26. Kalite Kongresi ve 2017 Türkiye Mükemmellik Ödülleri
Değerlendirmede;  Türkiye Mükemmellik Ödülü’nü; Adapazarı Gaz Dağıtım A.Ş. (AGDAŞ) ve Ege Serbest Bölgesi Kurucusu ve İşletmesi A.Ş. (ESBAŞ) aldı. Türkiye Mükemmellikte Süreklilik Ödülü’nü ise Tarsus Belediyesi kazandı.

KalDer ve TÜSİAD işbirliğinde “Dönüşüme Liderlik” temasıyla düzenlenen 26. Kalite Kongresi ve 2017 Türkiye Mükemmellik Ödülleri Töreni İstanbul’da gerçekleştirildi. KobiEfor’un iletişim sponsoru olduğu etkinlik; iş, bilim, akademi, medya ve sanat dünyasından bine yakın isim tarafından takip edildi. Açılış konuşmasını KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Buket Eminoğlu Pilavcı ile TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik’in yaptığı etkinlikte Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu, bilimsel kalp pilinin mucidi olan ve yaptığı çalışmalarla dünyanın dikkatini çeken Dr. Canan Dağdeviren, Sanatçı Sunay Akın gibi pek çok isim katıldı. Organizasyonda;  “Ben Aşkla Bilim Yapmayı Annemden Öğrendim, Önce Hayal, Fütürizmden Realiteye: Dönüşen Dönüştüren Teknoloji, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Riskleri, Sürdürülebilirliğin Ana Faktörü Olarak Çalışan Güvenliği, İş Hayatında İyi Olma Hali Ruhun Ergonomisi ve Mutluluk, Dönüşen Liderlik, Geleceğin İşgücü ve Değerlenen İnsani Yetenekler konularında oturumlar gerçekleştirildi.

Pilavcı: Belirsizlik yeni normal
Kalite Kongresi'nin ilk gün açılışı Beşiktaş Belediyesi Filarmoni Orkestrası dinletisi ile yapıldı. KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Buket Eminoğlu Pilavcı, dönüşüm çağının, teknolojik gelişmelerden sosyal, kültürel, siyasi değişimlere, global ekonomik sistemdeki yeni yaklaşımlardan bölgesel politikalara kadar birçok alanı etkilediğini söyledi. Pilavcı, içinde bulunulan çağda belirsizliğin yeni normal olarak kabul edildiğini, içinde bulunulan süreçte; çeviklik, öngörü, hızlı karar alma, uygulama ve en önemlisi uyum sağlamanın kurumsal ve bireysel yetkinlikler listesinde üst sıralarda yer almaya başladığını kaydetti.

Yeni dünya düzeninde ekonomi ve etik, eylem ve derin düşünme, maddi güç ve sevgi gibi dilemmaları bağdaştırma kabiliyetine sahip yeni bir lider nesline ihtiyaç olduğunu ifade eden Pilavcı, şunları kaydetti: “Zaman, akışkan stratejiler zamanı... Kesintisiz bir bilgi akışını yönetebilecek şekilde yapılanmak, bildiklerimizi unutarak yeni bir girişimci gibi, paydaşlarla bir ağ içinde hareket etmeyi öğrenmek zorundayız. Yeni çağın taleplerine bakarsak yaratıcılık, kültürel farkındalık, bireyselleşen taleplere cevap verecek çözümler üretme, sezgisel yeteneklerini maksimum kullanma, geleceği şekillendiren trendleri ortaya koyma gibi yetenekleri hemen seçebiliriz.” Teknolojinin küresel refaha hizmet eden bir kaldıraç olarak ele alınması gerektiğini aktaran Pilavcı,  sadece dijital dönüşümün kurumlarda yayılımı ile değil, aynı zamanda toplumun da akıllı topluma evrilmesi için adımların bilinçle atılması gerektiğini belirtti.

Bilecik: Dönüşümde fırsat var
TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik, dönüşümün hayatın her alanında hissedildiğini belirterek, “Dönüşümün fırsatlarını ve faydalarını kucaklayabilmek için her birimizin öncelikle değişimin kaçınılmaz olduğunu kabullenmesi gerekiyor. Çünkü kelebek bir defa kanatlandı mı, bir daha asla tırtıl haline gelmez” dedi. Bilecik, şunları kaydetti: “Bu kuvvetli dönüşümün sektörler temelinde yansımalarını saymakla bitiremeyiz. Sağlıkta, enerjide, otomotivde, teknolojide, hukukta, kısaca her sektörde oyunun kurallarının ne denli değiştiğine hepimiz her gün şahit oluyoruz. Aslında içinden geçmekte olduğumuz bu ilginç süreçte birçok ana dönüşüm noktası var. Bunlardan üçü, üretimde dönüşüm, insanda dönüşüm, ülkede dönüşüm.”

Dünyanın her yerinde, karar vericiler ve iş dünyasının işinin geçmişe kıyasla daha zor olduğunu belirten Bilecik, farklı düşünmenin, politikaları çok boyutlu kurgulamanın ve uygulamaları hem en hızlı hem de en hatasız şekilde hayata geçirmenin artık kaçınılmaz olduğunu söyledi.  Bilecik, “10 yıl gibi kısa bir süre içerisinde yeni jenerasyonun iş hayatındaki ağırlığının hissedilir şekilde artacağını düşünürsek, mevcut iş yapış şekillerimizi ve modellerimizi de değiştirmemiz şart. İnovatif ve yaratıcı çözümlerle bu dönüşümü en verimli şekilde gerçekleştirmek mümkün. Dönüşüme liderlik etmek isteyen kurumlar, farklı düşünen ve sorgulamaktan korkmayan, yaratıcı ve yenilikçi insan gücüne yönelmeliler” diye konuştu.

Yeni döneme ayak uydurmak için reçetenin belli olduğunu aktaran Bilecik, şunları aktardı: “Dijitalleşme konusunda ülkelerin başarısı için hükümet politikalarının önemi çok büyük. Bu dönüşümde geri düşmemek için ülke olarak dijitalleşme stratejimizi kusursuz hale getirmemiz gerekir. Hepsini konuştuktan sonra, diyorum ki, 'bir şey'i değiştirmezseniz, diğer üçü de hayal olur. Nedir bu, 'Zihniyet Dönüşümü.' Hatta ben buna 'Zihniyet Devrimi' demeyi daha uygun buluyorum. Çünkü, 'Fikriniz değiştiğinde işiniz değişir. İşiniz değiştiğinde ortamınız değişir. Ama düşünceleriniz değiştiğinde hayatınız değişir.' Yani, değişim zihinde başlar.”

Dağdeviren: Hayallerinizin peşinden gidin
Kongrenin özel oturum konuğu MIT MEDIALAB, Öğretim Üyesi Dr. Canan Dağdeviren idi. “Ben Aşkla Bilim Yapmayı Annemden Öğrendim!” temasıyla konuşma gerçekleştiren 32 yaşındaki Dağdeviren, başarı süreçlerindeki dönüm noktalarını anlattı. İlime olan aşkını Pierre Curie’ye, hayat felsefesini Atatürk’e borçlu olduğunu aktaran Dağdeviren, hayal kurmanın ve hayallerinin peşinden gitmenin başarı getireceğini kendi hayatından örnekler vererek açıkladı. Konuşmasında bilimin önemine işaret eden Dağdeviren, şu tanımı yaptı: “En başta bilim, hayattaki en hakiki mürşittir. Doğrudur, sebeplere dayanır. Objektiftir; kişilere, mevkilere göre saf değiştirmez. Adildir; herkes için aynı sonucu verir. Saftır. Nankörlük nedir bilmez. Çalıştıkça daha çok verir, daha çok öğretir. Özgürdür. Dengelidir; her olgusunun bir sebebi vardır. Ve tabi ki sonsuzdur.” Harvard Üniversitesi’nin Genç Akademi üyeliğine (Junior Fellow of Harvard) seçilen ilk Türk olan Dağdeviren’in çalışma alanlarını; giyilebilir kalp pili, cilt kanserini teşhis eden cihaz gibi cihazlar oluşturuyor.

II. GÜN

Dönüşüm yeni iş yapış şekli demek
Kongrenin ikinci günü moderatörlüğünü Hakan Güldağ’ın yürüttüğü Özel Oturum ile başladı. Oturuma Borusan Holding CEO’su Ağah Uğur ile Sabancı Holding Sanayi Grup Başkanı Cenk Alper katıldı. Kutuplaşmanın, korumacılığın ve bunların getirdiği bazı avantaj ve dezavantajların söz konusu dönüşümün ana sebepleri olduğunu söyleyen Uğur, dönüşümle birlikte yeni bir ekonominin oluştuğundan bahsederek, şunları kaydetti: “Eskiden hangi sektörde olursanız olun, onuncu, dokuzuncu, sekizinci, yedinci, altıncı ya da beşinciye yer vardı, dördüncüye bile yer vardı. Bugün ise öyle hızlı bir değişimle gelen yıpratıcı ve yok edici faktörlerin olduğu bir dünyada yaşıyoruz ki ikinciyseniz bile geleceğiniz riskte, üçüncünün baya büyük bir riskte. Bütün dünyayı domine eden şirketlerin değerleri 1 trilyon dolara yaklaştı. Bu tip para kazanan şirketler daha çok yatırım yapıyor ve geleceğe öncülük ediyor. Fark gittikçe açılıyor. Dolayısıyla en büyük fark burada yatıyor. Dönüşüm yaratabilmek için öncü olmanız lazım, takip edici olmak yetmeyecek.” Agah Uğur, öncü olmanın farklı şartları bulunduğuna dikkati çekerek, bu farkı yaratabilmek için dijitalleşmenin de tanımının çok iyi yapılması gerektiğini vurguladı.

Sabancı Holding Sanayi Grup Başkanı Cenk Alper de kurumsal firmaların dönüşmek zorunda olduklarını belirterek, start-up firmaların kendilerinden çok daha avantajlı olduklarını söyledi. Start-up firmaların işe tamamıyla yeni bir fikirle başlayarak, herkesin ulaşabileceği teknoloji, finansal fonlama, insan beyni gibi kaynakları çok daha etkin bir şekilde kullandığını ve bir dev oluşturabildiğini anlatan Alper, şu değerlendirmelerde bulundu: “Onlarla rekabet edebilmek için yıllardır sanayiden, perakendeden, bankacılıktan gelen bizler dönüşmek zorundayız. Biz kendimize bir A noktasından yola çıkarak gideceğimiz bir B noktası tanımlarken bir bakıyorsunuz o uzun saçlı küpeli genç çıkıyor, o B noktasının yerini iki günde değiştiriveriyor. Dolayısıyla onu yapabilecek esnekliği var. Artık vizyonlarımızın yüzde 15 büyüme ve gelişme şeklinde olmaması lazım çünkü o rekabetteki gencin içinde bir tutku var. Artık bugünün gençliği sadece sizin söylediğiniz sonuçları değil, o tutkuyu da arıyor liderde. Dolayısıyla siz dönüştürmek istediğiniz bir şirkette vizyonunuzla birlikte o tutkuyu da insanlara aktaramıyorsanız, insanlar nereye gideceklerini şaşırıyor.

Zorlu: Lider kötümser olamaz
Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu, Kalite Kongresi'nin ikinci gününde düzenlenen "Yaşam Biçimi Olarak Kalite" oturumuna katıldı. Yaşam öyküsünden örnekler vererek liderliğin Allah vergisi ve tek şartının da insanın kendisini, işini sevmesi olduğunu aktardı.

Zorlu, hayal gücünün ve kalitenin önemine işaret ederek, şunları kaydetti: “Babamın iş yapışıyla benim iş yapışım arasında fark var. Benim çocuklarımla benim aramda da fark var. Ben elektronikte, tekstilde bir yerlere gelirken devamlı araştırma içerisindeydim ne yapabilirim diye. Bir gün Almanya’dan gelirken uçakta kanatlara ve iki tane motora bakarak buna dair bir yeniliğin yapılabileceğini düşünmüştüm. Hayal etmek önemli. Biz insansız uçak yaptık, bugün ihraç ediyoruz. Hem de silahlı, silahsız, yüzde 100 Türk mühendislerinin ve tamamen yazılı, donanımı bize ait.”

Zorlu, iş insanlarının kendilerine bakmaları ve kendilerini yenilemeleri gerektiğini belirterek, "Biz bir yarışçıyız. Ben her zaman birinciliğe oynarım, hiçbir zaman için ikincilik düşüncem yoktu. Hayalim her şeyde öncelikli ve yenilikçi olmaktı. Zorlu Center bile çarşı, ofis, otel, rezidans ve kültür merkezi ile 5’i bir yerde... Burası bile bir hayal ürünüdür. DenizBank da bir hayal ürünüdür. Başka yatırımlar da yaptık. Sanayide o zamanlar 15 bin kişi çalışıyordu. Şu anda 30 bin çalışanımız var. Vestel ile tanıştığımız zaman 380 bin televizyon üretiyordu. Bugün ise 35 milyon cihaz üretebilecek kapasiteye sahip. Geçen yıl 25 milyon üretti” ifadelerini kullandı.

Liderin kötümser olduğunda iyi bir lider olamayacağının altını çizen Zorlu, “Kötümserlikle hiçbir yere gidemeyiz. Etrafımızdaki ülkelere bakıyorum. Suriye 10 milyon göç vermiş, ben onlara bakıp şükrediyorum. 1980’lere dönüp bakıyorum, bugünle arasında fark var ama yeterli mi, Güney Kore’ye bakıyorum. Çok daha fazla çalışmamız, hatta işimize aşık olmamız gerekir. Ben her zaman 'önce ülkem, sonra kurumum ve ailem gelir' derim. Bu düşünce içinde olmamız lazım” diye konuştu.
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner199

Gagavuzya Türk işadamlarını bekliyor
“Gagavuzya coğrafyası iş dünyası için bir cazibe merkezi olmaya aday!” Marmara Grubu Vakfı Başkanı...

Haberi Oku