Seçme Hakkı…

Bir düşünür, “Olayların kendisinden daha çok, olaylara nasıl tepki verdiğin önemlidir” demiştir. Ben bu sözü altın çerçeveli sözler arasına koyarım, zira hem kendi yaşamımda uygulamaya çalışır hem de ulaşabildiğim yakın ve uzak çevremle paylaşmaya özen gösteririm.
Tüm davranışların omurgasını genelde düşünceler oluşturur. Düşünceler bazen bilinçli bazen de bilinçsiz seçimlerimiz veya öğrenmelerimizdir. Bazıları işe yarar bazıları ise işimize yaramadığı gibi bizleri kötü durumlara sokabilir; yaşam kalitemizi olumsuz etkiler.
Farkına vardığımızda olayların ve farkındalığımızı artırarak bilincimize çıkarttığımızda özellikle olumsuz düşüncelerin onları kontrol altına alabileceğimiz gibi değiştirilmemesi gereken davranışları değiştirebildiğimiz gibi daha ustalık isteyen yeni beceri ve davranışlar öğrenebiliriz.
Örneğin; trafikte kaba davranan bir sürücü, bizi kazıklamaya çalışan bir esnaf, bize zorla mal satmak isteyen bir satıcı olsun onların davranışlarının ne olduğuna bakmaksızın kendimizi bu durumlarda daha kontrol altına alabilir; karşımızdakine ders verebilir, onlara doğru yolu gösterebilir veya umursamayabiliriz. Seçim bize bağlıdır aslında. Tabii her durumda böyle sakin ve iyi kalmak veya davranmak olmayabilir bazen ama bu davranışlarımızın sayısını artırmaya başladığımızda daha az incinen, olumsuz durumlardan daha az etkilenen insanlar olabiliriz ki bunun da yaşam kalitemizi iyi yönde etkileyeceği kesindir.
Birçok insan kendine, duygusal, sinirli, ‘hayır’ diyemeyen, tembel, çekingen, kızgın, öfkeli gibi duygu ve davranış durumlarını betimleyen ifadeler kullanarak bir anlamda “kurban” olduklarını ima ederler. Bu duyguların altında ezilirler. Cesur, özgüvenli, kendinden emin, ‘hayır’ diyebilen, duygularını açıkça belli edebilen, atak, girişken mücadeleci vs. gibi davranmak mümkündür aslında ama nedense kişilerin benlik algıları düşük olunca kendilerine böyle davranışları yakıştıramadıkları gibi bu davranış ve tutumların sanki başka insanlara özgü oldukları sanrısına kapılırlar. Oysa herkeste her davranış biraz vardır. En cesur insan da zaman zaman korkabilir, çekinebilir, endişe duyabilir ama bunların dozu azdır ve sürekli değildir. Dolayısıyla her kim öyle istiyorsa öyle davranmayı öğrenebilir; bu öğrenme; aynı bir müzik aleti çalmak gibi, zaman ve emek alır, tutkuyla değişmeyi ve gelişmeyi amaç edindiği zaman kazanabilir kişi. Örneklerini görürüz ve o kişilere hayranlık duyarız; onlar gibi olmak ve davranmak isteriz. Böyle davranışlar kimsenin tekelinde değildir; bazı kişiler ortam, genetik, aile, sosyal çevre, eğitim ve bilgi gibi üstünlüklere sahip olsa bile isteyen ve hakkını verebilen herkes bir ölçüde kendini istediği gibi geliştirebilir ve değiştirebilir… Hatta bazı kişiler kendini aşabilir, daha önce düşünemediği bir durumun bile ötesine geçebilir. Ustalığın kimsenin tekelinde olmadığını söylersek herhalde yanlış söylemiş olmayız…
Her insan kendini değiştirecek, akıl, duygu, beden, düşünce, duygu ve diğer kaynaklara sahiptir aslında. Önemli olan bunları fark etmek ve kullanmaya başlamaktır. Kimse aciz olarak doğmaz. İnsan kendini aciz duruma soksa da oradan çıkabilir…
Başımıza ne gelirse gelsin, gelecek umut demektir… Umudu besleyecek düşünce sistemi davranışlarımızı belirleyecektir. Umut etmek, hayallerimizle umudu beslemek ve onları gerçekleştirecek sorumluluk almak bizi büyütecektir…

YORUM EKLE

banner229

banner216