banner565

banner472

banner458

banner457

Ekonomist Prof.Dr. Ayhan Aytaç; “Rasyonel akıl devreye girmeli”

Trakya Üniversitesi İİBF İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Ekonomist Prof.Dr. Ayhan Aytaç, TL’nin en az yüzde 25-30 değer kazanması gerektiğini belirterek, bunu yaparken de büyümeden taviz verilmemesi gerektiğini söyledi. Aytaç, “Yüksek kur ve yüksek enflasyon sarmalından çıkışın yol haritası güven veren rasyonel ekonomi politikalarıdır” dedi.

EKONOMİST 01.09.2022, 00:01 23.09.2022, 09:53
19043
Ekonomist Prof.Dr. Ayhan Aytaç; “Rasyonel akıl devreye girmeli”

Trakya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Ekonomist Prof.Dr. Ayhan Aytaç, ekonomide kısır döngü sürecine girildiğini belirterek, “Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri döviz açığıdır. Bu açığın nasıl kapatılacağına ilişkin soru işaretleri çoğalıyor. Toplumda ve ekonomide belirsizlikler artıyor. Belirsizlikler de beraberinde döviz kurunda hızlı artışı meydana getiriyor ve buna bağlı diğer maliyet artışları da enflasyona neden oluyor” diye konuştu.
Dövize olan talebi azaltmak için hayata geçirilen Kur Korumalı Mevduat Hesabı’nın (KKM) da beklentileri karşılayamadığının altını çizen Aytaç, şu bilgileri verdi: “Kur, 12.03 olduğunda KKM hesabına geçildi. Bu röportajı yaptığımızda kur 18.20 idi. Dolayısıyla kur korumalı mevduatın işe yaramadığını görüyoruz. Talebi dizginlenemiyor çünkü yüksek enflasyon karşısında alternatif yatırım araçları yok. Ayrıca üretmemiz veya ihracat yapmamız da ithal girdiye bağlı. Dolayısıyla döviz talebi durmuyor.”
Yeni Türk Ekonomi Modeli’nin 6 ay sonra meyvelerini vereceği iddiasıyla gündeme geldiğini hatırlatan Aytaç, hem yeni ekonomik model hem KKM hesabının ekonomide ciddi bir hasar meydana getirdiğini ifade etti.
Aytaç, şu noktalara değindi: “Hükümet kanadı enflasyonun Şubat’ta daha düşük seviyelere ineceğini söylüyor. Doğrudur ama inecek enflasyonun yüzde 10’lar veya 20’lerde olmayacağını biliyoruz. Halkta şöyle bir algı yanılgısı var; enflasyon düşünce fiyatlar düşecek, hayır.  Enflasyon fiyat artış hızını bize yansıtır. Fiyat artış hızı yavaşlar ama domatesi 2, eti 60 liradan yiyemeyeceğiz. Şubat ayında enflasyonda rahatlatıcı bir unsur görebilmem çok zor. İkinci konu olarak da; genel seçimlere az kaldı. Yılbaşında yeniden memur ve işçi zamları devreye girecek. Seçim atmosferiyle birlikte fahiş artışlarla beraber enflasyon yeniden körüklenecek. İnsanlar ancak gelecekte fiyatların çok fazla artmayacağını bilirlerse o zaman tasarrufa yöneliyor.”

“Faiz artırılmak zorunda”
Ekonomide en önemli sorunun güven olduğunu vurgulayan Aytaç, ülkemizde makro ekonomik performansla ilgili tahmin yapılamama sorununun bulunduğunu paylaştı.
Aytaç, “Faizi yüzde 13’lerde tutarak hangi başarıya ulaşmak hedefleniyor? Açıklamalarda faizi düşük tutarak yatırım ve üretimi canlandırma ifadeleri söylense de yüzde 13’lük faiz kime veriliyor? Bankalara. Bankalar yatırımcıya yüzde 40, 50, 60 faizle para veriyor. Böyle bir dünya var mı? Dolayısıyla bankalar yüzde 400’lere varan kar oranlarına ulaşmış durumda” açıklamasını yaptı.

“Rasyonel akla ihtiyaç var”
Dünya’nın tüm gelişmiş ekonomilerinin faiz artırım sürecine girdiğinin altını çizen Aytaç, ülkemizdeki gibi yüksek enflasyon ortamında bu sürecin kaçınılmaz olduğunu savundu: “Yüksek enflasyon döneminde faizleri indirmezseniz enflasyonu kontrol altına alamazsınız.”
Türkiye’nin bir Arjantin veya Venezuela olma riskini kabul edemeyeceğini söyleyen Aytaç, gerekçelerini ise şöyle açıkladı: “Ülkemizin risk primi yüksek. Dolayısıyla bu böyle devam ederse kimse borç vermek istemez veya maliyetleri yüksek borç bulmak zorunda kalabiliriz. Borç dönmez ise de temerrütte gitme durumu olabilir. Ama ülkemiz için bu kadar kötü bir senaryo çizmek de istemiyorum. Ben şuna inanıyorum; rasyonel akıl lazım. Liyakat önemlidir. Ekonomiyi yönetirken gereklerine göre yönetmek zorundasınız. Bugün ülkemizde enflasyon için atacağımız adım faiz artırımıdır.”
Türkiye ekonomisinin 2013 yılından bu yana kademe kademe aşağıya indiğini kaydeden Aytaç, konjonktürün ülkemize etkisini ise şöyle yorumladı: “ABD resesyon tehlikesine giriyor ifadelerine katılmıyorum. Hatta şu anda yatırımcı boyutunda küresel konjonktürün Türkiye’nin önüne çok ciddi bir problem getireceğine inanmıyorum. Uluslararası konjonktürdeki hareketler Türkiye’ye sermaye girişini engeller diyemem. Ama şunu söyleyebiliriz; Türkiye’de şeffaf bir yönetim anlayışı olduğunda bu ülkeye para gelmez mi? İşçilik ücretleri ve fabrika yatırım maliyetleri göz önüne alınınca yabancı yatırımcı gelecektir. Türkiye Avrupa’nın üretim üssü, tarım üssü olabilecek potansiyele sahiptir.”

“Seçimlerden sonra sıkı para politikası olacaktır”
Ülke ekonomi politikasını seçimlerden önce ve seçimlerden sonra diye ikiye ayırmak gerektiğini paylaşan Aytaç, seçimlerden sonra ciddi sıkılaştırıcı para politikası uygulamalarının devreye alınacağını öngördü. Şu anda sorunların kartopu misali büyütüldüğünün altını çizen Aytaç, “Ekonomi politikalarını dizayn eden isimler aldıkları kararları analiz edecektir. Bu politikaların başarı sağlamadığı görülecek ve politika değişikliğine gidilecektir. Seçimlere kadar bu politikalar devam ettirildiği takdirde ciddi yara alacağız. Hangi iktidar gelirse gelsin ülkeyi yönetmek kolay olmayacaktır” hatırlatmasını yaptı.
Bu yanlış politikaların bir acı reçetesinin olacağını ve bu acı reçetenin herkese eşit şekilde uygulanması halinde ise toplumsal uzlaşının mümkün olacağını öngören Aytaç, “2001 finansal bolluk dönemi. 2023 seçimlerinde ise finansal bolluk olmayacak. Yaraları sarmak doğal olarak bir miktar daha güç olacaktır” dedi. 900’lere çıkan ülke CDS priminin Ağustos’ta 650-750 aralığına çekilmesine de değinen Aytaç, şunları söyledi: “On bir ay içerisinde Türkiye’nin CDS primindeki yaklaşık %30’luk düşüşü Türkiye’de ani ve hızlı bir toparlanma olarak görmek yanıltıcıdır. Benzer şekilde gelişmekte olan tüm ülkelerde benzer bir düşüş eğiliminin olması küresel bir etkinin varlığı ile açıklanması daha makul bir yaklaşım olacaktır. Temel emtia fiyatlarındaki düşüş, ABD ekonomisinden gelen iyimser göstergeler, durgunlukla mücadelede kararlılık ve nihayetinde Türkiye’nin de önderliğini yaptığı ve sevkiyatın başladığı Tahıl Koridoru’nun pozitif etkileri ile Akkuyu Nükleer Santrali çerçevesinde Rusya kaynaklı yaklaşık 15 milyar dolar para girişinin sinyalleri Türkiye’nin CDS primini 900’ler seviyesinden 650 seviyelerine düşürmüştür. Burada önemli olan ve gelecek için iyimser bir tablo çizmemize neden olacak şey; CDS primindeki düşüşün yanı sıra seviyesinin de uluslararası risk algısını kırabilecek, güveni arttıracak  250-300 bandına oturmasıdır. Maalesef 2018 yılından itibaren Türkiye’nin CDS primi 500 seviyelerinin altını görmemekte, iç ve dış ekonomik konjonktüre bağlı olarak 500-900 bandında dalgalanmaktadır.”

“Orta gelir grubu yok edildi, Hükümet yıkılabilir”
Yeni gelecek iktidar tarafından hem direkt hem de dolaylı yabancı yatırımcının önündeki engellerin kaldırılması ve verilecek garantilerin ivedilikle hayata geçirilmesi gerektiğini söyleyen Aytaç, ciddi anlamda kaliteli, Ar-Ge yoğun üretim yapacak tesislerin ülkemize kazandırılması gerektiğini savundu.
Aytaç, “Yabancıların Türkiye’de yapılacak yatırımları, teknolojik ve pazar olarak katkı sağlayacak nitelikte olmalı” dedi.

“Toplum zengin ve fakir diye ikiye ayrıldı”
AK Parti’nin çok güçlü bir iktidar olduğunu ama 2012’den bu yana uygulanan yanlış politikaların bugüne kadar geldiğini paylaşan Aytaç, şunları aktardı: “Türkiye’nin büyümekten korkmaması lazım. Büyüme ortalamamız yüzde 7’nin üzerinde olmalı. Ekonomiyi yöneten üreticiyi, yatırımcıyı, desteklemeli. Şu anda ara mal ve yatırım malına destek vermek yerine inşaata yönlendirilmenin sonuçlarını görüyoruz.” Ülkemizde Pandemi sonrası uygulanan ekonomi politikasıyla birlikte orta gelir grubunun yok edildiğini ve zengin ile fakir olarak adlandırılacak iki yapının oluşturulduğunu savunan Aytaç, “Yoksulluk sınırı 22 bin 400, açlık sınırı 6800 TL. Netice itibariyle herkes, yoksul sınıfına sokuldu. Bu iktidarı yıkabilecek önemli toplumsal dönüşüm budur” açıklamasını yaptı.
Türkiye’nin halen daha fırsatlar ülkesi olduğunu vurgulayan Aytaç, doğru planlama ve rasyonel akıl ile bu süreçten çıkılabileceğini belirterek, özellikle verilen desteklerin yeniden revize edilmesini istedi.

Yorumlar (0)