Ülke ekonomimizin bel kemiğini bütün Anadolu’ya yayılmış, KOBİ ölçeğinde çalışan patron şirketleri oluşturur. Bu şirketlerimizin kurucu patronları gece gündüz demeden çalışarak şirketlerinin önce ‘hayatta kalmasını’ sağlamak, daha sonra da vizyonları doğrultusunda büyütmek isterler.

Bu patronlarımızın genelde ortak bir özelliği vardır: en başarılı olacaklarını düşündükleri alanda şirketlerini kurar ve ekibindeki çok sınırlı yönetici kadroları ile birlikte şirketlerinin karlı olarak hayatta kalması mücadelesi verirler. Bunu yaparken de şirketleri henüz küçük olduğundan hemen hemen bütün yönetsel fonksiyonları kendileri üstlenirler.Kısaca, üretime rehberlik ederler, nakit akışını kontrol ederler, personel işe alırlar, arızalara müdahale ederler, ihracat fırsatlarını takip ederler, maliyet analizi yaparlar, ürünlerinin fiyatını ve hedef pazarı belirlerler. Şirketlerinin kuruluş aşamasında bu işler kendileri için hiç zor gelmez, hatta keyif bile alırlar.

Sorun, şirketlerin içinde bulunduğu sektörde tutunup, büyümeye başlaması ile başlar. Şirketinin büyümeye başlamasından haklı olarak gurur duyan patron iş yükünün de artmaya başlamasından önce rahatsızlık duymaz, hatta gece yarılarına kadar çalışmasını şirketinin büyümesinin doğal bir sonucu zanneder. Ancak yavaş yavaş yorulmaya da başlamıştır. Bu yorulmalar ile ortaya çıkan ilk ‘sinyalleri’ alamayan patron, bir sonraki safhaya; işleri yetiştirememe safhasına geçer ve bu nedenle de bunalmaya başlar.

Oysa aynı patron tam bu noktada zihinsel bir devrime ihtiyacı olduğunu fark etmelidir. Bu safha; operasyonel işleri, profesyonel yöneticilere devretme zamanıdır. Üretimi üretim müdürüne, banka kredileri takibi finans müdürüne, sektör analizlerini pazarlama müdürüne, personel alımını insan kaynakları müdürüne devretmelidir. Ancak bu safha için patronumuzun farklı bir beceriye ihtiyacı vardır. Şirketin ilk safhasında bütün bu işleri keyifle ve başarı ile yapan patronumuz birkaç nedenden dolayı bu safhayı görmemezlikten gelir. Öncelikle, bu işleri kendisinden daha iyi yapacak birilerini bulabileceğine inanmaz, bulsa dahi onu yönetme konusunda kendi yönetsel gücüne güvenmez. Ancak şirketinin küçük ölçekten orta ölçeğe geçmesi öncelikle patronun bu zihinsel devrimi yaşamasından geçer.

Unutmayın! KOBİ’lerde kurumsallaşma ancak, her şeyi ‘yeteri kadar’ bilen KOBİ sahibinin, kendi konularını derinliğine bilen yöneticileri yönetebilme becerisi kazanması ile olur ve kurumsallaşmaya çalışan bir KOBİ sahibi değişime ve eğitime öncelikle kendisinden başlamalıdır.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner227

banner223

banner216

banner229