“Küme gelecek tasarımıdır”

Sektörel temelde bölgesel kümelenme KOBİ’ler için yeni bir dünya sunuyor. Rakip olsalar bile küme örgütlenmesi toplam sektör pastasını büyütmekle KOBİ’lerin büyümesini sağlıyor. Fakat konu Türkiye’de çok taze ve kümelenmenin KOBİ’ler nezdinde farkındalığını artırmak büyük önem taşıyor.

“Küme gelecek tasarımıdır”

Kümelenme! Türkiye’de yeni bir kavram. Ancak son 20 yıla bakarsak 459 adet kümelenme veya girişimi oluşmuş bulunuyor. Bugün kendini küme olarak tanıtanların sayısı ise 96. Bu, çok uzun bir yolculuğun kalkış noktası anlamına geliyor. Türkiye’nin ekonomik gelişmesi bağlamında alırsak, öğrenmemiz ve yapmamız gereken çok iş var.

Önce, dünya ölçeğinde yıldızlaşmış bazı kümelenme örnekleri verelim: Silikon Vadisi, Güney Kore’nin Dijital Medya Şehri, Londra Bankacılık Sektörü, Hollywood, Norveç Gıda İşleme ve Kanada/Toronto Gıda İşleme, İspanya/Endülüs Turizm…

‘Küme’de ilk vurgu sektör ve bölgedir. Bölgede öne çıkan sektörler temelinde kümelenme başlar. İkinci vurgu Türk KOBİ kültürüdür; işbirliğinden korkar, bireysel davranır.  Buradan bakınca sektör ve bölge bazında değerlendirme süreçlerini yönetecek “KOBİ İşbirliği ve Kümelenme Projeleri” kurmak gerekir. Adım atmaya karar verirsek, kamu desteğini de alarak  en yakın “Küme Geliştirme Merkezi” veya “Kümelenme Bilgi Merkezleri” ile irtibat kurmamız gerekir. Hızla, kümeler arası işbirliği kanalları kurmalıyız. Amaç taklit değil, kendine benzeyen, dinamik bir yapının ortaya konması olmalıdır. Çalışmanın vizyonu enternasyonal kümelerle yakın çalışmayı da kapsamalıdır.

Adım atmaya karar veren bir kümelenme girişimine yol yordam gösterecek ve bilgi verecek örnek bir platform örgütlenmesi Türkiye’de var: Anadolu Kümeleri İşbirliği Platformu (AKİP);  deneyim ve bilgi paylaşmak ve işbirliği yapmak amacıyla 2009’da kurulmuş. AKİP İcra Kurulu: Vacit Sar, Tolga Özbolat, Tülin Murathanoğlu, Halil Tokel, Mustafa Hatipoğlu, Arzu Karaarslan Azizoğlu, Kayhan Olanca ve Gülnaz Karaosmanoğlu gibi kümelenme alanında uzman isimlerden oluşuyor. AKİP paydaşları arasında sektör temsilcileri, kamu ve üniversiteler yer alıyor. Küme girişimi başlatanlar için AKİP halen en uygun adres durumundadır.

AKİP kümelenme oyuncuları arasındaki iletişimi ve etkileşimi artırmak için var. Oluşum sürecini AKİP Genel Sekreteri Gülnaz Karaosmanoğlu şöyle tanımlıyor: Önemli çalışmamız paydaşların birbiri hakkındaki farkındalığını artırmak. Bu yüzden zamanımızı öncelikle mevcut ve potansiyel paydaşları ve çalışmalarını takip etmeye ve yakından tanımaya ayırdık. Sayısı 10’u bile bulmayan kuruluş dönemimizde el yordamıyla başladığımız küme farkındalığımızı ve bilgimizi artırmaya ve paylaşmaya çalıştık. Ardından Kalkınma Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji (BST) Bakanlığı’nın küme politikaları ve destek modelleri proje ve hazırlıklarının içinde aktif bir şekilde yer aldık. Sektör beklenti ve dinamiklerini destek modellerine yansıtmaya çalıştık. Hem bir çeşit  pilot proje olduk, hem de ciddi bir eğitim almış olduk. Ardından küme destekleriyle –burada Ekonomi Bakanlığı URGE desteklerini özellikle anmak gerekir- artan küme girişimlerini bilgi ve deneyimle destekleme ve tanışma dönemi geldi.”

Karaosmanoğlu’nun belirttiğine göre AKİP bugün icra kurulu ile birlikte Türkiye’nin küme deneyimini analiz etmeye ve gelecek planı yapmaya çalışıyor. Hedef olarak konulan; bütün küme çalışmalarını görünür, izlenebilir ve paylaşılabilir hale getirmek. Karaosmanoğlu, Platformun vizyonunu şöyle çiziyor: “Bu ekosistemi oluşturduğumuzda farkındalık ve işbirliğinin doğallıkla gelişeceğine inanıyoruz. Bu konuda en görünür ve ulaşılabilir çalışmamız AKİP portalı. Bu portalda tüm küme ve küme girişimlerinin tanıtımlarını, faaliyetlerini,  üye küme işletmelerine kadar bulabilirsiniz. Diğer taraftan şimdiye kadar kümelenme konusunda hazırlanmış tüm ulusal kaynakları, sektör ve bölge raporlarını görebilirsiniz. Çok kısa bir süre için de de analiz sonuçlarını paylaşmayı hedefliyoruz.”

Türkiye’de küme girişimlerinin belli bir kritik sayıya ulaşması daha yeni. Küme olmak, bu konuda ilerlemek kapasiteyi geliştirmek oldukça zaman isteyen süreçler. AKİP Ekim ayında bir konferans ve çalıştay yapacak ve kümeler arası işbirliklerinin neler olabileceği konusunda bir plan çıkaracak. Somut duruma somut çözümler aranacak. Örneğin; bir ilde aynı sektörde birden fazla küme projesi ve girişimi olabiliyor. Ya da  yüksek rekabet avantajı ve  potansiyele rağmen küme konusunda farkındalık olmayabiliyor. Aynı sektörde farklı illerin ayrı ayrı yaptığı benzer çalışmalar da var. Ekim Çalıştayı’nda benzeri işbirliği potansiyelleri planlanacak.

Kamu kuruluşlarından büyük destek var 
Küme üyesi KOBİ’lerin geliştirdiği ortak projelere sağlanan teşvik ve desteklerin en başında “Ticaret Bakanlığı” Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesi (URGE) desteği ile Sanayi Bakanlığı Kümelenme Destek Programı geliyor. Kümelenme Destek programı doğrudan küme organizasyonunu desteklerken URGE desteği işbirliği kuruluşları aracılığıyla KOBİlerin ihracat kapasitesinin geliştirilmesini destekliyor. Bugüne kadar tamamlanmış 177 URGE Projesi var. Süren URGE Proje sayısı ise 186. İleri teknoloji ve Ar-Ge odaklı gelişmeye ihtiyaç duyan bazı sektörlerde ise TÜBİTAK destek sağlıyor. Bölgesel kalkınmanın önemli aktörlerinden birisi olan Kalkınma Ajansları da sağladıkları güdümlü proje destekleriyle, etki alanındaki bölgelerde odak sektörleri destekleyerek KOBİ’lerin ilgili sektörlerde gelişmesine katkı sunuyor. Çok aktif olarak kullanılmasa da KOSGEB’in işbirliği-güçbirliği desteği de benzer bir yapıda sürdürülüyor.

Gülnaz Karaosmanoğlu, “Küme çalışmalarının bir işletme için en öncelikli faydası paylaşacağı pastanın yani sektörün büyümesidir. Bir KOBİ olarak çeşitli devlet desteklerinden bireysel olarak zaten faydalanmanız mümkün. Bir işletme olarak ferden ticari ilişkiler geliştirebilir kapasitenizi ve yeteneklerinizi artırabilirsiniz. Ancak büyük ya da küçük ölçeği hiç farketmez lobi faaliyetlerini tek başına gerçekleştiremez, mevzuata tek başına etki edemezsiniz. Sektörün uluslararası tanımını tek başına yapamaz, sektör stratejilerini tek başına anlatamazsınız. Dolayısıyla küme size bunu sağlar” görüşünü aktarıyor. 

“Kümelenmede yerli ve milli desteklenmeli”


OSTİM Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Aydın, ‘Kümelenmenin’ kalkınma modelinin kalbi olması gerektiğini söylüyor. Japonya, Avrupa Birliği ülkeleri ve Güney Kore gibi ülkelerin gelişmek için küme stratejisini bir araç olarak kullandığını belirten Aydın, başarı hikayesine dönüşen uygulamaların yadsınamayacağını belirtiyor. OSTİM’in bugün her biri alanında önemli bir ekosistemi yaratan kümelenme modellerini örnek gösteren Aydın, “Firmanın bir projesinin desteklenmesi ile bir ekosistemin desteklenmesi arasında çok ciddi farklar oluşuyor. OSTİM bünyesindeki Raylı Sistemler Kümelenmesi örneğin; önemli bir başarı hikayesi yaratmıştır. İleri teknolojisi olan ve Türkiye’de yapılmayan bir ürün ortaya çıkmıştır. Tamamen yerli ve milli bir ürünü konuşabilir hale getirmiştir. Haberleşmede benzer bir noktadayız” diyor. Rekabeti Geliştirme Programları’nın (URGE) kümelenme olarak görülmesinin de doğru olmadığının altını çizen Aydın, “8 firma biraraya gelerek Ekonomi Bakanlığı’nın URGE projesini gerçekleştirebiliyor. Bu çalışmaları ben küme olarak görmüyorum. Bu yapılara küme dersek gerçek küme yapılanmalarına haksızlık etmiş oluruz. Bizim küme tanımımızda daha uluslararası standartlarda, üniversite-sanayi-özel sektör ekosistemini oluşturmuş yapılardır. URGE projelerinin oluşturduğu yapıları ise kümenin bir faaliyeti olarak görüyoruz. Çünkü gerçek anlamda kümelenme bölgesel kalkınma modelidir” bilgisini veriyor.

Türkiye’nin stratejik sektörler başta olmak üzere üretimin ve kalkınmanın tüm alanlarında ‘milli ve yerli modelli’ kullanabileceğini aktaran Aydın, 1970’li yıllarda bu hedef doğrultusunda önemli çalışmalar yapılsa da daha sonra siyasi sebeplerle bu konuların rafa kaldırıldığını hatırlatıyor. Aydın, “Türkiye Cumhurbaşkanlığı sistemine geçti. Ekonomi olarak bunu değerlendirebiliriz. Bir fırsat dönemindeyiz. Karar alma süreçleri daha hızlı olacak. Sonuç odaklı çalışabileceğiz” diye konuşuyor. Hayatını bu işe vererek geldiğini ve diğer küme örnekleriyle de paylaşabilmek amacıyla Anadolu Kümeleri İşbirliği Platformu’nu kurduklarını kaydeden Aydın, şunları anlatıyor: “Güzel uygulama örneklerini her şehirde yaygınlaştırmak istiyoruz. Üniversitesi de firması da kamu kuruluşları da projenin içinde yer almalı. Burada devletin kurumlarına da büyük görev düşüyor. Bürokrat sahanın içinden gelmeli. Sorunları yakından gözlemlemeli. Kümelenme çalışmalarında ancak tüm kesimlerin katkısı ve işbirlikleriyle başarı örnekleri yaratırız.”

YAPARSA ODTÜ, YAPAR
Kümelenme modelinde uluslararası arenada farklılaşacak
Türkiye’nin ilk en yenilikçi ve en olgun teknoparkı olan ODTÜ Teknokent’te, 350’den fazla şirket yaklaşık 7 bin personoli ile Ar-Ge çalışmalarını yürütüyor. Ülke ekonomisine önemli katkılar sağlayan ODTÜ Teknokent’ten yapılan teknoloji satışı 1.3 milyar ABD dolarını, toplam teknoloji satışı ise 13 milyar TL’yi aşmış durumda. ODTÜ TEKNOKENT’te şirketler arası işbirliğini geliştirmek amacıyla 3 sektörde kümelenme bulunmakta: Teknokent Savunma Sanayii Kümelenmesi, Bilişim ve Telekomünikasyon Kümelenmesi, Teknokent İleri Sağlık Teknolojileri Kümelenmesi.
ODTÜ TEKNOKENT Genel Müdürü Mustafa İ. Kızıltaş, 3 kümelenmede de teknolojik ürün geliştirme ve geliştirilen teknolojilerin ticarileşerek ekonomik değere odaklandıklarını söylüyor. Kızıltaş, “Kısa sürede önemli başarılara imza attık. Her biri alanında bir ilk sayılacak projeler yürüttük. Önümüzdeki dönemde Ar-Ge odaklı çalışmamıza ağırlık vererek ihracatta ses getirmek istiyoruz” diyor.

ODTÜ TEKNOKENT Savunma Sanayii Kümelenmesi (TSSK):  ‘Türk Silahlı Kuvvetleri’nin milli olması zorunlu ve kritik ihtiyaçlarının, üniversiteler ile Ar-Ge odaklı işbirlikleri çerçevesinde yerli savunma sanayi şirketlerince geliştirilmesi’  Ar-Ge yapan 130’u aşkın savunma sanayi şirketinin bir araya gelmesiyle hayata geçen ODTÜ TEKNOKENT Savunma Sanayii Kümelenmesi (TSSK) başarı hikayesini yazar hale gelmiş durumda. Şu anda 137 firmaya ulaşan TSSK’nın savunma sanayinde teknokenti bir cazibe merkezi hale getirdiğini değerlendiren Kızıltaş, şu bilgiyi paylaşıyor: “Küme bünyesinde devam eden proje sayısı 550’yi, ihracat yapılan ülke sayısı ise 40’ı aştı. TSSK üyelerinin 2017 yılı ihracat rakamı 135 milyon dolara, toplam ciro ise 1.4 milyar TL’ye ulaştı. Şu anda yürümekte olan URGE Projesine katılan firma sayısı ise 39’u buldu. 2018’de de yurtiçinde işbirliklerine ve yurtdışına açılmaya yoğunlaşacağız.”

Kızıltaş, TSSK bünyesinde Aselsan, Havelsan, TAİ gibi ana yüklenici firmaları barındırmanın önemli avantaj sağladığının altını çiziyor ve küme çalışmalarına ilişkin şu bilgileri veriyor:  “Önemli projelere katılım sağladık. Türkiye’nin ilk orta irtifa insansız hava aracı: ANKA, Türkiye’nin ilk taarruz ve taktik keşif helikopteri: ATAK, Türkiye’nin ilk modern tankı: ALTAY, Türkiye’nin ilk milli gemisi: MİLGEM, HÜRKUŞ, GÖKTÜRK1, Türkiye’nin ilk yüksek çözünürlüklü yer gözlem uydusu: GÖKTÜRK2, Hava Savunma Sistemleri, Akıllı Mühimmatlar buna örnektir. Ayrıca küme içi ve küme dışı, ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliklerinin sağlanması (SSM, MSB, ASO, SASAD, TÜBİTAK, KALKINMA AJANSI, OSSA, HUKD, SAHA, HAB, ESAC vb), yurt içi ve yurt dışı ticaret heyetleri ve alım heyetleri ve sektör odaklı eğitimlerin düzenlenmesi çalışmalarına yoğunlaşıyoruz.”

ODTÜ TEKNOKENT Bilişim ve Telekomünikasyon Kümelenmesi (T.ICT):  ODTÜ TEKNOKENT Bilişim ve Telekomünikasyon Kümelenmesi 2014 yılında hayata geçirildi. Halihazırda teknokentteki şirketlerin yüzde 50’ye yakını bilişim ve telekomünikasyon alanında faaliyet gösteriyor. ODTÜ TEKNOKENT Bilişim ve Telekomünikasyon Kümelenmesi’nde yaklaşık 150 firma yer alıyor. Üye firmalar genellikle kurumsal yazılımlar, bilgi güvenliği, uzaktan eğitim, akıllı sistemler, mobil uygulamalar, oyunlar, e-sağlık, büyük veri ve bulut bilişim alanlarında faaliyet gösteriyor. 2 bin 500 civarında istihdamın sağlandığı kümelenmede oyun önemli bir başlık. Oyun sektörünün dünyada 110 milyar dolar civarında büyüklüğü olduğunu ve Türkiye’nin pazardan 1 milyar dolara yakın pay aldığını aktaran Kızıltaş, “Oyunla ilgili ön kuluçka merkezimiz var. Hacettepe Teknokent ile ortak projemiz olacak. Oyun, siber güvenlik Bilişim ve Telekomünikasyon Kümelenmesi’nin alt başlıklarını oluşturuyor” bilgisini veriyor.

Teknokent İleri Sağlık Teknolojileri Kümelenmesi (T-HEALTH): Kalkınma Ajansı’nın desteğiyle 2016 yılında başlayan kümelenme çalışmalarıyla ODTÜ TEKNOKENT’te yer alan firmalar incelenmiş ve ‘Sağlık Teknolojileri’ alanında faaliyet gösteren 50’nin üzerinde şirket tespit edilmiş. Bu firmalar daha detaylı incelendiğinde “Medikal Cihaz, Sağlık Bilişimi ve Biyoteknoloji” alanlarında firmaların gruplandığı ve ağırlıklı olarak 0-10 yaş aralığında olduğu görülmüş. Mevcut durumda bu firmalarda 560’tan fazla personel istihdam ediliyor. Piyasaya sunulmuş 70’ten fazla ürün ve devam etmekte olan 90’ın üzerinde Ar-Ge projesi sayesinde Kümelenmenin yıllık toplam Ar-Ge geliri 42 milyon TL’yi aşıyor. Şu anda 52 firmanın bulunduğu kümelenmeye ilişkin Kızıltaş, “Rekabet edici değil tamamlayıcı bir kümeyiz. Çünkü Teknokent kümesi olarak sağlık alanında teknolojiyi geliştiren bir kümeyiz. Farkımız buradan kaynaklanıyor. Burada yurtdışı ihracatın da önünü kesmek istiyoruz” diyor.

Sağlık endüstrisinde araştırmacılar ve üreticiler güçlerini İstanbul’da birleştiriyor:

İstanbul Sağlık Endüstrisi Kümelenmesi (İSEK)
İSEK’in temelleri 2010 yılında Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri UYGAR Merkezi öncülüğünde kurulan İnovita İşbirliği Platformu’na dayanıyor. İstanbul Kalkınma Ajansı’nın (İSTKA) başlangıçta desteklediği bu platform kapsamında; ilgili merkezlerde üretilen ürünün/hizmetin ekonomik bir değere dönüşmesini amaçlayan farklı projeler ve etkinlikler yapılmaya başlanıyor. Aynı amaçla bu alandaki girişimciliği desteklemek için sağlık teknolojilerine odaklı İnovita Kuluçka Merkezi hayata geçiriliyor. İnovita Platformu ve Kuluçka Merkezi faaliyetleri sayesinde bir araya gelen ilgili paydaşların katılımı ile 2015 yılında İstanbul Sağlık Endüstrisi Kümelenmesi (İSEK) hayata geçiriliyor. Kümenin başlangıcında; Teknopark İstanbul A.Ş. (koordinatör kuruluş), Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri UYGAR Merkezi, İstanbul Sanayi Odası, Acıbadem Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi (SUNUM) ve MASSİAD (Tıbbi Cihaz Üreticileri ve Tedarikçileri Derneği) ilk kurucu destekleyici üyeler olarak yer alıyorlar.

İSEK Proje Geliştirme Uzmanı Seda Şenol, “Kümemizde şu anda, daha çok mikro ve küçük ölçek KOBİ ağırlıklı olmak üzere, 150’ye yakın firma, 19 araştırma merkezi, 13 STK ve 3 kamu kurumu üyemiz mevcuttur” diyor. Küme kurulurken sektörel ihtiyaçların belirlenmesi konusunda İnovita Platformunun çalışmalarından yararlandıklarının altını çizen Şenol, “İSEK olarak daha çok tıbbi cihaz teknolojileri odağında çalışmalarımızı yürütüyoruz. Kümemizdeki temel iş paketlerini kurgularken sektörün ihracat kapasitesini arttırmayı ve katma değeri yüksek ürünlerin ülkemizde üretilmesine destek olmayı hedefliyoruz. Bu kapsamda bir ürünün gelişim sürecini ve sektörün beklentilerini/ihtiyaçlarını dikkate alarak, mevcut ekosistemde eksikliği hissedilen temel konularda destek vermek üzere, iş paketlerimizi oluşturduk. (İSEK iş paketleri: 1. Tıbbi Cihaz Pilot Üretim Tesisi, 2. Tıbbi Cihaz Test Laboratuvarları Akreditasyonu, 3. Medikal Sektör Analizleri, 4. Biyogirişimcilik ve İnovasyon Programı, 5. Yenilikçi Üniversite Sanayi İşbirliği Faaliyetleri, 6.Kurumsal ve Organizasyonel Yapı ve Stratejik Gelişim)” diye konuşuyor.

Temelleri atıldıktan iki yıl sonra, 2017 yılında, o zamanki ismi ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kümelenme Destek Programı tarafından desteklenmeye hak kazanan İSEK, sektöre destek vermek amaçlı araştırma altyapılarının güçlendirilmesi ve rekabet öncesi işbirliklerinin geliştirilmesi kapsamında da çok çeşitli çalışmalar  yürütüyor.
Destekler artabilir
Ürün geliştirme süreçlerinin uzun ve maliyetli olması nedeniyle sağlık teknolojileri oldukça zor bir alan. Türkiye’de sağlıkta en önemli alıcının devlet olduğu gerçeğini her zaman dikkate aldıklarını aktaran Şenol, “Ürün/hizmet geliştiren firmaların ürünü pazara sunma aşamasına gelmesi 3 yılı bulabiliyor ve yerli pazarı hedefleyen firmalar için kamunun alım garantisi vermesi, geri ödeme sisteminin düzgün işlemesi oldukça önemli. Küme olarak hem kamu tarafında hem de özel sektör tarafında karşılıklı ilişkilerin güçlendirilmesi, ihtiyaçların belirlenmesi ve çözüm önerilerinin getirilmesi noktasında bağlantılarımız güçlü” diyor. Küme olarak erken aşama girişimcilik faaliyetlerinin desteklenmesi üzerine çalışmar yürüttüklerini kaydeden Şenol, şu çağrıyı yapıyor: “Teknopark İstanbul A.Ş. bünyesinde GMP standartlarında modüler olarak kurguladığımız tıbbi cihaz pilot üretim tesisi kapsamında da pilot üretim aşamasına gelmiş firmalara hizmet vermeye başladık. Projelerin yatırımcılarla buluşması ve destek alması konularında da farklı kurumlarla temas halindeyiz. İstanbul’da bulunan sağlık teknolojilerindeki tüm girişimci ve üreticileri kümemize katılmaya davet ediyoruz.”
Araştırma merkezleri avantaj sağlıyor
Sağlıkta özellikle mobil sağlık, evde sağlık ve sağlıkta büyük veriye dayalı kişiselleştirilmiş yapay zeka asistanları ile kişinin kendi sağlığının ve hastalıklarının takibinde daha etkin bir biçimde yer alması çok hızlı bir gelişim gösteriyor. Sağlıkta bilişim konusunun yanında, biyomalzeme ve minimal girişimsel tedavi teknolojiler popüler yatırım alanlarını oluşturuyor. İSEK üyeleri çağın gereklerini çol iyi biliyorlar ve bu yolda hızla ilerleme gayretindeler. Şenol, “Bünyemizde yer alan araştırma merkezlerimiz katmadeğeri yüksek ürünlerin/bilginin ortaya çıkarılması ve Ar-Ge faaliyetlerinin yürütülmesi anlamında küme değer zincirinin en önemli parçalarıdır. Girişimcilerimizin, bu merkezlerin sahip oldukları altyapılardan ve buralarda yürütülen Ar-Ge çalışmalarıyla yakın işbirliğinden güç alarak uluslar arası seviyede ticarileşme aşamalarında hızlı ve güvenle ilerlemesi kümemizin en temel görevidir” diye konuşuyor.

GAP OTK, bölgenin yıldızı oldu
GAP Organik Tarım Kümelenmesi (GAP OTK), T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı (GAP BKİ) tarafından, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) teknik desteğiyle yürütülüyor.
GAP organik tarım kümelenme çalışmalarında kurumsallaşma ve sürdürülebilirliğinin sağlanması amacıyla 3 Haziran 2016 tarihinde GAP Organik Küme Derneği kuruldu. Derneğin halihazırda kamu kurumu, birlik, kooperatif, üniversite, özel sektör temsilcilerinden oluşan 49 üyesi bulunuyor. Küme çalışmalarının katkısıyla son 10 yılda Bölge’de organik üretim miktarı yüzde 118 artış gösterirken üretim miktarı 70.000 tona, organik tarım yapan çiftçi sayısı yüzde 8 artış göstererek 881’e çıktı.

Organik tarım sektöründe; üretim, işbirliği ve pazarlama kabiliyetleri arttırılarak bölgesel rekabetçiliğin arttırılması, bölge ve ülke ekonomisine katkı sağlanması açısından önemli. Küme, çeşitli konularda projeler oluşturarak ilgili kuruluşlara sunuyor. Bu kapsamda hayata geçen Sürdürülebilir Kalkınma için Organik Tarım Forumu 16-17 Kasım 2017 tarihinde GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve GAP Organik Küme Derneği (GAP ORKÜDER) işbirliğinde yapıldı. Forum kapsamında organik tarım sektöründeki ilgili tarafları bir araya getirerek bilgi ve deneyimin paylaşıldığı, işbirliklerinin kurulduğu bir platform oluşturularak bir deklerasyon çıktı. İpekyolu, Karacadağ ve Dicle Kalkınma Ajansları’nın işbirliğiyle GAP Organik Küme Derneği’nin 2019-2023 yılları Stratejik Eylem Planı hazırlandı. Buna göre iki ana eksende faaliyetler yürütülecek.

Eksen 1: Organik Değer Zincirinin

Güçlendirilmesi
- Yenilikçi bilginin üretilmesi ve veri oluşturulması
- Organik tüketim bilincinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması
- Organik üreticilerin bilgi ve bilinç düzeyinin artırılması
- Organik üreticilerin tüketici pazarlarına ulaşımı kolaylaştırılması
Eksen 2: Sürdürülebilirliğin Sağlanması
- “GO” standardizasyonu oluşturulması ve yaygınlaştırması
- “Kurumsal Sağlığın” sağlanması
- İş birlikleri ve lobi çalışmalarının artırılması Stratejisi
- Üye tabanın genişletilmesi ve güçlendirilmesi
Orta vadede, uygulama sürecinde öne çıkan ise üretimle ilgili etkinlikleri destekleyecek Ar-Ge ve değer zincirine yönelik kurumsallaşma faaliyetlerinin geliştirilmesi ve desteklenmesi sağlanacak.
Daha uzun vadeli hedefler arasında ise GAP ORKÜDER modelinin Bölgede diğer ilgili ve destekleyici alanlarda yaygınlaştırılması için eylem planı hazırlanması, teknik ve mali destek programlarının tasarlanması, uygulanması planlanıyor.
Zorlukları aşacak çalışmalar yapılıyor
Türkiye’de organik tarım alanında çalışmaların sınırlı olması küme olarak ekstra zorlukları beraberinde getirmiş. Çözüm olarak da özellikle işbirliğini arttırıcı yönetişim faaliyetleri ağırlık kazanmış. Ayrıca Türkiye’de bir ilk olan GAP BKİ, Bölgedeki üç kalkınma ajansı ve UNDP işbirliği ile “Organik Tarım Değer Zinciri Pilot Uygulamalar Ortak Mali Destek Programı”nı uyguluyor. Program kapsamında dokuz ilde toplam 38 pilot proje hayata geçti. Kasım 2012-Aralık 2017 arası dönemde, toplam 44 eğitim çalışması, 12’si yurtiçi, 5’i yurtdışı olmak üzere 17 fuar katılımı, 3’ü yurtiçi, 3’ü yurtdışı olmak üzere 6 adet teknik gezi olmak üzere toplamda 66 etkinlik gerçekleştirildi. Kurumsal yetkinliğin arttırılmasına katkı sağlayan bu etkinliklere toplam 2.756 kişi katıldı.
Küme bölgeye avantaj sağlıyor
Kümelenme; çiftçilerin ve değer zincirindeki diğer aktörlerin temel ve özel girdilere ulaşımı, bilgiye ve kamu hizmetlerine erişiminin kolaylaştırması sayesinde kırsal alanda üretkenliği artırmada avantaj sağlıyor. Kümeler üretim yaptıkları alanda rekabetçi ve etkin hale geldiklerinde yurtiçi ve yurtdışı yatırımcılar için çekim alanı oluşturuyor. Bu durum kümenin değerini artırdığı gibi yatırım kapasitesini de artırarak kümenin büyümesi ve derinleşmesine katkı sağlıyor.

GAP OTK, başarısını tescillemiş bir oluşum. Zira Avrupa Komisyonu’nun Avrupa Küme Analizleri Sekretaryası (ESCA) tarafından verilen Küme Bronz Mükemmeliyet Etiketi Ödülü’nün sahibi. Türkiye’de bu tescile sahip dört kümeden biri ve Anadolu Kümeleri İşbirliği Platformu (AKİP) İcra Kurulu Üyesi.

ARUS yerli ve milli üretimi başardı
Anadolu Raylı Ulaşım Sistemleri Kümelenmesi (ARUS) Türkiye’de raylı ulaşım sistemlerinin tasarımından nihai ürüne kadar yerli ve milli marka olarak üretilmesi ve üretilen milli markaların uluslararası pazarda rekabet edebilir seviyeye getirilmesi amacıyla 2012 yılında kuruldu. 170 üyesi bulunan ARUS’un toplam istihdamı 35 bini aşıyor. ARUS, bugün artık rüştünü ispat etmiş ve kendi başarı hikayesini yazmış bir küme. Zira ARUS, yerli ve milli marka ürün hedefi doğrultusunda ülkemizde ilk defa Bursa İpekböceği ve İstanbul marka tramvayı, Bursa Green City LRT, Kayseri Talas marka tramvayı, Kocaeli ve Samsun Panorama tramvayı, Malatya TCV trambüsü gibi toplam 212 adet milli marka raylı ulaşım araçlarını üretmiş bulunuyor.
Yerlilik oranında ARUS örnek olmuştur
ARUS Küme Koordinatörü Dr. İlhami Pektaş, “İş birliği, güç birliği ve milli marka” inancı ile kümeyi kurduklarını, tüm Anadolu’yu kapsayan kümede Ankara’dan Bursa’ya, İstanbul’dan Malatya’ya, Afyon’dan Sivas’a 22 ilde üreticileri bulunduğunu aktarıyor. ARUS’un hayata geçiş sürecinin diğer kümelere de örnek olduğunu hatırlatan Pektaş, şu değerlendirmeyi yapıyor: “2012 yılında 324 metro alım ihalesi sırasında sanayicilerimiz bu araçların üretilebileceği ve ithal edilmemesi gerektiği üzerinde görüş birliğine vardı. ARUS olarak 2015 yılında Yerli Malı Tebliği’nin çıkmasında ve Sanayi İşbirliği Programı (SİP) yabancı alımlarda yerli katkı şartının artırılması çalıştaylarında aktif rol oynadık. Yerli Malı ve Sanayi İşbirliği Programı nihayet bir devlet politikası haline geldi. En az  yüzde 51 yerli katkı şartını koydurduk. Bu Türkiye’de bir milat oldu. Bundan sonra tüm raylı sistem ihalelerinde yerlilik şartı konulmaya başlandı. Şu anda yerli katkı oranı yüzde 60 noktasına geldi. Buna ben ‘Milli İşbirliği’ diyorum. Bunu başardık. Artık ‘Milli Marka’ üretiyoruz. Bursa, Kocaeli, Samsun, İstanbul, Kayseri’de raylı sistemler milli marka olarak hizmet veriyor.” İlhami Pektaş’a göre raylı ulaşım sistemlerinde hiç yurtdışından destek alınmadan da projeler yürütülebilir. Bunun için devlet politikalarının oluşturulmasını isteyen Pektaş, şunları söylüyor: “ARUS sektöre girmeden önce yurtdışından bir tramvayı 3 milyon dolara alıyorduk. Biz üretime başladık ve tanesi 1 milyon dolara düştük. Ne değişti; rekabetten dolayı fiyat düştü. ARUS olarak 2023 yılına kadar ihale edilecek olan 96 adet hızlı tren ve 7000 adet metro, tramvay ve Hafif Raylı Araç (LRT), 250 adet elektrikli lokomotif, 350 dizel lokomotif, 500 adet banliyö seti ve binlerce yolcu ve yük vagon ihalelerinde 20 milyar Euro, alt yapı yatırımları ile birlikte yaklaşık 50 milyar Euro’nun ülke ekonomisinde kalmasında önemli bir katkı sağlayacağız.”
“Milli üretimden ihracata yöneliyoruz”
Türk sanayisindeki bu yeni vizyon yerli üretim politikaları ile 2035 yılına kadar yapılması planlanan havacılık ve savunma, enerji, ulaştırma, haberleşme, bilgi teknolojileri ve sağlık sektöründe toplam 700 milyar Euro’luk kamu ihalelerinde en az yüzde 51 yerli katkı şartı getirilmesi en az 360 milyar Euro’nun ülkemizde kalmasını sağlayacak. Dünyada yaklaşık 1.8 trilyon dolarlık bir pazar söz konusu. Pektaş, ARUS olarak bu pazardan da ihracatla pay almak istediklerini söylüyor. Geçmiş dönemlerde komşu ülkeler başta olmak üzere 160 milyon Euro’luk ihracat rakamlarına ulaşan sektörün, komşulardaki sıkıntılardan kaynaklı olarak geçen yıl 25 ülkeye 85 milyon Euroluk ihracat yaptığını hatırlatıyor.

Milli marka üretmeye başlayan firmaların ihracat başarısını anlatan Pektaş, Bozankaya’nın Bangkok Green Line metro projesi kapsamında her biri 4 vagondan oluşan 22 metro tren setinin ( toplam 88 adet vagon) üretimini üstlendiğini Blue Line Metro projesi için de 105 metro aracının gövdelerini üreteceğini açıklıyor. Bozankaya’nın bu yıl ihracatı 50 milyon Euro olacak. İkinci olarak da Durmazlar, Türkiye’nin ilk yerli tramvayını Polonya’ya ihraç ediyor. Panorama model tramvay 2020 yılından itibaren Olsztyn raylarında da sefere başlayacak. İlk etapta 12 tramvay üretimini kapsayan anlaşma ilerleyen dönemde büyüyerek, 24 adete kadar çıkabilecek. Durmazlar’ın tramvay ihalesinin bedeli yaklaşık 20 milyon Euro olacak.

Bu oranları yeterli görmediklerinin altını çizen Pektaş, şöyle özetliyor: “ARUS olarak Ekonomi Bakanlığı’nın URGE projesinin 2.’sini yapıyoruz. 30 firma URGE kapsamında yurtdışı ziyaretlere katılıp, raylı sistemler firmalarıyla yüz yüze ikili görüşmeler yapıyor. Hedefimiz tasarımından nihai ürüne yerli ve milli marka üreterek ihraç etmek ve 85 milyon Euro’yu 500 milyon Euro’ya çıkarmak.”

OSSA, Türkiye’nin üretim üssü
OSTİM Savunma ve Havacılık Kümelenmesi (OSSA), OSTİM yönetiminin bölgedeki ana sektörler için yaptırdığı rekabet analizi sonucunda, yüksek rekabet gücü ile ön plana çıkan, savunma ve havacılık sektörlerinde mal ya da hizmet üreten KOBİ’lerin bir araya gelerek oluşturdukları ortak hareket sayesinde, 1 Temmuz 2008 tarihinde kuruldu. Bugün 202 üyesi 7000’in üzerinde iş gücü, 700 milyon TL’yi aşan cirosuyla bir başarı hikayesi.

Avrupa Havacılık Kümelenmeleri Birliği (EACP) Üyesi ve Bronze Label Kalite Etiketi Ödülü Sahibi OSSA, üyelerini yurt dışında ve yurt içinde temsil ederken rekabet güçlerini artırıyor.

OSSA Kümelenmesi Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Mithat Ertuğ, “Küme olarak her yıl 4-5 defa yurtdışı ziyaretler yapıyoruz; üyelerimizi ihracata teşvik ediyoruz. T.C. Ticaret Bakanlığı’nın yürüttüğü URGE destekleri sayesinde çok önemli fuarlarda yer aldık. Bazı üyelerimiz bu sayede hem yurtdışı hem de yurtiçi bilinirliğini artırdı. OSSA, Türk savunma sanayiinin özellikle de KOBİ’lerin, uluslararası pazardaki rekabet gücünü arttırmaktadır” diye konuştu.

ICDDA’ye 2 ödül birden: OSSA Küme Koordinatörü ve Proje Yöneticisi Ece Umay, T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı destekleri ile OSSA organizatörlüğünde 23-25 Ekim 2018 tarihleri arasında Ankara’da 4.’sü gerçekleşecek ‘Savunma ve Havacılıkta Endüstriyel İşbirliği Günleri’ ne (ICDDA 2018) dikkat çekerek, “Yurtdışından Airbus, Boeing, Dassault Systems, Lockheed Martin, MBDA, Navantia, Thales ve Rolls-Royce gibi uluslararası firmalar yer alacak. Ayrıca yurtiçinden Aselsan, TAI, FNSS, Roketsan, Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu, Otokar, TEI, THY Teknik, Milli Savunma Bakanlığı Askeri Fabrikalar ve tersaneler ile KOBİ’lerimizi buluşturmayı hedefliyoruz” dedi. ICDDA, T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı tarafından 2014’te ‘Savunma Sanayii Özel Ödülü’ ve 2017’de ‘Savunma Sanayii Tanıtım Özel Ödülü’ne layık görüldü. ICDDA 2016’ya 33 ülkeden, 200 firmanın üzerinde katılım sağlanırken 5400 kayıtlı ikili iş görüşmesi yapıldı. Organizasyon, katılımcı firmaların iş paylarının artmasına ekonomik büyümeye, katma değer ve istihdam artışına katkı sağladı. ICDDA’ya destek veren katılımcı ve firmalar şu görüşleri sundu:

Airbus Türkiye ve Afrika Uluslararası İşbirliği Direktörü Thierry Ader: “ICDDA, Türkiye’nin savunma sanayii alanındaki mevcut potansiyelini görebilmek açısından önemli bir etkinlik. Airbus olarak etkinliğe destek vermekten büyük onur duyuyoruz. Etkinliğe Airbus, Boeing gibi büyük firmaların yanı sıra Safran, Thales gibi firmalar da katılıyor. ICDDA; KOBİ’leri büyük firmalarla buluşturuyor. Burada işletmeler için büyük bir potansiyel mevcut.” 

Business France Ticaret Danışmanı Véronique Priour: “ICDDA, Fransız firmaları için Türkiye’deki mevcut potansiyeli görebilmek açısından önemli bir etkinlik. Özellikle workshop, konferans programları ve firma ziyaretlerinin verimli olduğunu düşünüyorum. Etkinliğe Fransız firmaları olarak bu senede yüksek katılım göstereceğiz.” 

Umay, etkinliğe ilişkin şu bilgileri verdi: “ICDDA gibi uluslararası organizasyonlar, KOBİ’lerin kurumsallaşmasına ve rekabet güçlerini arttırmalarına da katkıda bulunmaktadır. Uluslararası firmalarla bir araya gelmek, onlarla iş ortaklıkları yapmak; KOBİ’lere vizyonel bakış açısı getirmektedir. Yurt dışında çok büyük iş imkânları bulunmaktadır. OSSA, KOBİ’lerin bu fırsatları görmesi için çalışmaktadır.”
KOBİ’lere yatırım ve sermaye desteği verilmeli
KOBİ’lerin yurtdışından gelecek müşterilerine üretim alanlarını gösterebilecek şartlarda, geniş üretim alanlarına sahip olmalarının ihracatlarını geliştireceğini kaydeden Ertuğ, Ankara Kazan Bölgesi’nde TAI’nin arkasında kuvvetli bir alt yüklenici grubu oluşturmanın önemine değiniyor: “KOBİ’lerin işletme sermayesini toprağa harcatmadan, uygun üretim alanlarını sağlamak; KOBİ’lerin makine ve ekipmana yatırım yapmasını, böylece 10 kat büyümesini değerlendirebilseydik sektörde son 10 yılda büyük kazanç sağlanacaktı. Bu bölgede yavaş hareket edilir ise büyük iş fırsatları kaçırırız. Çünkü havacılıkta üretim ekseni son 10 yıldır Kuzey Afrika’ya kaymaya başladı.”

KOBİ’lerin büyük oranda dolaylı ihracat yaptıklarının altını çizen Ertuğ, “Airbus, Boeing gibi sektör temsilcisi büyük firmalar, KOBİ’lerin direkt ihracat yapabilmek için üretim koşullarının oluşmadığını savunuyor. İşimizin bir kısmı showdur. Havacılık sektörüne çalışan KOBİ’lerin yüzde 80’i sertifikasyonu tamamlamıştır. KOBİ’lerin Boeing ve Airbus’tan iş alamaması; üretim alanlarındaki kısıtlı koşullardan kaynaklanmaktadır” bilgisini veriyor.

OSTİM ENERJİK ürün geliştirme yolunda
“OSTİM Yenilebilir Enerji ve Çevre Teknolojileri Kümelenmesi” 2007 yılında OSTİM’in gelecekte rekabetçi sektörü olma vizyonuyla kuruldu. 10. yılında; kamu, üniversite-sanayi işbirliği ile paydaşların kapasitelerinin artırılarak yenilenebilir enerji ve çevre teknolojileri ekipmanlarının yerlileştirilmesi, faaliyetlerini yürütüyor. 66 üyesinde bin iki yüzden fazla istihdamın sağlandığı OSTİM Enerjik’in üyeleri; güneş, rüzgar, biyokütle, atık bertaraf sistemleri, çevre teknolojilerinde su artıma sistemleri gibi alanlarda faaliyet gösteriyor. OSTİM Enerjik, değer zincirinin bütünüyle birlikte yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üreten sistemler kuruyor.

OSTİM Yenilebilir Enerji ve Çevre Teknolojileri Kümelenmesi Koordinatörü Pınar Yalman Akcengiz, “Temiz teknolojiler ve ilişkili sektörlerde yurtiçi ve yurtdışı pazar payını ‘sürekli inovasyon ve sürdürülebilir ihracat’ anlayışı ile artırarak yerel kaynaklarla yerli ihtiyaçlara cevap vermek, temiz teknolojiler konusunda Dünyanın önde gelen inovasyon ve üretim merkezlerinden biri olmak” vizyonuyla 5 yıllık proje hazırlayıp destek aldıklarını açıklıyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kümelenme Destek Programı kapsamında; en az bir sanayi/ticaret odası ve üniversite 20 işletme ile bir araya gelerek hazırladıkları 5 yıllık iş planı ile yüzde 50 oranında destek alabiliyor.  Akcengiz, Destek programının ikinci çağrı döneminde desteklenen 4 kümeden biri olarak 2017 yılında 24 milyon TL bütçeli projeyi imzaladıklarının altını çiziyor. Proje kapsamında; OSTİM Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü, OSTİM Vakfı, OSTİM Teknoloji A.Ş., TEMSAN, ASO, Ankara Kalkınma Ajansı, Başkent Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Atılım Üniversitesi, GÜNDER, Global Enerji Derneği, Toprak Bilimi Derneği ile üye işletmeler yer alabiliyor.

Akcengiz, “Şu anda 24 tane işletmemiz ve ilgili kamu kuruluşları yer alıyor. 3 ana eksende iş planımız var; ortak ürün geliştirme, uluslararasılaştırma ve santral rehabilitasyonu. Kümenin kuruluş yıllarında, kümenin ne olduğunu anlatırken geçtiğimiz yıllar süresince üyelerimizin birbirini tanıması, ortak Ar-Ge projelerinin yapılması, tedarik zincirinin halkalarının oluşturulmasıyla küme stratejisi ortak ürün geliştirme aşamasına ulaştık” diye konuşuyor. 1 yılın sonunda projeye 16 firmanın daha dahil olmak istediğini aktaran Akcengiz, 6 aydır sözkonusu firmaların güvenlik soruşturmasının devam ettiğini toplamda 40 firmanın projede yer alabileceğini ekliyor.

“Anahtar teslim üretim yaparız yeter ki ana firma olsun”: OSTİM ENERJİK’in arzu edilen gelişimini sağlaması için Güney Kore modeliyle karşılaştırmalı çalışmalar yaparak ‘entegratör firmaya’ ihtiyacın duyulduğunun tespit edildiğini kaydeden Akcengiz, “Çıkan sonuçlardan biri evet üye işletmelerin potansiyeli yüksek ama enerjide ana entegratöre ihtiyaç var. Biz buraya Enerji Bakanlığı’na bağlı olan bir kuruluş olan TEMSAN’ı konumlandırdık. Kuruluşu en üst noktaya oturttuk ve küme içerisinden TEMSAN’a nitelikli bir alt yüklenici kadro oluşturmak hedefindeyiz. Ana kuruluş entegratör ve tasarımcı olsun. Küme firmaları ise TEMSAN’a tedarikçi olarak anahtar teslim yerli santral kurabilme kabiliyeti geliştirelim. Buna inanıyoruz çünkü bu potansiyelimiz gerçekten var” diyor. Bakanlığın desteğinden sonra küme olarak bölgeselden ulusala evrildiğini kaydeden Akcengiz, kümelenme birlikteliğinde yenilenebilir enerjinin alt dallarında değer zincirini tamamlamaya çalıştıklarını kaydediyor.
İhracatımız birinci öncelik
OSTİM Yenilebilir Enerji ve Çevre Teknolojileri Kümelenmesi Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Çelik, yenilenebilir enerji ve çevre teknolojilerinin yüzde 80 ithal edildiğini belirterek, yerli gücün birleştirilerek ithal edilen ürünlerin Türkiye’de üretilebileceğine dikkat çekiyor. Çelik, “Elbette teknolojik olarak eksik kaldığımız noktalar olacaktır. Bu küme birlikteliği değer zincirini tamamladıktan sonra eksik olan kritik ekipmanlarla know how transferi ile tamamlayarak nihai ürün çıkartabilir. Ve yurtiçinin ihtiyacını karşılamak birinci öncelik olsa da yurtdışına ihracat konusunda araştırmalarımız var. Ekibimiz Güney Afrika’ya gitti. Avrupa’ya, Uzakdoğu’ya ziyaretler yapıyoruz. Bizim küme olarak yurtiçi ve yurtdışında gözümüzü megavat altı mertebedeki lokal çözümlere diktik. Bunun üstüne çıkınca ana oyuncular var, rekabet şansımız azalıyor” diyor. Enerji senaryolarında lokalleşmenin yerel çözümler üretmenin artacağını aktaran Çelik, buna uygun çözümler sunmaya odaklanacaklarını kaydediyor.

İŞİM üyeleri yerli üreticilerin desteklenmesini istiyor 
OSTİM’in, Sektörel Rekabet Analizi çalışmasının ardından Çankaya Üniversitesi ile OSTİM Organize Sanayi Bölgesi arasında imzalanan bir protokol çerçevesinde kurulan OSTİM İş ve İnşaat Makineleri Kümelenmesi (İŞİM), 2007 yılında kuruldu. Ağırlıklı olarak OSTİM bölgesinde yer alan; hafif inşaat makinaları, iş makinaları yedek parçaları, özel amaçlı iş makinaları, maden makinaları ve yedek parçaları, beton santralleri, kırma eleme tesisleri, asfalt plentleri, araç üstü ekipmanlar konusunda üretici firmalar kümede yer alıyor. İŞİM Küme Koordinatörü Fevzi Gökalp, “İŞİM Kümelenmesi’nin ana hedefi firmalarının yenilikçi yaklaşımlarını ve işbirliklerini geliştirerek, ulusal ve uluslararası rekabet güçlerini artırmak ve dünya markası olmalarını sağlamaktır. Şu anda 143 firmamızda yaklaşık 6 binden fazla kişi istihdam ediliyor” diyor.

Türkiye ve yakın coğrafya yeniden yapılanıyor: Geçtiğimiz yıla kadar bölgesel bir küme olarak varlığına devam eden İŞİM, şu anda sektöre katma değer yaratacak tüm Türkiye’deki sektör temsilcilerinin katılımına açık. İzmir, Kayseri ve Konya’dan üyeleri bulunduğunun altını çizen Gökalp, “Üretici KOBİ’leri hedefliyoruz” diyor. Türkiye’nin lokomotif sektörünün inşaat olduğunu aktaran Gökalp, “İnşaat sektörünün büyüklüğü iş ve inşaat makineleri için önemli bir büyüme fırsatı. Türkiye ve yakın coğrafya gelişmekte olan ülkeler. 2023 vizyonunda ciddi yatırımlar var; hastaneler, duble yollar veya köprüler, havalimanları, ulaşım projeleri, kentsel dönüşüm projeleri var. Bu dev projelerde iş ve inşaat makineleri kullanılıyor. Yakın coğrafyada Irak’ın yeniden yapılanması. Ortadoğu ülkelerin yapılanma süreci sektörün gelişimini etkiliyor” diyor.

Yerlilik oranı düşük: Türkiye iş ve inşaat makineleri alanında yurtdışı ağırlığı devam eden bir sektör. Yüzde 55-60 distribütörlerden oluşuyor. Gökalp, küme yapılanmasıyla bu oranı yerli üretim lehine çevirmek istediklerini belirterek, “Çünkü sektörümüzde önemli markalar var; Hidromek, MST, Pi Makine, MEKA gibi. Üyelerimizin hepsi nihai üretim yapan işletmelerden oluşmuyor. Bir değer zinciri halkaları içinde oluşan bir firma yapılanması var. 143 firmanın yüzde 40’ı nihai, geri kalanı yedek parça sağlayacaklardan oluşuyor. Nihai üretim yapan firmalar birçok yedek parçayı bölgeden temin etmeye çalışıyor. Yerli son ürün yapan firmalar satışlarını ne kadar artırsa yan sanayisi de o kadar artıyor. Bu sene başında nihai ürün yapan 6 firma belirledik diğer firmalarla ikili görüşmeler sağladık. Yaklaşık 300’e yakın ikili iş görüşmesi sağladık. Küme içindeki tedarik ağının gelişmesi ve yerlilik oranının artırılmasına odaklandık” diye konuşuyor. Çalışmalarda bununla da yetinmediklerini ve nihai ürün yapan firmaların yurtiçinde satışlarını artırabilmek adına proje yürüttüklerini belirten Gökalp, şu bilgileri veriyor: “Son 3-4 yıldır kamuda yerli ürün alma konusunda inisiyatif başladı. Ama hala daha yeterli değil. Birçok yatırımda yurtdışı kaynaklı ana yükleniciler işi aldı ve onlar bizim yerimize yurtdışı firmaları tercih etti. Bizim makineler büyük kamu projelerinde yer alamadı. Kamu kuruluşları kendi çalışmalarında yerliyi tercih ettiler. Bizim sektör olarak en büyük eksiğimiz ürün çeşitliliğinin az olmasıdır. Ana ürün grubunun çeşitlenmesiyle yerli firma tercihinin artacağını düşünüyorum.”

URGE ile ihracat pazarlarına yoğunlaşıldı: Ekonomi Bakanlığı’nın 2010 yılı sonunda yayınladığı URGE desteğine ilk başvuran kümenin İŞİM olduğunu hatırlatan Gökalp, “Bakanlığa evrakları teslim eden ve ilk başlayan projelerden biriyizdir. 2011’in Mart ayında projeye başladık. İlk 36 firma ile 2 proje yürüttük. Eş zamanlı bir projeydi. 36 firmayı 2’ye böldük ve proje kapsamında Rusya, Almanya, Amerika ve Afrika’ya heyetlerle geziler düzenledik. İkili iş görüşmeleri, fuar ziyaretleri ve tesis ziyaretleri yürüttük. Bu projede yer alan 36 firmamız ihracatında yüzde 120 artış sağladı” açıklamasını yapıyor. Üçüncü URGE projesine 29 firma katıldı. Eylül ayında sonlanacak proje kapsamında; ABD, Almanya, Kenya, Güney Afrika, Dubai’de ikili iş görüşmeleri sağlandı. Gökalp, 4. URGE için taslağını oluşturduklarını ve 50-60 firmanın katılım sağladığı bir proje yürütmek istediklerini söylüyor.

İŞİM bronz küme olarak sertifikalandı: Ocak 2016’da başlayan ve 2017’nin Aralık ayında biten  COSME küme mükemmeliyeti programı kapsamında  CLUSTEM isimli Avrupa Birliği Projesi yürüttüklerini açıklayan Fevzi Gökalp, şu noktalara değiniyor: “Proje kapsamında İtalya, İngiltere, İspanya ve Türkiye konsorsiyumdaki ortaktan 1’i İŞİM oldu. Türkiye’de ilk Avrupa’da 5 projeden birisi olan CLUSTEM kapsamında 250 bin Euro’luk bütçe kullanıldı. Projede yurtdışında kümelenme faaliyetleri konusunda yaklaşık 1000’e yakın küme ile kıyaslama yapıldı. Yönetimsel anlamda kıyaslama analiz sonucunda AB küme mekanizmasının verdiği ‘bronz marka’ sahibi küme olduk. Küme yönetimi konusunda yurtdışında eğitimler aldık. Yönetimsel anlamda farkındalık sağladık. Proje sonunda kendi kümemize yedek parçaların katma değerli hale dönüştürülmesi veya dış ticaret istihbaratının yaygınlaşması gibi programları devreye aldık.

HTK, Türkiye’nin geleceğini inşaa ediyor
OSTİM bünyesinde 2017 yılında kurulan Haberleşme Teknolojileri Kümelenmesi (HTK), yerli baz istasyonu ve tüm telekomünikasyon sistemlerini geliştirme amacıyla Ankara’da kuruldu. Yaklaşık 1 yıllık sürede hızlı bir gelişim süreci izleyen HTK, geliştirdiği “Uçtan Uca Yerli ve Milli 5G Haberleşme Şebekesi Projesi” ile önemli bir başarıya imza attı. Proje Türkiye için bir mihenk taşı. Zira HTK, Türkiye’yi 2020 yılında dünya ülkeleriyle eş zamanlı yerli ve milli 5G teknolojisine geçirmeyi hedefliyor. Projenin en önemli artısı paydaşları. HTK üyesi 17 firma, 3 operatör, 10 üniversite, 6 teknokent ve OSTİM işbirliğiyle gerçekleştirilecek projeye TÜBİTAK destek sağlayacak.

HTK Yönetim Kurulu Başkanı Veli Murat Çelik, elektronik haberleşmenin alanının yerli ve milli üretim için önemli olduğunu belirterek, “Türkiye’nin iki yıl sonrasında bütün dünya ülkeleriyle aynı yere girmesini planlıyoruz. Çünkü 5G sadece hız anlamı taşımıyor. 5G, birçok alanda her şeyin değişim alt yapısı, dijital platformların temelidir. 2020 ile beraber, Türkiye’yi dünya üzerinde kendi teknolojilerini üreten ülkelerden biri yapacağız. HTK’nın tek projesi bu değil; ilk projesi ve amiral gemisi. Hemen arkasından hayata geçecek 40’ın üzerinde projemiz var. Ayrıca yerli milli çipimiz, yerli işletim sistemlerimiz gibi çok heyecan veren ve dikey marketlerin içine girebilecek projemiz olacak” diye konuşuyor.

HTK’nın kuruluş öyküsünün işbirliği ve güç birliği felsefesine dayandığını kaydeden Çelik, kamunun projeyi sahiplenmesini ise başarının anahtarı olarak nitelendiriyor ve şunları anlatıyor: “Özel sektör, üniversite, kamu biraraya geldik. Türkiye’nin iletişim sistemlerini uçtan uca yerli imkanlarla yapabilir potansiyelimiz var. Bugüne kadar haberleşme şebekelerinde Türkiye’nin bir pazar  olduğu algısı vardı. HTK yürüttüğü projelerle Türkiye’de bu alanda üretim yapılabileceğini herkese göstermiş oldu.”

Bunun bir sonraki aşamasının ihracat olacağını kaydeden Çelik, “Elektronik haberleşme teknolojileri, aslında ilk örnekleri 1990’lı yıllardan ve hemen öncesinden başlamış. Türkiye olarak biz maalesef bu teknolojileri üreten olarak sektöre hiç girmedik. Bizim 5G’de dünya ülkelerini yakalayıp onlarla rekabet edebilmemiz için bir sıçrama yapmamız gerekiyordu. Bu proje ile bunun yolunu açtık. Geliştirdiğimiz yapıları bundan sonra ihraç etme şansımız olacak. Dijital dönüşüm pazarının 10 yılda 100 trilyon dolara ulaşacağı öngörülüyor. Bu pazardan Türkiye’nin de payını alması gerekiyor” bilgisini veriyor. 
Kümenin ilk kritik projesi
5G, eski 2, 3, 4 ve 4.5G birbirini takip eden teknolojilerin tamamen dışında yeni, sanallaştırılmış, bulut tabanlı yazılımları içeren daha çok yazılım ağırlıklı bir şebeke. Dolayısıyla bu bir fırsat penceresi açıyor. Çelik, projeye ilişkin görüşlerini şöyle aktarıyor: “Bir uçtan bir uca şebekenin kendisini kritik olarak tanımlıyoruz. Şebekenin bir uçtan bir uca olmazsa olmazları, yani güvenliğini ve komple şebekenin kendisini sağlayacak yapıları koyduk buraya. Bunu koyduğumuz anda, üzerine birçok farklı servisler gelecek. Yazılımlar gelecek. Bunun bir de daha alt seviyedeki geliştirmeleri olacak. Bu ekosistemin içinde 17 firma, amiral gemisini oluşturacak. 17 firmanın amiral gemisini yaparsak donanmanın etrafında çok sayıda yapılacak iş var. Bunların hepsi beraber yapıldığında tam kapsamlı şekilde; gerektiğinde yeni bir pazara girecek, gerektiğinde bir operatörün bütün ihtiyaçlarını ya da devletin kritik ihtiyaçlarını, özel şebekeleri yapabilecek bir yapı kuracağız. "
“Elimizde olan imkanları

harekete geçiriyoruz”
Haberleşme Teknolojileri Kümelenmesi Koordinatörü Durali Çiçek, projenin 9 alt başlığı olduğunu belirtiyor: “9 alt başlığın hepsi 2020’nin birinci günü olmasına gerek yok. Bazı ürünler, radyolinkler ve antenler aslında 2018’in sonlarına doğru ve 2019’un başında çıkacak. Diğer radyo erişim şebekesinin komponent ve testleri de 2019’un ilk çeyreğinde ve ikinci çeyreğinde olgunlaşmaya başlayacak. Dolayısıyla 2020’ye doğru baktığımızda projenin birçok kısmı çıkmış olacak. Arada 2019 yılı içinde birçok komponenti test etme, gerçek şebekede koyup performansını izleme şansımız olacak.   Şu ana kadar yapmadığımız ama yapabilmek için elimizde her şeyin olduğu bir durumu şimdi harekete geçiriyoruz. Harekete geçtiğinde inanıyoruz ki bu sektör Türkiye’ye refah getirecek. Türkiye’nin elindeki imkânları daha güvenli, daha güvenilir ve ileriye doğru da parasal ve bilgi anlamında katkısı olacak farklı açılımları yapacak bir başlangıç.”

OSTİM Medikal Sanayi Kümelenmesi ithalatın önünü kesmek istiyor
OSTİM Medikal Sanayi Kümelenmesi, 2007 yılında sağlık sektörünün ihtiyaçlarının karşılanmasında yerli üretimin payını artırmak, medikal sanayi KOBİ’lerini uluslararası pazarda rekabet edebilir hale getirmek ve sektörün Türkiye’de yüzde 85’leri aşan seviyelerde yurtdışına bağlılığını minimum seviyeye çekme amacıyla kuruldu.
Kümeyi ve projelerini konuşmak adına OSTİM Medikal Sanayi Kümelenmesi Yönetim Kurulu Başkanı Fatin Dağçınar, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet Aydıngün ve Küme Koordinatörü Nilsu Bozdemir ile biraraya geliyoruz.

Başkan Dağçınar, kümenin faaliyetini; “Üye firmaların araştırma ve geliştirme faaliyetlerine destek olma, insan kaynaklarının geliştirilmesi, iletişim ve bilgi paylaşımının artması ve sıklaşması, uluslararası tanıtım ve pazarlama faaliyetleri, ihtiyaçlar doğrultusunda projeler geliştirilmesi, ilgili tarafların bir araya getirilmesi ve lobi çalışmalarını yürütmek” şeklinde özetliyor. Yerli ve milli tıbbi cihaz sektörü oluşturmak amacıyla kurulan OSTİM Medikal Sanayi Kümelenmesi’nin 90 firması bulunurken istihdam ise 1500’ü aşıyor.

Ankara tıbbi cihazda üretim üssü konumunda. OSTİM Medikal Sanayi Kümelenmesi Başkan Yardımcısı Mehmet Aydıngün, medikal sektöründeki gelişmelerin son zamanlarda kümelenme yapılanmasına somut gelişmeler gösterdiğine dikkat çekerek, “Diğer medikal kümelenmeleri bir çatı altında birleştirmek ve ortak güçbirliği yapmak için platform kurmaya çalışıyoruz. Şu anda ilgili küme yöneticileriyle sözleşme aşamasına geldik” diyor.
Medikal sektöründe de ‘millilik’
Türkiye sağlık sektöründe yüzde 85 yurtdışına bağlı. Dolayısıyla OSTİM Medikal Kümelenmesi’nin en önemli hedefi yerli kullanımı teşvik ederek ithalatın önüne geçmek. Medikal sanayide Türkiye’de 2017’de 2.1 milyar dolar ithalat yapılmış. İhracat ise 466 milyon dolar. OSTİM Medikal Sanayi Kümelenmesi üyelerinin yaklaşık yüzde 80’i ihracat yapıyor. Aydıngün, “Kalkınmamızı sağlayan yerli ve milli üretimdir. Bu yerli ürünleri de kullanıcılarımızın önyargısız kullanması gerekiyor. Uluslararası firmalar ile rekabet edebilmek için ürettiğimizi satabilmemiz sağlanmalı. Son çıkan yönetmelik  “medikal üreticilere ‘yerli malı’ belgesi varsa, yüzde 15 fiyat avantajından yararlanıyorsunuz” bilgisini veriyor. Medikal sektörüne ilişkin de bilgi veren Aydıngün, “Türkiye medikal cihaz üretiminde yazılımdan, tasarımdan, kullanılan makineden insan gücüne kadar gelişmiş ülkeler ile rekabet edebilecek düzeyde. Uluslararası standartlara erişmiş durumda. Belgelendirme süreçlerini bitirmiş durumda. Uluslararası sahada çok rahat yarışabilir olan sektörümüz yurtiçinde yerliye bakış açısının iyileşmesiyle daha iyi noktalara gelecektir” diye konuşuyor. Türkiye’nin ihracatta en fazla potansiyel ülkesini ise Ortadoğu ülkeleri, Afrika, Balkan ülkeleri ile Türk Cumhuriyetleri oluşturuyor. Üyeler arasında anahtar teslim hastane yapan üyeler de bulunuyor.
Sorunlar çözüm bekliyor
Medikal sektörünün büyümesinin önünde engel olarak duran faktörler var. Bunlar; yerli malı belgesi, sektördeki veri eksikliği, MDR Regülasyonu ve uyum süreci, CE sertifikasyon problemleri, uluslararası düzeyde test laboratuvarı olmaması, denetim mekanizmalarının tekel konumda olması ve rekabet ortamını engellemesi, TİTUBB Kayıtları- yabancı firmaların denetimi, DMO fiyatlarının revize edilmesi, SİP- OFFSET, SUT fiyat ve şartları, geri ödeme süreçleri, KDV problemleri, ihale şartnamelerindeki eksiklikler,  personel sıkıntısı, etik kurul problemleri ve MKYS sistemleri olarak dikkat çekiyor.
İhracat potansiyeli yüksek bir sektörüz
OSTİM Medikal Sanayi Kümelenmesi Koordinatörü Nilsu Bozdemir, “Medikal kümelenme ve sektör olarak 2018 yılında 2 milyar dolar, 2023 yılında 5 milyar dolar ihracat hedefliyoruz. Ayrıca ürün çeşitliliğini arttırmaya çalışıyoruz. 5 firmamız Ar-Ge merkezi olarak tescillendi ve bunlardan biri aynı zamanda Tasarım Merkezi de oldu. Diğer firmalarımız da teknokentlerde ürün geliştirmeye ağırlık veriyor” bilgisini veriyor.

Öte yandan OSTİM Medikal Sanayi Kümelenmesi, 2015 yılında 20 üreticinin katılımı ile ürün tanıtımlarının yapılmasına imkan sağlayan Ortak Showroom uygulamasını hayata geçirdi. 250 metrekarelik alanda ürünler yerli ve yabancı heyetlere sergileniyor.

OSTİM KAUÇUK TEKNOLOJİLERİ KÜMELENMESİ
Kümeye katılan KOBİ’nin önü açılıyor, büyüyor
OSTİM Kauçuk Teknolojileri Kümelenmesi, 2013 yılında faaliyet yürüten sektör temsilcilerinin ‘küme modelinde üretim yapalım’ taleplerinin dikkate alınmasıyla hayata geçiyor. Hammadde olarak tamamen dışa bağımlı olan kauçuk sektöründe en önemli konulardan biri üretimi durdurulan sentetik kauçuk üretiminin yeniden başlaması.

OSTİM Kauçuk Teknolojileri Kümelenmesi’ni yerinde tanıdık. Küme Yönetim Kurulu Başkan Vekili Turan Değirmenci ve Küme Koordinatörü Dr. Kayhan Olanca projenin gelişim sürecini özetlediler. Kayhan Olanca, sektörün kümelenmeye karar vermesiyle ilk olarak Ekonomi Bakanlığı’nın 3 milyon dolarlık URGE projesinin devreye alındığını ve kümelenme altyapısının tamamlandığını söyledi. Bütçe tam olarak kullanılmamış olsa bile proje önemli bir ivme kazanmış. 3 milyon dolarlık ikinci bir URGE projesi devreye giriyor. Olanca, “Bu proje için çok ciddi eğitim programı hazırladık. Yurtdışı işbirliği çalışmaları daha da ağırlık kazanacak. Proje kapsamında ikili görüşmeler ve alım heyetleri hayata geçirilecek; olgun bir küme yapısı oluşturacağız” diyor.
Kauçukun katma değeri yüksek
Turan Değirmenci, kauçuğun katma değeri yüksek bir üretim alanı olduğunu belirterek, “Amacımız bu rakamları daha yukarıya taşımaktır. Bunu Kauçuk Kümelenmesi ile yapıyoruz” diyor. 50 üyesi bulunan OSTİM Kauçuk Kümelenmesi’nde yaklaşık 1500 kişi istihdam ediliyor. Firmaların ağırlığını küçük ve orta ölçekliler oluşturuyor. Değirmenci, “İlk olarak üyelerimizin daha fazla kazanç sağlamasını istiyoruz. İkinci olarak; yeni teknolojileri yakından takip etmek ve üçüncü olarak da tedarik yaparken hammadde veya makine alımında avantaj sağlamak istiyoruz” diye konuşuyor. Bunun için ihracata ağırlık verdiklerini kaydeden Değirmenci şu bilgileri paylaşıyor: “Küme olduktan sonra ilk yurtdışı gezimizde üyelerimizin yüzde 80’i ilk kez pasaport çıkarttı. URGE kapsamında  yurtdışı gezilerine katılanlarda yüzde 350 ihracat artışı gerçekleştirmiş olduk. Ziyaretimizde şunu gördük; aslında birbirimizle değil dünya ile rekabet etmeliyiz. Bu vizyon küme firmalarımıza ve dolayısıyla benim şirketime de  önemli bir artı kazandırdı. Şu anda firma olarak 60’ın üzerindeki ülkeye ihracat yapar hale geldim. Küme olmanın bir diğer avantajı da atölyelerde eksikliklerimizi göremiyorduk. Şimdi ise daha şeffaf bir yapı kazandık. Küme temsilcileri arasındaki dostluk arttı ve birbirimizin eksikliğini görüp uyaran bir yapıya ulaştık. Ve katma değeri yüksek alanlara yoğunlaştık.”

Türkiye’ye her yıl 2.5/3 milyar dolarlık kauçuk hammadde girişi oluyor. Ancak aynı miktarda da (metalli kauçuk gibi) işlenmiş kauçuk ürün ihracatı yapılıyor. Bu rakamlara otomobil ve iş makinelerinin lastikleri gibi aksamları dâhil değil.

 “Avrupa Kauçuk Kümeleri Birliği’nin kurucuları arasındayız” diyen Koordinatör Kayhan Olanca, OSTİM Kauçuk Teknolojileri Kümelenmesi’ne şu anda başka şehirlerden de katılım sağlandığını ve talepleri almaya devam ettiklerini belirtiyor. Bunun nedeni olarak da yürüttükleri çalışmaları örnek gösteren Olanca şunları söylüyor: “URGE kapsamında tasarımdan, müşteri ilişkilerine, mesleki eğitimden ihracata kadar 25 farklı alanda eğitimler düzenliyoruz. İhracatın istihbarat kısmıyla ilgili özel bir takım oluşturduk.”
“TOKİ fabrika yapmalı”
Kauçuk kümelenmesi üyelerinin en önemli sıkıntılarından biri üretim alanlarının yeterli olmaması. Büyümek isteyen firmanın yer arayışına girdiğini, işletme sermayesini tükettiği veya banka kredisi kullanarak çalışmalara başladığının altını çizen Değirmenci, “Toprağa yatırım sanayicimizin en önemli sıkıntısı. Devletin buna bir çözüm bulmasını istiyoruz. Aksi halde yeni yatırımcı bir nevi cezalandırılmış oluyor.  Önerimiz her yıl üretimde, ihracatta ve istihdamda yüzde 15 artış şart koşularak TOKİ benzeri bir kamu oluşumunun vadeli fabrika yapmasıdır” diyor.

Sektör için diğer sorun da istenilen kauçuğa ulaşılmaması. Olanca, şöyle anlatıyor: “Her yerden istediğiniz kauçuğu alamıyorsunuz. Bunun için Uzakdoğu ve Afrika’ya pek çok seyahat düzenledik. Farklı faklı ülkelerden kauçuk getirip deneme üretimleri yapıyoruz. En önemli hedeflerimizden biri de hammadde olarak kauçuğu ortak getirip burada üyelerimizle paylaşmak. Önemli olan sektörün kalkınmasıdır.”

Küme olduktan sonra üniversiteler ile de yakın çalışma disiplini kazandıklarını kaydeden Olanca, Hacettepe Üniversitesi ile çalıştıklarını belirterek, “Üniversite-sanayi işbirliği, hem sektörün gelişimi hem de firmaların büyüme çizgisi önemli” diyor.

Güncelleme Tarihi: 01 Ağustos 2018, 21:55
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner229

banner216