarlar olduğunu söyleyen Aslanoğlu, önerisini şöyle detaylandırıyor: “Bazı yeni  pazarlardaki ağırlığımızı arttırmak zorundayız. Menzili artırmak, ürün kompozisyonunu değiştirmek lazım.  Güney Amerika ve Asya pazarına daha fazla ulaşabilmeliyiz. Burada sektörler tek başına sorumluluk alamaz. Kısa vadeli değil uzun vadeli kalıcı desteklenen sektörler bir şeyler  yapabilir. Desteğin de niteliği önemli. ‘Vergini indiriyorum’ anlayışından ‘gel beraber yapalım’ anlayışı ağırlık kazanmalı. Tabii kritik soru şu? Kamu adına kim yapacak?”
İhracat kanadını yürüten işletmelere, KOBİ’lere bir çağrıda bulunan Aslanoğlu, kurumlara bir strateji öneriyor: “KOBİ’lerin veya işletmelerin ihracatta dolaylı olarak da yer alması ve bir networkün içinde olmasında fayda var. Bir ürünün tamamını üretmek kadar bir parçasında uzmanlaşmak ve bir bütünün parçası olmak da önemli. Bir networke giremeyen KOBİ dünyanın en iyi ürününü dahi üretse satış yapmak kolay olmayabilir. Marka yaratıyorsanız işin içine dahil olmak önemli.”

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner199

Prof.Dr. Erinç Yeldan: “Üretkenlik yavaşlıyor”
Akademisyen ve Ekonomist Prof.Dr. Erinç Yeldan’a göre Türkiye 1980’lerden bu yana ithalata dayalı ve taşeronlaştırılmış...

Haberi Oku