İş Bankası İktisadi Araştırmalar Bölümü Müdürü İzlem Erdem, Türkiye ekonomisini optimist bir bakışla değerlendiriyor, ancak sorunların da altını çizerek. Türkiye’nin 2013’ü daha iyi geçireceğini düşünüyor. Hükümetin de siyasetten ekonomiye kayacağını ve yapısal reformlar başta olmak üzere, bir dizi temel sorunu çözmeye odaklanacağını varsayıyor. “10 yıl önce ürkek bir yapımız vardı. Şimdi ise sorunları çözdüğümüzü gösterebildiğimiz bir ekonomi var” diyen Erdem’le detayları konuştuk.
Güçlü kamu güçlü ekonomi
Türkiye için ‘özgüven’i yüksek bir ülke imajı çiziyorsunuz. Kaynağı nedir?
İzlem Erdem: Türkiye ekonomisini rakamlarla değerlendiriyorum ve karşımda dünyanın geri kalanının büyük ölçüde sıkıntılı olduğu bir dönemde büyüyen bir ülke görüyorum. Aslında bu tabloyu yurtdışı toplantılarında daha iyi görme şansım oldu. Diğer ülkeler ile karşılaştırıldığımızda özgüvenimiz yüksek. Hatta ‘bu dönemde en olumlu bankacılar bizleriz’, diyebilirim. Bu pembe bir tablo değil. Türkiye rakamlarıyla diğerlerinden ayrışıyor. Nedeni de 2000 ve 2001 krizlerinde atılan adımlardır. Bankacılık sektörümüz çok güçlü. Büyümeyi de olumlu yönde etkiliyor. Ülkenin mali bilançosu çok sağlıklı. Örneğin dünyanın birçok ülkesinde kamu borç stoku sorunlu iken Türkiye bu kriterinde dahi ayrışıyor. Güçlü kamu ise güçlü ekonomi anlamına geliyor. Çünkü herhangi bir sorunda kamunun müdahale şansı artıyor. Yurtdışında durum böyle değil.
Rakamlar iyi diyorsunuz ama ‘yumuşak inişin sert düşüş’ olduğunu söyleyenler de var? Nerede ayrışıyorsunuz?
İzlem Erdem: Türkiye ekonomisinde başından beri bir yumuşak iniş bekliyorduk. Ancak şunu görmek gerekiyor; büyümenizin temel motoru olan AB resesyona girmiş. Bu süreçte ülke olarak yüzde 2.5- 3’lük büyüme sağlıyorsunuz. Bu başarıdır. Dolayısıyla bu tür olumsuz değerlendirmelere katılmıyoruz. Eğer hızlı büyümeye devam etseydik belki not artırımı da gelmeyecekti. Her şeyin bir bedeli var. Ayrıca bu düşüş de hep devam etmeyecektir. 2013 için yüzde 4.5 büyüme bekliyoruz. Bunun kademeli olarak da yüzde 5’e çıkması gerekiyor. Çünkü istihdam üzerindeki baskının kalkması gerekiyor. İstihdam ancak yatırımla çözülür. Kamu üzerine düşeni yapıyor ama özel sektör bu süreçte yavaşladı. Yılın ikinci yarısından itibaren özel sektör tarafından ötelenmiş yatırımların yapılacağına inanıyoruz
Büyük ölçekli işletmelerden ziyade KOBİ’lerin sorun yaşadığı dile getiriliyor?
İzlem Erdem: Bu dönem iç pazara dönük çalışan işletmeler daha temkinli olmalı. KOBİ’lerde yaşanan sıkıntının nedeni de budur. Ancak bankaların işletmelere desteği devam ediyor. İş Bankası olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim; kredi geri dönüşlerinde de sorunla karşı karşıya değiliz. Elbette ekonomideki yavaşlamanın KOBİ’leri olumsuz etkilediğini kabul ediyoruz.
Merkez Bankası bu süreçte ciddi eleştiriliyor. Siz bu eleştirilere katılıyor musunuz?
İzlem Erdem: MB bir noktayı desteklese başka bir noktadan sorun çıkabilir. MB, birçok makro ekonomik dengeyi gözönüne alarak kararlar veriyor. Bir nevi risk yönetimi sergiliyor. MB’nin son dönem açıklamaları da ‘riskleri görerek yatırım yapın’ uyarısından ibarettir. Şunu da net görmek gerekir; global konjonktür halen daha iyi durumda değil. MB bu süreçte yeni bir para politikası uyguluyor. Bu politika ise bizlerin veya dünyanın alışmadığı bir strateji. Ekonomiyi soğutmada da bu politikaların artılarını görüyoruz. Bir iniş sağlandı ama sonuçta çakılacak veya negatif büyüyecek bir durum olmadı. Hatta bu dönem sık sık dile getirilen ‘dışarıdan fon bulunamayacak’ iddiası boşa çıktı. Geçtiğimiz günlerde açıklanan ödemeler dengesi raporunda görüyoruz; Türkiye bölgesinde en fazla sermaye çeken ülke oldu. Neden? Burada bir dinamizm var.
Ekonomide ‘Yumuşak iniş’ başarısı Bu süreçte Türkiye’nin en önemli artısı ne olmuştur?
İzlem Erdem: Sermaye akışı olması ve bu akışın yönünün farklılaşmış olması. Daha önce ticari ilişkiler nedeniyle AB ağırlıklı sermaye kaynağı şimdi ise Asya’ya, Afrika’ya, Ortadoğu’ya kayıyor. Bu kayma ise sadece çeşitlenme düzeyinde ama umut verici. Ticari ilişkilerin AB dışına dağılmış olması bu hareketin en büyük nedeni. Zaten gelişmekte olan ülkelerin ticari hayatımızdaki payı artıyor. Bu, fonlamaya da yansıyor. Bu dönemde, geçmişte hiç ilgi gösterilmeyen ülkelerden şimdi yatırım yapılabilir tanımıyla fon çekiyoruz.
AB içinde olmamak avantajımızdır
AB, gerek ihracat gerek fonlama ile Türkiye’deki eski gücüne ulaşır mı?
İzlem Erdem: AB’nin sorunları devam ediyor. Olumlu yanları ise artık birlikte hareket etmeyi öğrenmeleridir. Bizim BDDK benzeri bir yapılanmayı kurmaya hazırlanıyorlar. 4-5 yıl daha AB’yi eskisi gibi görmeyeceğiz. Türkiye de stratejisini buna göre yapmalı. AB’nin bu süreçte yıkılacağı söylemlerini de gerçekçi bulmuyorum. Ama sorunlu ülkeleri bir süre dışarıda bırakmak gibi yöntemler geliştirebilirler. Dünyada güç dengeleri değişiyor. Avrupa’nın yavaşladığı bir yüzyıl yaşayacağız. Türkiye olarak bu dönem AB’nin içinde olmamamız bana göre avantajımızdır.
Yapısal reformları gerçekleştirme fırsatımız var Türkiye’nin bu avantajını açıklar mısınız?
İzlem Erdem: Gerek ABD’nin gerek AB’nin sıkıntıda olduğu dönemi Türkiye avantajına çevirebilir. Çünkü halen daha yapısal reformlar hayata geçirilmedi. Örneğin kayıtdışılık ve eğitimde önemli adımlar atılmalı. Kurumsal hesap verilebilirlik sağlanmalı. Hukuk altyapısında AB’nin uzağındayız. Süreçlere güvenilmiyor. Şirket kurma prosedürleri halen daha uzun. İhracat rekoru kırıyoruz ama katmadeğerli üretim yapamıyoruz. Tüm bu süreçler bu dönemde iyileştirilebilir. Çünkü gerek AB gerek ABD bu dönem genişleyici para politikası uyguluyor. Türkiye bu politikalar değiştiği zaman yeni sürece hazırlıklı olmalı. Yapısal reformlar bu hazırlığın omurgasıdır.
TÜRKİYENİN DIŞ BORCU KİMİN BORCUÖzel sektörün ciddi borçlanma sorunu var mı?
İzlem Erdem: Yurtdışından eskiden kamu borçlanıyordu şimdi ise özel sektör borçlanıyor. Özel sektörün içinde bankalar da var, banka dışı kesim de. Bankaların yurtdışından borçlanması, hem ekonomi hem işletmeler için daha avantajlı. Çünkü bankaların yurtdışından borçlanması ile işletmelerin yurtdışından borçlanması arasında kalite ve risk yönetimi açısından fark var. Kural koyucular, bankalar üzerinden borçlanmayı tercih ediyor. Çünkü bankalar işletmeleri dikkatle inceliyor. Teminatına bakıyor.
Dolayısıyla evet özel sektörün borcu var ama bu borç teminatlı. Şunu da söylemeliyiz; yurtdışından borçlanan kişinin şahsi varlığı da var. Çünkü kredi alınırken bir varlık gösterilerek kaynak sağlanmıştır. Karşılığı olması nedeniyle de sıkıntı görmüyorum. Bu borçlar orta ve uzun vadeli borçlardır. Yatırım amaçlı Türkiye’ye gelmiştir, üretim ile bu borçlar ödenecektir. Artık bankalar da kredi kaynaklarını değiştirdi. Eskiden olduğu gibi kredi kaynağı üzerinden borçlanmak yerine uzun vadeli tahvil ihraç etmeye başlandı. Bunu özel sektör de yapacaktır. Böylece hem borcun vadesini uzatıyorsun hem de maliyetini düşürüyorsun. Kaynağı olmayan, iç tasarrufu olmayan bir ülkeysek bu şekilde büyümeye mecburuz. Tabi bir diğer sıkıntı da, tasarruf oranlarımızdır. Türkiye’nin orta ve uzun vadede tasarruf oranlarını yüzde 12’nin üstüne çıkarması gerekmektedir.