KobiEfor Sanayi Ekonomi Dergisi

X. KOBİ Zirvesi: Rekabet İçin Uluslararasılaşma

ETKİNLİK

Son 10 yıldan bu yana girişimcilere ve KOBİ'lere yönelik Türkiye'nin en etkin ve en geniş katılımlı sivil toplum platformlarından olan KOBİ Zirvesi, 13-14 Şubat tarihlerinde geniş katılımla İstanbul'da gerçekleştirildi.

Türkiye Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler, Serbest Meslek Mensupları ve Yöneticiler Vakfı (TOSYÖV), Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) işbirliğinde ve İş Bankası Ana Spsonsorluğu'nda gerçekleştirilen X. KOBİ Zirvesi, "Rekabet Gücü İçin Uluslararasılaşma ve Bilgi Deneyimi" konusunu eksen aldı. Dergimiz KobiEfor Medya Sponsoru oldu.

1. GÜN - 13 Şubat 2014

KOBİ'LER GİRİŞİMCİ YAPILARDIR
KOBİ Zirvesi’nin açılış konuşmasını yapan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal dinamosu olduklarına işaretle, KOBİ’lerin ekonomiye büyük katkı sağladığını kaydetti. Tüm politikalarını KOBİ’lerin yapısının güçlenmesi, kurumsallaşması ve sürdürülebilir büyümelerinin sağlanması üzerine kurduklarını belirten Işık, tüm dünyada KOBİ’lerin ekonomide lokomotif rol üstlendiğini söyledi: “Belirli bir ölçekten sonra şirketlerin büyümesi insanların kilo almasına benziyor. Hareket kabiliyeti her kiloda biraz daha azalıyor. KOBİ’lerin en önemli özelliklerinden biri de girişimci yapılarıdır. Dünyada ihracat yapmadığımız ülke yok. Bunun mimarı da KOBİ’lerimizdir, çantasını alıp ismini bilmediğimiz ülkelerde ticaret yaparak ülkemize döviz kazandıran kahramanlarımız var. Bu kahramanlarımız KOBİ’lerimizin çalışanları ve yöneticileridir.”
Demokrasi: Türkiye’nin geleceğini KOBİ’lerin geleceğinde gördüklerini aktaran Işık, KOBİ’lerin daha fazla güçlenmesi, yapılarının kurumsallaşması, aile şirketlerinden kurumsallaşma sürecine doğru geçiş yapabilmeleri ve gelişen dünyada rekabet şartlarına uyum sağlamalarının önemine işaret etti. Işık, demokratik, ekonomik ve siyasi istikrarın KOBİ'ler için oksijen olduğunun altını çizdi: “11 yıl öncesine göre Türk insanı kolay şekilde yurtdışına çıkıyor, pazar buluyor ve mal satıyor.”
2014 destekleri: Bakan Işık, KOSGEB, Kalkınma Ajansları ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Müdürlüklerinin işbirliği yaparak girişimcinin ayağına gidip devletin verdiği destekleri anlatmasının yanısıra KOBİ’lerin krediye ulaşmasını da kolaylaştıracaklarını söyledi. Işık, TÜBİTAK VE KOSGEB kredisi alacak KOBİ’lere kimi zaman 4-5 ay ödeme yapılamadığını anlattı: “Kredi Garanti Fonu ile anlaşma imzaladık. KGF teminatı verecek, TÜBİTAK ve KOSGEB de peşin ödeme yapabilecek. Türkiye’de teknolojiyi destekleyen risk sermayesine TÜBİTAK olarak katkı veriyoruz. Sadece 2014 için Bakanlığımızın büyük kısmı hibe olmak üzere doğrudan vereceği destek miktarı 1 milyar 576 milyon lira. Endişem bu paraların kullanılmamasıdır.”
Enerji, kira ve sigorta priminin yüzde 75’i:  Işık’ın verdiği bilgilere göre; Ar-Ge merkezlerinde 50 olan araştırmacı sayısı 30'a çekilecek. 2014’te ilk defa Ar-Ge Merkezleri Performans Endeksi açıklanacak. Teknolojik ürün geliştiren ama bunu üretmek için kaynağa sahip olmayan girişimci ya da işletmeye 5 milyon liraya kadar hibe olarak makine teçhizat desteği verilecek. İşletme giderleri için de ‘Kendine uygun bir yer kirala, hemen başla, kira bedelinin yüzde 75’ine kadarını bir yıl süreyle biz karşılayacağız’ deniliyor. Kullanılan enerji bedelinin ve personelin sigorta priminin yüzde 75’ini 1 yıl süreyle kamu verecek. Ayrıca bir Ar-Ge personelinin asgari ücretin brüt miktarı kadar ki tutarını 2023’e kadar kamu karşılayacak. Bir ürün teknolojik ise bununla ilgili kamu ihalesine giren yerli bir üreticinin teklifi, bir yabancıya göre yüzde 15 pahalı olsa dahi yerlisi alınacak. Bir şirket ya da girişimci teknolojik bir ürün üretmiş ve kamu ihalesine girecek fakat karşısına İş Bitirme Belgesi duvarı çıkıyorsa bu belgeyi Bakanlık verecek. Bir buluş, patent veya ürün geliştirildiyse bu ürünün satışından elde edilen gelirin yüzde 50’sinden kurumlar vergisi alınmayacak.

KOBİLERE NİTELİKLİ DESTEK
KOSGEB Başkanı Mustafa Kaplan konuşmasında, KOBİ ve girişimcileri ilgilendiren her alanda bulunduklarını ve katkı sunduklarını, Türkiye’de 3 milyon 470 bin KOBİ’nin faaliyet gösterdiğini, KOBİ’lerin ihtiyaçlarına ve beklentilerine cevap verecek destek programları tasarladıklarını ve kullanıma sunduklarını söyledi. Kaplan, Avrupa Birliği’nin 2014’te başlatacağı ‘KOBİ’lerin Rekabet Edilebilirliği Programı’nı Türkiye’de KOSGEB olarak yürüteceklerini, program kapsamında KOBİ’lerin daha fazla uluslararası faaliyetlerde bulunma fırsatı elde edebileceğini kaydetti: “Kolektif aklın tesis edildiği ve küçük sermayelerle büyük işler başarmanın hedeflendiği, ortak hedefleri başarma, ortak sorunlara çözüm bulma yaklaşımıyla işbirliği-güçbirliği yapan KOBİ’lerimize daha nitelikli destek veriyoruz. Elimizdeki tüm maddi kaynakları işletmelerimizin bu zorlu yollarında yanlarında olmak için maksimum düzeyde seferber ettik. KOBİ’lerimiz, yurtdışındaki iş gezilerine giderken, fuarlara katılım gösterirken, nitelikli eleman istihdam ederken, ekonomimize katkıda bulunmak için atılım yaparken onların hep yanında olmak istedik. KOSGEB artık 81 ilimizde vatandaşlarımıza yerinde hizmet etmektedir.”

TÜRKİYE’NİN ÖVÜNÇ KAYNAKLARI OLMALI
TOSYÖV Yönetim Kurulu Başkanı Rahmi Aktepe, uluslararasılaşma konusunda sorular sordu: “Dışa açıldık da dışarıyı ne denli benimseyip içselleştirdik? İşyerlerindeki uluslararasılaşma günlük yaşamımıza, evlerimize, okullarımıza ne kadar yansıdı? Yaşam biçimlerimiz, alışkanlıklarımız, çok özendiğimiz, anlata anlata bitiremediğimiz yabancı kültürlerden ne kadar etkilendi? O pek imrendiğimiz ülkelerin önce aklı ve bilimi, sonra teknolojiyi temel alan insan yetiştirme ve ekonomik gelişme politikalarından ne öğrendik? Öğrendiklerimizi toplumsal kalkınma hedefiyle uygulayabildik mi?”
İnsan sermayemiz: Aktepe şu yanıtı verdi: “Tek tük iyi örneklerimiz olsa da genel görünüş bizleri mutlu edecek düzeyde değil. Türkiye’nin, sporda, sanatta, bilimde ve ticarette övünç kaynaklarına ihtiyacı var. Kimi işadamları temkinli yaklaşıyor. Ana sorun sermaye değil, diyorlar. Özellikle yetişmiş insan gücü eksiğimize dikkat çekiyorlar. Dile getirilen saptama şu: Teknik açıdan donanımlıyız; yeni buluşlar, yeni yeni ürünler çıkartabiliriz. Ancak bu buluşların pazara sunulması uluslararası finans, pazarlama ve hukuk uygulamalarını çok iyi bilmeyi gerektiriyor. Yani en büyük sorunumuz nitelikli insan sermayemizin yetersizliği.”
Teknopark-OSB işbirliği: Aktepe, üniversite–sanayi işbirliğine şimdi de teknopark-OSB işbirliği boyutunu katmak gerektiğini savundu: “Teknoparklarda 2-3 kişilik şirketler pıtrak gibi ürüyor. Güneş pili, hidrojen yakıtı pili, yapay zeka uygulamaları, robotlar, adlarını bile telaffuz etmekte zorlandığımız nanoteknoloji, biyoteknoloji ürünleri geliştiriyorlar. Kendi alanlarında uluslararası başarılara kavuşmuş, pek çoğu akademi kökenli bu uzmanlar ne yazık pazarlama, seri üretim, hukuk, finans, lojistik gibi sanayinin çok iyi bildiği konularda eksiklikler yaşıyor. Gelişmiş ekonomilerden de öğreniyoruz ki teknoparklardaki KOBİ ölçeğindeki işletmelerle OSB’lerdeki KOBİ’lerin işbirliği artık bir düş olmanın ötesine geçmek zorunda. Özetle üniversiteler, teknoparklar, OSB’ler kapılarını açacak, hatta duvarlarını yıkacaklar. Toplumsal kalkınma yalnızca sermaye birikimiyle olmuyor. Yaratıcılık, yenilikçilik, Ar-Ge kültürünü içimize sindirmeden dünyaya sunacak buluşları çıkartacak iklimi oluşturamayız.”

TÜRKİYE’NİN  KAANIMLARI KORUNMALI
İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali Zirve‘deki konuşmasında global krizde dünyanın en gelişmiş ülkelerinin çok ağır bütçe ve borç sorunuyla karşılaştığını hatırlattı. Bali, buna karşılık gelişmekte olan ülkelerin daha iyi makro ekonomik göstergelerle ve yüksek büyüme hızlarıyla ayrıştığını, bir taraf resesyonla boğuşurken, diğer tarafın çok hızlı büyüme performansı gösterdiğini ve Türkiye’nin de bu ülkelerden biri olduğunu söyledi.
Likidite bolluğu: Bali, Batı dünyasının, yaşadığı mali sorunlar ve genişletici parasal politikalar olmak üzere 2 konuda çözüm üretmeye çalıştığına dikkati çekti. Bali, bu ülkelerin reel sektörün sorunlarını kamu bütçesi içerisine almasının problemleri daha da ağırlaştırdığını, diğer taraftan genişletici parasal politikalarla da devasa bir likiditenin pazara sunulduğunu anlattı.
Komplikasyonlar: Bali, gelişmekte olan ekonomilerin, gelişmiş ülkelerin kendi problemleri için oluşturduğu bol likiditeden istifade ettiğine dikkati çekerek, bu dış kaynağa dayalı büyümenin bazı komplikasyonları olduğunun altını çizdi. Bali, FED’in, politikalarını değiştirme eğilimine girmesinin, piyasaları hızla sarsmaya başladığına işaret etti: “Tahvil alım programının miktarını azaltma yönündeki düşünce, global likiditedeki eski bolluğun olmayacağından hareketle piyasaları dalgalandırmaya başladı. Biz görece daha iyi bütçe, borç istatistikleri ve enflasyon göstergeleriyle hakikaten hakettiğimiz bir olumlu ayrışmayla bu dönemde hem kaynak ithalinden hem de uluslararası konjonktürdeki büyüme imkanlarından ziyadesiyle faydalandık.”
Karamsarlık: Adnan Bali, Türkiye’nin görece ayrışan olumlu yapısı sayesinde, bazı dış kaynaklı problemlerden geçen Mayıs ayına kadar çok fazla etkilenmediğini anımsatarak, bu tarihten sonra uzun dönemdir yabancı yatırımcıların analizlerinde unsur olarak pek dikkate almadığı Türkiye’ye özgü politik sorunların, seçim konjonktürü gibi konuların gündemde yerini almaya başladığını söyledi. Bali, Türkiye’nin bu defa ilk kez emsal grup ülkelere nazaran uluslararası konjonktürde yaşanan dalgalanmalardan biraz daha etkilenmeye başladığını kaydetti: “Kurlar, faizler ekonomik istikrarı etkileyecek şekilde farklı bir konjonktür oluşturdu. İşlerimizde rutin süreçlerinde yönetebilir olma lüksü edinmiştik, şimdi eski heyecanlı günlerimize geri dönüyoruz. Ben uzun yıllardır ekran izleme alışkanlığımı bırakmıştım, şimdi yeniden kurları, faizleri izliyorum. Artık rutin değil her hassasiyetle işimize yeniden daha farklı perspektifle eğilmeyi gerektiren bir dönemden geçiyoruz. Çok karamsar olmak gerektiğini düşünmüyorum. Çünkü, bu parasal hareketi dışarıda başlatan hadisenin gerisinde, gelişmiş ülkelerdeki beklenenden erken canlanma nedeni var. Bu, sermaye hareketleriyle olumsuz etkilendiğimiz tablonun, yarın oraya sağlıklı ulaşılır ve geleneksel pazarlarda dış talep probleminin çözüldüğü bir konjonktür olursa Türkiye gibi kriz sürecinde pazarlarını kısa sürede çeşitlendirmeyi başarmış ülke olarak, bu dönem olumsuz neticelendirilecek bir dönem olmaz.”
KOBİ fetişizmi: Adnan Bali, Türkiye’nin çok ağır krizler yaşadığını ve ciddi tecrübeleri olduğunu, ülkenin görece daha düşük enflasyonu, sağlam bütçesi, düşük bütçe açığı veya borçlanma oranları açısından iyi durumda bulunduğunu söyledi. “Türbülansı tolere edebilecek alanımız var” diyen Bali, bu mesafelerin kolay alınmadığını, Türkiye’nin 20 yılı aşan süreç sonunda yatırım yapılabilir konuma ulaştığını ve sorunlar ülke içerisinde tartışılırken neyin kaybedildiğinin de farkında olunması gerektiğini dile getirdi. Bali, şirketlerin değerinin yüzde 30 civarında düştüğüne dikkat çekti: “Her dolar karşılığında çok kısa süre öncesine göre bir yatırımcı yüzde 75 daha fazla Türk şirketi hissesi alabiliyor, kaybetmek budur. Her dolar karşılığında 1.88 Türk Lirası sadece yüzde 5 civarında nemalandırılırken şimdi her dolar karşılığında 2.20 lira yüzde 10 faizlerle değerlendiriliyor.” Bunların Türkiye’nin kaybı olduğunu yineleyen Bali, “Kolay gelmediğimiz yerleri kolay vermemek ve sorunları derinleştirmemek için bu sorumlulukla çalışmak zorundayız” dedi.
Adnan Bali, bu konjonktürde KOBİ’lerin daha önemli hale geleceği bir sürecin başladığını, ekonomide sadece ekonomik değil, gelir dağılımı, sosyal kalkınma, kalifiye eleman yetiştirilmesi, göçün önlenmesi gibi çok boyutlu bir kilit rolü olduğunu söyledi. Türkiye’nin gelecek dönemde büyümenin kompozisyonunu yüksek katmadeğerli imalat sanayi üretimine kaydıracak şekilde bir dönüşüm gerçekleştirmesini ve bunun da temel bileşeninin bilim ve teknoloji politikaları başta olmak üzere sanayileşme politikaları olduğunu vurguladı.“Özellikle ölçek dezavantajı oluşturacak şekilde KOBİ fetişizmi yaratmamalıyız” diyen Bali, KOBİ’lerin bütüncül mahiyette ele alınan üretim ve tedarik zincirindeki ileri geri bağlantılarıyla tam entegre düşünülerek bütünsel organizmanın parçasıymış gibi değerlendirilerek yönetilmek durumunda olduğunu, aksi takdirde kısa süreli fırsatlarla iş yapıp daha sonra yok olup giden, kıt sermayeyi zayıflatan problemlere yol açabileceğini ifade etti.

ÇAĞRILI KONUŞMACI: HAKAN GÜLDAĞ
Kadın işgücü öne çıkarılmalı

Dünya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hakan Güldağ, dünyada artık genetik, enformasyon teknolojileri, robotik ve nanoteknoloji gibi alanlardan para kazanıldığını belirtti. “Kadın işgücünün öne çıkarılması çok önemli” diyen Güldağ, Türkiye’nin geliştiğinin, ancak Türkiye gelişirken dünyanın farklı ülkelerinin de geliştiğinin unutulmamasını istedi: “Gelişmişlikte Hollanda’yı geçtik ama Endonezya da bizi geçti. Önemli olan gelişme değil gelişme dinamiği içinde lig atlamaktır.”

ÇAĞRILI KONUŞMACI: HABİP ASAN
Rekabette fikri mülkiyetin önemi

Türk Patent Enstitüsü (TPE) Başkanı Prof.Dr. Habip Asan, Uluslararası Rekabette Fikri Mülkiyetin Önemi; Türkiye’de Yaşanan Gelişmeler” başlıklı sunumunda, “Sınai Mülkiyet (SM) ile ekonomik performans ve istihdam arasında çok güçlü bir ilişki var. Yenilikçi, rekabetçi üretim yapısına geçmek için güçlü bir SM sistemi gerekli” dedi. Habip Asan, Türkiye’nin 2023 SM vizyonunu ise şöyle çizdi: “10 küresel marka. Dünyada Türk tasarımı imajının yerleşmesi. 50 bin yerli patent başvurusu. GSMH’nin yüzde 50’sine karşılık gelen fikri ürün portföyü.”
Patent: 2012 yılı rakamlarına göre; Türkiye’nin patent ve faydalı model başvurularında dünyada 17., Avrupa’da 9. sırada, marka başvurularında dünyada 6., Avrupa’da 1. sırada, tasarım başvurularında dünyada 5., Avrupa’da 2. sırada olduğu bilgisini verdi.
Ticarileşme aşaması: SM başvurularında önemli bir seviyeye gelindiğini aktaran Habip Asan, SM’den yaratılan katmadeğerin düşük ve inovasyon döngüsünün SM ve ticarileşme aşamasında sorun bulunmasının problem olduğunu kaydetti: “Çözüm; doğru politikalarla Türkiye’de daha nitelikli SM yapısına geçmek.”
Yasal mevzuat: Ulusal Fikri ve Sınai Mülkiyet Strateji Belgesi’nin tamamlanma aşamasında olduğunu belirten Asan, TBMM gündeminde olan Sinai Mülkiyet Kanun Tasarısı’nın getirdiği yenilikleri anlattı: “Daha nitelikli bir sinai mülkiyet üretim yapısına geçilecek. Üniversitelerin patent sahibi olmasının önü açılarak patent konusunda potansiyeli harekete geçirilecek. Taklit ürünlerle mücadele daha etkin hale getirilecek. Yöresel ürünlerin coğrafi işaret olarak tescil edilmesi kolaylaştırılıyor.” Habip Asan, Teknoloji Transferi Platformu, Hezarfen Projesi, Üniversitelerde Sınai Mülkiyet Bilgisinin Yaygınlaştırılması Projesi ve 6 Şubat 2014’te TBMM tarafından kabul edilen Patent Vergi Teşviği’nden sözetti: “Düzenleme temel olarak Türkiye’de gerçekleştirilen Ar-Ge ve yenilik faaliyetleri neticesinde ortaya çıkan buluşların; lisanlanması (kiralanması), devri veya satışı, üretime tabi tutularak pazarlanması sonucunda gerçekleşen gelirler üzerinden alınan kurumlar vergisi veya gelir vergisinde yüzde 50 indirim uygulanması.” Asan, son olarak 3 boyutlu yazıcıların üretim yönteminde paradigma değişikliğine yol açacağı konusunda uyardı.

1. GÜN 1. OTURUM:
 “İhracatçı KOBİ’lerin dünyada rekabeti”

‘KOBİ’lerin Uluslararasılaşması: İhracatçı KOBİ’ler ve Uluslararası Rekabet Gücü Oturumu’nun moderatörlüğünü İstanbul Ticaret Üniversitesi Ticari Bilimler Öğretim Üyesi Prof.Dr. Kerem Alkin yürüttü.

TUSKON Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ahmet Ciğer, Türk KOBİ’lerinin dünya ölçeğinde olduğunu, farklı pazarlara açılmanın onları sürekli avantajlı konuma getirdiğini söyledi. KOBİ’lerin sürdürülebilir olmaları için yurtdışında mutlaka yatırım yapmaları gerektiğini düşündüklerini aktaran Ciğer, özellikle Afrika’da yatırım yapan KOBİ’lerin ciddi biçimde büyüdüğünü kaydetti. Afrika’da bazı ülkelerin yüzde 20 büyüdüğünü dolayısıyla orada yatırım yapanların da aynı oranda büyüme şansına sahip olduğunu vurgulayan Ciğer, yurtdışında KOBİ’lerin faal olması için kriz tecrübelerini kullanarak ciddi fayda sağlayabileceklerini ifade etti. Ciğer, yalnızca Türkiye’den ürün ihracatını değil, o ülkelerde üretimi de tavsiye etti: “O ülkelerde iş yapan KOBİ’lerimiz oraya gittiği zaman üretim kültürünü de oturtmuş oluyorlar. Daha katmadeğerli üretim yapmak zorundayız. Katmadeğeri arttıracak inovasyonlar yapmamız ve özellikle makine sektörünü çok geliştirmemiz lazım.”

Türk Hava Kurumu Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanı Doç.Dr. Emin Akçaoğlu, Afrika’da çok ciddi Türk yatırımları bulunduğunu, Çin Devleti’nin tüm aygıtlarıyla Afrika’ya hücüm ettiğini söyledi. Türk sermayesinin ülke dışına açılmasının önemini vurgulayan Akçaoğlu, olağanüstü bir çalışma sistemi olan dünya ekonomi sistemine, ağına entegre olmak için işletmelerin uluslararasılaşma anlamında yurtdışında doğrudan yatırım yapmak zorunda olduğunu kaydetti: “Küresel ölçekte bir değer zincirine eklemlenmeniz gerekir.”

Finansal Kiralama Faktoring ve Finansman Şirketleri Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Filiz Ünal, faktoringin dünyada yüzde 12, Türkiye’de yüzde 39 büyüdüğünü, 2012 verilerine göre Türkiye’nin 73 ülke içinde faktoring hacminde 15. sırada olduğunu kaydetti. Türkiye’de 76 faktoring şirketinin 374 noktada 70 bin müşteriye ulaştığı, ağırlıklı yurtiçine hizmet veren sektör cirosunun 77 milyar TL olduğu, 73 ülkede ihracat faktoringi yapıldığı bilgisini verdi. “Türkiye faktoring bölge üssü olacak” diyen Ünal, faktoring hizmetiyle güvenli ihracatın kapılarının açıldığını söyledi. Ünal, işletmelerin alıcıyla iyi bir sözleşme yapmasının önemini vurgulayarak, faktoringin garanti, finansman ve tahsilat avantajlarından sözetti: “Faktoring; ihracatçı firmalarımızın ‘finansal çözüm merkezi’dir. İhracatçı firmaların mevcut ve potansiyel müşterileri için uluslararası iş ortakları üzerinden istihbarat ve kredi değerlendirme çalışmaları yapar. Böylece ihracatçılar minimum riskle yeni müşterilere ulaşır, yeni ülkelere açılır ve pazar paylarını arttırır. Faktoring müşterilerine satışlarında vade imkanı sağladığı için faktoring kullanan şirketlerin rekabet gücü artar.”

UNCTAD DITE’den Dr. Kalman Kalotay, Türkiye’nin yüzde 6’lık düşük dış yatırım oranıyla Tayland, Kolombiya, Kazakistan, Polonya, Azerbaycan gibi ülkelerden sonra geldiğini söyledi ve doğru ulusal girişimcilik politikası stratejisini şöyle formüle etti: “İyi çevre, iyi ve uygulanabilir hukuk, girişimcilik eğitimleri ve becerilerinin artırılması, teknolojinin değişimi ve inovasyon, finansmana erişimin iyileştirilmesi, farkındalık ve networkün artırılmasını teşvik.”

ASKON Genel Başkan Yardımcısı Sıtkı Abdullahoğlu, 6.5 yıllık eğitim süresi ortalamasıyla KOBİ’lerin teknolojik imkanları yakalamasının mümkün olmadığını söyledi. Makropolitika olarak önümüzdeki 10 yılda 10 sektörde nasıl rekabetçi alan sağlanabileceğinin düşünülmesini isteyen Abdullahoğlu, ileri teknoloji, beceri, know-how gerektiren alanlarda yeteri kadar ilerlenemediğini ifade etti, sağlam durmak ve siyasi istikrarı korumak gerektiğini vurguladı.

MÜSİAD Genel Başkan Yardımcısı Nazım Özdemir, günümüzde hızlı KOBİ’nin önem kazandığını vurgulayarak, ihracatı öğrenen KOBİ’lerin sorunları bulunduğundan sözetti. MÜSİAD’ın bu konuda yaptığı araştırmalara değinen Özdemir, özellikle KOBİ’lerin finansmanıyla ilgili sıkıntıları anlattı: “Türkiye’de bankacılık sistemi tamamen teminata dayalı sistem. Oysa KOBİ’leri projelerine finans bulabilir hale getirmemiz lazım.”

TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Onatça, Türkiye’nin yapısında başarılarını anlatmak, başarısızlığını kimseye anlatmamak olduğunu belirterek, şikayetleri dile getirmenin öneminden sözetti. Devlet ve reformların varlığı yoksa orta gelir tuzağında patinaj yapıp durulacağını aktaran Onatça, KOBİ’lerin büyümesi isteniyorsa sorunlarının çözülmesi gerektiğini söyledi. TÜRKONFED’in Orta Gelir Tuzağı’ndan Çıkış Raporu’na da değinen Onatça, eğitimin ve kadın istihdamının önemini vurguladı.

1. GÜN 2. OTURUM: “KOBİ’lerin sorunlarına çözümler”

‘Türkiye’de Sanayileşme Sorunları ve KOBİ’lere Yönelik Çözümler Oturumu’nun moderatörlüğünü T.C. Sanayi ve Ticaret Eski Bakanı-İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu yürüttü. Tanrıkulu,  akademik ve sosyal iyileşme ile rekabet gücünü nasıl geliştireceğinin üzerinde durulması gerektiğini belirterek, “Hem ekonomik, hem sosyal hem de politik süreçte küreselleşme sorunu var” dedi.

Samsun Medikal Sanayi Kümelenme Derneği Başkanı Dr. Ahmet Aydemir, ilk ve en büyük sorunun; niyet, inanç ve güven yetersizliği olduğunu belirterek, çözüm için devlet ve milletin elele niyet etmek ve inanmak zorunda olduğunu söyledi. Kamu ve KOBİ’lerde vizyon, misyon ve hedef yetersizliği olduğunu savunan Aydemir, öncelikle devletin sanayici ile birlikte sektörel odaklı vizyon, misyon ve hedeflerinin planlanmasını ve güncellemesini istedi. Aydemir, devletin KOBİ’leri algılamasında sıkıntı olduğunu dile getirdi: “KOBİ’lerin yerelden daha iyi analiz edilmesi, desteklenmesi için KOBİ Bölge Ajansları’nın ve Profesyonel Küme’lerin oluşturulup desteklenmesi gerekir. İkinci büyük sorun ise paradır. Sanayileşme ve yatırım için etkin KOBİ fonlama mekanizmasının oluşturulması gerekir.” Aydemir Samsun’a Medikal İhtisas Organize Sanayi Bölgesi kazandırmayı hedeflediklerini açıkladı.

Organize Sanayi Bölgeleri Derneği (OSBDER) Başkanı Hüseyin Kutsi Tuncay, Türkiye’de sanayileşmeye nasıl bakıldığının önemli olduğunu aktardı: “Kendi yağımızla kavrulmaya çalışıyoruz. İleri teknolojinin üretimdeki payı yıllardır yerinde sayıyor. Zira 1980’den bu yana dış alıma dayalı bir büyüme var.” Türkiye’de günümüzde her 100 dolarlık ihracatta 20 dolarlık katmadeğer sağlandığını aktaran Tuncay, 1975’li yıllarda katmadeğer oranının yüzde 34-35 dolar civarında olduğunu hatırlattı. Tuncay, ihracata dayalı büyüme anlayışının sanayiciyi tamamen piyasanın insafına terkettiğini anlattı: “Şu anda büyüme ithalata dayalı gerçekleşiyor. Yüksek teknoloji yoğun üretim yapacak becerimiz yok. Mesele ne kadar ihracat yaptığımız değil ne kadar para, katmadeğer sağlandığıdır.”

KOSGEB Başkan Yardımcısı Hüseyin Tüysüz, KOBİ’lerde biri ‘ölçek’, diğeri ‘Ar-Ge inovasyon’ olmak üzere iki temel sorun bulunduğuna dikkat çekti: “KOBİ’lerin ticari kesim Ar-Ge harcamalarındaki payı yüzde 36.8’dir. Ticari kesim Ar-Ge insan gücünü oluşturan 61.378 Ar-Ge personelinin yüzde 54.7’si KOBİ’lerde istihdam edilmektedir. KOBİ’nin üçüncü sorunu finansmandır. Dördüncü sorun bilginin üretilmesi, paylaşılması ve kullanılmasıdır.”

İkitelli OSB Başkan Vekili Nihat Tunalı, OSB Kanunu’nun sağladığı imkanlarla İkitelli’deki işletmelere piyasadan yüzde 17-30 daha ucuz enerji verdiklerini aktardı. Tunalı, İkitelli sanayicilerinin 7 milyar dolar ihracat yaptığını, gelişen bölgede sorunların da beraberinde geldiğini ve özellikle etrafı konutlarla çevrilmiş olan İkitelli’de genişleme alanı bulunmadığını söyledi. Tunalı, bölgede faaliyet yürüten İSDÖK Sanayi Sitesi’nin geri dönüşüm alanında faaliyet yürüttüğünü ve bu alandaki sanayicilerin yeni bir yere ihtiyaç duyduğunu aktardı: “Kendi paramızla geridönüşüm alanında İhtisas OSB kurmak istiyoruz. Bürokraside sıkıntıyı aşmak kolay olmuyor.”

T. Kalkınma Bankası ESAM Müdürü Dr. Oktay Küçükkiremitçi, yüksek katmadeğer ve yüksek teknoloji odaklı konuşmasında iki kavramın çok popüler olduğunu ancak yanlış bir yaklaşımın sözkonusu bulunduğunu söyledi: “Yüksek katmadeğer kavramının ‘doğru ve belirleyici’ bir kavram olduğu düşünülmemektedir. Yüksek katmadeğer, üretimden ziyade ticaretle ilgili bir kavramdır, ekonomideki, çoğaltan ve hızlandıran mekanizmalarını temsil etmemektedir. Bu kapsamda asıl önem verilmesi gereken kavramın genel olarak ‘değer zinciri’, daha belirleyici olarak ise ‘yurtiçi katmadeğer zinciri’ olduğu düşünülmektedir.” Küçükkiremitçi, gelişmekte olan ülke olmak, orta gelir düzeyinde bir ülke olmaya devam etmek, orta düşük / düşük teknolojili malları üretmeye ve ihraç etmeye devam etmenin bir kader olmadığının altını çizdi: “Üretim bileşenlerinin yerli / ithal oranlarında bir değişme olmaksızın ithal bağımlı sektörlerin rekabet gücünün artması ya da üretimlerinin artması neticesinde ithalat gereksinimi daha da artacak ve katmadeğer zincirinin önemli bir kesimi yurtdışında kaldığı için bu sektörlerin gelişmesi yurtdışında bu sektörlere yönelik hammadde ve ara malı üreten sektörlerin daha da gelişmesini ortaya çıkaracaktır.”

OSTİM OSB Başkanı Orhan Aydın, OSTİM ve OSTİM özelinde kurulan kümelenme çalışmalarına ilişkin bilgi verdi. Aydın, “Sanayi bölgesi olmaktan öte KOBİ’lerin sorunlarına çözüm arayan ve proaktif çözüm sağlayan bir yapımız var. Bu yapıyı oluştururken de devletten katkı beklemeden üretimin ara yüzlerini oluşturduk. Bölgesel kalkınma mantığıyla hareket ediyoruz. Amacımız; 5 bin işletmeyi nasıl rekabetçi yaparız” dedi.

SK Danışmanlık Kurucusu Polat Kutnay, mikro ve makro alanda işletmelerin sorunları olduğunu belirterek, işletmelerin gelişimi yönünde fikirler verdi.

2. GÜN - 14 Şubat 2014

Ölçek büyütme teşvik edilmeli
10. KOBİ Zirvesi’nin ikinci gün açılış konuşmasını yapan TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve Konya Sanayi Odası Başkanı Memiş Kütükcü, “Girişimciliği teşvik edip, özellikle genç girişimcilerimizin girişimlerini büyütmelerine destek verirken diğer yandan mevcut KOBİ’lerimizin ölçek büyütmesinin yolunu açmalıyız. Bunun için de, işletmelerin yeni teşvik mekanizmalarına ihtiyaçları var” dedi. “Konya olarak, artık sanayinin yükünü kaldıramaz hale gelen Marmara Havzası’nın yükünü paylaşmak istiyoruz” diyen Kütükcü, bugün bütün dünyanın sanayiye sığındığını vurguladı: “Sanayinin rekabet gücünü artırmalıyız. Ülkemizde son 10 yılda yapılan reformlar elbette ekonomimizi daha sağlam bir hale getirdi. Artık küçük dalgalarla yıkılıp gitmiyoruz. Ancak bazı yapısal sorunlarımız da devam ediyor. Cari açık-büyüme dengesi, ithalata bağımlılık, finansmana erişim, insan kaynağı, teknoloji üretememe, yüksek enerji maliyetleri bu sorunların başında geliyor. Bu sorunlar elbette akşamdan sabaha çözülemez ama çözümsüz de değil. Öncelikli olarak, bütün alanları koordine edecek, kaynakların verimli değerlendirildiği, tasarrufu ve yatırımı özendirici, işletmeleri ölçek büyütmeye teşvik eden, verilen teşviklerin ve desteklerin daha iyi takip edildiği yeni bir büyüme stratejisi gerektiği kanaatindeyim.”

Aşırı değerli TL ithalatı artırdı
Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir, gelişmiş ekonomilerin 2008’den sonra başlayan global krizde yavaş yavaş toparlanmaya başladığını, Türkiye’nin ise negatif yönde ayrışmaya başladığını aktardı. Türkiye’nin yumuşak karnının cari açık olduğunu dile getiren Özdebir, üretici olmanın zor bir süreç olduğunu belirterek şunları söyledi: “Girişimcilik ülkemizde çok ama gerçek anlamda yatırım yapacak insan sayımız da az. Bu insanları da rant ekonomisine dönüştürdük. Kıt olan gerçek anlamda yatırım yapacak insan kaynağımızı da iyi yönlendiremedik. Bu karlarla dünyayla yarış içinde olmamız zorlaştı. İmalat sanayicisinin 1 yıllık ortalama karı 152 bin liradır. Şirketler doğal olarak sermaye biriktiremiyor ve ölçek ekonomisine ulaşamıyor. KOBİ’lere verilen kredilerde bir artış var ama yeterli değil. Teminat sıkıntısı yaşanıyor. Kredi Garanti Fonu kuruldu ama yeterli değil. Ülkemizde bankaların serbest kullanacakları garanti fonları olmalı.”

Sorunlara radikal çözüm lazım
Adana Sanayi Odası Başkanı Zeki Kıvanç, üretim olmadan büyümenin gerçekleşemeyeceğini, üreten ülkenin kalkınacağını savundu. Kıvanç, Türkiye’de şu anda kapasite kullanım oranının yüzde 70 olduğunu ve yüzde 100 kullanıldığında Türkiye’nin ihracatının 200 milyar dolara çıkacağını belirtti: “Birçok değişik teşvik ve desteklerle üretimi ve yatırımları teşvik etmek gerekir. Bugünkü teşvik sistemi ile birşeyler yürümüyor. KOBİ tanımı üretimle sınırlıyken ciddi sorunlar vardı. Bir de tanıma hizmetler sektörü de dahil edildi. Sorunlar daha arttı.” KOBİ sorunlarının çok sık dile getirilmesine rağmen çözülmemiş olmasının da ilginç olduğunu, şirket kuruluşlarının Kıta Avrupa’sında olduğu gibi ciddi süzgeçten geçirilerek kurulması gerektiğini söyleyen Kıvanç, kurumsallaşmayan KOBİ’lerin sürdürülebilir olamayacağını, bilişim ve istatistiki araçların bu anlamda önemli olduğunu anlattı.

2. GÜN 1. OTURUM: “Yeni Pazarlar, Yeni Pazarlama Stratejileri”

‘Yeni Pazarlar, Yeni Pazarlama Stratejileri Oturumu’ nun moderatörlüğünü yürüten Para Dergisi Yazarı Nur Demirok, pazarlamanın tarihi hakkında bilgi verdikten sonra Türkiye imajını oluşturmada markaların önderliğine ihtiyaç duyulduğunu açıkladı.

İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Adnan Dalgakıran, Türkiye’nin 150 milyar dolarlık ihracatını irdeledi: “Şu soru önemli? 200 ülkeye bu ürünleri nasıl satıyoruz, neden bu ülkeler bu ürünleri tercih ediyor? Daha katmadeğerli ürün mü sunuyoruz? Çok verimli çalışmanın yollarını mı biliyoruz? Hayır. Tek avantajımız daha ucuza yapıyoruz. Soruları korkmadan sormalıyız. Dünya ekonomisinde büyümeyen ülke var mı? Önemli olan ülke olarak bir önceki ülke ile aradaki mesafeyi kapatıyor muyuz?” Türkiye’nin 15 yıl önce kişi başı milli geliriyle 62., şimdiyse 60. sırada olduğuna dikkat çeken Dalgakıran, “Dünya çapında 2 marka yaratamamışız. Ama Almanya kadar dolar milyarderimiz var. Sermaye değil servet birikimi yapmışız. Türkiye’nin bugünkü sorunun başında eğitim geliyor” dedi. Dalgakıran, Türk girişimcisinin kalitesi ve dünyalılığını konuşmak gerektiğini ifade etti: “Devlet mekanizması bütünlüklü olmalı bürokratı liyakatli olmalı. Daha nitelikli girişimci olmalı. Daha fazla girişimci diyoruz oysa ölçek ekonomisine bakmalıyız. Almanya’da 6 bin makine üreticisi 300 milyar dolar ihracat yapıyor. Türkiye’de 20 bin makine imalatçısı 6 milyar dolar ihracat yapıyor. Oyun bitti denilmeli ve yeni modele geçilmeli.”

Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr.Yavuz Odabaşı, dünyanın orta sınıf ağırlıklı bir yapıya geçtiğini belirterek, “Burada iki tane önemli olgu var. Dünya zenginleşiyor. Ülkeler ve kültürler arasında yakınsamalar başlıyor. Ayrıca şu da var ürünlerde de demokratikleşme oluyor” dedi. Odabaşı, pazarlamada yeni trendler olduğunu kaydetti: “Dijital devrim yaşanıyor. Ticari ve sosyal pazarlama yakınsaması yaşanıyor. Sürdürülebilir tüketim ve sürdürülebilir yaşam biçimi birlikteliği sözkonusu. Tüketicinin davranışlarında akıl ve duygu birlikteliği görülüyor. Her alanda doğallık ve hakikilik filizleniyor. Yaratıcılık ve inovasyon vazgeçilmez hale geliyor. Karşılıklı öğrenme ve işbirliği vazgeçilmez oluyor. Tüketici odaklılık önlenemez olarak büyüyor. Mutluluk ve hazcı tatmin sözkonusu ve tüketim her alana, coğrafyaya ve sınıfa yayılıyor.”

İÇASİFED ve OSİAD Onursal Başkanı Mehmet Akyürek, 2014’ün fırsatlar yılı olabileceğini söyledi: “Yalnızca uzak pazarlara değil yakın pazarlara da odaklanmalıyız. Rakiplerimiz bize tur bindiriyor. Dünya ekonomisini elinde tutan hegomanyacıların 5 alanı var, birisi: teknoloji tekelini elinde tutan büyük ve zengin devletler. İkincisi: finans tekelleri. Serbest piyasa bu tekellerin etkinliğini iyice arttırmıştır. Üçüncüsü: dünya kaynaklarını hedefleyen tekeller. Dördüncüsü: kitle iletişim ve medya alanında faaliyet gösteren tekeller. Beşincisi ise kitle imha silahları alanında faaliyet gösteren tekeller.”

DEİK Sağlık Turizmi İş Konseyi Yürütme Kurulu Başkan Vekili ve KalDer Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Hasan Kuş, bavulunu sağlık için hazırlayanların sağlık turisti tanımına girdiğini, Türkiye’de tedavi gören 100 hastanın 35’inin bu tanıma uyduğunu anlattı. Kuş, sağlık turizminde Türkiye’nin bir dizi avantajları bulunduğunu hatırlattı: “Modern hastane binaları, güncel tıbbi teknoloji. Doktorların iyi eğitimli ve tecrübeli oluşu. Ucuz hizmet.” Kuş, sağlıkta en önemli kavramın güven olduğunu vurguladı: “Türkiye bölgesel bir çekim merkezi konumunda. Ortadoğu’dan yoğun talep alıyoruz. Ama Batı Avrupa’dan pek turist almıyoruz. 2012’de uluslararası nitelikte 270 bin hasta tedavi gördü. 2008’den bu yana uluslararası hasta gelişinde 2 kat büyüyoruz.”

ÇAĞRILI KONUŞMACI: Sabah Gazetesi Yazarı Timur Sırt herşeyin başı olarak merakı tanımladıktan sonra merakın düşmanları olarak; “ezber, alışkanlıklar ve gelenekleri” sıraladı. Merakı besleyen faktör olarak eğitimi gösteren Sırt, artık teknolojilerin insan odaklı olduğunu aktardı.

2. GÜN 2. OTURUM: “KOBİ’lere yenileşim hamlesi”

KOBİ’ler İçin Bilim-Teknoloji-Bilişim-Yenileşim Oturumu’nun moderatörlüğünü ODTÜ E-Devlet Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Ali Arifoğlu yürüttü.

İstanbul Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Öğretim Görevlisi Dr. Ayça Altay, 2008 sonrası KOBİ’lerin en büyük problemlerinin finansman olduğunu söyledi. Altay, bugün artık KOBİ’ler arasında uçurum bulunmadığını, hepsinin yeni pazar aradığını, fakir KOBİ grubunun ortadan kalktığını belirtti. KOBİ’lerde varlık yokluk etkisine de değinen Altay, şu ilginç tespiti paylaştı: “Varlık, varlığı etkilemiyor. Örneğin; beyaz yakalı çalışanınız çoksa patentiniz çok olur diye bir şey yok. Ama yokluk yokluğu etkiliyor. En hassas faktör; dijital satış kanalları. Beyaz yakalı oranının düşük olması, finansal zorluklar yaşama, patent sayısının azlığı, Ar-Ge girişimi bulunmaması, üniversite ilişkilerinin güçsüz olması, bir ödül-ceza sisteminin kullanılmaması bile dijital satış kanallarını çok etkiliyor.”

TÜBİTAK Uzmanlarından Ümran Elmas, TÜBİTAK TEYDEB Ar-Ge ve Yenilik Destek Programları’nı anlattı, KOBİ’lere yönelik ve hibe desteği en yüksek programdan sözetti: “1507 KOBİ Ar-Ge Başlangıç Destek Programı; özellikle KOBİ’lerin verimliliğini artırmada bir tür teşvik uygulaması. Firmalar 3 proje, başka bir KOBİ ile ortak 2 projeyle daha olmak üzere toplam 5 projeyle başvurabiliyor. En fazla 500 bin TL bütçeli, 18 ay süreli bir projeye yüzde 75 hibe destek sağlıyoruz. Ayrıca fikir sahibi araştırmacıya 7500 TL teşvik ödülünün yanısıra proje başvuru ve izleme dökümantasyonu için 10 bin TL’lik gidere hibe veriyoruz.”

ODTÜ Teknokent Başkan Yardımcısı Ufuk Batum, ODTÜ Teknokent’in Türkiye’nin ilk ve en büyük teknoparkı, girişimci ve yenilikçi üniversite endeksinde ODTÜ’nün ise geçen yıl 1. olduğunu söyledi. KOBİ’lerde spesifik bir sorunu çözmeye yönelik bir program geliştirdiklerini aktaran Batum, Türkiye’nin 2023 hedeflerinden sözetti: “Biz ODTÜ Teknokent olarak teknokentlerde büyüyen şirketlerin katmadeğerin büyümesine ciddi katkı sağlayacağına inanıyoruz.” Çoğu zaman 3-4 mühendisin harikulede yeni bir teknolojik gelişme sağladığını ancak firmanın gelişiminde oksijenlerinin yetmediği noktada onlara mentörlük yaptıklarını, kuluçkalar kurarak onlara yeşerme imkanı tanıdıklarını anlattı. İlklerin teknoparkı olduklarını vurgulayan Batum, teknojunk diye bir program açıkladıklarını, 3-4 yıllık piyasada sıçrama yapamamış şirketlere bu çağrıyı yaptıklarını, birebir eğitim verdikleri ve mentörlük yaptıkları en iyi 8 tanesini seçip Şikago ve Silikon Vadisi’nde hızlandırılmış merkezlerde 1 ay eğitime göndererek onlara hız kazandırdıklarını, büyük müşterilerle tanışıp, yatırımcılarla demo günleri düzenlediklerini aktardı.

Intel İş Geliştirme Müdürü Yalçın Yıldırım, Türkiye’nin toplam dünya ticaretinde yüzde 1, toplam bilgi iletişim teknolojileri (BİTS) pazarında yüzde 0.75 paya sahip olduğunu, GSYİH içerisinde, toplam ihracatta ve kamu harcamalarında BİTS oranında Güney Kore ve Polonya’nın gerisinde olduğunu anlattı. “Teknolojiyi yeterince kullanmıyoruz diye bir çıkarım yapabiliriz” diyen Yıldırım, Türkiye’nin bilgi iletişim teknolojileri ithalatının arttığını kaydetti. Intel’in bütün teknoloji oyuncularına eşit mesafede bir kurum olduğunu vurgulayan Yıldırım, teknoloji alanında mobilite ve bulut bilişimi iki önemli fırsat diye niteledi. Yıldırım, tablet ve akıllı telefonlarla KOBİ’lerin teknolojiye erişiminin çok kolaylaştığını ve bunu rahatlıkla iş hayatına uyarlayabileceklerini, bulut bilişimle çok büyük yatırımlar yapmadan KOBİ’lerin teknolojiye ulaşmasının artık çok daha kolay olacağını kaydetti.

Millenicom Kurumsal Satış ve Pazarlama Ürün Yöneticisi Yeşim Ergeç, Millenicom’un BTK 2013 birinci çeyrek raporuna göre 340 bin hatla hizmet verilen hat sayısı bazında alternatif operatörler arasında lider, 30 binden fazla kurumsal müşterinin tercihi ve 2012 yılı cirolarının 120 milyon TL olduğunu anlattı: “120 binden fazla Doping ADSL müşterisi ile Türkiye’nin ilk arama bazında operatör seçimli (call by call) hizmetini veren alternatif operatörü ve 2 milyondan faz kullanıcının tercihi, Türkiye’nin ilk arama kartı operatörü, Türkiye’nin ilk arama ofisi (Call Shop) hizmeti veren alternatif operatörüyüz.” Ergeç, Millenicom Bulut Santral Servisi hizmetlerinin lansmanını yaptıklarını belirtti: “KOBİ’ler en son teknolojiden yararlanmak, ilk yatırım ve bakım maliyetlerinden kaçınmak, karmaşık sistemlerle uğraşmamak, telekomünikasyon maliyetlerini azaltmak, tek elden hızlı kesintisiz hizmet almak, anlaşılır, net ve basit tanımlı hizmet teklifleri almak, yüksek güvenlik ve maliyet kontrolü, büyük firmaların teknolojik yeteneklerine sahip olmak, rekabetçiliklerini artırmak ve sadece kendi işlerine odaklanmak istiyor.” Ergeç, “Bulut Santral” hizmetleriyle KOBİ’lere, herhangi bir santral ekipmanına ya da personele ihtiyaç duymaksızın IP Bulut teknolojisi üzerinden kullanabilecekleri ekonomik santral hizmeti verdiklerini, KOBİ’lerin ihtiyacının bulut teknolojisi ve Millenicom Bulut Santral’in de KOBİ’lerin bu ihtiyacını karşıladığını dile getirdi.

ORACLE Stratejik Müşteriler Satış Danışmanlığı Yöneticisi Oya Eren, bulut bilişim, sosyal medya ve mobilitenin geleceği oluşturduğunu söyledi. Eren, kendi vizyonlarına hizmet edecek şekilde 56 milyar doların üzerinde satın almalar yaptıklarını ve bulut için doğru hazırlıklarını tamamladıklarını, Sun satınalmasıyla beraber çok ciddi bir inovasyon yatırımına girdiklerini anlattı. Eren, KOBİ’lerin çok ucuz maliyetlerle kendileri sahip olmadan ORACLE bulutu üzerinden platformlarını geliştirebileceklerini, bulutun KOBİ’leri hızlandırdığını ifade etti. Bulut hizmetlerinde KOBİ’leri destekleyebildiklerini anlatan Eren, ORACLE sosyal medya yaklaşımından da sözetti.  Eren, büyük firmaların uyguladığı bulut çözümlerini KOBİ’lere de uygun maliyetlerle sunduklarını ve ORACLE iş uygulamalarıyla platformları birleştirme imkanı sağladıklarını aktardı.

Turkcell Kurumsal KOBİ Segment Müdürü Onur Şimşekçi, teknolojiyi KOBİ’lerle ve tüm ekonomik iştirakleriyle buluşturmak istediklerini söyledi. Turkcell olarak değişime olan ihtiyacın farkındalığını sağlamak amacıyla bir KOBİ segmenti oluşturduklarını aktaran Şimşekçi, geliştirdikleri ‘İş’te Teknoloji Hamlesi’nden sözetti: “Sektörel kırılımda ihtiyaçları adresleyen çözümler geliştirdik, ‘İşimi Kuruyorum’, ‘Yeni Müşteri Bulmak İstiyorum’ gibi bazı durumları adresleyen çözümleri biraraya getirerek setler halinde sunuyoruz. Bu setler şöyle: Pazarlama, İşbirliği, Network, Yönetim, Bulut&BT Seti.” Bulutun önümüzdeki dönemde de Turkcell için çok önemli bir ürün olacağını vurgulayan Şimşekçi, sektörlere uygun, onlara özel paketler de üreteceklerini açıkladı. Tek elden yatırım maliyeti düşük, uygun fiyatlı İşimi Turkcell Kuruyorum Paketi’ne de değindi: “Paket içerisinde bütün olarak Turkcell SOL ADSL/Fiber internet, modem, Turkcell Sol Sabit Hat 200 dk., akıllı faks yeralıyor.”

Microsoft Türkiye KOBİ ve Kanal Satış Müdürü Muratcan Üstünkaya, teknolojinin geleceğini şekillendiren pazardaki 4 mega eğilimi; “bulut, sosyal, mobilite ve büyük veri” olarak özetledi. Sosyal ağlarla ilgili gelişmelerin iş dünyasını ciddi şekilde etkilediğini aktaran Üstünkaya, büyük veri noktasında önümüzdeki 3 yıl içinde yapılanmamış verinin yüzde 80 büyüyeceğini ve 35 setebaytlık veriye ulaşılacağını düşündüklerini ifade etti. Üstünkaya, Microsoft’un bu 4 mega eğilime yatırım yaptığını, KOBİ’lerin çok temel bazı ihtiyaçlarını gördüklerini, herkesin her yerde bulut teknolojisine ulaştığı bir dünya hayal ettiklerini kaydetti. Üstünkaya, Türkiye pazarının ağırlıklı olarak bir donanım pazarı olduğuna dikkat çekti: “Microsoft olarak en önemli özelliğimiz en iyi ve en kapsamlı kurumsal bulut çözümlerini sunuyoruz. İş çözümlerinden CRM’e tüm bulut kategorilerinde tüm ihtiyaçlarda varız. Sizlerin birçok ihtiyacınızı rahatlıkla ve uygun maliyetle çözebiliyoruz ve bunu global ölçekle yapabiliyoruz.”

2. GÜN 3. OTURUM: “KOBİ’lere fırsatlar”

KOBİ’ler İçin Fırsat Yaratan Çözüm Önerileri konulu Oturum’un moderatörlüğünü yürüten KOSGEB Daire Başkanı Ömer Pak, Türkiye’deki KOBİ politikalarına ve yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi.

ESBA Yönetim Kurulu Üyesi Dieter İbielski, KOBİ’lerin değişen şartlara adapte olmaya çalıştığını, bu bağlamda deneyimli profesyonellerden yardım almak istediklerini anlattı. Tüm şirketlerin güvenli bilgiye ihtiyacı olduğuna dikkat çeken İbielski, şirketlerde vizyonun önemli olduğunu ve ne kadar küçük olunursa olunsun girişimci ruhun avantaj sağlayacağını anlattı. İbielski, şirketlerde verimlilik sağlanırken temiz ve yeşil şirket konseptine yatırım yapılması gerektiğini aktardı.

Türk Patent Enstitüsü Patent Uzmanı Mehmet Nurşad Sözer, buluş kavramını anlattıktan sonra Türk girişimcilerin yaptığı en büyük hatanın “buluşu kendim korurum” anlayışı olduğunu söyledi. Bugün birçok buluşun tersine mühendislikle çok hızlı sürede çözüldüğünü belirten Sözer, “Kendim korurum düşüncesi hatalı bir süreçtir. Oysa patent yani buluş hak sahibine tekel hakkı veren bir belgedir. Ayrıca buluşun ekonomik değeri konusunda çok da gerçekçi olunmuyor” dedi. KOBİ’lere çağrıda bulunarak akademik kaynak taramalarının buluşlara ilham verebileceğinin unutulmamasını isteyen Sözer, TBMM’de olan Yeni Patent Kanunu’nun bir dizi yeniliği getireceğini açıkladı: “Yeni Patent Kanunu’na göre artık üniversiteler de hak sahibi olacak. Araştırma talebi süreci kısalacak. Patent başvurularına itiraz hakkı gelecek.”

DHL Express Türkiye Pazarlama, Müşteri İlişkileri ve İletişimden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Nil Keskin Keleş, KOBİ Express ile bir yılda yaklaşık 2 bin KOBİ’yi ihracatla tanıştırdıklarını belirtti. “Türkiye’ye has bir işletme şekli olan KOBİ’lerin ihtiyaçlarının da farklı olduğunu” vurgulayan Keleş, KOBİ’lere özel hizmetlerini hayata geçirdiklerini anlattı: “Yurtdışına açılmak isteyen ancak nereden ve nasıl başlayacağını bilemeyen KOBİ’lere kılavuzluk ettik. KOBİ’lerin ihracatla ilgili sorularını yanıtlamak üzere ‘444 00 40’ numaralı bir çağrı merkezi kurduk ayrıca dış ticaret işlemlerinde KOBİ’lere büyük kolaylık sağlayan Mikro İhracat hizmetini de hayata geçirdik. Bu sayede 1 yıl içinde 2 bin KOBİ ihracat ile tanıştı. Gümrük işlemleri KOBİ Express ile kolaylaştı.” Keleş, KOBİ’ler için gümrük işlemlerini de kolaylaştırdıklarını belirtti: “Tek seferde 150 kg ve 7 bin 500 Avro’ya kadar olan gönderileri basitleştirilmiş beyannameyle yurtdışına çıkardığımız mikro ihracat paketi ile KOBİ’ler gümrüğe takılmadan rahatça gönderim yapabildi. Bu paket sayesinde KOBİ’lerimiz özellikle tekstil ürünü, yün, iplik gibi ürünlerle tekstil grubunun devamı olan kağıt ve dokuma etiket ürünleri, özel üretim kağıt torba ve ambalajlar, tıbbi cihaz aksamları, otomotiv yedek parça, diğer genel yedek parça ve makina aksamlarını yurtdışına kolay ve hızlı bir şekilde gönderdi.”

Hannover Kalkınma Ajansı Uluslararası İlişkiler Sorumlusu Peter Eisenschmidt, Türkiye Almanya ilişkilerinin önemli, Almanya’nın da Türkiye’nin 2. önemli partneri olduğunu hatırlattı: “Almanya Avrupa Birliği’nde dominat bir ülke. İhracatın yüzde 65’i AB’ye gerçekleştiriliyor. Almanya piyasasına girmek Avrupa piyasasına girmek anlamına geliyor. Şu anda paradoks durum var. Almanya AB krizinden daha da güçlenerek çıktı.” Almanya ekonomisine ilişkin ilginç bir bilgi veren Eisenschmidt, “Almanya’da KOBİ’lerin temel taşını oluşturanların yaşları 50 ile 70 arasında değişiyor. Yabancı şirketler bu boşluğu doldurabilir. Burada en önemli nokta ürünün kalitesi. Yani Almanya’da fiyat odaklı yarış yapılmıyor. Şu da önemli; şirketler gidecekleri ülkenin kanunlarını iyi bilmeli. Birçok uluslararası projenin başarısız olmasının nedeni kültür farklılığıdır” dedi.

Kuzey Kıbrıs Türk Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Salih Çeliker, küreselleşme ve bilgi-iletişim teknolojilerinde meydana gelen gelişmelerle rekabet anlayışının değiştiğini söyledi. Çeliker, sözkonusu gelişmelerin KOBİ’lere avantaj sağladığını ve Kuzey Kıbrıs’taki KOBİ’lerin gelişimini anlattı: “KOBİ’nin istihdam ve üretimdeki payı önemli boyutlardadır. KKTC’nin ekonomide başarılı olması KOBİ’lere bağlıdır. Diğer ülkelerde olduğu gibi bizim ülkemizde de KOBİ’lerin finansman zorlukları vardır. Aynı zamanda ada ülkesi olmamızdan kaynaklı kendimize has sıkıntılar da vardır. Bunun için KOBİ’lerin maliyetlerini düşürücü çalışmalar yapıyoruz.” Başarısız olan KOBİ’lerin ekonomiden silinmemesi veya cezalandırılmaması için çalışmalar yaptıklarını kaydeden Çeliker, başarısız girişimciye ikinci şansın verilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

TÜRMOB Genel Saymanı Ülkü Sönmez, 90 bin meslek mensubu ile 3 milyon KOBİ’nin iş ve işlemlerini gerçekleştirdiklerini kaydetti. Sönmez, kayıtdışı ekonominin en fazla KOBİ’ye zarar verdiğini belirterek, “Kayıtdışı KOBİ’lerin pazar payını ve rekabet gücünü önemli ölçüde azaltıyor. Şimdi Basel II ve Basel III konuları gündemde. KOBİ’nin mal varlığı ile patronun mal varlığı ayrılacak” dedi. Sönmez, Yeni Türk Ticaret Kanunu’na ilişkin de bilgi vererek, 90 bin üyenin 45 binini eğittiklerini, işveren adına kanuna hazır olduklarını anlattı. İşletmeler için en önemli sıkıntının vergi olduğunu vurgulayan Sönmez, verginin tabana yayılarak yükün hafifletilmesi gerektiğini dile getirdi.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.