Türk imalat sanayinin lokomotif sektörlerinden biri olan otomotiv, sizlerin de yakından takip ettiği gibi yılı 2008 yılından sonraki en yüksek ihracat rakamıyla kapatarak 11. sektörel şampiyonluğunu ilan etti. Bütünsel kalite yaklaşımı çerçevesinde gelişme kaydeden sektör, bu sevindirici gelişmeye rağmen Avrupa’nın kendi içinde yaşadığı sorunlar ve ülkemiz ilişkilerindeki gerginlik nedeniyle ne yazık ki bu başarısının sevincini biraz buruk kutladı.
Özellikle de şu anda gündemimizde olan Endüstri 4.0 yani 4. Sanayi Devrimi’ne uyumu etkin ve hızlı gerçekleştirebileceğimiz birkaç sektörden biri iken yaşanan terör eylemlerinin doğurduğu güvenlik sorunu ana sanayilerin 2020 ve 2023 sonrası projelerini Türkiye’ye verip vermeyeceği sorusunu akla getirdi. Oysa ülkemizdeki otomotiv yan sanayinin ve tedarikçi zincirinin bugüne dek başka sektörler açısından da örnek olabilecek pek çok değer yarattığını biliyoruz.
2016 yılında 23.8 milyar dolarlık ihracat gerçekleştiren Türk otomotiv endüstrisi bu rakamın 18.7 milyar dolarını AB ülkelerine yaptı. AB ile olan ilişkilerin bir an önce düzelmesi sektörün geleceğine yön vermeye, ışık tutmaya devam edecektir. İnanıyoruz ki tüm bu şartlar olgunlaştığında üretim kabiliyetleri, nitelikli işgücü, sanayi altyapısı Endüstri 4.0’ın gerektirdiği teknolojik gelişmelere uyum hızıyla Türk otomotiv endüstrisi, Avrupalı OEM’lerin yakın takibinde olmayı sürdürülebilecektir.
Çünkü otomotiv her zaman ‘Toplam Kalite Yönetimi’ni kucaklayan bir yönetim anlayışına sahip olmuştur. Liderlik, insan kaynakları, işbirlikleri ve kaynak yaratma, stratejik planlama, süreç yönetimi gibi başarıya götüren kriterlerin olgunlaştırılıp yaygınlaşmasında Türk otomotiv sektörü her zaman aktif rol oynamıştır.
Ülkemizdeki otomotiv ana sanayinin uluslararası standartlarda ve kalitede bir üretim sürecini sindirerek yaşamıştır. Şüphesiz yan sanayi de bu sürecin içinde yer alabilmek ve stratejik işbirlikleri ile gelişme ve büyümesini sağlamak durumundadır. Yan sanayiyi bir marka haline getirmek zaman alacak zorlu bir sürecin sonunda olacaktır. Fiyat, kalite, zamanında teslim, sürdürülebilirlik, küresel anlayış kavramlarını barındıran bir yönetim anlayışı ile bütünleştiği oranda yayılım ve gerçekleşme artacaktır.
KalDer olarak Türkiye’de kalite kavramının içselleştirilmesinde 25 yıldır önemli çabalar gösteriyoruz. Kuşkusuz; KalDer’in misyonu kalite çalışmalarıyla sınırlı değildir özelikle inovasyon, sürdürülebilirlik rekabet gücü kavramları günümüzde son derece önemli hale gelmiştir; altyapının, gerekli niteliğe yükseltilmesi halinde ancak karşılanabilen bu kavramlar için yaptığımız çalışmalar ve kurumlara sağladığımız model desteği bu kuruluşların önemli başarılara imza atmalarında etkin rol oynamıştır. Otomotiv sektörü bu sürecin her safhasında birebir ilişkide olduğumuz önemli paydaşlarımızdan olmuştur. Birçok sektörel standardın yanısıra yönetim anlamında kalitenin geliştirilmesi gerekliliğini gören kuruluşlarla beraber hareket ediyoruz. Sektörün bu tür kavramlara yaklaşımı, verimliliği ve rekabet gücünü sağlamak için önemli bir etken olmaktadır.
Hedefimiz mükemmelliği yakalamış, Ar-Ge payı yüksek bir otomotiv sektörüdür. KalDer bu doğrultuda sektördeki gelişmenin belirleyicisi olarak ise inovasyonu görmektedir. Kuşkusuz bu ülkemizin rekabet gücüne önemli bir katkı unsurudur.
Saygılarımla.

 

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner201

banner199