Konuşmamızı okurlarımıza sunuyoruz:
ARZ YÖNLÜ EKONOMİYE GEÇİLMELİ
Hükümet kanadında büyüme modeline ilişkin yeni bir söylem var: üretmeliyiz.
Kaçınılmaz bir yeni durum mu var?
Fuat Erdal: Ak Parti Hükümeti’nin iktidara geldiği dönemin piyasa yapısıyla şu anki piyasa yapısı arasında ciddi fark var. O dönem ana tehlike yüksek enflasyondu. Zira Türkiye, büyümeyi enflasyon modeliyle kurgulamıştı. O dönemlerde yüksek enflasyon oranlarının yanısıra yüksek büyüme rakamlarına da ulaşılırdı. Çünkü talep yönlü bir enflasyon vardı.
Talebi bastırarak enflasyonu tek haneli rakamlara indirmek Ak Parti’nin temel önceliği oldu. Bunu yaparken de üretimi artırmak gibi bir kaygı taşımadı. Ayrıca Hükümet; enflasyona razı olarak ekonomiyi büyütüp işsizliği azaltacağım politikaları da izleyebilirdi. Aslında işin özünde iki yönlü büyüme modeli vardır; talep ve arz yönlü büyüme modeli. Talep yönlü büyümenin riski enflasyondur. Bunu çok fazla yaşadık ve aradan geçen zamanda enflasyonu tek hanelere indirebildik. Belli bir istikrar sağlandı. Şimdi ise arz yönlü bir büyümeye geçilmesi gerekiyor. Belki arz yönlü büyümeye geçişte iç ve dış konjonktürden kaynaklı 2-3 sene geç kalındı. Ancak teknolojiye ağırlık verilerek arz yönlü politikalar izlenmelidir. Çünkü Türkiye’nin temel sıkıntısı olan cari açığın bertarafında teknoloji ve Ar-Ge önemlidir.
Teknoloji arz yönlü politikaların önceliklerinden biridir. Vergi muafiyetleri, teşvikler, SGK muafiyetleri, teknoparklara sunulan avantajlar aslında arz yönlü büyümeye ve cari açığa karşı bir hamledir. Yapılan politikalar bu anlamda doğrudur. Belki önümüzdeki dönem daha düşük bir büyüme çizgisi olacaktır ancak atılması gereken adımlar bunlardır.
MONTAJCILIKTAN ÇIKMALIYIZ
Arz yönlü ekonomiye hangi politikalarla geçilir?
Fuat Erdal: Arz yönlü büyüme modeline geçmek belki kolay söyleniyor ancak o kadar da kolay bir süreç değildir. Burada üreticiyi özendirmek, üretimi artırmak gerekiyor. Buna uygun politikaların belirlenmesi ve uzun vadede güven verecek nitelikte izlenmesi gerekiyor. Üreticiyi, yatırımcıyı veya girişimciyi ikna edecek en önemli unsur da siyasi ortam ve güvendir. Ayrıca yine bu kesime uygun teşvik politikalarının uygulanması gerekir. Ancak Türkiye’nin de ciddi bir tasarruf sorunu var. Dolayısıyla ilk aşamada yatırımcı veya girişimci için bürokrasinin azaltılması, teşviklerin nokta atışı yapacak nitelikte olması önemlidir. Üretimin modeli de Türkiye için hayati bir konu. Montaj sanayisi yönünde gelişen bir ülkeyiz. Ağır sanayi ülkemizde azdır. Montaj sanayisinden biraz sıyrılmak, katmadeğeri sağlamak açısından önemlidir. Bunun olmazsa olmazı da yetişmiş beşeri sermayedir.”
SELEKTİF FAİZ POLİTİKASI OLMALI
Arz yönlü büyüme modeline geçişte faiz politikaları nasıl olmalı?
Fuat Erdal: Hükümet kanadı cari açığın finansmanı için yabancı yatırımcının fonlarına ne derecede ihtiyaç duyduğumuzu yakından bilmektedir. Ancak faiz konusuna biraz dikkat çekmek gerekiyor. Faiz iki tarafı keskin bir bıçaktır. Yani bir taraftan yatırımcıyı bir taraftan da tasarrufçuyu küstürmemek gerekiyor. Faiz dengesinden bahsedilemez. Çünkü yatırımcıya göre mi faiz olur yoksa tasarrufçuya göre mi? Türkiye tasarruf oranları yüzde 10’larda, yatırımları ise yüzde 20’lerde olan bir ülkedir. Aradaki boşluğu da faizleri yüksek tutarak kapatıyoruz. Faizlerin düşük olması sermaye akımlarını durdurduğu veya kısıtladığında cari açığın finansmanı da sıkıntıya düşecektir. Sermayenin rengi yoktur. Nerede daha yüksek faiz görürse oraya gider. Ancak arz yönlü büyümek isteyen ekonomide ise faizler yatırımcı için cazip olmalıdır. Türkiye’nin buradan çıkışı; özel ve değişken faiz uygulamalarıdır. Selektif faiz politikaları ile arz yönlü büyüme ile uyumlu bir politika izlenebilir. KOBİ’lere veya yatırımcıya faiz başka olur, tasarruf etmek isteyenlere farklı.
ABD BİZİM FON KAYNAĞIMIZ
ABD ekonomisindeki seyrin Türkiye’ye etkisi ne olur?
Fuat Erdal: Avrupa’nın büyümesi şu anda sıfırlarda. Kriz sürecinde Türkiye’nin ihracatı yüzde 38’lere kadar düşmüştü. Ayrıca o dönem ihracat pazarını çeşitlendirme politikaları da bu düşüşte etken oldu. Kuzey Afrika açılımı önemli bir gelişmeydi. Ancak konjonktürel sıkıntılar tekrar yüzümüzü AB’ye dönmeye zorladı. Son dönemlerde Almanya’dan ziyade İngiltere’nin ticarette ağırlık kazandığını görüyoruz. Ancak sıfır büyümesi olan bölgenin Türkiye’nin ticaretine katkısı çok fazla olmayacaktır. ABD ekonomisi ise ticari partnerlikten ziyade fon kaynağımız. Dolayısıyla yüzde 4’lük bir büyümeyi hedeflen ABD bizim açımızdan önemli. Ayrıca siyasi olarak gerek Suriye gerek Irak pazarları ABD olmadan çözülemez. ABD’nin içerideki ekonomi kurmayları da çok sıkılaştırıcı bir politika izlemeyecektir. Çünkü FED Başkanı istihdam dışında farklı konulara pek değinmiyor.
PROJECİLİKTE BİR ZİHNİYET DEVRİMİ YAŞADIK
Türkiye’nin en önemli çıkışlarından birini zihniyet devrimi sağlayacak deniliyordu. Bu zihniyet devriminde bir gelişme var mı?
Fuat Erdal: Evet bu alandaki gelişmeyi gözardı edemeyiz. Bu değişimin adı ise proje bakış açısıdır. Artık Türkiye’de proje yaparak kaynak sağlayan veya büyüyen işletmeler kurumlar görebiliyoruz. Bu bir zihniyet devrimidir ve Türkiye’nin çıkışı da bu yürütülen projelerin niteliğidir. Eskiden proje üretme az olduğu için birçok niteliksiz projeler de kaynak alırdı. Ama artık o kadar çok proje var ki. İnce elenip sık dokumak dışında yapacağımız yok. Toplumumuz proje üretmede bir zihniyet devrimini yaşamaya başladı. Kalkınmada en önemli gösterge de zihniyet değişimidir. Ayrıca politikaları kişi bakış açısından kurtarmak gerekiyor. Uzun yıllar İngiltere’de yaşadım ve Türkiye’nin temel sıkıntısının bu olduğuna karar verdim. Ülkenin gelişimi ve menfaati ilk aşamada kişilerle veya sektörlerle çelişebilir ama burada tercih bireye bırakılmalı. Uzun vadeli programlar yapılmalı. Vergi politikasını sevmedim demekle bu olmaz.