Nurdan Sönmez: Cumhurbaşkanları Oturumu; 'Bir Yol Ayrımında Olan İnsanlık”

Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Dr. Akkan Suver’in moderatörlüğünde gerçekleşen oturumun açılış konuşmasını Vizyoner, Öncü, Düşünce Lideri (Malta) Dr. Edward De Bono gerçekleştirdi. Bono, beyni etkileyen şeylerin yaratıcılık için önemli olduğunu, yaratıcılığın; problem çözme ve düşünceyi negatiften kurtarmak için gerektiğini söyledi. Bono, yapılması gerekeni, ‘anlamaya’ çalışmak olarak özetledi: “Her insan yaratıcı olabilir. Burada önemli nokta, yargılayıcı olmayan bir süreci esas almaktır. Yani doğru veya yanlış değil, süreç önemlidir; çünkü gidişatı süreç gösterir.
Düşünce konusunda yapacağımız çok şey var. Bizler yıllar boyu düşünmeyi ihtimal ettik. Ya felsefe olarak gördük ya da tartışmada kaybetmek veya kazanmak için düşündük. Düşünmek hayatımıza değer katar. Her okul haftada 1 saat düşünce konusuna eğilmeli ve düşünceyi öğretmelidir.”

Sırbistan Cumhurbaşkanı (2004-2014) Boris Tadic, siyasette yaratıcılığa odaklanmak gerektiğini belirtti: “Fevkalade tehlikeli etkenler var karşımızda. Küresel politikalarda yapısal değişiklikler yaşanıyor. Politikacıların geleneksel yaklaşımında problemlerin çözümü yok. Sadece tepki veriyorlar.
Şu an Suriye bağlamında güvenlik ve siyaset sorunu var. Sorunlar dünyayı mültecilik olgusuyla karşı karşıya bıraktı. Göçün nedeni sadece Suriye’deki olaylar değil. Politikacıların yeni düşünce yapısına yeni yaratıcılığa ihtiyacı var. Geleneksel araçlarla sorunları çözemeyiz. Yeni problemler karşımızda. Başarı ve küresel politikanın en önemli unsuru büyük resmi görmek ve bulunulan çevrenin dışına çıkmaktır.
AB’nin Balkanlar’a doğru genişlemesini sürdürmesi gerekir. Aksi halde AB’de yeni bir kriz çıkabilecek. AB kendi kimliğini ortaya koyamayacak durumdadır. Liderler çok pasif. Tabii bu herkesi çok etkileyecek. Bedelini kıta ödeyecektir.

Hırvatistan Cumhurbaşkanı (2010-2015) Ivo Josipovic, demokrasi, terörizm ve insan haklarından sözetti: “Terörün yeni yüzüyle 20 yy.’da karşılaştık. Yeni meydan okumalar vardı: ekonomi, insan hakları vs. alanlarda. Şimdi ise 21 yy.’da başlayan yeni bir terör dalgasıyla karşı karşıyayız. Bu terör dalgası 20. yy.’dakine hiç benzemiyor. Eskiden terör örgütleri küçük gruplardan oluşuyordu. Sınırları ve hedefleri vardı.
Şimdi ise belli noktalara odaklanıyorlar ve terörü küresel toplumu değiştirme aracı olarak kullanıyor. Medeniyetler çatışması ortaya çıkarmak istiyorlar. Liderler olağanüstü önlemler almaya çalışıyor; yaşam hakkı, özel hayatın gizliliği, iletişim hakkı, adil yargılanma hakkı gibi... Dolayısıyla demokrasi ve hukuk da uluslararası terörizmin tehdidi altında.”
Günümüzde korku ve popülizmin en önemli gündem maddesi olduğunun altını çizen Josipovic, şu çağrıyı yaptı: “Demokratik ve hukukun üstünlüğü olan toplumlar da terörle mücadele etmek zorunda. Ama bunu yaparken demokratik standartları korumak zorundalar. Karşımızda yeni yasal hukuk yapıları devreye alınmalı. Terörü destekleyen ülkelere karşı müeyyide uygulanmalı.”

Romanya Cumhurbaşkanı (1996-2000) Emil Constantinescu, küresel dayanışmaya uzun yol kat ederek varılması gerektiğini, Avrupa Birliği (AB) kimliğinin de ortak değerler üzerinde kurularak bugünlere geldiğini söyledi. Emil Constantinescu, insanlık için güçlü ve demokratik AB’ye ihtiyaç olduğunu kaydetti: “Ekonomik ve askeri projeler çerçevesinde AB etiğini bulmamız gerekiyor. Batı Avrupa için ekonomik yeniden canlandırma planını geliştiren kişi II. Dünya Savaşı’nı başlatmıştı. Bu fikir hala canlıdır. Özellikle de biz buna ‘gestalt (oluştuğu parçalar ve ilişkilerin toplamı ile açıklanamayan, bunun üstünde karmaşık bir bütünlüğü olan görünüm veya yapı) diyoruz. Gestalt kavramı aslında AB’nin yarının dünyasında ne olması gerektiğini gösteren bir unsurdur. Karmaşık model ama kültürel ve etnik kimliklere saygı duyan birlik.”

Hırvatistan Cumhurbaşkanı (2000-2010) Stjepan Mesic, global terörün kaynağının ekonomiye dayandığını söyleyerek, kalkınmakta ve gelişmekte olan ülkelerin az gelişmiş ülkelere güttükleri politikaları ‘neokoloni’ olarak tanımladı. Stjepan Mesic, “Küçük bir zengin tabaka ile büyük bir yoksul grubu arasındaki eşitsizliğe yol açan politikalar”a dikkat çekti: “Güç ve para peşinde olanlar genellikle yoksulların elinde olan her şeyi alır. El Kaide ve İşid bunun bir örneğidir. Bu nasıl yok edilecek; tabii ki politika değiştirilmeli. Terörizmle mücadelemizde, ancak onun sebeplerini ortadan kaldırarak başarıya ulaşabiliriz. Her zaman askeri güce başvurmak gerekli olmayabilir. Süper devletin müttefik bularak yürüttüğü savaşla terörü önleyemeyiz. Her ülke kendi toplumuna uygun modeli oluşturmak ve global terörizmle mücadelede kendi payına katkıyı sağlamalıdır.”

Moldova Cumhurbaşkanı (1997-2001) Petru Lucinschi, günümüzde herkesin “3. Dünya Savaşı’na mı gidiyoruz?” sorusu ile karşı karşıya kaldığını belirterek, “30 noktada ateş düşmüş yanıyor. Çözüm hala bulunamadı. Ne yapmak lazım?” sorusunu yöneltti. Tüm eylemleri barışa yönlendirmek gerektiğini kaydeden Lucinschi, “Son 20 yıldır barış için mücadele kelimesi demode oldu. BM Güvenlik Konseyi’nde 5 üye var. Her birinin kendi menfaatleri var. Menfaatler örtüşmediği zaman anlaşamıyorlar. Ülkeler bir inisiyatif ile hareket etmeli. Dünya farklı bir yöne gidiyor. BM’ye bir çağrıda bulunacağız. Tez şeklinde kendi fikirlerimizi sunacağız. Belki gelişmeler açısından bir ivme kazandırır. Son ölen umut oluyor. Yine kötü olsun ama bir hareket bize elzemdir” diye konuştu.

Arnavutluk Cumhurbaşkanı (2007-2012) Bamir Topi, AB’nin 27 ülke ile 60. yıldönümünü Roma’da kutladıklarını ve bölgenin gelecek problemleriyle ilgili iradelerini ortaya koyduğunu hatırlatarak, “AB için barış, demokrasi ve dayanışma basit ama çok önemli sembol ifadelerdir. Ancak politik bilimciler, ekonomistler, insan hakları için mücadele edenler ile uzmanlar şunu söyler; ‘zaman içinde ilerici biçimde hakların Avrupa’sı yerine teknokratların hakları yapısı oluştu. AB neoliberalvizyon için biçimlendi. Terörün büyümesine yeterince cevap veremedi” diye konuştu.
Bamir Topi, şu anda Avrupa’nın önünde; Türkiye, İslamafobi, Yunanistan’ın kronik finans problemleri, Bretix, Balkanlar’ın jeopolitik konumu gibi sorunların bulunduğunu aktardı ve şunları söyledi: “Geçenlerde iki vitesli AB’den sözedildi. Bazı ülkelerde egoizme neden oldu. Sağ milliyetçiliğe neden oldu. Neoliberalizm mantığında hakikaten AB perspektifinde bulanıklık yarattı. Bir takım milliyetçilik eylemleri olsa da ortak tarihimizin bize verdiği derslerden sonuç çıkarmalıyız. Aksi halde 3. Balkan Savaşı herkesin belleğinde. Balkanlar’ın aynı sıkıntıyı yaşamaması için AB’ye entegre edilmesi lazım.”

Letonya Cumhurbaşkanı (2007-2011) Valdis Zatlers, küreselleşmenin haksızlıkları da beraberinde getirdiğini bu nedenle şimdi de küreselleşmenin karşısında korumacılık stratejisinin uygulanmaya başladığını eleştirdi. Zatlers, “Her türlü korumacılık politikaları toparlanma sürecini olumsuz etkiler. Ekonomi dünyada bir bütündür ve küreselleşmiştir.
Küreselleşmeyi hiç kimse durduramaz. Bunu göç için de söyleyebiliriz. Göç binlerce yıldır vardır. Şimdi de var. İnsanlara yaşama kararı verildiğinde doğru yeri bulacaktır. Bireylerin arzusunu ve isteğini sınırlayamazsınız. Teknolojinin ilerleyişi de durdurulamaz” diye konuştu.

Avusturya Cumhurbaşkanı (2004-2016) Heinz Fischer, Akdeniz Bölgesi’nin etik normların ve hukuk mahkemelerinin geliştirildiği yerler olduğunu belirterek şunları söyledi: “Hepimiz insan hakları ve yaşam hakkının değerini, barışın değerini biliyoruz.
Etik değerleri biliyoruz. Ama bunu riske atıyoruz. İnsan haklarını ihlal ediyoruz. Zarar veriyoruz. Siyasi anlamda şiddete başvuruyoruz. Oysa evrensel eşitlik insanlar için benimsendi.”

Arnavutluk Cumhurbaşkanı Bujar Nishani, toplumların tehlike altında olduğu bir dönemden geçildiğini, ortak gelecek açısından çeşitli çözümlerin geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekti: “Şöyle bir soruyla karşı karşıyayız; ‘Acaba bugün insanlık bir yol kavşağına mı gelmiş bulunuyor?’
Bu konuda çeşitli kaygılar bugün çok daha elle tutulur halde. Fakat bunların üstesinden gelmek mümkündür. Özellikle bu soruyu bütün karar verici mercilere, bilim adamlarına ve akademisyenlere de yöneltmek zorundayız. Bu sadece bilgiyle ilgili bir durum değildir. Aynı zamanda sorumlulukla ilgilidir, insanlık, insan topluluklarının daha iyi bir geleceğe kavuşması açısından verecekleri kararlarla ilgilidir.”

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, insanlığın yanlış yolun eşiğinde durduğunun görüldüğünü belirterek şunları dile getirdi: “Kıbrıs adası olarak Ortadoğu’nun yanı başında sancının diğer bölgelere aktarıldığı damar yollarının üzerindeyiz. Buradaki insanlık dramı içimizi acıtıyor. Biz Kıbrıslı Türkler hem yakın tarihteki savaş travmasını unutmamış, yanı başımızdaki şiddete tanıklık ederek dünyanın iyi örnek ve barışa ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Bunu da temenni olarak söylüyorum; dünyanın iyi örneği neden biz olmayalım?
50 yıllık süren müzakerelerin sonuç vermesi bekleniyor. Fırsatı kaçırırsak bir 50 yılımız daha olmayacak. Çünkü istikametin seçilmemesi halinde yeni bir yola girilecek ve adayı kalıcı bir bölünmeye götürecektir.  İnançla ve kararlılıkla iki kesimli, iki toplumlu ve siyasi eşitliğe dayalı federasyon için çalışıyoruz. Buradaki barış Türk Yunan ilişkilerinde normalleşmeyi ve AB ile bozulan ilişiklerde yeni bir ivme oluşmasını beraberinde getirecektir.”

Makedonya Cumhurbaşkanı Gjorge Ivanov, AB’nin bir takım krizlerle karşı karşıya olduğunu, Balkanlar’dan Kafkasya’ya, mültecilerden göçe, Akdeniz’in güneyinden doğusuna krizler yaşandığını ancak bu krizlerin bir metafor olduğunu ileri sürdü.
Gjorge Ivanov, “Esas hastalığa bakalım. AB krizleri çözmeden bir diğeri ile karşı karşıya kalıyor. AB kendi bürokrasisinin tuzağı içinde krizlerle boğuşuyor. Ancak doğru stratejiler ve değişiklikleri gerçekleştirmek için yükümlüdürler. Brüksel elitizminin karşısında yeni bir dalgalanma var.
Hem sağ hem de sol popülizm, İslam düşmanlığı gibi radikal akımlar ortaya çıktı. Avrupa’nın yapması gereken Avrupalılaşmaktır, ulusal bölünmeleri kastetmiyorum. Ulusal bir metamorfoz (başkalaşım) görülmeli. AB’yi oluşturan unsurların bir araya gelerek sorunları konuşmasına, özüne dönmesine ihtiyacı var. AB bir barış projesi olmak istiyorsa Avrupalılaşmaya sıkı sıkı sarılmalı” diye konuştu.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı (2007-2014) Abdullah Gül, son yıllarda güvenlik, ekonomi ve siyasi açıdan dünyanın birçok yerinde önemli değişiklilerin sözkonusu olduğunu hatırlatarak şunları söyledi: “Büyük yıkım ve savaşlar sonrası kurulan AB ve BM gibi kurumlar dünya şartlarına kendilerini adapte etmeyip geliştirmedi. BM’nin reforma tabi olması gerçekleşmedi. Gelinen noktaya bakınca geleceğin çok daha huzurlu olmadığını görüyoruz. Ekonomide koruyucu tedbirlere başvurmak mevcut yapıları çürütüyor.
Popülizme başvurmak tehlikeli bir şey. Yakın tarihe bakınca popülizm, ırkçılık ve ayrımcılık hiçbir toplum için mutluluk ve refah getirmiyor. Bunu yapan liderler önce ülkelerinde konsolidasyon sağlıyor sonra içeride işler kötüye gittiği için komşularıyla savaşıyor. Ama özellikle dünyaya yön veren ülkelerin başındakilerin demokrasi, hukuk ve insan haklarına referans yapmadıklarını, bunları bir kenara bıraktıklarını görmek çok acı. Problemler ve sorunlar barışçı ve diyalog yoluyla çözülürse kalıcı oluyor.”
Türkiye’nin 3 milyon mültecisi olduğunu anlatan Gül, “80 milyonluk nüfusumuz vardı bunu kaldırabildik. Hiçbir siyasi partimiz de bunu istismar etmedi. Başka ülkelerde bu konunun nasıl istismar edildiğini gördük.
Mülteciyi altın kafese koysanız ülkelerindeki huzuru bulamaz. Ancak çok önemli bir konu var. Bu mültecilerin çocukları kayıp jenerasyon haline gelmemeli. Gittikleri ülkelerde iyi eğitim almaz ise bunlar çok geçmez 5-10 yıl içinde radikal akımlara hazır adaylar haline gelir. Bunlarla ilgilenmek özellikle bunların eğitimleriyle ilgilenmek ve topluma entegre etmek önemlidir” uyarısını yaptı.

“Daima sevgi kazanacak”

Zirve’nin gala yemeğinin evsahibi Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç
, “terör, zorunlu göç ve bozulan ekonomi” olmak üzere  bütün bu sorunların üstünden gelinmeyecek gibi olmadığını vurgulayarak, “El ele verdiğimizde savaşların, göçlerin önüne hep beraber geçeceğimize eminim” dedi. Dünyayı her geçen gün derinden sarsan terör ve İslamafobia tehditlerine de değinen Kılıç, “Dünyayı 2 sarmal kuşatır, biri kin ve nefret sarmalı, diğeri sevgi ve barış zinciri” sözüne atıfta bulunarak, “Kin öldürür, sevgi yaşatır” diye konuştu. “Daima sevgi kazanacak” sözüyle hareket ettiklerini kaydeden Kılıç, Zirve katılımcılarına seslendi: “Buradakilerin ayağa kalkmaları halinde dünya barışına katkıda bulunabileceklerine inanıyorum.” Kılıç, insanlar arasında farklılıklar olabileceğini ancak ortak noktanın “hümanizm” olduğunu vurguladı.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

Paksan yıllık üretimini 2 milyon adete çıkarıyor
Türkiye’nin önde gelen otomotiv yan sanayi üreticilerinden Paksan, 2017 yılında büyümesini stratejik...

Haberi Oku