EKONOMİST:
Türkiye'nin yapısal sorunları var, Referandum çare olmayacak
Bahçeşehir Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı, Ekonomi Bölümü Bölüm Başkanı Prof.Dr. Necip Çakır’a göre Türkiye gerek siyasi gerek ekonomik olarak belirsizliklerin içinde. Başta siyasiler olmak üzere herkesin dikkat kesildiği referandum ise tüm bu belirsizliklerin çıkışı olmayacak. Çakır, referandumun sadece iç politikaya göre bir uygulama olduğunu, Türkiye ekonomisinin kurumsal yapılanmasının önündeki engelleri ortadan kaldırmayacağını aktarıyor.
Çakır, “Tabii bu belirsizlikler bugünün bir ürünü değil. 2001 krizinden sonra ciddi yapısal reform sürecine girdik. Bunu da IMF ile yürüttüğümüz stand by anlaşmasıyla sağladık. Sonra ise IMF ile yolları ayırdık. Ancak şunu yıllarca söylüyorum Türkiye ekonomisinin en önemli sorunu ödevlerini yapmamasıdır. Bunu sağlamanın yolu da çıpadır. Türkiye’nin iki tane temel çıpası vardır; IMF ve Avrupa Birliği” diyor. IMF ile ilişkilerin yürütülmesi için illa stand by anlaşmasına ihtiyaç olmadığını kaydeden Çakır, gelişmiş bir ekonomi olan İngiltere’nin dahi ‘gözetim altında tutulma’ anlaşması uyguladığını aktarıyor. AB ile ise neredeyse iplerin kopma noktasına geldiğinin altını çizen Çakır, şöyle konuşuyor: “Bu çıpalar olmadığı zaman Türkiye ekonomisi ciddi bir belirsizliğin içine sürükleniyor. Türkiye’de siyaset 50 yıldır böyle yapılıyor, yapısal reformları yapmamayı tercih ediyor. Şunun da altını çizmekte fayda var. Bu hükümetin yapısal reformlar için ciddi şansı vardı. Özellikle 2004 yılında Türkiye ekonomisi zirveye çıktı. Ondan sonra da korkunç düşüş yaşandı. Dünya ekonomik krizi olmasaydı muhtemelen Türkiye ekonomisi 2009’da krize girecekti. Tüm bu sorunun nedeni de yapısal reformların zamanında yapılmamasıdır.”

Üretkenlik bitti küçülme başladı
Necip Çakır, “İster Türkiye olsun ister dünyanın herhangi bir ülkesi eğer bir ülke üretkenlik artışını herhangi bir şekilde gerçekleştirmiyorsa krizden çıkamaz” görüşünü savunuyor. 2001 krizinden sonra ülkede ciddi bir üretkenlik artışı yaşandığını aktaran Çakır, sürecin 2007 yılına kadar sürdüğünü ancak daha sonra ise bu sürecin tersine dönmeye başladığını anlatıyor.
Türkiye dışındaki rekabetçi piyasalarda tam tersi bir trendin yaşandığının altını çizen Çakır, görüşlerini şöyle aktarıyor: “2007 yılında Türkiye’nin üretkenlik artışı durdu. Ekonomi kötüye gitmeye başladı. Burada stratejik hata; mevcut iktidarın yapısal reformları ötelemesidir. İkincisi ise ihracat sıkıntısıdır. Dolar 1.10 iken nereye ihracat yapıyorsak dolar 4 TL olduğunda da aynı ihracatı yapıyoruz. Yani ihracatımız tıkanmış durumda.”
İhracatta Türkiye’nin düşük ve orta teknolojinin ötesine geçemediğini kaydeden Çakır, yüksek teknolojiye geçişin bir türlü sağlanamamasının ön koşulu olarak da eğitimi gösteriyor: “Eğitimde niteliğimiz zayıf. Pisa değerleri de bunu gösteriyor. Bakıyorsunuz 2016’daki pisa değeri 2003’ün bile altında. Dolayısıyla biz bu süreci olduğu gibi kaybetmişiz. Güney Kore, Finlandiya veya Singapur üretkenlik artışını eğitimle sağlıyor. Biz tam tersini yapıyoruz. El yordamıyla eğitim politikasını yürütmeye çalışıyoruz.“

Önceliklendirilmiş yapısal reformlar hayata geçirilmeli
Yapısal reformların ilk sırasına eğitimi koyan Necip Çakır, ardından ise hukuku yerleştiriyor. Bu gün Körfez geçişiyle ilgili sorunda kişi veya kurumların California Tahkim Mahkemesi’ne başvurduğunu aktaran Çakır, “Türkiye’de ilgili makam yok. Yıllardır söylüyoruz. Hukuk reformu olmadan 1. sınıf demokrasi olmadan ‘adam’ olamayız. Bunlar sağlanmalı. Sonra Kamu İhale Yasası ele alınmalı. Bir yasa 164 kez değişiyorsa burada bir sorun var demektir. Ardından; Vergi Reformu geliyor. Vergi gelirlerinin 3’te 2’si dolaylı vergilerden geliyor. Bu da gelir dağılımının ne kadar bozuk olduğunun işaretidir. Sonra ise kalkınma stratejisi oluşturulmalı. İnşaata bağımlı bir ülke olmadan öteye geçmemiz gerekiyor” açıklamasını yapıyor.
İnşaat sektörünün ekonomiye geri dönüşsüz tahribat yarattığını ifade eden Çakır, şöyle konuşuyor: “Geçmişte Türkiye’nin kıyılarını yazlıklarla doldurduk. Trilyonlarca dolar yatırım orada öylece yattı. Bunu şimdi Türkiye’nin geneline yaydık. Ve tüm yatırımlar kapasitesinin altında hizmet veriyor. Körfez geçişi, 3. Havalimanı yolcu kapasitesi hayal. Birkaç yıl öncesine kadar inşaat sektörü yatırımların yüzde 47’sini alıyordu. İnşaatta şöyle bir durum var. Parayı gidiyor oraya gömüyorsun. Topluma fayda sağlamıyor. 1 milyon TL’ye daire alacak insanın kafasından şu geçmeli; kiraya verirsem kaç yılda amorti eder. Eskiden bu oran 10 yıldı. Şimdi 20-25 yıla çıkmış. Demek ki bu karlı yatırım değil. Alınmamalı. İktisat politikası oluşturmak yerine günü kurtarmaya çalışıyoruz. İnşaat ile idare ediyoruz. ”
Necip Çakır, tüm süreçte iş dünyasından ziyade siyasilerin sorumlu olduğunu kaydederek Winston Churchill’in “Gelecek seçimleri değil gelecek nesilleri düşünen politikalar lazım” sözünü hatırlatıyor. Çakır, “İşadamı her şeyden önce gelirini korumaya çalışıyor. Bunun için fabrikasını kapatıp alışveriş merkezi kuruyor ya da inşaat yapıyor. Bunun sorumlusu da iş dünyası değil siyasilerdir” diyor.
Son günlerin popüler konusu Varlık Fonu’na ilişkin görüşünü sorduğumuz Çakır, buna benzer yapıların genelde petrol gibi hammadde kaynağı olan ülkelerde uygulandığını belirterek, “Türkiye’de öyle bir doğal varlık yok. Ancak şunu belirtmekte fayda var. Bu fona devredilen varlıkların kaynakları inşaat gibi geri dönüşü olmayan yapılarda kullanılırsa gün kurtulur ama uzun vadede Türkiye ekonomisine fayda sağlamaz” açıklamasını yapıyor.

Almanya Avrupa Birliği’ni yok etti
Türkiye’nin ihracatının omurgasını Avrupa Birliği oluşturuyor. Ama Avrupa’da işler iyi gitmiyor. Necip Çakır, buna gerekçe olarak da Almanya’yı gösteriyor ve “Almanya AB’yi yok etti” diyor. Almanya’nın üretkenliğine diğer ülkelerin ulaşmasının imkansız olduğunu savunan Çakır, görüşlerini şöyle aktarıyor: “Almanya diyor ki ‘siz üretmeyin ben üreteyim. Hatta size kredi veririm o kredi ile de benim ürettiğimi alırsınız.’ Bu yaklaşım Avrupa’yı bu hale getirdi. Almanya, Avusturya, Hollanda gibi kuzey ülkeleri ile İtalya, İspanya, Yunanistan hatta Fransa gibi güney çok farklılaştı. Bu sürdürülebilir bir durum değil. Almanya GSYİH hasılasının yüzde 8’i kadar ticaret fazlası veriyor. Buna karşın Güney Avrupa sürünüyor. Avrupa Birliği Japonya gibi çok yıllı bir krizin içine girdi. Japonya 1986’dan bu yana durgunluğun içinde. Avrupa’nın daha farklı kaderi olmayacak. Bu gidişle önce Euro gider sonra da Birlik.” 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner201

banner199

Prof.Dr. Erinç Yeldan: “Üretkenlik yavaşlıyor”
Akademisyen ve Ekonomist Prof.Dr. Erinç Yeldan’a göre Türkiye 1980’lerden bu yana ithalata dayalı ve taşeronlaştırılmış...

Haberi Oku