REEL SEKTÖR Haberleri Tümü

Marmara Grubu Vakfı Başkanı Akkan Suver 2013'e baktı

Türk sivil toplumunun uluslararası alandaki en büyük temsilcilerinden olan Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Dr. Akkan Suver'le Türkiye'nin Avrupa Birliği süreci ve 2023 hedefleri üzerine konuştuk.



Çok kültürlülüğe saygı
Sayısız projeye imza atmış bir düşünce kuruluşu olan Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Dr. Akkan Suver; "Bir prestij birliği, bir barış projesi" dediği vakfın penceresinden bakarak AB-Türkiye geleceğini  şöyle özetliyor: "Türkiye 2023 yılında Cumhuriyet Bayramı'nı AB üyesi olarak kutlayacaktır. Buna inanıyorum. Egemen Bağış ve arkadaşlarının ortaya koydukları performans, Kıbrıs Rum Kesimi'nin yanıltıcı beyanlarını bugün olmazsa yarın, mutlaka bertaraf edecektir."
"İnsanlığın sahip olduğu çok kültürlü zenginliğinin yarınlara barış içinde intikalini hedefleyen bir sivil inisiyatif" dediği Vakfı'nın, 28 yıldan beri aksatmadığı Avrasya Ekonomi Zirveleri, Kültürlerarası Diyalog Çalıştayları ve uluslararası ilişkilerinin zenginliği gibi birikimlerine dayanarak konuşuyor: "Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinde, tam üyeliği elde etmiş çağdaş ve zengin bir Türkiye'nin oluşumunda sivil inisiyatif olarak yer ve görev aldık. Birleşmiş Milletler (BM) Ekonomik Sosyal Konsey'de Türkiye'yi 12 yıldır temsil ediyoruz. Türkiye'de meydana gelen olayların doğru yansıtılması konusunda başarılı çalışmalar gerçekleştirdik. BM ailesi içinde bugüne kadar sayısız bildiri yayınladık."

Türkiye'nin yükselen grafiği
Akkan Suver, Türkiye'nin genel gidişatından hareketle 2013 yılına bakarak gördüğünü; "Özellikle iç politika, genel ekonomik performans ve uygulanan istikrarlı politikaların bir sonucu olarak birçok alanda iyiye doğru yükselen bir grafik çizgi" gibi tanımlıyor.

Ekonominin son 10 yılda, yıllık ortalama yüzde 5.3 büyümesini, bunun küresel ekonomik kriz ortamında gerçekleşmesini, Türkiye'nin birincil ticari partneri Avrupa'da ekonomik ve mali bir darboğaz varken farklılaşmasını değerlendirme kriteri olarak kullanıyor. Nasıl olabildiğini ise; "Türkiye'nin bütün kurumlarıyla ortak bir akılla, ortak bir eylem planıyla ve her geçen gün artan bir tempoyla çalışması"yla açıklıyor: "Türkiye bugün ihracat odaklı bir stratejiyi benimsediğinden dünyanın bütün ülkelerine mal ve hizmet götüren bir dünya devletidir. Bu da Türkiye'nin büyüdüğünü ve büyürken marka değerini yükselttiğinin ayrı bir ölçeğidir. Bu ölçeği hayata geçiren dinamik ise yüksek teknolojiye, inovasyona, araştırma ve geliştirmeye ve bilhassa bankacılığa verdiği önemdir."

AB yüzyılın projesidir
Akkan Suver'e göre AB; "Avrupa bütünleşmesini sağlayan ve çok kültürlülüğü geliştiren, koruyan bir düşünce biçimi"ne oturmaktadır. "Bu felsefe, savaş sonrası dönemin kendine has (özgün) koşullarında ortaya çıkmış ve bugünkü birleşik Avrupa'nın oluşmasını sağlamıştır. Onun için bir barış ve refah projesi olan Avrupa Birliği birlikteliği 2012 Nobel Barış Ödülü'ne layık görülmüştür. Marmara Grubu Vakfı AB projesine yüzyılın projesi olarak bakıyor. Dolayısıyla Türkiye'nin AB yaklaşımını vazgeçilmez bir ilke olarak değerlendiriyor. Henüz kıtasal anlamda bir bütünlüğü temsil eden AB, Türkiye'nin bütünleşmesiyle küresel bir olgu haline gelecektir. İnanıyorum ki; eğer Türkiye Avrupa ile olmazsa yarın ona karşı olacaktır ve o zaman idealist Avrupa ile kendi yolunda yürüyen Türkiye arasında korkunç bir iktisadi, hatta kültürel bir çatışma ortaya çıkabilecektir. Bu çatışmanın başlangıç noktası bir zenginlik olan çok kültürlülüktür."

Politikaya "ders"ler
"O zaman biz bugün bıçak sırtı bir tarihi momenti mi yaşamaktayız?" sorusu geliyor. Suver'in cevabına bakalım: "Çok kültürlülük ve çok kültürlülüğe tahammül çağımızın sorunudur. Artık iyice görüyoruz ki; bugün bizi bekleyen "silahlı çatışma" tehlikesinden daha büyük bir tehlikedir. Ve bildik dış politika manevraları ve istihbarat oyunlarıyla bu tehlikenin önüne geçemeyeceğimiz de ortadadır. Çok kültürlülük bir zenginlik olduğu kadar bir tehlike ve tehdittir de! Dolayısıyla bir zamanlar demokrasi, eşitlik ve hürriyet felsefesiyle kurulan dünya düzeni bugün en nazik ve en kırılgan evresindedir. ABD Başkanı Obama, ikinci defa seçimi kazandıktan sonraki konuşmasında, Amerika Birleşik Devletleri'nin en büyük zenginliğinin çok kültürlülük olduğunu söyledi. Bu günümüzün en geçerli değer ölçüsüdür. Bunun için de AB perspektifinin çok kültürlülüğün barış içinde yaşayabilmesi için vazgeçilmez olduğuna inanıyorum ve Türkiye'nin AB'ye olan ihtiyacının AB'nin Türkiye'ye olan ihtiyacından az olmadığını düşünüyorum. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne kabulüyle birlikte Avrupa'nın değerleriyle, Asya'nın zenginlikleri bir Batı-Doğu sentezi üzerinde yanyana gelecektir. Bu yeni anlayış, birleşmeye zemin sağlayacak olan diyalektik bir sonucu kendiliğinden oluşturacaktır. Avrupa Birliği evrensel değerler üzerinde şekillenen bir barış projesi olduğundan Türkiye'nin üyeliği ile dünya barışına katkı sağlayacak, dolayısıyla küresel bir aktör haline gelerek kendi diyalektiğini de gerçekleştirecektir."

Türkiye'nin AB sürecinde uyguladığı siyasi ve mali potilikaları gerçekçi bulan Suver, AB'nin Türkiye'ye karşı çifte standart uyguladığı görüşünde. İlişkilerdeki gerilemeyi izafi bulmakta: Sorumlusu Türkiye değildir. Türkiye AB'den uzaklaşmamakta, tam tersine AB bilhassa son birkaç yılda kendi değerlerinin aksine hareket etmektedir. Türkiye'yi AB içerisinde görmek istemeyen kimi üye ülkeler Türkiye'ye karşı adil olmayan ve hakkaniyet sınırlarını zorlayan bir tutum takınmışlardır. Bu yaklaşım AB'nin samimiyeti konusunda Türkiye'nin şüphelerini artırmıştır. Dış politika karşılıklı "algılamalar" zemininde ilerleyen bir alansa; denilebilir ki AB günümüzde Türkiye'yi "ötekileştiren" bir algı içerisine girme hatasını yapmaktadır. "Ötekileştirmenin" değerler sistemi içerisinde olmadığını her fırsatta vurgulayan AB'li yetkililere "AB"de düşünce ve değer ölçüsü kaymasının olup olmadığına ilişkin sorular yöneltmek de zannediyorum ki Türkiye'nin hakkıdır."

Bugünkü "politika!" yarının paradoksu
Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış'ın çalışmalarını değerlendiren Suver'in görüşü olumlu: "Sayın Bağış itina ile usanmadan Türkiye'nin önünde bulunan tuzakları ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Bu çifte standart sonucu bizlere uygulanan ve Kıbrıs Rum Kesimi'nin akıl almaz dayatmalarıyla açılmayan fasıllar gerçekte yarın Avrupa Birliği'nin tarihinde yanıltıcı paradokslar olarak anılacaktır. Mali kaynakları, büyüme hızı, istikrarlı devlet yapısı ile Türkiye'nin önünü kesmeye çalışanların oyunlarını, tertiplerini bozma yolunda sayın Egemen Bağış'ın ortaya koyduğu performans her türlü takdirin ve özverinin üzerindedir. Bunu bir kadirbilirlilik olarak belirtmek isterim."

Ve bağlarken; "Üyeliğimiz gerçekleştiğinde, bizimle birlikte nefes alacak Avrupa, sosyo-kültürel alanda yeni bir Rönesans yaşayacak; demokrasi, insan hakları, çoğulculuk, laiklik ve liberal ekonomiyle birlikte sayısız çağdaş değer, Ortadoğu'dan Uzakdoğu'ya barış içinde yayılacaktır..."

Yorum Gönder
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir. Teşekkür Ederiz.
Yorumunuz onaylanmıştır, teşekkür ederiz.
Ad Soyad
Yorumunuz
Facebook Yorumları