TOSYÖV Başkanı Yalçın Sönmez;‘KOBİ’LER ORTA GELİR TUZAĞI’NDAN KURTULMALI’

Açıklanan 25 Öncelikli Dönüşüm Programı ve her programın detaylı Eylem Planları ile “YENİ TÜRKİYE” kavramı netlik kazandı. Bu kapsamlı çalışma, içinde bulunduğumuz “ORTA GELİR TUZAĞI”ndan nasıl çıkacağımız sorusuna da yanıt oluşturuyor.

TOSYÖV Başkanı Yalçın Sönmez;‘KOBİ’LER ORTA GELİR TUZAĞI’NDAN KURTULMALI’

KOBİ Zirveleri TOSYÖV (Türkiye Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler, Serbest Meslek Mensupları ve Yöneticiler Vakfı) tarafından, TOBB ve KOSGEB işbirliğiyle her yıl düzenleniyor. Zirveler; KOBİ’lerin sorunlarını belirlenmiş bir ana tema etrafında detaylandırarak ele alıyor; konferans, panel ve oturumlarda kamu, özel sektör ve sivil toplumdan en üst düzey uzmanlardan oluşan katılımcılara tartıştırıyor, KOBİ’ler adına talepler ve çözümler formüle ediyor, sonuçta KOBİ’ler için 1 yıllık bir ‘yol haritası’ çıkarıyor. Bu yol haritası bir yıl boyunca KOBİ’lerin üretim, inovasyon, Ar-Ge, ürün geliştirme, proje hazırlama, finansmana erişim gibi faaliyet planlarına stratejik bir temel sunmuş oluyor.
XI. KOBİ Zirvesi, 12-13 Mart tarihlerinde İstanbul’da, Dedeman Hotel’de  “KOBİ’lerin Orta Gelir Tuzağı’ndan Kurtulma Stratejileri” ana temasıyla toplanıyor. Konu Türkiye ekonomisinin bugünkü durumu, yakın vizyonu ve 2023 100.  yıl hedefleri yönünden büyük önem arzediyor. Ekonomik büyüme, gelişme ve kalkınma sorunu bağlamında KOBİ faaliyetlerine ışık tutacak olan, aynı zamanda Dergimiz KobiEfor’un medya sponsoru olduğu XI. KOBİ Zirvesi’nin anlam ve değerini okurlarımıza aktarabilmek amacıyla düzenleyici kurum TOSYÖV’ün Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Sönmez ile gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi sizinle paylaşıyoruz.

Orta Gelir Tuzağı’ndan

ne anlamalıyız?
Yalçın Sönmez:
“Orta Gelir Tuzağı”nın üst sınırı, ülkelerin ekonomik gelişme tarihindeki gözlemlere dayanılarak şu üç ana kıstas aracılığıyla değerlendiriliyor:
1- Kişi başına düşen gelir düzeyinin (2005 sabit fiyatlarıyla) 16.000 dolara yükselmesi.
2- Kişi başına gelirin ABD düzeyinin yüzde 58’ine ulaşması.
3- Ülke içinde imalat sanayinin toplam milli gelir içindeki payının yüzde 23’e ulaşması.
Gelişmekte olan ülkeler, belli bir gelir seviyesine yükseldikten sonra ekonomilerini daha fazla ilerletmekte zorluk çeker. Diğer bir deyişle büyük ekonomilerin seviyesine yükselebilmek için gerekli olan ekonomik sıçramayı gerçekleştiremez.
1960 yılında ‘Orta Gelirli’ sayılan 101 ülke arasında ‘Yüksek Gelir’ düzeyine geçebilen şu 13 ülke var: Ekvator Ginesi, Hong Kong, İrlanda, İsrail, İspanya, Japonya, Kore, Mauritius, Portekiz, Porto Riko, Singapur, Tayvan ve Yunanistan.
Verilere göre Türkiye düşük –orta gelir düzeyine 1955’te ulaşmış ve ancak 50 yıl sonra 2005’te yüksek–orta gelir düzeyini yakalayabilmiştir. Türkiye ‘Orta Gelir Tuzağı’nda göreceli olarak en uzun süre kalmış olan üç ülkeden (Bulgaristan ve Kosta Rika) birisi olarak gözlenmektedir.

Türkiye niçin 50 yıl

tartışmadığı konuyu bugün

tartışıyor?
Türkiye bugün belki de tarihinin en anlamlı tartışmasını yapıyor. Türkiye’nin cevabını aradığı sorular şunlardır:
- “Orta Gelir Tuzağı’ndan nasıl kurtulurum?”
- “Yüksek Gelir Kuşağı’na nasıl geçerim?”
Bu soruları altmış yıldan sonra ‘Orta Gelir Tuzağı’nın en üst sınırına, yani ‘Yüksek Gelir’ grubuna geçmek için sıçrama yapmak zorunda olduğu bir noktaya ulaştığı için kendine soruyor
Bunun anlamı şudur: Türkiye ekonomisi bugün dünyada; sayıları 7-8 olan “Yükselen ekonomiler”den biri sayılıyor. Bu noktaya, son 10 yılda kişi başına düşen milli gelirimizi 3 katına çıkararak ulaştık. Ancak son 5-6 yılda kişi başına düşen milli gelirimiz 10.000 dolar bandına takılıp kaldı. Ekonomik büyüme performansımızda düşme yaşandı. Bu düzeyde daha fazla kalamayız. Bir hamle daha yapıp Yüksek Gelir Kuşağı’ndaki ülkeler arasına katılmalıyız.
Yapacağımız hamle ile aşacağımız eşik şudur: Dünya Bankası’nın 2015 yılı ölçülerine göre; kişi başına yıllık ortalama geliri 12.746 doların altında olan ülkeler orta gelirli; üzerinde olanlar ise yüksek gelirli.
Türkiye, Dünya Bankası’nın 2013 verilerine göre 822.1 milyar dolar yıllık gelir ve 74 milyon 930 bin nüfus hesabıyla  10 bin 970 dolarlık kişi başı gelire sahiptir ve yıllık nüfus artışı yüzde 1.28‘dir. Bu durumda Türkiye her yıl ortalama yüzde 4’lük bir büyüme sağlarsa, 2019’da üst gelir seviyesine çıkacaktır.
Görülüyor ki; ‘Orta Gelir Tuzağı’ndan çıkmayı konuşurken, “imkansız”ı konuşmuyoruz.
“2023: Yüzüncü Yıl Türkiyesi” olarak önümüze koyduğumuz; 2 trilyon doların üzerinde GSYİH, 25 bin doları aşan kişi başına düşen gelir, 500  milyar doları geçen ihracat gibi hedeflere ulaşmak için önümüzdeki eşiği geçmemiz gerekiyor.

ORTA GELİR KOBİ’LERLE 

AŞILIR

KOBİ’ler ile “Orta Gelir Tuzağı” arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?
Yalçın Sönmez:
I. KOBİ Zirvesi’ni 1999 yılında Ankara’da yapmıştık. Rahmetli Sakıp Sabancı Zirve’ye katılmış, “Hoşgeldin diye  karşılanıp konuk olarak alkışlanmıştı. Sakıp Ağa ise konuk olarak gelmediğini söylemiş;  “Ben de KOBİ’yim, katılımcıyım” demişti. Haklıydı. Çünkü o da KOBİ ölçeğinden gelmişti. Bu nedenle XI. Zirvemiz’de ‘Orta Gelir Tuzağı’ndan kurtulma sorununu, Türkiye ekonomisinin mikro, küçük, orta ve büyük aktörlerinin tümünün ortak sorunu olarak ele alacağız.
‘Yüksek Gelir’ kuşağına sıçrama hamlesini Türkiye, 2023 100. yıl hedefleriyle belirlemiş ve buna yönelik 25 Dönüşüm Programı’nı başlatmışken TOSYÖV olarak biz KOBİ’lere bakıyoruz.
Bu programın ancak KOBİ’lere dayanarak başarıya ulaşacağını düşünüyoruz. Bu yaklaşımı çok iddialı bulanlar olabilir. Ama eğri oturup doğru konuşalım. Türkiye ekonomisinin kalkınma potansiyelinin yarıdan fazlası olan KOBİ olmazsa, diğeriyle tek başına bir yere varılamaz. KOBİ’lerdeki gizli potansiyeli açığa çıkarmadan ‘Orta Gelir’in üstüne çıkamayız.

TÜRKİYE’NİN

“ORTA GELİR” SANCISI

Türkiye ekonomisinin ‘Orta Gelir’de çakılıp kalma tehlikesini hangi göstergeleri kullanarak  saptayabiliriz?
Yalçın Sönmez:
‘Orta Gelir Tuzağı’nın dominant göstergeleri şunlardır:
- İç tasarruf oranı düşüktür. Bu nedenle yabancı sermaye ithaline bağımlılık vardır.
- Özel sermaye yatırımlarının GSMH’ya oranı istikrarlı biçimde düşmektedir.
- İmalat sanayisinde gelişme yavaşlamıştır.
- Sanayide geleneksel yapı, yenilikçi dönüşüme direnmektedir.
- Üretim ve ürün çeşitlenmemektedir. Yüksek katmadeğer üretimine dayalı sektörlerde iç girdiler çok düşüktür.


- Emek piyasası kırılgandır, işgücüne katılım, özellikle kadın  ve yüksek öğrenimli genç katılımı çok zayıftır.
- Gelir dağılımı aşırı dengesizdir, bölgeler arası gelişmişlik farkı derindir.
- Sermaye birikimi problemli hale gelmiştir.
Türkiye ekonomisi bu saydığım göstergeleri çarpıcı biçimde yansıtmaktadır. Buraya çakılıp kalamayız. Bu noktada yeni politika ve programlar oluşturmamız gerekiyor. Bu politika ve programlarla reformlar yapmalı ve kapsamlı bir dönüşümü gerçekleştirmeliyiz.

“DÖNÜŞÜM” ZAMANINA 

GİRDİK

Önerdiğiniz kapsamlı

dönüşüm programı ile Başbakan Ahmet Davutoğlu Hükümeti’nin açıkladığı; “Güçlü ve Dengeli Büyüme İçin Yapısal Dönüşüm Programı” örtüşüyor mu?
Yalçın Sönmez:
Elbette örtüşmektedir. Hükümet’in açıkladığı dönüşüm programının kapsamı ‘Türkiye’dir, Türkiye ekonomisidir. TOSYÖV olarak biz topyekün dönüşümün içinde yeralan KOBİ parantezinin içini doldurmakla, dile getirilen dönüşüm hedeflerinin uygulamadaki somut karşılığını tanımlamakla mükellefiz ve XI. KOBİ Zirvesi bunu yapacak. Zirve’den çıkacak olan yol haritasını KOBİ’lere taşımak ve benimsetmek çok önemlidir, biz de bunu yapacağız.

DÖNÜŞÜMÜN ÖZNESİ

BEŞERDİR

Artık “KOBİ’lerde dönüşüm”ün başlıklarına geçebiliriz. Hangisinden başlayalım?


Yalçın Sönmez:
Bence ‘Beşeri Sermaye’nin dönüştürülmesinden başlamak gerekir. Türkiye’de eğitim süresi çok düşüktür.
Kişi başına aldığımız ortalama eğitim süresi 7.6 yıl seviyesindedir.  Sadece 2 şehrimizde; Ankara ve Eskişehir’de 8 yılın üzerine çıkabildik. Bu eğitim seviyesi Türkiye’yi dönüştürmez ve yüksek gelirli ülkeler kuşağına sıçratamaz.
Konu niteliksel dönüşümü sağlayacak araçlarda düğümleniyor. Nedir bunlar; buluş yapmaktır. Teknoloji geliştirmektir. Ar-Ge ve inovasyonu bütün alanlara yaymaktır. Tasarım yapmak, marka olmaktır. Yüksek teknolojiyle üretim yaparak yüksek katmadeğerli ürünler üretebilmektir. Bunların öznesi de insandır. Dönüşümü eğitilmiş insanımızın ürettiği bilgi ve eğitirek geliştirdiğimiz akıl ve el becerileri gerçekleştirecektir.
Eğitime formel ve informel bir bütünlük olarak bakmalıyız. Formel eğitimde OECD kriterlerini yakalamalı ve aşmalı, eğitimin bilimsel kalitesini ve bilimsel eğitimin kalitesini artırmalı, bu alanda elde edeceğimiz ilerlemeyi kalifiye işgücü olarak KOBİ’lerin beşeri sermayesine katmalıyız.  
KOBİ’ler aynı zamanda ‘okul’dur, büyük işletmelerin  büyük işletmelerin kalifiye işgücü kaynağıdır. KOBİ’ler kendi bünyesinde üretimi aynı zamanda informel eğitime dönüştürmelidirler.  Bu yapılırsa KOBİ’lerin kendini tekrar eden yapısı adım adım dönüşecek, ‘Ar-Ge, İnovasyon, Tasarım ve Marka’   kapasitesi ortaya çıkacak ve rekabetçi KOBİ yapısı oluşacaktır. KOBİ’nin bilançosundaki “eğitim gideri” artışı 3 puan  olursa gelir artışı 9, safi kazanç artışı 7 puan olacaktır.

POPÜLER BÜYÜME YERİNE ÜRETİMLE

KALKINMA

Üretim, üretim diye ısrar etmenin anlamı ne; kalkınmanın başka yolları mı yok?
Yalçın Sönmez:
Üretim, gelişmekte olan ekonomilerin vazgeçilmezi, gelişmiş ekonomi olmanın şartıdır. Bu nedenle; Türkiye’nin kalkınmasının temeli ‘imalat’tır, üretimdir. Hal böyle iken bugünkü ekonomik yapı bizi üretimden adım adım uzaklaştırıyor. Örneklersek; Türkiye ekonomisinde toplam net satışta imalatın payı 2006 yılında  yüzde 27.0 iken bu pay 2013’te yüzde 24.8’e geriledi. Toplam harcamada imalat sanayisinin finansmanı 2004 yılında yüzde 38.9 iken; 2014 yılının Temmuz ayı itibarıyla bu oran yüzde 21'e düştü. Bunu tersine çevirmemiz, üretime yönelmemiz gerekiyor.
Üretime dönmek Türkiye’de yüzünü KOBİ’lere dönmektir. TOBB verilerinde 300.000 adet imalatçı KOBİ’miz olduğu gözüküyor.
Üretime döneceğiz ama klasik olana, rekabetçi olmayana değil. İmalatımızın yapısı geri teknolojili üretime dayanıyor. Bunu hızla değiştirmeliyiz. KOBİ’lerimizi Orta Yüksek ve Yüksek Teknolojili ürünlerin üretimine geçirmeliyiz. Bu süreçleri desteklemeliyiz.
İleri teknolojili ürünlerle ihracat yapabilirsek sorunu çözeriz. Ancak o zaman  rekabetçi ve sürdürülebilir bir ekonomiye sahip oluruz. Bugün ise üretimimizin  yüzde 70’e yakını ‘Düşük Teknolojili’ ürünlerden oluşuyor. Bu nedenle bugün ihracatımızdaki artış ekonomik büyümeye tam yansımıyor. KOBİ’lerimiz karsız, hatta çoğu zaman zararına ihracat yapıyor. Misal; Çin bize 3.8 milyon ton malı 21 milyar dolara satarken biz Çin’e 8 milyon ton malı 2.8 milyar dolara satıyoruz.
Bir de şu var: Yüksek teknolojili üretim gerektiren sektörlerden kaçıyoruz. Düşük teknolojili, kısa vadede, anlık, yüksek rant getiren sektörlere yöneliyoruz. DPT verilerine göre 2003’te yüksek teknolojili sektörlerin üretimdeki payı yüzde 5.7 idi, 2012 yılında bu pay yüzde 3.5’a geriledi.
Aynı durumu ihracatımızda da yaşıyoruz. Yüksek teknolojili sektörlerin toplam ihracatımızdaki payı 2002’de yüzde 6.2 idi, 2012 yılında yüzde 3.7’ye geriledi.  Şöyle özetlemek mümkün: Bugün ihraç ettiğimiz malları, aynen fakat katmadeğer yükleyerek satabilirsek, ihracatımız 160 milyar dolardan 400 milyar dolara ulaşacak potansiyeli veriyor.

DÖNÜŞÜM İÇİN İKMAL TAMAMDIR

Yüksek ve Orta Yüksek

Teknolojili üretime geçiş

konusunda politika önerilerinin yoğunlaşması Türkiye’nin bu dönüşümü başarabileceğini de gösterir mi?
Yalçın Sönmez:
Başarmaya mecburuz ve başaracağız. Çünkü, bardağımızın yarıdan fazlası doludur. Son 10 yılda imalatımızın yapısını bir hayli dönüştürdük. Buna kısmen KOBİ’ler de dahildir. İleri teknolojili üretime geçişte bir ivme yakaladık. Örneğin  sadece son 3 yıl içinde 163 özel sektör firması Ar-Ge merkezi açtı.  Bugün bu merkezlerde 20.725 araştırmacı çalışıyor. Bu merkezler 3.927 adet proje yürütüyor. 952 patent tescili yaptırdılar. Türkiye’nin Ar-Ge harcamalarına milli gelirden ayırdığı pay   yüzde 1’e yaklaştı. 
TOSYÖV olarak KOBİ’lerin Ar-Ge, inovasyon, tasarım ve  markalaşma faaliyetlerini yakından izliyoruz.  KOBİ’ler; asgari araştırmacı istihdamı sağlayamadıkları için  işletme bünyesinde  Ar-Ge Merkezi açamıyorlar. Bu nedenle teknoparkları tercih ediyorlar. KOBİ’ler teknoparklarda 28.506 araştırmacı çalıştırıyor. Bitirdikleri Ar-Ge proje sayısı 11.768 oldu. Halen yürüttükleri 7.333 adet Ar-Ge projesi bulunuyor. Teknoloji tabanlı KOBİ işletme sayısı da 2.778’i buldu. Ayrıca bu veriler hızla yükseliyor. Dahası; 2014 yılında KOBİ’ler 270 adet patent aldılar. Teknoparklardan yaptıkları ihracat 2014’te 1.5 milyar doları geçti.  
Şöyle bir tablo düşünelim: Bugün 41 olan teknopark sayısını 400’e, buralardaki KOBİ sayısını 30 bine çıkardığımızda, ayrıca KOBİ’lerin teknoparklardaki faaliyetlerine örneğin ilk 4 yıl boyunca destek ve muafiyetler sağladığımızda, sadece teknoloji ihracatımız 15 milyar doları aşmış olacak. İşte bütün mesele!...

KIRSAL KALKINMA İHMALE GELMEZ

Sanayi üretimimiz daralırken 
tarımsal üretimimiz de daralıyor. Tarımsal üretimde bir dönüşüm gerekmiyor mu?
Yalçın Sönmez:
Kırsal kalkınmaya geç bakmaya başladık. Ama artık bakıyoruz. Bakmak zorundayız çünkü; cari açığı düşürmede turizmden sonra imkan sunan ikinci sektörümüz, tarımdır.
Tarımsal üretimde durum şöyledir: 2014 yılında tarım ürünleri ihracatımız 18.7 milyar dolar, ithalatı ise 18.5 milyar dolar oldu. Bu tabloda iç ağırlıklar şöyledir: Gıda ürünleri dış ticaretinde 2014'te 5.7 milyar dolar fazla sağladık. Tarımsal hammadde ticaretinde ise 5 milyar dolar açık verdik. Buradan; tarımsal hammadde üretiminde Ar-Ge ve inovasyona olan acil ihtiyacımızı tespit edebiliyoruz.
KOBİ’lerimiz kırsal kalkınmanın da temel dinamiğidir.  Yapısal dönüşüm kırsal kalkınma alanında  da büyük önem kazanmıştır. Orman politikalarımız, su politikalarımız, yenilenebilir enerji politikalarımız kırsal kalkınma konularımızdır.  Bu konularda kamu politikaları ve kamunun özel kesime sağladığı teşvik ve destekler TOSYÖV olarak KOBİ’lere dönük yıllık çalışma programlarımızda ciddi bir ağırlık teşkil etmektedir.

BÜYÜMENİN YERİNİ KALKINMA ALMAKTADIR

Buraya kadar Türkiye ekonomisinin durumunu ve geleceğini konuştuk. Dünya ekonomisindeki gelişmelerin konuştuklarımız üzerinde bir etkisi olmayacak mı?
Yalçın Sönmez: ‘Gelişmekte Olan Ülke’ iseniz ve ekonomiye sadece “Büyüme” odaklı bakıyorsanız iki gözünüzde dışarıdadır. Ekonomiye “Kalkınma” odaklı baktığınızda bir “Üçüncü Göz”e ihtiyacınız olur. Bu da geleceği görebilen gözdür.
Biz Türkiye’de hala “yüksek büyüme” üzerinden bakıyoruz. FED’e bakıyoruz, finansal hareketlere odaklıyız, sancılarımızı  “ağrı kesici”lerle azaltmaya çalışıyoruz.
Şunu görelim: İstihdamsız, katmadeğersiz, düşük iç tasarrufa borçlanmayla ek yaparak güdülen yüksek büyüme politikaları, bütün ‘Gelişmekte Olan Ekonomiler’ için dönemseldi. Yüksek büyüme politikalarının, sadece ‘Gelişmekte Olan Ülkeler’de ayağı yere basıyordu. Bu yolun sonuna geldik. Dünya ekonomisi artık çok küçük, neredeyse nüfus artışı kadar küçük büyümenin geçerli olacağı bir yeni kulvara giriyor. Bunun anlamı, değersizleşen sermayenin yeniden değerlenmesidir. Bugünkü mevcut oynak yapıların ve gel-geç popüler sistemlerin ayıklanarak bertaraf edilmesi, son 30 yılın işe yarar bakiyesinin klasik olan içinde eritilmesidir. Artık seçim şu olacak:  Üretimi geliştiren bin yıllık bilimsel bakım ve tedavi yöntemleri mi, yoksa konjonktürel “ağrı kesici”leri mi?
Tercihimiz bu nedenle elbette bin yıllık doğru olan,  sürdürülebilir rekabet gücü taşıyan yüksek katmadeğerli üretim olmalıdır.

Güncelleme Tarihi: 19 Mart 2015, 11:03
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner269