banner472

banner458

banner457

Beykent Üniversitesi Öğretim Üyesi, Ekonomist Prof.Dr. Volkan Öngel: “Fakirleştiren büyüme yaşıyoruz”

Beykent Üniversitesi Öğretim Üyesi, Ekonomist Prof.Dr. Volkan Öngel, fakirleşen bir büyüme süreci yaşandığını belirterek, ülkenin zengin ve fakir olarak iki farklı sosyal yapıya yönlendirildiğini aktardı. Öngel, bu saatten sonra faizleri artırmanın veya TL’yi değerli kılmanın sorunları çözmeyeceğini öngördü.

EKONOMİST 01.07.2022, 00:01 27.07.2022, 09:41
20804
Beykent Üniversitesi Öğretim Üyesi, Ekonomist Prof.Dr. Volkan Öngel: “Fakirleştiren büyüme yaşıyoruz”

Beykent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Volkan Öngel, ekonomide 2022 yılının enflasyon ve döviz kuruyla meşgul olduğunu belirterek, “Enflasyonun yarattığı tahribat hem üretimi hem çalışanı olumsuz etkiliyor. Tek haneli enflasyondan resmi olarak yüzde 80’lere ulaşılmış olması 20 yıllık hedeflerin gerçekleşmemesi noktasına gelindiğini gösteriyor” dedi. Enflasyonun nedenlerini irdeleyince yurtdışı kaynaklı çeşitli sebeplerini saymanın mümkün olduğuna ama tek başına yeterli olmadığına dikkat çeken Öngel, “Pandemi süreci, tedarik zinciri sıkıntıları, buna bağlı olarak gelen fiyat artışları, gıdada arz sıkıntısı, Ukrayna-Rusya Savaşı, petrol fiyatlarındaki artış, yurtdışı kaynaklı nedenlerdir. Ama yurtdışına bakınca enflasyonda ülke olarak negatif ayrıştığımızı rahatlıkla söyleyebilirim. Bunun sebeplerinden biri kişilerin zihninde oluşmuş olan geçmiş dönemlerden gelen yüksek enflasyon dönemi beklentileridir. Çünkü enflasyonun yüzde 70’i algıdır” diye konuştu.

“İhracatta rekorlar kırılsa da fakirleşiyoruz”
Enflasyonda gelinen aşamanın sadece faiz artırımı ile çözülemeyeceğini ifade eden Öngel, görüşlerini şöyle aktardı: “Ekonomi seçimdir ve ekonomide bedava diye bir şey yoktur. Her uygulanan politikanın bir maliyeti var. Pandemi sürecinde ülkemizin ekonomi yönetimi üretim ve istihdama yönelikti. Bunun da maalesef maliyeti yüksek enflasyon olarak karşımıza çıktı. Bu noktada faiz enstrümanı kullanılabilirdi. Ancak şu saatten sonra sadece faizi yükseltmek enflasyon ve kur problemini çözebilecek güce sahip değil. Çünkü faiz enstrümanını kullanmakta geç kaldık.”
Öngel, temel olarak yapısal eksiklerin giderilmesine yönelik politikaların uygulanması gerektiğini aktardı. Özellikle ihracatta rekorlar kırılırken aynı zamanda cari açığın da yükseldiğini dikkat çekerek fakirleştiren bir büyüme yaşandığını paylaştı. Öngel, “Daha fazla üretip satsak da elde edilen gelirin göreceli düşmesi sizin uluslararası ekonomi perspektifinde fakirleştiğinizi gösteriyor” dedi.

“Kur korumalı mevduat yerine farklı enstrümanlar gelecek”
Kur korumalı mevduat hesabında toplanan rakam ve döviz mevduat hesaplarındaki azalmayı göz önüne alınca Türkiye’de halen daha ciddi oranda dolarizasyonun varlığının Merkez Bankası ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine göre devam ettiğini aktaran Öngel, şunları söyledi: “Dolayısıyla söz konusu uygulamanın döviz kurunun artışını frenlemede çok başarılı olmadığı ve varlığını korumak isteyen vatandaşın dövizlerini yüksek oranda TL’ye çevirmediği görülmekte. Bu açıdan bakınca uygulanan politikanın sürdürülebilirliği bir yana mevcut durumda da gerekli etkiyi yarattığı söylenemez. Ortaya çıkan faydası, maliyeti ile karşılaştırıldığında yeterli oranda olmadı. Model kaldırılması için yeni enstrümanların piyasaya sürülmesi gerekir. Önümüzdeki dönem süper bono gibi yatırım araçları tekrar gündeme gelebilir. Dolayısıyla bu tip borçlanma senetlerinin kullanılması yine Hazine tarafına benzer yükleri getirecektir. Hazine tarafına yüksek yük getiren her türlü unsur para basmak yoluyla finanse ediliyorsa da kaçınılmaz olarak daha yüksek enflasyonu da beraberinde getirecektir.” Mevcut konjonktürde küçük yatırımcıların veya KOBİ’lerin özellikle ellerinde var olan değerleri büyütmekten ziyade kaybetmemek üzerine yaklaşım sergilemesinin doğru olacağının altını çizen Öngel, “Bu noktada riskli yatırım araçlarına yönelmek yerine güvenli liman olarak altın gibi geçerli emtialara yatırım yapmak varlıklarını devam ettirmelerini sağlayacaktır. Son dönemlerde kripto para piyasasında gördüğümüz yüksek kayıplar özellikle mevcut ekonomik konjonktür göz önüne alındığında telafisi imkansız sonuçları doğurabilir” dedi.

“Parasal genişleme süreci iyi değerlendirilmedi”
Ülke olarak 7 yılda bir kriz ile karşı karşıyayız. En büyük krizlerimizden biri 2001 yılında yaşandı. Kriz mevcut iktidarı yıkan, yeni alternatife yönlendiren dönemi ortaya çıkardı. Bu kriz sonrasında yükselmeye başlayan ekonomi 2007 global krizinde tekrar durgunluğa girdi. O dönemi Volkan Öngel, şöyle hatırlattı: “Her ne kadar bizi teğet geçmiş olsa da biz entegre olduğumuz uluslararası piyasalardaki yansımalardan ciddi olarak olumsuz etkilendik. Global kriz sonrasındaki parasal genişleme süreci Türkiye açısından yapısal sorunların çözülebileceği bir zamanı, dönemi ortaya çıkardı ama geldiğimiz noktada o dönemin iyi değerlendirilmediğini söylemek mümkün. Ekonomi içinde ülkelerin 5-7 yıl aralığında yükseliş gösterdiği sonrasında belirli bir duraksama-düşüş yaşandığı bilinmekte. Ülkemiz açısından bu düşüşün çok yüksek oranda ve hızlı yaşanıyor olması zamanında tedbirlerin alınmadığını göstermektedir.”

“Ekonomi yönetimi krizi henüz kabul etmiş değil”
Ekonomik krizler üzerine uzmanlığı bulunan Prof.Dr. Volkan Öngel, yaşanılan ekonomik krizin 1994 ve 2001 krizlerinden farkının iktidar tarafından ‘kriz’ olarak kabul edilmemesi olduğunu söyledi. Öngel, yaşanılanın bir kriz olduğunun altını çizerek şunları söyledi: “Döviz kurunda ortaya çıkan yüzde 10’u aşan artışlar bir kriz göstergesidir. Türkiye açısından TL’de çok ciddi değer kaybı görüyoruz. Diğer taraftan özellikle kısa vadeli borçların GSYİH’a oranı noktasında artış, cari açığın yükselmesi söz konusu. Bu noktada istihdam temelli, üretim temelli tercihin sonuçları yaşanıyor. Bu bir kriz. Bu bir dünya krizi. Ama kayıp noktasında dünyadaki Lübnan’dan sonra ikinci sıradayız. Enflasyonda ilk üçteyiz. Artı negatif faiz konusunda dünyada lideriz. Eksi durumdayız. Dünya ekonomisi açısından bakarsak yatırımcıların güvenli liman aradıkları ortamda FED politikalarını göz önüne alınca ABD gibi ülkelere sermaye girişinin olacağını; bu sermaye çıkışlarının gelişmekte olan ülkelerden yaşanacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu açıdan düşük reel faiz politikasının kısa süreli yabancı sermayeyi ülkeye getirme konusunda zayıf kalacağı söylenebilir.”

“TL’nin değerlenmesi sorunu çözmez”
TL’nin değerlenmesi politikasının mevcut sorunları çözmekten uzak olacağının altını çizen Öngel, “Türkiye’nin iktisadi tarihine bakınca TL’nin değerlendiği her dönemde ithalatın daha çok artmakta olduğu rahatlıkla görülebilir. Dolayısıyla özellikle iç tüketimin yüksek olduğu ülkede değerli yerli para politikası uzun vadede sürdürülebilir politika olmayacaktır” dedi.
Ülkede döviz kurunun yükselmesinin temel sebebinin dövizin azlığı olduğunu aktaran Öngel, “Merkez Bankası’nın net rezervleri eksi pozisyonda. Her türlü belirsizlik ortamı döviz kurunun önemli ölçüde yükselmesine neden oluyor. Net enflasyon farkı oranında döviz kurunun değer kazanması gerekiyor. Basitçe; ABD enflasyonu ile Türkiye enflasyonu arasındaki fark kadar TL/Dolar karşısında değer kaybeder. Piyasa resmi verileri dikkate almaz. Kendi gerçeklerine göre hareket eder. Yılsonu döviz kurunun 20 TL olması çok sürpriz gelişme olmayacaktır.”

“Asgari ücrete yüzde 30 zam gelecek”
Alım gücünün düşmesine paralel Temmuz ayında asgari ücrete yüzde 30 zam yapılacağını aktaran Öngel, şöyle konuştu: “Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan yeni bütçede yüzde 40.5’lik personel maaşı artışı öngörülüyor. Yıl sonuna doğru enflasyonla birlikte tekrar yüksek oranlı zam ihtiyacı ortaya çıkacaktır. Ciddi bir gelir seviyesi adaletsizliği ortaya çıkıyor. Ülkenin yüzde 10-15’i ciddi zengin. Geri kalanımız ortanın altı gelir düzeyine sahibiz. Orta gelir seviyesi ülkemizde yok denecek durumda. Bu değişim Latin Amerika veya Orta Afrika’da olan duruma benzer durum ortaya çıkıyor. Tüm sosyal yapının değişmesi anlamına geliyor. Dönüşümün toplumsal krizleri ve ayrışmaları ortaya çıkarma ihtimali yüksek. Dolayısıyla bizim için çok ekonomik olarak rahat günlerde konuğumuz diye ifade ettiğimiz göçmenler ekonomi kötüye gittikçe günden güne rakibimiz haline dönüştü, dönüşmeye devam edecek. Ve bu kriz en az 2-3 yıl sürecektir. Mevcut zor ekonomik koşullar, yaklaşan seçim, iktidarın seçim başarısını da olumsuz etkileme potansiyeline sahiptir. Hatta ‘faiz sebep, enflasyon sonuçtur’ politikasının doğru dahi olsa mevcut sistemde ülkemizde çok başarılı olmadığı ve belki de değiştirilmesi gerektiğini ortaya çıkarmıştır.”

Yorumlar (0)