Kendine Yolculuk...

Gençken insan, anı yaşamayı, beğenilmeyi, bir gruba ait olmayı, kendini kanıtlamayı ve birilerine bir şey ispatlamayı daha çok önemsiyor yaşının verdiği cesaretle…
Genç adamlar, bilgeliği, yaşanmış tecrübeleri, kendine verilen akılları fazla önemsemiyor; yaşlılara; diğer deyişle, “feleğin çemberinden geçmiş” insanlara biraz modası geçmiş;  konuşmaktan başka bir şey yapmayan birileri olarak bakıyorlar. Bazen alay ediyor, saygısızlık yapıyor ve tepeden bakabiliyorlar…
Yıllar geçip, bir dizi hayat tecrübesinden geçen bazı şanslılar, okumaya, öğrenmeye; başına gelenleri bilgece yorumlamaya başlıyor ve bir geri çekilme, durulma, kendine dönme, kendinden ve bildiklerinden emin olamama ve başkalarını da düşünmeye başladıklarında ayakları yere basmaya başlıyor ve hayatı daha farklı kavramaya başlıyorlar.
Bu yolculuğa çıkanlar, öğrendiklerini başkaları ile paylaşarak onların da hayatlarında bir değişim yapma gereğini hissetmeye başlıyorlar ve ucu bucağı görünmeyen bir dizi çaba içerisine giriyorlar. Yazılar yazıyorlar, şarkılar besteliyor, konuşmalar yapıyor, filmler çekiyor, şiirler yazıyorlar…
Yine de insanlık doğası galiba bu çelişkiler. “Dut ağacındaki hiçbir dut aynı anda olgunlaşmıyor…” Olgunlaşmak öyle kolay olmuyor. Bir dizi yanlışlık, hata ve duvara toslamalar gerekiyor.
Öğrenmenin ve bilginin kıymetini bilenler ise başkalarının tecrübelerine de önem vermeye başlıyor. Biliyorlar ki hayatta kendi öğrendiklerinin bir sınırı var ve başkalarından öğrenmek de önemli bir çaba. Özellikle başkalarından öğrenmek insanı daha sıra dışı yapan bir erdemdir ve kişinin kendisiyle olan ilişkisinin doğru ve iyi olmasını gerektirir.
Şunu anlıyor ki insan, “Bütün yolculuklar insanın kendine yaptığı yolculuktur.” İnsan başkasına bir şey yapsa da yapmasa da “Kendine yapıyor her şeyi…” İyilik de yapsa, kötülük de yapsa,  hayatı derbeder de yaşasa yine kendine yapıyor ne yaparsa…
Madem bu bir insanlık yazgısı, o halde ne kadar erken fark ederse insan, kendi hayatını istediği gibi tasarlamaya başlayabilir. Başkalarına kendini ispat etmek veya onlara haddini bildirmek yerine, içine dönüp kendini keşfederek yeni başlangıçlara yelken açabilir. Korkuları ile yüzleşebilir, yeni heyecanlar yaratabilir kendine korkmadan. Dileği veya düşlediği ne varsa onların arkasından gidebilir...
“Yaşamak cesaret ister” der bir düşünür. Doğru ama o hayatı yaşayabilme sorumluluğunu alabilmek; ne olursa olsun ayakta kalmaya başlamak daha büyük bir zekâ gerektirdiği gerçektir.
Hayatın tadını da suyunu da çıkarabilir insan ama hangisine odaklandığı önemli bir meseledir kısaca. Bütün yolculukların sonu insanın kendisine çıkıyorsa o halde keşfetmeye başlamalı insan kendini ve merak etmeli yapacaklarını ve potansiyelini…

YORUM EKLE

banner269