Dr. Akkan Suver, 20. Avrupa Forumu'nda konuştu:
Başkanlığı'nı Avusturya’nın Savunma (E) Bakanları’ndan Dr. Werner Fasslabend’in yaptığı “Avusturya, Avrupa Güvenlik Enstitüsü-AIES” ile “Viyana Diplomat Akademisi-DAW” ve “Avrupa Araştırmalar Merkezi-WMCES” tarafından düzenlenen 20. Avrupa Forumu’nda Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Dr. Akkan Suver, “Avrupa’nın Geleceği için Stratejiler” konulu forumda konuştu.
Forumda, Dr. Susanne Keppler-Schlesinger “DAW” adına, Tomi Huhtanen de “WMCES” adına söz aldı. Misafir olarak ise Slovakya Devlet Bakanı Miroslaw Lajcak, Polonyalı Senatör Dr. Bogdan Klich, Londra Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Başkanı Dr. François Heisbourg, Latvia Devlet Bakanı Jenis Karlsbergs, Brüksel Egmont Enstitüsü Müdürü Prof.Dr. Sven Biscop ve Pakistan Savunma (E) Bakanı General Asıf Yasin Malik konuşurlarken Avusturya adına da İçişleri Bakanı Wolfgang Sobotka ile Avusturya (E) Cumhurbaşkanı Prof.Dr. Heinz Fischer hazır bulunarak görüşlerini açıkladı. Biz de KobiEfor olarak Dr. Akkan Suver’le yaptığı görüşmeleri değerlendirdik:

KobiEfor: 20. Avrupa Forumu’nda hangi konulara değindiniz?
Akkan Suver:
Önce ülkemin Avrupa Birliği (ASB) normlarında ortaya koyduğu ve koymaya devam ettiği süreçten söz ettim. AB’nin reform sürecinin her zaman Türkiye’nin öncelikleri arasında yer aldığını, almaya devam edeceğini vurguladım. Bizim bu süreci, Türk demokrasisinin gelişmesi ve ülkemizin kalkınması için fırsat olarak gördüğümüzü anlattım. Türkiye’nin tarih boyunca hep güçlü bir Avrupa devleti olduğunu ayrıca, Ortadoğu, Balkanlar, Kafkaslar, Akdeniz, Karadeniz boyutlarıyla her zaman Avrupa’nın güçlü bir müttefiki olduğumuzu belirttim.
Yaklaşık 100 yıldır güçlü Avrupa demokrasisine de sahip olan Türkiye’de, 15 Temmuz gecesi halkımızın ne derece yüksek bir demokrasi bilincine sahip olduğunu bütün dünyaya gösterdiğini örnekleriyle söyledim. Bugün Türkiye’nin Avrupa’nın dışından değil, içinden konuşan bir ülke olduğunu, Avrupa’nın geleceğinde söz sahibi olan en güçlü devletlerden biri olduğumuzu gündeme getirdim. Pek çok Avrupa ülkesinden daha üstün standartlara sahip olduğumuzu da anlattım. Bu nedenle objektif kriterler açısından Türkiye’nin aslında pek çok ülkeden daha fazla AB’ye üye olma hakkına sahip olduğunu da vurguladım.
AB’nin son göç krizi gibi ağır bir insani ve siyasi krizi sadece Türkiye ile işbirliği yaparak çözebileceğini, bu ve benzeri konuların işbirliğimizin potansiyelini göstereceğini de belirttim. Ve şunları ekledim; “Türkiye ile ilgili konular artık Türkiye’nin meselesi olmaktan çıkmış AB’nin nasıl bir gelecek beklediğini göstermektedir. AB için vizyonlu bir gelecek ancak Türkiye ile mümkündür. Siyasi ekonomik konularda küresel rol almak isteyen AB bunu ancak Türkiye ile başarabilir. Bu nedenle vize serbestisi dahil tüm konular AB’nin Türkiye hakkında verdiği kararlar olmanın ötesine geçmekte ve kendi geleceği hakkında vereceği kararlara dönüşmektedir.
Türkiye reformlarla ilgili kararlılığını sürdürmektedir. Bunu milletimiz için ulusal çıkarlarımız için yapmaya devam ediyoruz. Subjektif olmayan ideolojik önyargılardan arınmış bir AB görüşüyle her zaman uyum içinde olduk, uyum içinde olmaya devam edeceğiz. Ancak AB’deki önyargılarla donanmış bir bakış açısını da asla kabul etmiyoruz. Bu durum AB’nin sadece Türkiye bakımından değil, kendisi açısından da geleceği açısından da hayırlı değildir.”
AB ile ilgili İngiltere’nin aldığı bir kararı hatırlattım. Bunun aslında AB’ye bir uyarı olduğunu söyledim. AB'nin gelecek vizyonunu gözden geçirmesinin, bundan sonra alacağı kararlarda nerede hata yaptığını bir kez daha sorgulamasının önemi üzerinde durdum. Ayrıca Türkiye’nin yarım asrı geçen bir süredir AB üyeliği yolunda çalışmalarını sürdüren bir ülke olduğunu ve üzerine düşeni fazlasıyla yaptığını, bundan sonra kararın AB’nin olduğunu belirttim. ‘İster Türkiye’nin birliğe girmesi yönünde irade kullanırlar isterse başka bir iradeyi tercih edebilirler’ diye de kestirip attım.
Türkiye’nin bölgesinde yalnız Avrupa’nın değil Kafkaslar’ın Ortadoğu’nun teminatı olan bir ülke olduğunu, Avrupa’ya bugün bölgede yaşanan tehditlerin ulaşmamasının, göçmen krizinin Avrupa’yı asgari düzeyde etkilemesinin en temel gerekçesinin güçlü bir Türkiye’nin bölgede var olmasına bağlı olduğunu da dinleyicilerle paylaştım ve kürsüden inerken; “Biliyorum ki geleceğimizi tehdit eden koşullardan kurtulabilmemiz ancak işbirliğimizle diyalogla birbirimize destek olmamızla mümkün olabilecektir. Diyalog, daha çok diyalog” dedim.
15 Temmuz 2016 günü ülkemde; demokrasiye, cumhurbaşkanımıza ve seçimle işbaşına gelmiş bir cumhuriyet hükümetine karşı terörist bir darbe yapılmak istendiğini ve sahte bir din adamının öncülük ettiği bu terörist kalkışmayı milletimizin, ordumuzun, polisimizin elbirliğiyle önlediğini anlattım.
Bugün ülkemin, istikrar içinde, demokratik normlar dahilinde yaşamını sürdürdüğünü de söyledim. Terör afetinin bugün insanlığın önünde barışı tehdit eden ve stratejiyi zorlaştıran en önemli faktör olduğunu, ülkelerin terörü kınamalarını ama aynı zamanda bazı ülkelerin, başka ülkeleri zaafa uğratmak için imza koydukları dokümanları bir kenara bırakarak, el altından teröre destek verdiklerini de belirttim. Ardından da dedim ki; “Elbette Türkiye, Orta Avrupa gibi bir coğrafyada olsaydı bugün konuşma şeklim daha başka olurdu. Ama biliyoruz ki Orta Avrupa’nın sınır komşuları arasında ne Suriye ne de Irak var. Türkiye bir yandan terör örgütleriyle mücadele ederken bir yandan da Suriyeli ve Iraklı göçmenlere, mültecilere kucak açıyor. Sorumluluğa ortak olmak gerekiyor. Bu insanlık dramının acılarının azaltılmasına mutlak ortak olmak lazım. Gelin buna engel olun. Önemli olan insanların hayatıdır, barışıdır, huzurudur. Türkiye elindeki imkanlarla üç milyon mülteci için çok şeyler yapıyor. Bizim misafirimiz olan bu insanlara yaşadıkları acıları unutturmaya çalışırken bir yandan da onların hayata tutunmaları için okul, eğitim, barınma, sağlık gibi hizmetleri eksiksiz vermenin gayreti içerisindeyiz. Tarih boyunca Türkiye, göçlerin gerçekleştiği bir yer olmuştur. Türkiye insanların nefes alacağı emniyetli bir sığınak halindedir. Kısacası hem Balkanlı, hem Ortadoğulu, hem de Türkiyeli olmanın yollarını bulmamız gerekiyor. Bugüne kadar bunları başardığımız için de yarınlara güvenle bakıyoruz.”

KobiEfor: Viyana Ekonomik Forumu’na ziyaretinizi anlatır mısınız?
Akkan Suver:
Bir dönem kısa adı ÖVP olan Avusturya Halk Partisi’nin başkanlığını yapan ve Avusturya’nın ÖVP’li eski bakanlarından biri olan efsanevi politikacı Erhard Busek, Viyana Ekonomik Forumu Başkanı olarak beni ve eşimi kabul etti. Kabulde, Neue Welt Verlag Yayın Evi ve Yeni Vatan Gazetesi Sorumlusu Birol Kılıç da hazır bulundu.
Busek, Türkiye-Avusturya ilişkileri hakkındaki düşüncelerini şöyle ifade etti: “Benim tek isteğim, kendi partimden olan Avusturya Dışişleri Bakanı Sebastian Kurz’un, Türkiye konusunda ağzını kapatması. Türkiye bizim için önemli bir ülke. Geçmişi ve geleceği ile Avusturya’nın Türkiye konusunda, ne olursa olsun, köprü kuran, dostça uyaran ve yapıcı eleştirilerde bulunan bir pozisyonda olması gerekiyor. Bu pozisyon, tarihimizden, coğrafyamızdan ve yüzyıllardır sürdürülen ilişkilerimizden ileri geliyor. Türkiye’yi kaybetmememiz gerekiyor. Türkiye’nin stabil ve güçlü olması gerekiyor.”
Ayrıca Viyana’da Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer tarafından kabul edildim. Polonyalı Senatör Dr. Bogdan Klich ve Latvia Devlet Bakanı Jenis Karlsbergs ile de görüşmelerde bulundum.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

TBD Başkanı İlker Tabak: “Bilişim ve iletişim...
TBD 33. Ulusal Bilişim Kurultayı (Bilişim 2016), 8-9 Aralık 2016’da, Ankara’da, “Bilişim ve Demokrasi”...

Haberi Oku