banner402

banner468

banner457

banner458

banner345

Gedik Yatırım Ekonomisti Serkan Gönençler: “K tipi bir toparlanma bekleniyor”

Gedik Yatırım Ekonomisti Serkan Gönençler, Covid-19 kaynaklı resesyon sonrası toparlanmanın, yapısı itibariyle önceki resesyon dönemlerinden çok farklı bir şekilde gerçekleştiğini belirtti.

EKONOMİST 01.05.2021, 00:01 30.05.2021, 10:09
22790
Gedik Yatırım Ekonomisti Serkan Gönençler: “K tipi bir toparlanma bekleniyor”

Gönençler, “Bu açıdan, ‘V-tipi’ bir ekonomik toparlanmadan daha çok ‘K-tipi’ bir ekonomik toparlanmadan bahsetmek daha doğru olabilir. Bu nedenle hızlı toparlanmaya karşın bunun istihdama aynı ölçüde yansımadığı görülüyor” dedi. Covid-19 salgını, global ekonomide ani bir duruşa yol açarken Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, 2020’nin sadece ikinci çeyreğinde tüm dünyadaki iş kayıpları kabaca 500 milyona ulaştı. Küresel ekonomik aktivitelerin yeniden başlamasıyla, kayıpların bir kısmı geri alındıysa da 2020’de 255 milyon iş kaybı yaşandı. Bu da 2009 küresel krizine göre dört kat daha fazla istihdam kaybı anlamına geliyor. Global ekonomi pandemi kaynaklı  kriz nedeniyle II. Dünya Savaşı’ndan bu yana en sert daralması ile (yüzde 3.4) karşı karşıya kaldı.

Gedik Yatırım Ekonomisti Serkan Gönençler, Covid-19 kaynaklı resesyon sonrası toparlanmanın yapısı itibariyle önceki resesyon dönemlerinden çok farklı bir şekilde gerçekleştiğini belirterek, “Normalde, resesyon sonrası ekonomik toparlanma dönemleri çok kademeli bir şekilde gerçekleşir. Covid-19 sonrasında ise ekonomilerin üçüncü çeyrekten itibaren açılmasıyla ve devam eden vaka artışlarına karşın kısıtlamalarla yaşamaya adapte olunması sayesinde, ekonomik aktivitede toparlanma çok hızlı bir şekilde gerçekleşiyor. Aşılamanın genele yayılmasıyla oluşacak normalleşme sürecinin devamı sonucu, ekonomik aktivitede ivmelenmenin, özellikle iç talep kaynaklı olarak, belki de daha hızlanarak sürmesi beklenebilir” diye konuştu.

Toparlanma konusunda ülkeler arasında da önemli bir ayrışma olduğu, bu ayrışmanın önümüzdeki dönemde daha da belirgin hale gelebileceğini aktaran Gönençler, “Bu da özellikle, aşılama hızında halen ilk hedeflerin çok gerisinde kalınmış olmasından ve aşının dağıtımında zengin ve fakir ülkeler arasındaki eşitsizlikten kaynaklanıyor” dedi.

“‘K tipi’ toparlanma olacaktır”
Hızlı ekonomik toparlanmaya karşın önemli ekonomik problemlerin de bulunduğuna dikkat çeken Gönençler, ekonomik toparlanmada sektörler arası dengesizliklerin çok fazla öne çıktığını söyledi. Örneğin; turizmle bağlantılı hizmet sektörlerinde aktivite salgın öncesi seviyelerin yarısına bile ulaşmamışken imalat sanayiindeki hızlı toparlanma büyümeye destek veriyor. Gönençler, bu açıdan, ‘V-tipi’ bir ekonomik toparlanmadan daha çok ‘K-tipi’ bir ekonomik toparlanmadan bahsetmenin doğru olacağını kaydetti: “Hızlı toparlanmaya karşın bunun istihdama aynı ölçüde yansımadığı görülüyor. Covid-19 sonrası tedarik zincirlerine ilişkin sıkıntılar devam ediyor. Buna bağlı olarak yaşanan arz sıkıntıları nedeniyle hammadde ve navlun fiyatlarında görülen çok yüksek oranlı artışlar, enflasyon bu endişeleri besliyor. Son olarak, Covid-19 sonrası yaşanan ani duruşa karşı ülkelerin aldığı tedbirler, zaten çok yüksek seviyedeki global borçluluk düzeyinde önemli artışlara neden oldu. Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) rakamlarına göre, finans dışı kesimin borcunun GSYH oranı, sadece 2020 yılında yaşanan yüzde 35 puanlık artışla, yüzde 275’e, global borç tutarı da 210 trilyon dolara ulaştı. Bu durum, faizlerin yeniden artışa geçtiği bir dönemde, geri ödenememe sorunlarına ve piyasalarda dalgalanmalara yol açabilir. Daha da önemlisi, yüksek global borçluluk düzeyi ilerleyen yıllarda global büyüme hızını önemli oranda sınırlandırma potansiyeli taşıyor.”

Popülist politikalar kaliteli programları olumsuz etkiliyor
Türkiye ekonomisinin kemikleşmiş sıkıntılarında tek neden olarak salgının görülemeyeceğini aktaran Gönençler, “Türkiye ekonomisi çeşitlendirilmiş bir üretim yapısına sahip olmanın avantajını yaşasa da ekonomi için katmadeğeri yüksek ürünlerin üretildiğini söylemek zor. Bu durum, istihdam potansiyelini kısıtladığı gibi ihracattan istendiği ölçüde gelir yaratılmasının ve ihracata dayalı bir büyüme modeli oluşturulmasının da önünde engel oluşturuyor” dedi.

Türkiye’nin özellikle son yıllarda kredi teşviklerine ve iç talebe dayalı bir büyüme modeli benimsediğine dikkat çeken Gönençler, yapılması gereken politikayı önerdi: “Kredileri desteklemek üzere faizler enflasyonun izin verdiğinin altında seviyelerde belirlendi. Bu politika, dönemsel olarak ekonomik aktivitede canlanmaya yol açsa da sürdürülebilir bir durum değil ve aslında hep ileride elde edilecek büyümeden çalarak gerçekleşen bir canlanma. Bu büyüme modeli ayrıca ciddi finansal istikrarsızlıklara yol açarak da sürdürülebilir büyümenin önünde engel oluşturuyor. Son yıllarda yaşadığımız, kur ve faizlerde yükseliş kısır döngüsü, potansiyel büyüme oranımızı ciddi anlamda aşağı çekmiş durumda. Sürdürülebilir büyüme için günü kurtarmaya yönelik politikalar yerine, belli bir dönem belki düşük bir büyümeye razı olmak, fakat o dönemde tesis edilecek finansal istikrar ile birlikte ilerideki potansiyel büyümeyi arttırmak gerekiyor. Türkiye’nin genç bir nüfüsa sahip olması, güçlü tüketim eğilimi demek; bu birçok sektör için büyüme fırsatı yaratıyor, ancak kamu bütçesine de sürekli yük getiriyor. Bu demografik yapı hükümetleri popülist olmaya itiyor. Ekonomik yavaşlama sonrası siyasilerin günü kurtarma endişesi ekonomi politikalarının kalitesini olumsuz etkileyebiliyor.”

Türkiye ekonomisi için önemli sorunlardan birinin de vergi konusu  olduğunu aktaran Gönençler, vergi gelirlerinin dolaylı vergiler ile arttırılmaya çalışılmasının gelir dağılımındaki bozukluğa katkı yaptığını kaydetti: “Dolaylı vergi artışlarını fiyatlara yansıtma eğilimi nedeniyle enflasyonda kalıcı düşüş için de engel oluşturuyor.”

“İstihdam verimli alanlara yönlendirilmeli”
Türkiye’de işgücüne her yıl ortalama 1 milyon kişinin katıldığını hatırlatan Gönençler, Türkiye’de son yıllarda istihdam artışlarının ağırlıklı olarak hizmet sektörlerinde yoğunlaştığını, artışın daha verimli alanlara kaydırılmasının ekonomiye daha fazla katkı sağlayacağını söyledi. Gönençler, tarım istihdamı son 10-15 yılda çok önemli oranda azaldıysa da halen çok yüksek katmadeğer yarattığına değindi: “Devam eden şehirleşme tarım sektörü istihdamında azalmaya yol açıyor, bu da tarım-dışı sektörlerde daha fazla istihdam yaratmak gerekiyor anlamına geliyor. Türkiye’de eğitim düzeyinin dünya standartlarına göre düşük olması, istihdamın önündeki önemli engellerden biri. Nüfusun kabaca yüzde 40’ı ortaöğretim ve üzeri okul mezunu iken bu oran OECD’de ortalama yüzde 80 seviyesinde bulunuyor. Son yıllarda üniversiteleşme konusunda çok önemli ilerleme kaydedilmesine rağmen bu üniversiteler ekonominin ihtiyaçlarıyla uyumlu bir şekilde açılmıyor. Bu nedenle nitelikli işgücü planlaması yapılırken ekonominin ihtiyaçları ile uyumlu şekilde, mesleki eğitimlere ağırlık verilmesi daha faydalı olabilir. İstihdam artışını frenleyen başka önemli bir problem de Türkiye’de istihdam vergisi ve sosyal güvenlik prim ödemelerinin yüksekliği. Türkiye, brüt ücretteki vergi ve sosyal güvenlik primlerinin payının en yüksek olduğu ülkelerden biri. Verginin tabana yayılması konusunda alınacak olumlu mesafe, istihdam vergilerinin de kademeli olarak düşürülmesine katkıda bulunacaktır.”

“Sıkı para politikası dengelenme için önemli”
Gedik Yatırım Ekonomisti Serkan Gönençler, mevcut enflasyon görünümünün kısa vadede para politikasında bir gevşemeye izin vermediğini düşündüklerini, sıkı para politikası duruşunun korunmasıyla kurda ek değer kayıpları önlenirse üçüncü çeyrek içinde (muhtemelen Ağustos ya da Eylül’de) çok kademeli bir faiz indirim sürecinin (örneğin 50 baz puan gibi sembolik bir indirimle) görebileceğini söyledi.

Gönençler, mevcut durumda, politika faizini sene sonunda yüzde 17.0 civarında öngörmekle birlikte, TCMB’nin daha agresif bir indirim süreci yürütmesi ihtimalini göz ardı etmediklerini dile getirdi: “Son PPK metninden ‘gerekmesi durumunda ek faiz artışı yapılacağı’ ifadesinin çıkarılması, TCMB’nin şartlar izin verdiğinde faiz indirim sürecini başlatma niyetini yansıtıyor olabilir.

Özetle; bozulan yabancı yatırımcı algısında kısa vadede önemli bir iyileşme olmasını beklemesek de en azından sıkı para politikası duruşunun korunması, TL’nin mevcut seviyelerde dengelenmesini, hatta dışsal faktörlere de bağlı olarak bir miktar değerlenmesini sağlayabilir. Öte yandan yapılacak erken bir faiz indirimi (örneğin Haziran’da) TL’de (hemen olmasa da) sert satışlara yol açarak, sonrasında para politikasında ek sıkılaştırma ihtiyacı doğurabilir. TCMB’nin kademeli faiz indirimine ilişkin zamanlaması, iç politikaya ilişkin ve jeopolitik gelişmeler (ABD, Rusya ve AB ile ilişkiler) ile birlikte küresel risk iştahının seyrine de (özellikle ABD 10-yıllık tahvil faizlerine ilişkin gelişmeler) büyük ölçüde bağlı olacak.”

Yabancı yatırımcı gözünden bakıldığında en önemli sorunun kurumların bağımsızlığı olduğunu belirten Gönençler, “Bu algının iyileştirilmesi, ülkemize sermaye hareketlerinin yeniden canlanması için kritik önemde bulunuyor” dedi.

Yorumlar (0)