EKONOMİST Haberleri Tümü

Bankalar KOBİ'lerden koptu

Star ve Taraf Gazetesi yazarı Ekonomist Cemil Ertem, 2012 yılında anlaşılmaz bir nedenle Türkiye ekonomisinde geçmişe yönelik hataları tekrar ettiğini ve bu nedenle ekonomide ciddi daralma yaşandığını söyledi.



Star ve Taraf Gazetesi yazarı Ekonomist Cemil Ertem, 2012 yılında anlaşılmaz bir nedenle Türkiye ekonomisinde 
geçmişe yönelik hataları tekrar ettiğini ve bu nedenle ekonomide ciddi daralma yaşandığını söyledi.

Türkiye’nin bir yıldır yaşadığı ekonomide küçülme politikasını ‘yumuşak iniş’ olarak görmenin ve göstermenin hata olacağını, gerçekte ise sert bir düşüş yaşandığını savunan ve küçülmenin nedeni olarak da cari açığın gösterilmesini ‘koca bir yalan’ olarak niteleyen Cemil Ertem ile konuştuk:

Türkiye ekonomi yönetimi 2012 yılında ne tür yanlışlar yaptı?
2010 ve 2011 yılındaki önemli büyümenin ardından ekonominin kötüye gideceği 2012’in ilk çeyreğinden sonra görülmeye başlamıştı. Çünkü Türkiye tarihinde 2010 ve 2011 yılı, sanayi ve ihracat bazlı büyüme stratejisinin sonucu olarak parlak sayılabilecek oranda büyüme rakamlarıyla kapatılmıştı. Ancak 2012’in ilk çeyreğinde sert düşüş oldu. Aslında 2012’de yapılan bir strateji değişikliğiydi. Zira Merkez Bankası, ilk aşamada daha düşük faizli ve piyasa koşullarının belirleyeceği kur politikasını bırakarak cari açığa bağlı farklı bir yöntem izledi. Türkiye bu dönem bir not artırımı beklentisine girdi. Yeniden cari açığı sıcak girişlerle finanse etme ve sıcak girişler sonucu olarak da göreli bir rahatlık, buna bağlı olarak TL’nin değerlenmesi ve kısa vadede faizlerin düşme eğilimi olsa da orta vadede yoğun sıcak para çıkışı beklentisine bağlı olarak faizlerin yeniden yükselmesi korkusu MB’yi sardı. MB bir tuzağın içine girdi. Faizleri yukarı çeken bir para politikası uygulanmaya başlandı.

Merkez Bankası’nın bu dönem hata yaptığını düşünüyorsunuz
2012’in ikinci çeyreği itibarıyla sanayi bazlı bir düşüş gerçekleştirdik. Kapasite kullanım oranları düşmeye başladı. MB faizleri düşürmekte gecikti ve ekonomiyi soğutma adı altında sıkı para politikasını devreye soktu. Ve bu dönem MB normal istisnai günler uygulamasını geliştirdi. İstisnai günlerde bankacılık sektörünü çok yüksek faizlerle fonlamaya başladı. Gecelik borçlanma faizlerini yukarıda tuttu ve böyle olunca banka sistemi yalnızca mevduatlardan beslenen, KOBİ’lere kredi vermekten çekinen sistem haline dönüştü.

2012’de bankacılık ile KOBİ’ler arasındaki bağ koptu mu?
Banka sisteminin yeniden yapılanma süreci, ihracatçı ve KOBİ’leri destekleyen uzun vadeli kredi finansman modeli gündeme gelmedi. Eximbank dahi 2010-211’deki desteklerini geri çekti. Böylece 2012’de bankacılık ile KOBİ’ler arasındaki bağ kopmuş oldu. Çünkü bu dönem faizler düşüyor gibi gözükse de KOBİ’nin, ihracatçının kullandığı kredilerin maliyetleri arttı. Burada yapısal sorunlar oluştu. Sıkı para politikası da buna eklenince KOBİ’ler, esnaf, küçük işletmeler, ihracatçı ve sanayi 2010 ve 2011’de bulduğu rahatlığı bulamadı ve piyasada ciddi iş daralması olmaya başladı.

Sizce Merkez Bankası bu hataları niçin yaptı?
Durmuş Yılmaz’dan sonra Merkez Bankası’nın başına gelen Erdem Başçı, 2-3 ay sonra neredeyse IMF’nin para ve kur politikaları çerçevesine oturdu. Şunu söylemeli; bugün nasıl Japonya Merkez Bankası’nın bağımsızlığını tartışıyorsa bizim de MB’nin bağımsızlığını tartışmamız lazım. Adı Türkiye Cumhuriyeti ile başlayan iki kurum var. Biri T.C. Merkez Bankası’dır, diğeri ise T.C. Savcılığıdır. Bu iki kurumda halkına, yani cumhura hizmet eder, onun haklarını korur. MB, KOBİ’lerin, işletmelerin, sanayicinin, kısaca kamuoyunun çıkarlarını gözetmelidir. Merkez Bankası iş ve aş yaratacak çıkarlardan uzaksa, nereye bağlı olduğunu düşünmek gerekiyor.

2013 yılını nasıl görüyorsunuz?
2013 büyük ölçüde ekonomi yönetiminin 2012’den çıkardığı dersler nedeniyle daha iyi geçecek diye düşünüyorum. Çünkü yaşanan sert düşüşün Türkiye’yi çıkmaz sokağa götüreceği görüldü. Türkiye için eski bir tuzak olan gereksiz değerli TL, rekabet edemeyen sanayi, zayıf ihracat. Buna bağlı olarak da yüksek faiz ve gereksiz sıcak para girişi ve sıcak parayı kısa vadede finanse eden ekonomi. Türkiye bunu yaşadı ve burada krize girdi. Biliyorsunuz, MB 2012’nin son aylarında faiz koridorunu çok genişletmişti. Bankacılık sistemi ister istemez gecelik borçlanma faizini yüksek tutuyordu. Banka sisteminin piyasa bileşik faizinin üzerinden fonlanması gerçekleşiyordu. Bu da faizlerin reel ekonomiye yüksek olarak yansımasına yol açan uygulamaydı. Bugün Merkez Bankası yerinde bir uygulama ile gecelik borçlanma faizi dediğimiz faiz oranlarını hem üsten hem de alttan indirerek esasında yeni bir yola girdi. Umarım bu yolculuk başlar.

Peki 2012’de başlayan yumuşak inişin cari açık olduğu söyleniyordu. Bu yalan mıdır?
Cari açık finanse edilmiş bir açıktır. Dolayısıyla kandırmacadır. Tartışılması gereken unsur aslında; cari açığı nasıl finanse edeceğimiz olmalıdır. Kısa vadeli sermaye girişleriyle mi, yoksa uzun vadeli kalıcı doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıyla mı? Bu iki hususu gündeme getirmeden cari açığı tartışmak yanlış olur. Oysa Türkiye’de hep kısa vadeli sermaye gelsin, faizler düşsün, bu sermayenin yeniden çıkma ihtimali olduğunda ise faizler yeniden yükselmeye başlasın, TL gereksiz değerli olsun, rekabet edemeyelim. İçe kapalı bir ekonomi olalım, demokrasi gelişmesin, buradan da bir sürü rantçının, faizcinin yararlandığı bir oligarşi hikayesi olsun. Bizim militarizme dayalı vesayet rejimimiz böyledir. Bu yapı da rant ve faizden beslenir.

Türkiye bir rant ve faiz ülkesi midir?
Bir holdingin 4. Leventteki binası, tüm fabrikaların yıllık karlılık ortalamasının üzerinde karlılık sağlıyorsa, evet bir ranttan bahsederiz. Böyle bir ekonomi olmaz. Ayrıca bir ekonomide işletmelerin yıllık kar ortalaması bir ekonomideki yıllık faiz getirisinden düşükse yine o ekonomi batar. Türkiye’de arazi veya diğer alanlardaki rantlar KOBİ’lerin yıllık karlarından daha yüksek. Rant ekonomisi olan bir Türkiye’yi kıramadık. Bunu kırmak doğrultusunda Ak Parti döneminde önemli adımlar atıldı ama 2012  anlamadığım bir yıl oldu.

Mali reformlar devam eder ve sistem 2010 ve 2011’e dönerse Türkiye ne kadar büyür?
Hatalar tekrar edilmez ise Türkiye yüzde 5-6 oranında büyüyecektir. Ve bu büyüme ihracat ve sanayi bazlı olacaktır. KOBİ’lerin üzerinden gerçekleşebilir. Bunun için ancak acil alınması gereken önlemler var. Örneğin bankacılık sistemi yeniden yapılanmalı ve reformlara devam edilmeli. Güçlü bankacılık sektörü sermaye yeterlilik katsayısı ile açıklanamaz. ABD’de Lehman Broders battığında Basel  kriterlerini yerine getiriyordu. Dolayısıyla Türkiye bankacılık sistemini girişim sermayesi destekli yeniden yapılandırmalıdır. Ayrıca dolaylı vergi ve kayıt dışılığı önemli ölçüde barındıran bir ekonomiyiz. Vergi sistemi değişmeli. Tasarruf oranları artırılmalı. Bu oranlar bireysel sigortanın teşvik edilmesiyle veya bireysel sigortaya kaynak aktarmakla mümkün olmaz. Çünkü buraya kaynak aktarmak demek, finans oligarşisine kaynak aktarmak anlamına gelir.

ALMANYA 4. REICH PEŞİNDE
Avrupa’nın durumu ne olacaktır?
AB’nin yapısal sorunları var. Ekonomik sorunların arkasındaki hikaye ise siyasidir. Avrupa’nın kurtuluşu yeniden yapılanmadır. Çünkü bu haliyle devam edemez, ya gerçek anlamda birlik olacak ya da bu haliyle savaş Avrupa’sına dönecektir. Hatırlarsak 1. ve 2. Dünya savaşı da ulus devletlerin pazar kapma savaşıyla AB kaynaklıydı. AB’de Almanya’nın lokomotif ülke algısı ise Alman propagandasıdır. Almanya Avrupa ülkesinden geçinir. Almanya’nın 1950’den 1990’a kadar sanayi karlılığının düştüğünü görebiliriz. Doğu Almanya’nın 1990’da alınmasıyla sanayi karlılığı artmıştır. Zaten Batı Almanya o dönem de Doğru Almanya’yı içimize alıyoruz, masraf ediyoruz diyerek destekler istemiştir. Şimdi de Almanya, biz Yunanistan, Portekiz’e destek veriyoruz diyerek yine ağlıyor. Bu bir Alman politikasıdır. Almanya kimseye yardım etmiyor. Tüm güney Avrupa birlikte Almanya’ya yardım ediyorlar. Aslında hem ekonomik, hem siyasi kriz Almanya’dadır. Alman merkez bankası kendini Avrupa Merkez Bankası’nın üstünde görür. Hatta şunu da söyleyelim Almanya 4. reich peşindedir. (3 reich Alman faşizmidir. 4. reich ise Almanya’nın Avrupa’nın kuzeyinde Fransa’yı da alarak zengin Hıristiyan bir Avro birliği sağlaması, Güney Avrupa’yı ise dışarıda ama ekonomik ve siyasi olarak denetim altında tutacak bir yapı hikayesidir). Bu Almanya’nın krizle gelen projesidir.

Yorum Gönder
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir. Teşekkür Ederiz.
Yorumunuz onaylanmıştır, teşekkür ederiz.
Ad Soyad
Yorumunuz
Facebook Yorumları