banner472

banner488

banner480

banner458

banner457

banner493

Türkiye üretimde Çin’e alternatif olabilir

Ekonomik konjonktürün Türkiye’nin lehine olduğunu belirten Nişantaşı Üniversitesi Ekonomi ve Finans Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Alican Umut, “Corona virüsü nedeniyle Çin’in üretim gücü alternatif ülkelere kayıyor. İç talebin canlanması ve ihracatta da Çin’den kayan üretimden pay alabilirsek yüzde 5’lik ekonomik büyüme hedefinin çok da uzak olmadığını düşünüyorum” dedi.

EKONOMİST 01.03.2020, 07:47 26.03.2020, 14:08
14771
Türkiye üretimde Çin’e alternatif olabilir

Nişantaşı Üniversitesi Ekonomi ve Finans Bölümü'nden Dr. Öğretim Üyesi Alican Umut, 2018 yılının son çeyreği ile başlayan daralmanın 2019 yılının ilk iki çeyreğinde de devam ettiğini hatırlatarak 2019 yılı ekonomik büyümenin yüzde 0,5 olarak tahmin edildiğini kaydetti. Umut, 2020 yılında her ne kadar Türkiye için yüzde 5’lik ekonomik büyüme öngörüsünde bulunulsa da; Dünya Bankası küresel ekonomik büyüme rakamlarını 2020 yılı için yüzde 2.7’den 2.5’e revize ederken Türkiye için 2020 yılı ekonomik büyüme oranını ise yüzde 3 olarak tahmin ediyor.
Umut, “Yaşanan son gelişmelerle, dünyada 2020 yılı başlangıcı itibariyle yayılan Corona virüsünün etkisiyle küresel ekonomik büyüme tahminleri beklentisi düşmektedir. Özellikle birçok ürünün ana üreticisi durumunda olan Çin’de üretimin düşmesiyle birlikte üretimin Çin’den başka ülkelere kayması beklenmektedir. Türkiye’nin başka ülkelere kayan üretimden ne kadar pay alacağı ekonomik büyümenin artışı açısından oldukça önemlidir. İç talebin canlanması ve ihracatta da Çin’den kayan üretimden pay alabilirsek yüzde 5’lik ekonomik büyüme hedefinin çok da uzak olmadığını düşünüyorum” diye konuştu.

“Dolar kuru yılı 6.40, 6.50 bandında tamamlar”
Ekonominin en çok eleştirilen verisi olan ‘enflasyona’ ilişkin görüşlerini aktaran Alican Umut, şu noktalara değiniyor: “2018 yılında enflasyon oranlarında yaşanan önemli artışların 2019 yılı itibariyle düşüş eğilimine girmesiyle 2019 yılı yüzde 11.8 ile tamamlanmıştır. Enflasyondaki düşme eğilimi 2020 yılında devam edecektir. Öngörü olarak; enflasyon oranının 2020 yılında yine çift hanelerde gerçekleşeceğini ve yüzde 10 seviyesinde olmasını bekliyorum.” 2018 yılında yüzde 24 olan faiz oranının 2019 yılı sonu itibariyle yüzde 12’ye kadar gerilediğine, Şubat 2020’de yapılan Merkez Bankası toplantısı sonucunda yüzde 10.75’e çekildiğine dikkat çeken Umut, bu yıl faiz oranının yıl sonu itibariyle yüzde 10 seviyesinde gerçekleşeceğini öngördü. Yukarı yönle seyri devam eden dolar kuruna ilişkin de beklentilerini açıklayan Umut, “2018 yılında dolar kurunun 7 TL seviyesini aşmasından sonra önemli bir düşüş kaydederek 2018 yılını 5.28 TL seviyesinden kapatmıştır. 2019 yılında yatay seyreden dolar ise yılı 5.95 TL seviyesinde tamamlamıştır. Doların 2020 yılını 6.40-6.50 bandında tamamlamasını tahmin ediyorum” açıklamasını yapıyor.

“Cari açık vermeden büyümek zor”
Türkiye’nin ekonomik büyümesinin iç tüketim ve ithalata dayalı olduğuna dikkat çeken Alican Umut, modelin maliyetinin ise cari açık olarak ortaya çıktığının unutulmamasını istiyor. Cari açığı azaltmak veya cari fazla vermek istendiğinde ekonomik büyümeden vazgeçilmek zorunda kalındığını savunan Umut, Türkiye’nin üretim modelini değiştirmeden yüksek teknolojili katmadeğeri yüksek ürünler üretmeden cari açık vermeden ekonomik büyümeyi artırmasının mümkün gözükmediğini ileri sürüyor. Umut, cari açık vermeden ekonomik büyümeyi artırmak için katmadeğeri yüksek teknolojik ürünler üretilmesi gerektiğinin de altını çiziyor.

“Sürdürülebilir büyüme için yapısal reformlar sağlanmalı”
Ekonomide vaad edilen büyümenin yol haritası olarak yapısal reformları gösteren Umut, şu bilgileri veriyor: “Yapısal reformlar; bir ekonomiyi içinde bulunduğu sistemle uyumlu bir yapıya kavuşturarak ekonomiyi etkileyen siyasal sistem, yargı sistemi ve eğitim sisteminde düzenlemelere giderek demokratik, kapitalist ve dışa açık bir ekonomik sisteme ve bu sistemin şartlarına uymasıdır. Türkiye’nin yapması gerekenleri; demokratik bir yargı sistemi oluşturmak, eğitim sistemini dönüştürerek çağın gereklerine uygun bir eğitim sistemi dizayn etmek, katmadeğeri yüksek teknolojik ürünler üreterek cari açığı azaltmak, devletin vergi gelirlerindeki dolaylı vergilerin payını azaltarak doğrudan vergilerin payını artırarak vergi adaletini sağlamak, enerji tasarrufları yaparak yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını artırmak, ekonomideki kurumları bağımsız hale getirmek şeklinde sıralayabilirim.”

“İhracatta konjonktürel avantaj kullanılmalı”
2019 yılı Amerika-Çin arasındaki ‘Ticaret Savaşları’ ile küresel anlamda beklentinin altında bir ekonomik büyüme ile kapatıldı. 2020 yılının başında Amerika ve Çin’in anlaşmaya varmasının küresel ekonomik büyümeye olumlu bir etki yaratacağı düşünülürken Çin’de ortaya çıkan Corona virüsü küresel ekonomik büyüme beklentilerini yeniden azalttı. Umut, “Çin’deki Corona virüsüne bağlı olarak üretimin azalması ve üretimin alternatif ülkelere kayması beklenmektedir. Türkiye’de bu anlamda üretimdeki kaymalar sonucunda talep görecek ülkelerden biridir. Türkiye, Çin’den kayan üretimden aldığı payı ne kadar artırırsa ihracatını o kadar beklenenin üzerine çıkaracaktır. Türkiye’nin özellikle tekstil alanında ihracatını artırması beklenmektedir” öngörüsünde bulunuyor.

“İşsizlik önlenebilir”
İşsizlik oranlarındaki yüksek ivme 2019 yılında da sürdü. Ekonomide yaşanan bozulmaya bağlı olarak işsizlik oranlarının arttığını kaydeden Umut, aynı zamanda teknolojide yaşanan gelişmelerin de işgücüne olan talebi azalttığına dikkat çekiyor. Umut, “Bakıldığında genç işsizlik oranının ve üniversite mezunlarının işsizlik oranının yüksek olması dikkat çeken önemli işsizlik rakamlarıdır. Olaya işveren gözüyle baktığımızda ise nitelikli işgücüne ihtiyaç duyulduğu ifade edilmektedir. Yani gençler iş ararken, işverenler de çalışacak kişilere ihtiyaç duymaktadır. Bu durum işsizlik oranlarındaki artışın bir kısmının yapısal işsizlik olduğunu göstermektedir” diyor. Yeni iş imkanları yaratılarak işsizliğin azaltılabileceğine değinen Umut, özellikle mesleki eğitimi baz alan çeşitli yöntemlerle bu alanda bir arz talep dengesi tutturulabileceğini açıklıyor: “Ayrıca gelişen teknolojiye bağlı olarak piyasanın talep ettiği şekilde üniversite eğitimlerinin revize edilerek üniversite mezunları emek piyasasının taleplerine uygun olarak iş hayatına hazırlanmalıdır. Ar-Ge ve Ür-Ge yatırımlarını arttırılarak yeni katmadeğeri yüksek ürünler üretilebilir bu sayede işsizlik azaltılır, gayrisafi yurtiçi hasıla arttırılarak ekonomik büyümede pozitif bir ivme yakalamak mümkün olacaktır.”

Yorumlar (0)