KobiEfor Sanayi Ekonomi Dergisi

Ekonomistler 2021 beklentilerini açıkladı: “Güven ortamı yeniden sağlanmalı”

EKONOMİST

Ekonomistlere göre Türkiye’yi 2021’de, zor bir yıl bekliyor. En önemli konu enflasyon ve sağlıklı büyüme modeli.

Büyümede yüzde 2-3 aralığını öngören ekonomistler enflasyonda çift hanenin devam edeceğine inanıyor. Beklenti ise finansal ve mali istikrar ile ekonomide güven ortamının yeniden sağlanması.
Koç Üniversitesi-TÜSİAD Ekonomik Araştırma Forumu tarafından online düzenlenen ‘2021 Yılında Türkiye Ekonomisi’ konferansına katılan ekonomistler 2020 yılını değerlendirip 2021 yılı öngörülerini açıkladı.
Konferansın açılışını gerçekleştiren TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski, ekonomide güven ortamını yaratmak için fiyat istikrarına ve düşük enflasyona ihtiyaç olduğunu belirterek, “Oldukça zor bir yılı geride bırakırken, önemli konularda mücadele etmemiz gereken bir 2021’e giriyoruz. Son dönemde atılan adımları memnuniyetle karşılarken, bu zorlu dönemin de henüz başında olduğumuzu hatırlatmak isterim. Yeniden ekonomide güven sağlamanın uzun bir zaman alacağını bilerek, rehavete kapılmadan doğru adımlarla devam etmeliyiz” dedi.
Kaslowski, ekonomide istikrar sağlamadan, önümüzü görmeden ve güven ortamı inşa etmeden kalıcı büyüme sağlamanın olası olmadığının altını çizdi ve bunların eksik kaldığı ortamlarda, sağlıklı yatırım ve üretim kararları almanın da imkansız olduğunu paylaştı. Kaslowski, ekonomide güven ortamını yaratmanın iki ön koşulundan ilkinin fiyat istikrarı yani kalıcı düşük enflasyon bir diğerinin de finansal istikrar olduğunu açıkladı.
Konferans dahilinde gerçekleşen panelin moderatörlüğünü Hande Demirel yürüttü.

Merkez Bankası’nın krediblitesi düşük
Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Selva Demiralp, para politikası çerçevesinde 2020’yi değerlendirirken Merkez Bankası’nın (MB) diğer ülkelerin merkez bankaları gibi genişletici politikalar uyguladığını ancak geçmişten gelen hatalı politikalar nedeniyle kırılgan hale gelen ekonomi nedeniyle uygulamaların sınırlı kaldığını açıkladı: “Bizim diğer merkez bankalarından farkımız şuydu; iki haneli enflasyonumuz vardı. Yüksek enflasyon sorununu çözemediğimiz için genişletici para politikasını istediğimiz gibi uygulayamadık. İkinci sıkıntı ise MB’nin kredibilitesi düşüktü. MB, politika faizini kullanarak enflasyon beklentisini engelleyemedi, iletişimi etkin değildi, riskleri arttırdı. ‘Genişletici politika olsun, faizler düşük olsun, krediler canlansın’ denildi ama bu politika da kırmızı çizgisinin aşılmasına neden oldu. O kırmızı çizgi neydi? Elindeki sınırlı doları piyasaya sürerek kuru kontrol etmeye çalıştı ama bu da intihar gibi bir şey oldu.” Demiralp, günün sonunda MB’nin 2001 kazanımlarını kaybettiğini, kredibilitenin tekrar kazanılması için acı ilaçlar kullanmak gerektiğini söyledi.

Şirketler borçlandırıldı
Ekonomist Uğur Gürses, büyüme modeline değinerek, şunları söyledi: “Krizin yönetimini sadece kredi büyümesi olarak gören ekonomi yönetimi var. Sıkıntılı zamanlarda bütün bankalar, kredi vermeye zorlandılar. 2020 yılında yerleşikler 31 milyar dolar altın ve döviz satın almışlar. Bunun 26 milyar doları Temmuz ayından sonra yani piyasaya bankalar tarafından kredi pompalaması gerçekleştikten sonra yapılmış. 50 milyar dolar dış ticaret açığımız var 25 milyar doları altın ithalatı. Bu veriler kontrolsüz olduğumuzu gösteriyor. Son 1 yıl içinde Merkez Bankası’nın net uluslararası rezervleri 85 milyar dolar eridi. Bunun hala daha hesabı verilmedi. Bunlar ne zaman satıldı bunun yanıtlarını bilmiyoruz.”
Uğur Gürses, kredi büyümesinin büyümeye etkisini de yorumladı: “Milli gelirde bir patinaj var, devasa büyüme rakamlarına ulaşsak da patinaj yapıyoruz. İstihdama bakıyoruz ki 2017’den sonra tarım dışı istihdamda patinaj net bir şekilde görülüyor. Son 3-4 yıldır istatistikler gösteriyor ki işgücünden çıkışlar var. Diğer konu ise şirketler kesimi aşırı şekilde borçlandı. Çünkü pandemide hane halkının cebine para koymak gerekirken biz yine kredi pompaladık. Oysa yüzyılda bir gelen bir krizde bütçeden radikal bir şekilde işini kaybedene, kısa çalışma ödeneğinden yararlanan veya ihtiyaç sahibi hane halkına para verilmeliydi. Böylece hane halkı normal harcamasına devam edecek, alımlarını yapacak ve şirketler borçlarını ödeyebilecekti. Ama biz şirketler borçlarını ödeyebilsin diye kredi verdik, daha da borçlandırdık.”
Uğur Gürses, Türkiye’nin bundan sonraki sorununun batık krediler olduğunu belirterek, şunları ifade etti: “Sorun şirketlerin borçluluğudur. Şu anda kullandırılan kredilerin yüzde 20’lik kısmı sorunludur. İkili bir borçlanma ile karşı karşıyayız. Elimizde olmayan kaynaklarla kredi büyümesi sağlıyoruz, yerleşik şirketler dövize yöneliyor, dövizden vazgeçeceğe benzemiyor. Bunca olağanüstü para akışı varken neden ülkeye para gelmiyor? Bu sorunun yanıtı şudur: Ekonomik değil politik bir krizin içindeyiz. Sadece yabancılarda değil yerleşiklerde de ciddi altın tasarrufunu görüyoruz. Bu da hukuktan kaynaklı olarak vatandaşta mülkiyet kaygısının yaşandığını gösteriyor. Gerçeklerle yüzleşmek zorundayız; önümüzdeki dönem işsizliği ve batık şirketleri konuşacağız. Şirketler kesiminin bilanço kesimi küçülecek ve bazıları kapanacak, bunun sonunda yoksullaşma olacak. Ancak şunu da unutmamak lazım: Türk toplumu krizlerden hızlı çıkar. Majör krizlerin olduğu krizlerde toplum siyaseti değiştirmiş. 2019’da bunun sinyalini verdi. Ben, demokratik yollarla siyasetin toplum tarafından değiştirileceğini düşünüyorum. O yüzden kimse karamsarlığa kapılmasın.” Gürses, 2021’de büyüme için yüzde 2.5, enflasyonda ise yüzde 15 beklentisi olduğunu açıkladı.

2021’de 220 milyar dolara ihtiyaç var
TÜSİAD Baş Ekonomisti Gizem Öztok Altınsaç, Türkiye’deki enflasyon sorununun 2013-2014 yılları arasında bozulmaya başladığını hatırlatarak olmayan kaynakla kredi büyümesinin sağlandığını ve bu kaynağın israf edildiğini dile getirdi: “Düşük rezervlerle kuru 6.80’de sabitlemeye çalıştık. Verilen kredi etkisi ve kurdaki yükseliş ile enflasyonu patlattık. Konu Merkez Bankası politikası ve reel faiz verme durumu değil. Konu enflasyonla mücadelede bir mutabakat yok. Enflasyonla mücadele için tüm paydaşların; hane halkı, bankalar, reel kesim, otoritenin aynı fikirde olması gerekiyor. Yüzde 12-13 sürdürülebilir enflasyon rakamları değil.” Altınsaç, ‘2021’de ne kadar dövize ihtiyaç var?’ sorusunu şöyle yanıtladı: “2021’de 220 milyar dolar ihtiyaç var. Türkiye’nin genelde 200 milyar dolara ihtiyacı oluyor ve bunu bir şekilde buluyor. Bunu bulamayınca da ödemeler dengesi sorunu ile karşı karşıya kalıyoruz. 2021’de sorumuz şu olmalı: 2021’de 220 milyar doları bulabilecek miyiz? Ben iki önemli risk görüyorum: Gelişmekte olan ülkelere para akıyor. Biz de bunu bekliyoruz. Ama bir global dalgalanmada doğru adımlar atılsa bile sıkıntı yaşayabiliriz. İkinci konu ise; para çekeriz ancak kısa vadeli fon akımı olabilir.” Altınsaç, daha kapsamlı iktisat politikalarına ve hukuk reformuna ihtiyaç olduğunu belirterek, bu yıl yüzde 4 büyüme, yüzde 11 enflasyon öngördüğünü açıkladı.

Türkiye cazibesini korumalı
Ekonomist Cevdet Akçay, ekonomide sıkıntıların 2016’da başladığını hatırlatarak, “Model kovalamaktan bitap düştük. Faizler düşük olsun, kur düşük olsun diye bir model yok. Fiyatların olduğu yer piyasa değildir, doğru fiyatların itibar gördüğü yer piyasadır. Eğer buna uygun davranılmazsa fiyatlar intikam alarak gelir. Kur intikam alarak geldi, faizler de öyle” dedi.
Türkiye’nin şu an cazip göründüğünü ve bu cazibenin korunması gerektiğini paylaşan Akçay, şu bilgileri verdi: “Programı sahiplenmezseniz başarıyı düşürürsünüz. Programlarda sadece MB’nin sahiplenmesi yeterli değil, tüm ekonomi yönetiminin sahiplenmesi lazım. Ama bu olmuyor. Örneğin; MB faiz artırımında yalnız bırakıldı. Yönetime yakın isimlerden, baş danışmanlardan sakıncalı twitler geldi. Destek olunmasa dahi bir şeyler söylemeyin. Büyümeyle ilgili de garabet de şudur: Yüksek oynaklık var. Potansiyel büyümede ortalama yüzde 3.5’lara geldik. Enflasyonist baskıyı da düşünürsek iyiye giden bir şey yok. Önümüzde bizi zor bir dönem bekliyor. İlk yapılması gereken kur açısından güven-getiri ikilemine yerleşikleri sokmak gerekiyor.”
Türkiye’nin hata yapma lüksü olmadığını savunan Cevdet Akçay, birçok kesim tarafından dile getirilen reform söyleminin de içinin doldurulmasını istedi: “Ben reform vs. istemiyorum, ayakları yere basan mali ve para politikası istiyorum. Reform kaynak gerektirir ve zor dönemlerde olmaz. Dolayısıyla inandırıcı politika verin. İşimiz zor, hiç rehavete kapılacak lüksümüz yok.” Akçay, 2021 yılı için yüzde 11.5-12 enflasyon, yüzde 4.5 büyüme öngördüğünü açıkladı.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.