UMUTLUYUZ...

Türkiye ekonomisi sıkıntılı ve zorlu geçen 2019 yılını, son çeyrekte sağladığı ekonomik büyüme ile nefeslenerek kapattı. Yüzde 5 büyüme öngördüğü 2020 yılına taze umutlarla girdi. İş dünyası yeni yılda ağırlıklı ihtiyatlı iyileşme beklentisi içinde.
Yeni yıla girerken olumlu göstergeler şunlar: Faizleri düşürme politikası olumlu sonuç verdi. Özel kesim belirsizliği aştı, moral ve güven kazandı. Sağlanan finansal denge finansmana erişim yolunu kısmen temizledi. İstihdam maliyetlerini düşüren kamu destekleri ile yatırım ortamı iyileştirildi. Yatırım Ortamını İyileştirme Küresel Endeksi’nde Türkiye 190 ülke arasında 60. sıradan 33. sıraya yükselmeyi de sağladı. Hükümet reformları 2020 yılında da sürdürme kararlılığında görünüyor.
Türkiye’nin yeniden kaliteli yüksek büyüme hedefini dünya ekonomisine ilişkin 2020 yılı beklentileri de destekler niteliktedir. ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşlarında uzlaşma ihtimalinin güçlenmesi, dünya ticaretinin büyümesine ilişkin beklentileri de güçlendirdi. İngiliz parlamentosu Brexit ile ilgili belirsizlikleri ortadan kaldıran ilk kararını nihayet alabildi.  AB ve ABD’de faizler artmıyor; aksine enflasyona rağmen düşüyor olması, 2020 yılında gelişmiş ekonomilerde parasal genişlemenin devam edeceğini, faiz oranlarının çok düşük kalacağını gösteriyor.
Dünyada doğrudan yabancı yatırımların yüzde 13 azaldığı 2019’da bile yabancı yatırımları yüzde 13 artan Türkiye'ye, 2020'den itibaren yabancı sermaye akışı şaşırtıcı olmayacaktır. Ayrıca Batı sermayesine katı bağımlılığımız da görece esnemiş, Türkiye'ye, AB kaynaklı uluslararası doğrudan yatırım sermaye girişi geçen yıl genelinde yüzde 47.5 azalırken; Asya ülkelerinden gelen uluslararası doğrudan yatırım sermaye girişi yüzde 115 artmıştır. 2020’nin 2019’dan çok daha iyi geçeceği beklenmelidir.
2020 yılı bir dönemeç olacaksa temkinli ama kararlı bir strateji ile özel sektörü üretime, yatırıma, istihdama, ihracata ve küresel fırsatlara odaklanma doğrultusunda seferberliğe sevk etmemiz gerekir.
2020’nin başında, Türkiye’nin hem yerli ve hem de yabancı yatırımcı için karlı/cazip olması çok değerli bir kazanım olmakla birlikte yapılması gereken çok işimiz var. Önceliğimiz, huzur ve istikrarın güçlendirilmesidir. TÜSİAD sürekli altını çiziyor; hukuk reformuna ihtiyacımız var; bu konuda mutabıkız. Ekonomik yapısal reformların kesintisiz sürmesi/sürdürülmesi de zorunlu. Ancak en az bu kadar önemli ve acil bir diğer reform ihtiyacımız da eğitimdedir. İhmale, geciktirmeye, yarım yamalak ele almaya ve geçiştirmeye asla tahammülü olmayan bir konudur eğitim ve sadece devlete düşen bir iş değildir. Hepimiz elimizi taşın altına koymak zorundayız çünkü Türkiye eğer sürdürülebilir rekabetçi bir yeni ekonomiye sıçrama yapacaksa; bunu eğitimle başaracaktır.
Eğitimi “okullaşma” değil, değişim/dönüşüm süreci olarak anlamalı, bir ekosistem olarak görmeli ve Endüstri 4.0’a, Toplum 5.0’a ve ‘Dijital Dönüşüm’e yönelik bir eksene oturtmalıyız. İstihdamı geliştirmek de eğitim sürecinin bileşenidir. Üniversiteler güncellenmiş eğitim programlarıyla araştırma kuruluşları yakaladıkları dünya standartlarıyla eğitim sürecine katılmalıdır. Akademi-iş dünyası-siyaset bütünlüğünün birlikte işlemesi/işletilmesi büyük önem taşımaktadır. Hedef ileri teknolojidir. Teknolojiyi içselleştirmiş büyüyen bir işgücüne sahip Türkiye, büyük bir dönüşüm yaratma fırsatını yakalayacak, küresel ekonomideki konumunu değiştirebilecektir.
Akıl ve vicdanla iyiliğin, güzelliğin, barışın, kardeşliğin ve huzurun hüküm sürdüğü; sağlıklı, mutlu, başarılı ve bereketli yıllar dilerim.

YORUM EKLE

banner269