banner472

banner488

banner480

banner458

banner457

banner493

Doğa ve insanlığın geleceği için: SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Doğayı, gezegeni, ekosistemi korumak, aşırı yoksulluğu sona erdirmek, insanlığın barış ve refah içerisinde yaşamasını sağlamak; Dünya’nın ve insanlığın ortak hedefi. Derinleşen Pandemi, iklim ve ekonomi krizleri karşısında; sürdürülebilirlik için Birleşmiş Milletler (BM) Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (Küresel 17 Amaç) temel alınarak mücadele ediliyor.

KAPAK 01.02.2022, 00:00 23.02.2022, 09:30
21185
Doğa ve insanlığın geleceği için: SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Pandemi (Covid-19 Salgını), felaketler, afetler; aşırı sıcaklar, kuraklık, orman yangınları, ani sağanaklar, seller, fırtınalar, kasırgalar ve göçlerle varlığını hissettiren iklim değişikliği ve yoksulluğun yaygınlaşması ile sarsılan Dünya’da ekonomik kriz de giderek derinleşiyor. Pandemi ile tedarik zinciri kırılan ve yeniden yapılanan Dünya ekonomisi, ülkelere, şirketlere, kamu kurumlarına ve kuruluşlarına, sivil toplum örgütlerine, bireylere riskler ve tehditler kadar fırsatlar da sunuyor. Dünya’da üretim ve ticaretin yani insanların yaşamını sürdürmesini sağlayan ekonomik faaliyetleri durma noktasına getiren Pandemi ve iklim kriziyle başetmenin yolu; ‘Sürdürülebilirlik’ kavramını temel almaktan geçiyor.
Sürdürülebilirlik, ‘hayatın belli bir yaşam döngüsü içinde devam etmesi’ ve ‘daimi olma yeteneği’ veya ‘Kaynakların sömürülmesi, yatırımların yönü, teknolojik gelişmenin yönlendirilmesi ve kurumsal değişimin uyum içinde olduğu ve insan ihtiyaçlarını ve isteklerini karşılayabilme potansiyelinin hem günümüzde hem de gelecek için korunduğu dengeli bir ortamda değişimin sağlanması’ veya ‘Şimdi ve gelecekte; tüm türler için arzu edilen bir gezegeni sağlamak için; ekolojik esneklik, ekonomik refah, siyasi adalet ve kültürel canlılık arasındaki dengeyi koruyan ve olumsuz etkiyi en aza indiren sorumlu ve proaktif karar verme ve yenilikçilik’ olarak tanımlanıyor.
Sürdürülebilirliğe doğru ilerlemek aynı zamanda uluslararası ve ulusal hukuk, kentsel planlama ve ulaşım, tedarik zinciri yönetimi, yerel ve bireysel yaşam tarzı ve etik tüketim konularını da ilgilendiren sosyal bir mücadele. Uzmanlar, daha sürdürülebilir yaşamanın yollarının; yaşam koşullarını yeniden düzenlemek (eko-köyler, eko-belediyeler ve sürdürülebilir şehirler), ekonomik sektörleri veya iş uygulamalarını yeniden değerlendirmek (permakültür, yeşil bina, sürdürülebilir tarım), yeni teknolojiler geliştirmek için bilimi kullanmak (yeşil teknolojiler, yenilenebilir enerji ve sürdürülebilir fisyon ve füzyon gücü) veya sistemleri esnek ve geri dönüşümlü bir şekilde tasarlamak ve doğal kaynakları koruyan bireysel yaşam tarzlarını ayarlamak gibi birçok şekil alabileceğini ifade ediyor.
Sürdürülebilirlik ile nihai hedefin; insan-ekosistem dengesinin (homoestaz) sağlanması olduğunu belirten uzmanlar, ‘sürdürülebilir kalkınma’nın ise sürdürülebilirliğin son noktasına götüren bütünsel yaklaşım ve zamansal süreçleri ifade ettiğinin altını çiziyor. Çevresel bozulma, iklim değişikliği, aşırı tüketim, nüfus artışı ve toplumların kapalı bir sistemde sınırsız ekonomik büyüme peşinde olması, sürdürülebilirliğin önündeki engeller olarak karşımıza çıkıyor.

Sürdürülebilirliğin farklı boyutları: Şirketlerin sürdürülebilirlik endeksi oluşturarak kullandığı kavram, ‘döngüsel ekonomi ve sürdürülebilirlik’, ‘sürdürülebilir kalkınma’, ‘sürdürülebilir kalkınmada iş dünyası ve sanayi’, ‘sürdürülebilir kalkınmada bilgi ve iletişim’, ‘sürdürülebilir kalkınma ve yeşil büyüme’, ‘biyoçeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kalkınma’, ‘biyoekonomi ve biyoçeşitlilik’, ‘iklim değişikliği ve sürdürülebilir kalkınma’, ‘yönetişim ve sürdürülebilir kalkınma’, ‘paylaşım ekonomisi’, ‘yeşil dönüşüm finansmanı’, ‘yeşil kümelenmeler’, ‘endüstriyel simbiyoz’, ‘enerji verimliliği’, kaynak verimliliği’, ‘temiz üretim teknolojileri’ ‘atık yönetimi’, ‘geridönüşüm’, ‘sürdürülebilir tedarik zinciri’; ‘yeşil tedarik zinciri ve yeşil lojistik’, ‘tersine tedarik zinciri ve tersine lojistik’ gibi birçok farklı boyutuyla karşımıza çıkıyor. Özel sürdürülebilirlik türleri; sürdürülebilir tarım, sürdürülebilir mimari veya ekolojik ekonomiyi de içeriyor.
Sürdürülebilirliğin 3 boyutu, 4. boyutu ve yedi boyutlu model: Sürdürülebilirlik, birbiriyle içiçe geçmiş 3 temel etki alanıyla tanımlanıyor: Ekonomik, Çevresel, Sosyal. Uzmanlar ‘gelecek nesiller’i de bir boyut olarak öngörüyor. Sürdürülebilir gelişmenin alt etki alanları kültürel, teknolojik ve politik kabul ediliyor. Sürdürülebilirlik Halkaları yaklaşımı; ekonomik, ekolojik, politik ve kültürel sürdürülebilirlik olarak 4 ayrı boyuttan sözediyor. Kültür 4. boyut olarak karşımıza çıkarken 7 boyutlu model ise şöyle: Ekonomi, toplum, meslek grupları, hükümet, çevre, kültür ve fizyoloji.

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları 17 Küresel Amaç
Kapitalizmin krizlerle boğuştuğu günümüzde; toplumsal eşitsizliklerin, yoksulluğun, açlığın giderilmesi, barış ve refah için uzmanlar, ‘Paydaş Kapitalizmi’ne hızlıca geçmek gerektiğini vurguluyor. BM’nin 25 Eylül 2015’te New York’ta düzenlediği Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’nde biraraya gelen Dünya liderleri, 2030’a kadar 3 önemli işi (Aşırı yoksulluğu sona erdirmek. Eşitsizlik ve adaletsizlikle mücadele. İklim değişikliğini düzeltme) başarmak için 17 Küresel Amaç (BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları) üzerinde uzlaştı: 1) Yoksulluğa Son 2) Açlığa Son 3) Sağlık ve Kaliteli Yaşam 4) Nitelikli Eğitim 5) Toplumsal Cinsiyet Eşitliği 6) Temiz Su ve Sanitasyon 7) Erişilebilir ve Temiz Enerji 8) İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme 9) Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı 10) Eşitsizliklerin Azaltılması 11) Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar 12) Sorumlu Üretim ve Tüketim 13) İklim Eylemi 14) Sudaki Yaşam 15) Karasal Yaşam 16) Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar 17) Amaçlar İçin Ortaklıklar.

2022’nin en önemli küresel riskleri: ‘İklim Sorunu’ ve ‘Toplumsal Kriz’
Dünya Ekonomik Forumu (World Economic Forum, WEF) tarafından, Marsh & McLennan Şirketleri, SK Group ve Zurich Sigorta Grubu ile Oxford Martin Okulu’nun (Oxford Üniversitesi), Singapur Ulusal Üniversitesi’nin stratejik ortakları ve Wharton Risk Yönetimi ve Karar Süreçleri Merkezi’nin (Pennsylvania Üniversitesi) akademik danışmanlarıyla hazırlanan Küresel Riskler Raporu 2022’ye göre en önemli ve uzun vadeli riskler iklim riskleri ile ilgiliyken; en önemli kısa vadeli küresel endişeler arasında ise toplumsal bölünmeler, geçim krizleri ve zihinsel sağlık durumlarında bozulmalar yer alıyor.
Pandemi devam ederken en önemli riskler arasında iklim krizi, artan toplumsal bölünmeler, siber riskler ve eşit olmayan küresel toparlanma süreci yer alıyor. Ankete göre; her 6 kişiden yalnızca 1’i iyimser ve hatta her 10 kişiden yalnızca 1’i küresel toparlanma sürecinin hızlanacağına, ayrıca çoğu uzman, küresel ekonomik iyileşmenin önümüzdeki üç yıl içinde değişken ve dengesiz olacağına inanıyor.
Rapor, yükselen riskleri 4 alan özelinde -siber güvenlik, uzay rekabeti, iklim geçişlerindeki istikrarsızlık ve göç baskıları- inceliyor ve her bir riskin başarılı yönetimi için küresel koordinasyon gerektirdiğini belirtiyor. İklim değişikliğiyle mücadelede başarısızlık, sosyal bölünme, bulaşıcı hastalıklar, akıl sağlığı sorunları, siber riskler, borç krizleri, dijital adaletsizlik ve varlık balonunun patlaması gelecek 2 yıl için öngörülen kısa vadeli riskler arasında. 2-5 yıl için ve 5-10 yıl için öne çıkan orta ve uzun vadeli küresel risklerde; aşırı hava olayları, iklim kriziyle mücadelede başarısızlık, çevresel riskler başta geliyor. Özellikle 5-10 yılda; küresel riskler tablosunda; 10 riskin ilk 5’i iklimle ilgili. Biyoçeşitlilik kaybı, doğalgaz krizi, insanın çevreye vereceği zararlar da bu riskler arasında. Kısa ve orta vadede; Pandemi kaynaklı sorunlar, dünya genelinde geçim sıkıntısı yaşayan nüfusun artması, bunun toplumsal bölünmelere yol açması da başlıca risklerden. Gelecek 10 yılda sonuçları en ağır olması beklenen riskler: İklim kriziyle mücadelede başarısızlık, aşırı hava olayları, biyoçeşitlilik kaybı, toplumsal bölünme, geçim krizleri, bulaşıcı hastalıklar, insanın çevreye verdiği zararlar, doğal kaynak krizleri, borç krizi ve jeoekonomik ihtilaflar.
Dünya Ekonomik Forumu Genel Müdürü Saadia Zahidi, sağlık sorunları ve ekonomik istikrarsızlıkların toplumsal bölünmeleri artırdığını ifade etti. “Küresel liderler bir araya gelmeli ve amansız küresel zorluklarla mücadele etmek ve bir sonraki krizden önce direnç oluşturabilmek için koordineli ve çok paydaşlı bir yaklaşım benimsemelilerdir.” Marsh, Kıta Avrupası Risk Yönetimi Lideri Carolina Klint, şirketlerin siber risk yönetim planı yapmaları ve uzay risklerini anlamaya başlamaları gerektiğini söyledi. Zurich Sigorta Grubu Riskten Sorumlu Başkanı Peter Giger, iklim krizinin insanlığın karşı karşıya olduğu uzun vadeli en büyük tehdit olmaya devam ettiğine dikkat çekti.

DÜNYA VE TÜRKİYE
Türkiye, 1992’de Rio’da düzenlenen BM Çevre ve Kalkınma Konferansı’ndan sonra 1996’da sürdürülebilir kalkınma kavramını gündemine aldı, sonraki yıllarda bu kavramı Kalkınma Planları’na ve birçok politika belgesine yansıttı. Türkiye Eylül 2011’de T.C. Kalkınma Bakanlığı koordinasyonunda başlatılan Türkiye’nin BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı’na (Rio+20) hazırlık çalışmaları kapsamında Türkiye Sürdürülebilir Kalkınma Raporu: Geleceği Sahiplenmek 2012’yi hazırladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘kimseyi geride bırakmama’ sloganı ile 2015’te Dünya Liderleri ile birlikte Sürdürülebilir Kalkınma İçin 2030 Gündemi’ni kabul ettiklerini ve 169 hedefi barındıran Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nı (SKA) oluşturduklarını açıkladı. SKA’ların kabulünün 1. yılında, 2016’da Türkiye, Birleşmiş Milletler Yüksek Düzeyli Siyasi Forumu’nda (HLPF) Gönüllü Ulusal Gözden Geçirme (VNR) Raporu’nu sunan 22 ülke arasında yer aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2016’da BM 71. Genel Kurulu’nda, en az gelişmiş ülkeler (EAGÜ) için en önemli finansman kaynağı olan resmi kalkınma yardımlarının devam etmesi yönünde çağrıda bulunulduğunu ifade etti.
Ana teması ‘Değişen Dünyada Yoksulluğun Ortadan Kaldırılması ve Refahın Artırılması’ olan HLPF-2017’ye TBMM Parlamentolar Arası Birlik (PAB) Grubu’ndan temsilciler de katılım sağladı ve Türkiye’nin gözden geçirilen SKA’lardaki ilerlemesini diğer ülkelerle paylaştı.

İlk raporun ardından, ‘Ortak Hedefler İçin Sağlam Temeller’ başlıklı Türkiye 2. Gönüllü Ulusal Gözden Geçirme Raporu (VNR) 2019’da New York’ta HLPF’de sunuldu. Türkiye Şubat 2019’da 83 göstergeden oluşan Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeler Seti’ni yayımladı. Viyana Sözleşmesi, Montreal Protokolü, BMİDÇS, Kyoto Protokolü, Paris Anlaşması: Dünya’nın ve Türkiye’nin ‘Sürdürülebilir Kalkınma’ yolunda attığı diğer küresel adımlara da baktığımızda; Ozon Tabakasının Korunması için Viyana Sözleşmesi (Mart 1985) karşımıza çıkıyor. Onu 196 ülkenin taraf olduğu Ozon Tabakasını İncelten Maddelere İlişkin Montreal Protokolü (Eylül 1987), iklim değişikliği sorununa karşı küresel tepkinin temelini oluşturmak üzere 1992’de kabul edilen, 1994’te yürürlüğe giren 194 taraflı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS), Aralık 1997’de Kyoto’da gerçekleştirilen BMİDÇS 3. Taraflar Konferansı’nda kabul edilen Kyoto Protokolü ve 2015’te imzalanıp, 2016’da yürürlüğe giren BMİDÇS’nin 191 üyesinin taraf olduğu Paris Anlaşması ve Avrupa Yeşil Mutabakatı izledi.
Türkiye, 8 Eylül 1990’da Viyana ve Montreal’i, 2004’te BMİDÇS’yi, 2009’da BMİDÇS’ye Yönelik Kyoto Protokolü’nü kabul etti, ancak protokolün iki yükümlülük döneminde de Türkiye herhangi bir sayısallaştırılmış salım sınırlama veya azaltım yükümlülüğünde bulunmadı. Türkiye, 22 Nisan 2016’da New York’ta düzenlenen Yüksek Düzeyli İmza Töreni’nde 175 ülke temsilcisiyle birlikte Paris Anlaşması’nı imzaladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Eylül 2021’deki BM Genel Kurulu’nda Türkiye’nin Paris Anlaşması’na taraf olacağını açıkladı, ardından Meclis (TBMM-Türkiye Büyük Millet Meclisi) Genel Kurulu’nda oybirliğiyle onaylandı. Kanun,  7 Ekim 2021’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Avrupa Yeşil Mutabakatı
Sürdürülebilirlik hedeflerinin önemli adımlarından biri olan 11 Aralık 2019 tarihli Avrupa Yeşil Mutabakat-EU Green Deal,  AB’nin önceki taahhütlerini daha geniş ve daha etkili bir şekilde yeniden düzenlemeyi amaçlayan bir yol haritası. Doğal kaynak tüketimi azaltılırken ekonomik büyümenin sağlanmasını (decouple), 2030’a kadar karbon salımını yüzde 50 azaltmayı, 2050’de AB’nin karbon-nötr (sıfır karbon) ilk kıta olmasını hedefleyen Mutabakat’ın önemli bir boyutu ise çevresel problemleri AB’nin tek başına çözemeyeceğinden hareketle işbirliği içinde olduğu ülkelerden de bu kurallara uyulması beklenecek. AB sınırda karbon düzenlemesi yaparak ithalat ve ihracatta da Yeşil Mutabakat kurallarını partner ülkeler için işletecek. AB dönüşümü sağlamak için 1 trilyon avroluk bütçe ayırdı.
2030-2050 için AB İklim Hedefi: AB, 2050’de karbon nötr olabilmek adına ‘AB İklim Yasası’ hazırlıyor. Dünyanın ilk büyük karbon pazarı ve en büyük pazarı olmaya devam eden AB Emisyon Ticareti Sistemi’nin (AB ETS) kapsadığı sektörler artırılacak. Enerjinin Vergilendirilmesi Direktifi’nde revizyon gerçekleştirilecek. Karbon kaçağının önlenmesi noktasında, ‘Sınırda Karbon Düzenlemesi’ çalışmaları yürütülüyor. Enerji verimliliği ve yenilenebilir enerjiye öncelik verilecek, kömürden enerji üretiminden hızla çıkış sağlanacak.

Türkiye, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve SKA Hedefleri
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Temmuz 2021’de, Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘Yeşil Mutabakat Eylem Planı’na ilişkin genelge yayımlayarak eylem planının uygulanmasını takip etmek ve gerekli koordinasyonu sağlamak üzere ‘Yeşil Mutabakat Çalışma Grubu’nun oluşturulduğunu duyurdu. 8 bakanlığın katıldığı çalışma grubunun liderliğini Ticaret Bakanlığı üstleniyor. Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan 9 ana başlık altında toplam 32 hedef ve 81 eylemi içeren ‘Yeşil Mutabakat Eylem Planı’, 16 Temmuz 2021’de Resmi Gazete’de yayımlandı.

Türkiye’de Karbon Piyasası
Türkiye, her ne kadar Kyoto Protokolü’nün emisyon ticaretine konu olan esneklik mekanizmalarından yararlanamıyorsa da bu mekanizmalardan bağımsız olarak işleyen, çevresel ve sosyal sorumluluk ilkesi çerçevesinde kurulmuş Gönüllü Karbon Piyasası’na yönelik projeler uzun süredir geliştiriliyor ve uygulanıyor. Türkiye, Gönüllü Karbon Piyasaları’nda işlem gören 308 proje bulunuyor.  Bu projelerden yıllık 20 milyon tCO2 eşdeğerinin üzerinde sera gazı emisyon azaltımı gerçekleşmesi bekleniyor.
Karbon Piyasasına Hazırlık Ortaklığı (PMR): Karbon Piyasalarına Hazırlık Ortaklığı-Partnership of Market Readiness (PMR) Türkiye Projesi’nin 2. Uygulama Fazı’nda sağlanacak hibe desteğiyle pilot ETS uygulamasının yapılmasına yönelik yasal ve teknik alt yapının oluşturulması sağlanacak. Dünya Bankası, projenin uygulanması için Türkiye’ye verilecek hibe miktarını 3 milyon Dolar olarak onayladı.
SGE Takip Online Sistem ve Yıllık Emisyon Raporlama Kılavuzu: Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Yönetmelik kapsamında sera gazı emisyonlarını raporlama yükümlülüğü olan tesislerin faydalanmasına yönelik Yıllık Emisyon Raporlama Kılavuzu bulunuyor.

SKA HEDEFLERİ VE TÜRKİYE
‘Ortak Hedefler İçin Sağlam Temeller’ başlıklı Türkiye Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları 2. Ulusal Gözden Geçirme Raporu 2019’a göre; Birleşmiş Kentler Yerel Yönetimler Dünya Teşkilatı (UCLG), SKA’ların yerel düzeye aktarılması ve politikalara yansıtılması amacıyla Yerel ve Bölgesel Yönetimlerin Görev Gücü adlı bir çalışma grubu kurdu. Dünya genelindeki yerel yönetimleri bir şemsiye altında toplayan UCLG’nin 9 bölge teşkilatından biri olan Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Orta Doğu ve Batı Asya Bölge Teşkilatı (UCLG-MEWA) İstanbul’da faaliyet gösteriyor. Türkiye’deki tüm belediyeleri temsil eden TBB’de (Türkiye Belediyeler Birliği) UCLG’ye üye ve SKA’ların hayata geçirilmesine yönelik bu platformda yapılan çalışmalar Türkiye tarafından izleniyor.

Özel sektörün SKA sahipliği
Rapor, Türkiye’de özel sektörün SKA’ları sahiplenmesine yönelik yaptıkları çalışmaları da özetliyor. İş dünyasında bölgesel ve sektörel çok sayıda üyesi olan TÜSİAD, TÜRKONFED, MÜSİAD ve TOBB gibi kuruluşların SKA’ları sahiplendiği ve özel sektörü de yakından ilgilendiren çeşitli hedeflere yönelik çalışmalar yaptığı belirtiliyor. Ayrıca sürdürülebilirlik kavramının şirketlerin temel stratejilerinden biri haline getirilmesi amacıyla 2004’te kurulan İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği’nin (SKD Türkiye), Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi’nin Türkiye’deki bölgesel ağır ve iş ortağı olduğu, iş dünyasının ve kamuoyunun SKA’lar konusunda farkındalığını ve etkisini artırmaya yönelik çalışmalar yürüttüğü belirtiliyor. Yine Rapor’da, 2019’da iş dünyasının SKA’ları içselleştirmesine yardımcı olmak amacıyla TÜRKONFED ve TÜSİAD ile UNDP (BM Kalkınma Programı) ortaklığında Hedefler İçin İş Dünyası Platformu’nun oluşturulduğu, ayrıca Yıldız Holding’in proje yürütücülüğünde 2018’de Sürdürülebilir Gelecek İçin Liderler Platformu’nun B Lab Avrupa işbirliğinde hayata geçirildiği platformunun ilk katılımcılarının da Yıldız Holding, Boyner Grup, Kaanlar Gıda, Ziylan Grup, Doğan Holding, Albayrak Grubu, Zorlu Holding olduğu belirtiliyor.
Rapor; 2011’de Türk Hükümeti ve UNDP işbirliğinde İstanbul Uluslararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi (IICPSD) kurulduğunu aktarıyor. Kuruluş, UNDP’nin dünya çapındaki 6 Küresel Politika Merkezi’nden biri.  UNDP’nin İstanbul’da bulunan Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Bölgesel Merkezi tarafından 2015’ten itibaren İstanbul Kalkınma Diyalogları Forumu düzenleniyor. Rapor, Borsa İstanbul’da işlem gören şirketler arasında sürdürülebilirlik konusundaki anlayış, bilgi ve uygulamaların artırılması amacıyla 2014’te BIST Sürdürülebilirlik Endeksi’nin oluşturulduğunu aktarıyor.
6 Ocak 2020’de UNDP bünyesinde Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) Etki Hızlandırıcı Vakfı kuruluş senedi ve SKA Etki Hızlandırıcı ikinci safha proje belgesi imzalandı. Dışişleri Bakanlığı’nın manevi himayelerinde faaliyete başlayan SKA Etki Hızlandırıcı Vakfı’nın kurucuları; Limak, Eczacıbaşı, Özaltın ve IC Holdingleri oldu.

SKA’ların ulusal politikalara entegrasyonu: Rapor, Türkiye’nin, Gündem 2030 müzakere sürecinden itibaren bütüncül bir yaklaşım izlediğini ve SKA’ları Kalkınma Planları aracılığıyla gerçekleştirmeyi hedeflediğini vurguluyor. Türkiye’de sürdürülebilir kalkınma kavramı 8. Kalkınma Planı’ndan itibaren plan ve programlarda yer aldığı kaydedilen Rapor’da, 10. Kalkınma Planı’nda da sürdürülebilir kalkınma gündeminin tüm unsurlarının bulunduğu kaydediliyor. Dolayısıyla açıklanan Türkiye’nin 11. Kalkınma Planı (2019-2023) da SKA hedeflerini içeriyor.
Türkiye’nin SKA ısı haritası: Rapor’a göre; Türkiye’nin SKA ısı haritası incelendiğinde politika-strateji bakımından SKA’ların yarıdan fazlasında orta-ileri düzeyin yakalandığı, kalanlarda da orta düzeyde olunduğu görülüyor. Mevzuatta daha iyi bir görünüm dikkat çekmekte, orta-ileri düzeydeki SKA sayısı 10’a ulaşmakta. Kamu kurumları düzeyinde sorumluluklar öngörülebilir olsa da henüz SKA’lar kapsamında ilişkilendirilmiş ve düzenli olarak yönetilen bir kurumsal yapı faaliyette olmadığı için kurumsal çerçeve, politika strateji ve mevzuattan daha olumsuz bir görünüm sergiliyor. Proje stokunda hemen hemen tüm SKA’larda orta düzeyde kalınmış. Gerçekleşme üzerinden bakıldığında da yine orta düzeye yakınsayan bir tablo olduğu dikkat çekiyor.
Türkiye İçin Yeşil Enerji Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Çerçevesinin Geliştirilmesi Projesi ile ülkemizde OSB’ler için yeşil yol haritası oluşturulduğu kaydedilen Rapor’da, projenin pilot olarak uygulandığı 4 OSB’de önerilen değişiklikler uygulanırsa; toplam yaklaşık 350 milyon ABD Doları yatırımla yılda 1.5 milyon MWh enerji, 11.6 milyon m3 su tasarrufu, 71 bin ton katı/ tehlikeli atık azaltımı, 14 bin tondan fazla kimyasal tüketimi azaltımının mümkün olabileceği; yılda yaklaşık 100 milyon ABD Doları tutarında ekonomik değer sağlanabileceği ortaya konulduğu dile getiriliyor. Türkiye’de yeşil OSB’lere dönüşümü ve sanayide üretim performansını artırırken çevresel etkileri azaltacak Endüstriyel Simbiyoz (ES) uygulamalarıyla ilgili projeler yürütüldüğü belirtilen Rapor’da, 2018’de başlatılan Türkiye için Endüstriyel Simbiyoz Yol Haritası Geliştirilmesi Projesi kapsamında Türkiye’de endüstriyel simbiyoz yaklaşımının ulusal ölçekte uygulanmasına dair yönetişim modeli önerisi geliştirildiği ve uygulamaya dair önerilerin rapor halinde  sunulduğu da aktarılıyor.

Geridönüşüm, Döngüsel Ekonomi ve Yeşil Enerji
Döngüsel ekonomi (Circular Economy); endüstriyel ekonomide üretim, kullanım ve imha süreci yerine dönüşümü ve yeniden dönüşümü esas almayı ifade eden endüstriyel bir terim olarak tanımlanıyor. Karlılık; kaynakların mümkün olduğu kadar geri dönüşümden kazanılması ve atıkların mümkün olduğu kadar yeni kaynaklara dönüşebilmesiyle ölçülüyor. Bu döngülerde sentetik malzeme atıklarının yeniden aynı işlevi sunan malzemelere ya da bir başka işlevi sunan ve geri dönüşebilir olan bir başka malzemeye dönüşümü; doğal malzemelerin ise yeniden biyokütleye kazandırılması esas alınıyor. Döngüsel ekonominin çıkış noktası doğada atık kavramının bulunmayışı. Endüstriyel üretimde de bir üretimin sonucu ortaya çıkan atığın bir başka üretimin kaynağı olarak kullanılması ve bunlarla döngülerin oluşturulması üzerine fikirler döngüsel ekonominin temellerini oluşturuyor.
‘Tüket-kullan-at’ yerine ‘kullan ve tekrar üretime kat’: Artık ‘tüket-kullan-at’ ekonomisi diye nitelendirilen Doğrusal Ekonomi yerine uzmanlar, ‘kullan ve tekrar üretime kat’ felsefesiyle ilerleyen Döngüsel Ekonomi’ye geçilmeye başlandığını dile getiriyor. SKD Türkiye’nin 4 odak alanından biri olan Sürdürülebilir Sanayi ve Döngüsel Ekonomi başlığı altında çalışan çalışma grubu, döngüsel ekonomi konusunda iş dünyasında farkındalık yaratılması, işbirliği ve etkileşimin artırılmasına çalışıyor. SKD Türkiye, EBRD ile 2016’da güçlerini birleştirdi, iş dünyası için çeşitli araçlar ve teknik destekler geliştirdi, Türkiye Döngüsel Ekonomi Platformu’nu kurdu.

Sıfır Atık Projesi
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Kızılcahamam’da düzenlenen, AK Parti İstanbul İl Başkanlığı Meclis Üyeleri İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nda yaptığı konuşmada; iklim değişikliğiyle mücadelenin en önemli parçalarından, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın öncülüğünde başlattıkları Sıfır Atık Projesi’ni, 81 ilde yaygınlaştırmaya devam ettiklerini aktardı: “Bugüne kadar 122 bin kurum ve kuruluş, sıfır atık sistemine geçiş yaptı. İstanbul’umuzda şu anda 22 bin kamu binasında sıfır atık sistemine geçtik. Şu ana dek 159 belediyemizde oluşturulan sıfır atık ve iklim değişikliği birimlerinin sayısını, bütün şehirlerimize yaymak istiyoruz. Bu noktada belediyelerimizden, sıfır atık birimlerini eğer kurmadılarsa bir an evvel oluşturmalarını bekliyoruz.”
İstanbul’da hava kalitesini 39 istasyondan sürekli izlediklerini, 225 egzoz emisyon ölçüm istasyonunda yaklaşık 2 milyon aracın egzoz gazı emisyon ölçümünü gerçekleştirdiklerini anlatan Kurum, yüzme suyunda da 90 noktayı online izlemeye devam ettiklerini, atıkları sürdürülebilir ekonomi anlayışıyla dönüştürmeye gayret gösterdiklerini anlattı: “Çok yakın zamanda Sıfır Atık Projesi kapsamında sokak toplayıcısı kardeşlerimizle birlikte, sıfır atığın neferi olan kardeşlerimizle birlikte Esenler’imizle, Ümraniye’mizle, Üsküdar’ımızla ortak bir çalışma yürüteceğiz. Bunu da Türkiye’ye ve İstanbul’a duyuracağız ve atık değerlendirme kapsamında, gerek ayrıştırma gerek kompost ve belediye atıklarının yönetiminin sağlandığı depolama tesislerini şehrimize kazandırıyoruz. Ayrıca trafik kaynaklı kirliliğin azaltılması için ilk olarak Ümraniye Millet Bahçesi’nin E-80 kara yolu tarafına, 5 bin 737 metrekare gürültü bariyerimizi kurduk. Yine Çekmeköy’de ve Beşiktaş’ta gürültü bariyerlerini planladık. Kısa zaman içinde buralarda da yapımına başlayacağız.” Bugüne kadar 418 millet bahçesini projelendirdiklerini, 125’inin yapımını tamamladıklarını, 67.7 milyon m2’ye ulaştıklarını bildiren Kurum, 2021 Haziran’da Marmara Denizi’nde görülen müsilaj probleminin çözümü için 7/24 esasına dayalı temizlik seferberliği başlattıklarını ve denizi müsilajdan tamamen temizlediklerini dile getirdi.

TİM, sürdürülebilir ihracat için UN Global Compact’i imzaladı

Sürdürülebilirlik vizyonuyla ihracatçılara öncü olan Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), bu alanda yürüttüğü çalışmalarını globale taşıyarak, İklim Değişikliği ile mücadelede ihtiyaç duyulan sanayi dönüşümüne kamu ile işbirliği içinde öncülük etmek ve uluslararası işbirlikleri güçlendirmek adına; United Nations (UN) Global Compact-Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin imzacısı oldu.
160’ın üzerinde ülkede 14 binin üzerinde şirket ve 3 binin üzerinde şirket dışı üyesi ile dünyanın en büyük kurumsal sürdürülebilirlik inisiyatifi olan United Nations (UN) Global Compact’e imza atan TİM, UN Global Compact’in insan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele alanındaki On İlkesi’ne uyacağına ve sürdürülebilirlik alanında yaptığı çalışmaları paylaşacağı Sorumluluk Bildirimi Raporu’nda yayımlayacağını taahhüt etti. TİM, ‘TİM İklim Değişikliği Yol Haritası’ ve ‘TİM Sürdürülebilirlik Eylem Planı’ kapsamında sektörlerin ve ihracatçı firmaların ihtiyaçlarını belirmeye yönelik çalışmalarıyla sürdürülebilir üretim ve ihracatın önünü açacak.
TIM, ‘Dünyayı Tüketmeden, Dünya için Üretiyoruz” mesajı ile 12 hedeften oluşan tüm sürdürülebilirlik eylem planını duyurmuştu. TİM bu kapsamda TİM Sanayide Sürdürülebilirlik Bilim Komitesi’ni kurdu ve ilk sektörel eylem planını tekstil sektörü özelinde açıkladı.

Sürdürülebilirlik kavramı ne zaman ortaya çıktı?

Sürdürülebilir kalkınma kavramı ilk kez, 1987’de Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde çalışan Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nca hazırlanan ‘Ortak Geleceğimiz-Our Common Future’ adlı Brundtland Raporu’nda “Bugünün gereksinimlerini, gelecek kuşakların gereksinimlerini karşılama yeteneğinden ödün vermeden karşılayan kalkınma” olarak tanımlandı.
1992’de Rio de Janerio’da düzenlenen BM Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda (Rio Konferansı), Gündem 21, Rio Bildirisi ve Orman İlkeleri kabul edildi, ayrıca BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ile BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi imzaya açıldı.
Rio Konferansı’nda alınan kararlar doğrultusunda hazırlanan BM Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi ise 1994’te imzaya açıldı. Kalkınma için evrensel bir çerçeve ortaya koyan, BM Binyil Zirvesi’nde hükümetler tarafından 2000’de kabul edilen Binyıl Bildirisi ve Binyıl Kalkınma Hedefleri, 2015’i hedefledi. Eylül 2002’de Johannesburg’da ‘Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi gerçekleştirildi. 2012’de Rio de Janerio’da BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı (Rio+20) düzenlendi ve sonucunda ‘İstediğimiz Gelecek’ isimli, kalkınma için yol haritası niteliğinde bir sonuç belgesi kabul edildi.
BM’nin 2000’deki Milenyum Zirvesi’nde kabul ettiği Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin devamı niteliğinde 2015’te New York’ta, Türkiye’nin dahil olduğu 193 ülkenin oybirliğiyle 17 hedef ve 169 alt hedef ile Gündem 2030: BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SKH) kabul edildi. Bu 17 amaç çerçevesinde AB Komisyonu tarafından 2019’da Yeşil Mutabakat yayınlandı, Türkiye’de 2021’de Yeşil Mutabakat Eylem Planı’nı açıkladı, Paris İklim Anlaşması’nı onayladı ve 2053 yılına kadar karbon emisyonlarını sıfırlama sözü verdi.

“Sürdürülebilir büyümeyi ihracatla ve üretimle başaracağız”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Uluslararası İş Birliği Platformu’nun Daha İyi Bir Dünya İçin Çalışmak’ temasıyla düzenlediği 12. Boğaziçi Zirvesi’nin  onursal açılış konuşması için gönderdiği yazılı mesajında; son iki yıldır bütün insanlıkla beraber ülkemizi de etkileyen koronavirüs salgınının küresel sistemdeki adaletsizlikleri bir kez daha gösterdiğini belirtti.
Erdoğan, salgının özellikle küresel sistemin çeperindeki ülkelerde çok ciddi insani krizlerin yaşanmasına sebep olduğuna dikkat çekti: “Türkiye olarak, bu anlayışla uzun bir süredir ‘dünya beşten büyüktür’ diyerek küresel sistemdeki adalet ve reform talebine dikkat çekiyoruz. Sadece eleştirmekle kalmıyor, ‘daha adil bir dünya mümkün’ inancıyla sorunlara yönelik çözüm önerilerimizi de ortaya koyuyoruz. Son dönemde ekonomide verdiğimiz mücadeleyi de bunun tamamlayıcı bir parçası olarak görüyoruz. Faize dayalı anlayış yerine yatırım, istihdam, üretim ve ihracat temelli yeni bir ekonomi modeliyle kalkınmayı, refahı, gelir adaletini ve sürdürülebilir büyümeyi daha iyi hayata geçireceğimize inanıyoruz. Gerek son 19 yılda altyapıya yaptığımız büyük yatırımlar, gerekse salgın sürecinin ülkemizin önünde açtığı fırsatlar, bu hedeflere ulaşma konusunda hiç olmadığı kadar bizi cesaretlendirmektedir.”

Paris Anlaşması ile Türkiye’ye 3 milyar 157 milyon dolar kaynak
İskoçya’nın Glasgow kentindeki İskoç Etkinlik Kampüsü’nde düzenlenen BMİDÇS 26. Taraflar Konferansı’nda (COP26) hazırlanan Türkiye standının açılışını yapan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un verdiği bilgilere göre; Paris Anlaşması kapsamında Türkiye’ye 3 milyar 157 milyon dolarlık kaynak sağlandı. Dünya Bankası, Alman Federal Çevre Doğa Koruma ve Nükleer Güvenlik Bakanlığı, Fransa Avrupa ve Dış İlişkiler Bakanlığı, BM, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ile bir mutabakata varıldı.
Bakan Kurum, sürdürülebilir bir ekonomi, yeşil kalkınma, yeşil üretim için bu kaynağı 3 sene içinde kullanacaklarını açıkladı: “Yenilenebilir enerji, hidroelektrik geliştirme ve rehabilitasyonu, enerji verimliliği, düşük karbonlu üretime destek verilmesi, yeşil Organize Sanayi Bölgeleri (OSB’ler), KOBİ’lerin dijitalleşme çalışmaları, akıllı tarım, biyogaz enerji üretimi, yenilenebilir enerjiyle hassas tarım ve gıda atıklarının azaltılması, karayolu ulaşımından demiryolu taşımacılığına geçiş, kentlerde toplu taşıma, e-araçlar, su kaynakları yönetimi, taşkın kontrolü projeleri, sıfır atık girişimleri, yeşil ve ‘net sıfır’ binalar gibi birçok sektörümüzü ilgilendiren alanlarda iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında bu finansmanı kullanacağız. Gerek özel sektörün gerek kamunun bu noktadaki projelerine destek sağlanacak.”

Bakanlığın adı değişti, İklim Değişikliği Başkanlığı kuruldu

İklim değişikliğine neden olan sera gazı emisyonları ulusal ölçekte izlenecek: Bu çalışmalar çerçevesinde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın adı da 11 Ekim 2021’de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olarak değiştirildi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı ve merkezi Ankara’da bulunan İklim Değişikliği Başkanlığı, Resmi Gazete’de yayımlanan 29 Ekim 2021 tarihli kararla kuruldu. Net sıfır emisyon hedefi ve döngüsel ekonomi ilkesi doğrultusunda iklim değişikliğiyle mücadele ve yeşil kalkınma politikalarını belirleyecek Başkanlık’ta, İklim Değişikliği Uyum Koordinasyon Kurulu, iklim değişikliği ile ilgili plan, politika, strateji ve eylemleri belirlemek, izlemek ve değerlendirmekle görevli olacak.

2053 yılında net sıfır emisyon hedefi
Net sıfır emisyon için yol haritası oluşturulacak: Paris Anlaşması’na taraf olmayan ülkeler, yeşil dönüşüm finansmanından yararlanamıyor. Anlaşma’nın Kyoto Protokolü’nden farkı; taraf ülkelerden ulusal katkı beyanlarını sunarak, emisyon azaltım ve sınırlama hedeflerini koyması isteniyor. Türkiye 2015’te BM Sekreteryası’na sunduğu ulusal katkı beyanı çerçevesinde emisyon artışını 2030 itibariyle yüzde 21 azaltma taahhüdünde bulunmuştu. Paris Anlaşması ile Türkiye’nin ilk adım olarak; emisyon azaltım hedefleri de dahil 2030 hedefindeki ulusal katkı beyanlarını güncelleyerek yeniden sunması planlanıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Paris Anlaşması kapsamında, iklim değişikliğiyle mücadelede Türkiye’nin ‘2053 yılında net sıfır emisyon hedefi’ bulunduğunu açıkladı.

Türkiye’nin SKA Öncüsü belirleniyor

Şirketlerinde hayata geçirdikleri projelerle Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na (SKA) katkı sunan “SKA Öncüleri” Haziran’da gerçekleştirilecek UN Global Compact Liderler Zirvesi’nde duyurulacak. Öncesinde ülkeler kendi SKA Öncüsü’nü belirleyebiliyor. 2022 Türkiye SKA Öncüsü başvuruları Global Compact Türkiye’nin web sitesi üzerinden başladı. UN Global Compact, dünya genelinde her yıl UN Global Compact’ın 10 ilkesine uyarak SKA’ya ulaşmak için projelerini hayata geçiren çalışanlar arasından SKA Öncüleri’ni (SDG Pioneers) belirliyor. Geçtiğimiz yılın Türkiye SKA Öncüsü, Eczacıbaşı Yapı Gereçleri İnovasyon Direktörü Boğaç Şimşir olmuştu ve VitrA İnovasyon Merkezi’nde kamusal alanlar hijyenik tuvalet projesi geliştirmişti.
Program ve başvuru hakkında: https://www.globalcompactturkiye.org/sdg-pioneers-turkiye-2022/

Avrupa’nın ilk ve tek karbon negatif biyorafineri tesisi

Avrupa’nın ilk ve tek Karbon Negatif Biyorafineri Tesisi; Avrupa Birliği ve Türkiye mali işbirliği çerçevesinde finanse edilen, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın Rekabetçi Sektörler Programı ile desteklenen ‘Biyoekonomi Odaklı Kalkınma için Entegre Biyorafineri Konsepti Projesi (INDEPENDENT)’ kapsamında hayata geçirildi. Proje ile alg tabanlı mikroorganizmalardan (yosun) jet yakıtı elde edilecek.
Tesisin açılışı, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nikolaus Meyer-Landrut ve Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Mehmet Naci İnci’nin katılımıyla, Boğaziçi Üniversitesi’nin Kilyos’taki Sarıtepe Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi. Yosunlardan elde edilen biyojet yakıtı kullanılarak jet motoru test edildi. Kurulacak tesiste yıllık yaklaşık 1200 tonluk ıslak alg kütlesi işlenecek.
Bakan Varank, Boğaziçi Üniversitesi ve Boğaziçi Teknopark işbirliğinde geliştirilen projeye yaklaşık 6 milyon avro destek sağlandığını, tüm Dünya’da, yosun biyoteknolojileri alanında çalışmalar yürüten en önemli merkezlerden biri olan tesisin elektrik ihtiyacının tamamının rüzgar enerjisi santralinden karşılandığını, THY’nin burada üretilen biyoyakıtı kullanarak bu yıl içerisinde ilk uçuşunu gerçekleştirmek istediklerini dile getirdi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, biyojet ve biyodizel yakıtların üretimine yönelik yürütülen Ar-Ge projesinde önemli bir yol kat edildiğini, açacakları tesisle birlikte büyük ölçek üretime geçildiğini, 2022’nin ikinci çeyreğinde bütün testleri ve sertifikasyon işlemleri tamamlanacağını, ilk demo uçuşu bu yıl içerisinde gerçekleştirmeyi planladıklarını anlattı.

Yeşil finansmana kolaylık ve İklim Kanunu geliyor

“Türkiye olarak ekonomik, çevresel ve sosyal yepyeni bir sürece girdik”:  Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, İklim Değişikliği ve Uyum Koordinasyon Kurulu Toplantısı öncesi yaptığı açıklamalarda, iklim değişikliğinin sadece bir çevre krizi değil; ticaretten ulaşıma, sanayiden gıdaya, enerjiden eğitime kadar pek çok alanı ilgilendiren bir kalkınma meselesi olduğunu belirterek, Bakanlık olarak ‘İklim Şurası’ kapsamında önemli adımları atmaya başladıklarını söyledi: “Şura kapsamında enerji, sanayi, ulaştırma, tarım, atık, yapı, ormancılık, turizm faaliyetleri başta olmak üzere tüm alanlarda sera gazı azaltımı ve uyum çalışmaları detaylı bir şekilde ele alınacak. Ulusal ve uluslararası yeşil finansman kaynaklarının oluşturulması, karbon fiyatlandırma araçları, sınırda karbon düzenlemesi konularında görüşmeler yapılacak. Türkiye’nin bir marka değeri olacak, 2053 Net Sıfır Emisyon hedefimize ulaşmamızda büyük katkılar sunacak olan elektrikli otomobilimiz TOGG’a ilişkin çalışmalarımızı sürdürüyoruz, elektrikli araçlar, TOGG için şarj ünitelerimizi hazırlıyor, TOGG’un altyapısı için ülkemizin dört bir yanında çalışmalar yürütüyoruz. İklim Şûrası sonrası çıkacak sonuç bildirgesi, Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelesinde politika, mevzuat ve eylemlere dair öngörülerin yer alacağı stratejik bir belge olacaktır. Şûra’dan çıkacak sonuç ve öneriler; bu yılın ilk 6 ayı içerisinde Gazi Meclisimizden geçmesini beklediğimiz İklim Kanunu için de önemli bir teknik altyapı oluşturacaktır.”
Ulusal Katkı Beyanı güncellenecek: Kurum, Türkiye’nin yeşil kalkınma devriminde mutlaka üstün bir başarı hikâyesi yazacağını söyleyen Kurum, bu yıl Kasım’da BMİDÇS’nin 27. Taraflar Toplantısı’nda sunmak üzere; Ulusal Katkı Beyanımızın güncellenmesi hususunu da ele alacaklarını açıkladı.

TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu: “Yeşil Sanayi Devrimi’ni kaçırmamalıyız”
Pandemi kaynaklı kayıpların kısmen telafi edildiği bir onarım senesi olarak 2021’i geri bıraktık. 2022’de eğer Pandemi kaynaklı yeni bir olumsuzluk karşımıza çıkmazsa salgın öncesi üretim ve ticaret seviyeleri yakalanacaktır. Küresel milli gelir de tarihte ilk defa 100 trilyon dolara ulaşacaktır.
Ülkemiz ekonomisi ve sanayimiz 2021 yılı ilk dokuz ayında yüzde 12 büyüdü. İhracatımız geçen yıla göre yüzde 33 artışla 225 milyar dolara ulaştı ve tarihi bir rekor kırmış oldu. Ülkemizin küresel ihracattan aldığı pay da ilk kez yüzde 1’in üzerine çıktı.
TOBB olarak Pandemi sürecinde üyelerimizin sorunlarını yakından takip ettik, tüm sorunları çözüm önerileriyle birlikte Hükümete ilettik. Yüzlerce irili ufaklı soruna Hükümetimizle birlikte çözüm bulduk. Pandemi döneminde hayata geçen kısa çalışma ödeneği, can suyu kredileri, vergi ertelemeleri gibi birçok tedbirde ilgili kurumlarımızla yaptığımız çalışmaların etkisi var.
Öte taraftan iklim değişikliğiyle mücadele ve karbon salımının azaltılması zorunluluğu ekonomimizde yeni ve büyük bir dönüşümü gerekli kılmaktadır. 2021 yılı Pandemi’den Yeşil Mutabakat’a geçmeye başladığımız yıl oldu aslında. Su kıtlığı ve kuraklık şimdiden hissediliyor. Karbon bazlı ve çevreyi kirletmeye dayalı ekonomik büyüme modelleri artık değişmek zorunda.
Bu daha yeşil bir ekonomi anlamına geliyor. Yeşil dönüşüme hazır olmak gerekiyor. Pek yakında kendi emisyon ticaret sistemimizi kurup karbon salımlarını fiyatlandıracağız.
TOBB olarak yeşil sanayi devrimini özellikle vurguluyoruz. Sanayi devrimini kaçırdığımız gibi bunu da kaçırmamamız gerektiğini söylüyoruz. Yeşil sanayi devriminin sanayi tarım ve hizmet sektörlerini içeren kapsamlı bir teknolojik yenilenme olduğunu anlatıyoruz. Yeşil dönüşümün yanında dijital dönüşümü de asla göz ardı etmemeliyiz. Ne iş yapıyorsak yapalım iş süreçlerimizi dijitalleştirmeliyiz. Bunun için ihtiyaç duyduğunuz tüm bilgi ve rehberliği de iş dünyamızın hizmetine sunuyoruz.
Karşımızdaki dönüşüm süreci aynı zamanda yüksek sermayeye ihtiyaç duymak demektir. Faiz oranları, döviz kurları ve enflasyonda yaşanan yukarı yönlü gidişat bu açıdan bizleri olumsuz etkilemektedir. Girdi maliyetlerimizi artırmakta, finansa erişimi zorlaştırmaktadır. Enflasyonun düşük faiz oranlarını makul ve döviz kurlarının istikrarlı olduğu bir yapıya bir an önce ulaşmak zorundayız. İş âlemi de önünü görmek hesap yapabilmek istemektedir. Kural hâkimiyeti ve hukuk güvenliği aramaktadır. Kurallar olacak, herkese eşit uygulanacak ve kuralların nasıl değişeceği de kurala bağlanacak. Akşam yatarken ‘Sabah hangi sürprizle karşılacağız?’ endişesi, olmayacak.
Esasında tüm bunları yapabildiğimizi geçmişte gösterdik. 2001 krizi ertesi sorunları doğru tespit edip doğru yapısal reformları devreye sokunca kişi başına geliri 3 bin doların altında orta seviye bir ekonomiden kişi başına geliri 10 bin doları geçen üst orta seviye bir ekonomiye dönüştük. Sonrasındaysa ekonomi geri planda kaldı ve dünya sıralamasında geriledik. Şimdi yine önemli bir noktadayız. Çok işimiz var. Ama dün yapabildiysek bugün de yapabiliriz. Ekonomi yönetimi reformlara odaklanmalı. Hem salgın sonrası döneme hazır olmamızı sağlayacak, hem de yatırımcılara güven verecek bir program tasarlamalı. Böylece güven sağlanır ve geleceğe ilişkin belirsizlikler azalırsa, enflasyon ve faiz düşer, yatırımlar ve istihdam artar, ekonomi büyür. Temkinli ama kararlı bir şekilde ilerlemeyi sürdürmeliyiz.

DEİK Yönetim Kurulu Başkanı Nail Olpak: “DEİK Yeşil Dönüşüm’ü hayata geçiriyoruz”

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) olarak tüm dünyaya yayılmış 147 İş Konseyimiz ile yeşilin öneminin bilinciyle hareket ediyor; tüm işlerimizi yeşili ve doğayı koruyarak, sürdürülebilir bir şekilde gerçekleştirmeye gayret ediyoruz.
AB’nin ‘Avrupa Yeşil Mutabakat’, ABD’nin ‘Yeşil Düzen’ ve diğer pek çok ülkenin de kendi ismini verdiği ‘Yeşil Dönüşüm’ süreci küresel iklim rejiminde yaşanmakta olan değişim ile birlikte dünya politika ajandasına kalıcı bir şekilde girmiş durumdadır. İklim değişikliği, sınırda karbon düzenlemesi ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında somut ve kararlı adımlar atılması konusunda sorumluluk yalnızca devletlerde değil; özel sektör kuruluşlarında da olacaktır.
Toplam ihracatımızın yaklaşık %50’sini gerçekleştirdiğimiz AB ile ticari ilişkilerimizin, Yeşil Mutabakat düzenlemeleriyle birlikte sürdürülebilir üretim modelleri çerçevesinde ve karbon nötr hedefiyle devam etmesi, ülkemiz sanayisi için önemli riskleri olduğu kadar eğer değerlendirilebilirse çok önemli fırsatları da beraberinde getirebilir.

Çeşitli gelecek senaryoları üzerinden yaptığımız hesaplamalara göre, AB’nin yakın zamanda uygulamaya başlayacağı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM) ihracatçı sektörlerimize oluşturabileceği maliyet 4 milyar Euro civarında olacak. Tabii bizimle birlikte diğer kurumların yayınladığı sonuçların iktisattaki ‘ceteris paribus’ yani ‘diğer koşullar sabitken’ varsayımı ile oluşturulduğunu, ancak AB’nin getireceği düzenlemenin yalnızca Türkiye’yi değil, Avrupa Birliği’ne ihracat yapan tüm ülkeleri etkileyeceğini göz önünde bulundurmakta fayda var. Yani statik hesaplamaların ötesinde her ülkenin kendi koşullarına ve yeşil dönüşümde uygulayacağı politikalara göre ihracatta rekabet avantajını şekillendireceği bir döneme girmiş bulunuyoruz.
Bu bilinçle en büyük ticaret ortağımız olan AB ile ilgili çalışmalarımız kapsamında, firmalarımıza Yeşil Mutabakat’ın gerektirdiği dönüşümde yardımcı olmak ve onları değişen koşullara uyarlamak için Ticaret Bakanlığı’mızın çalışmalarını destekleyen ‘DEİK Yeşil Dönüşüm’ü hayata geçiriyoruz. ‘Yeşil Yaşam’ olarak değerlendirebileceğimiz bir yaklaşımla, Türk iş dünyasına ‘2053 yılında Sıfır Karbon’ hedefi koymamızın, firmalarımızın motive olması için kritik bir adım olacağını düşünüyoruz. Bu çerçevede Mutabakat’ın dış ticaretimize getireceği yenilikçi düzenlemelerin sanayi kuruluşlarımızın iş yapış biçimleri üzerinde oluşturabileceği etkileri öngörebilmeleri ve alınabilecek tedbirleri değerlendirmeleri için DEİK olarak Yeşil  Mutabakat ile ilgili belgeleri içeren bir ‘Külliyat’, AB’nin atacağı adımlara yönelik bir ‘Takvim’, sanayi şirketlerinin alması gereken tedbirleri değerlendirebilecekleri bir ‘Kontrol Listesi’ ile  sektör görüşlerini yansıtan ‘sanayi ve ülke stratejisine yönelik öneri listeleri’ ve iş dünyası çatı kuruluşları ile şirketlerin süreci etkin bir biçimde yürütebilmeleri için ‘yönetişim modeli öneri paketi’ni de içeren ‘Sanayide Yeşil Dönüşüm’ raporumuzu hazırladık.
Yeşil ekonomiye geçiş sürecinde, sanayinin %99’unu ve toplam ihracatın %36’sını oluşturan KOBİ’lerimizi dönüşümün en önemli oyuncalarından biri olarak görüyoruz. Kaynak verimliliği, yeni pazarlara giriş ve eko-inovasyon KOBİ’lerimizi bekleyen başlıca fırsatlar olacaktır. Bu fırsatların değerlendirilmesi için ise DEİK olarak; KOBİ’lerimizin finansmana erişiminin kolaylaştırılması, kaynak verimliliği farkındalıklarının artırılması ve dijital dönüşümün hızlandırılması başlıklarına katkı sağlayacak çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

MÜSİAD Genel Başkanı Mahmut Asmalı:

“Üretici, sanayici ve yatırımcılar 2022’den umutlu”
Türkiye ekonomisindeki büyümenin 2022’de piyasa tahminlerini aşarak yüzde 5 civarında gerçekleşeceğini öngördüklerini söyleyen Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Mahmut Asmalı, MÜSİAD Ekonomi Anketi sonuçlarına göre 2022’nin; yatırım, ihracat ve istihdam açısından önemli fırsatlar barındırdığına dikkat çekti: “2022 Türkiye ekonomisi için güçlü büyüme sürecinin devam ettiği bir dönem olacak. Üreten, güçlü bir Türkiye için çalışmalarımızı sürdüreceğiz.”
Her yılın son ayında MÜSİAD üyelerinin katılımıyla hazırlanan ‘Ekonomi Anketi’ sonuçlarının da Türkiye’nin büyüme hamlesini desteklediğini vurgulayan Asmalı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı ‘TL’yi Özendirme Paketi’nin ardından, iş dünyasının 2022 yılına çok daha pozitif bir algıyla girdiğini ifade etti. Asmalı, ticaret ve ihracat sürecini geleceğe taşıyacak inovatif iş modelleri geliştirdiklerini, yurt içinde 88 şubeye, yurt dışında ise 74 ülkede, 81 irtibat noktasına ulaştıklarını, değişik sektörlerde faaliyet gösteren 12 bin üye ve 60 bin firmayla 1 milyon 800 bin kişiye istihdam sağladıklarını paylaştı.
2022 projeksiyonu, 7 strateji üzerine kurulu: Mahmut Asmalı, Türkiye’nin yerli ve milli üretim gücüne her açıdan katmadeğer sağlayabilmek amacıyla, 2022 projeksiyonlarını yedi stratejik başlık altında kurguladıklarını söyledi ve şöyle özetledi: “G-20 ülkelerinin tamamında MÜSİAD ofislerini güçlendirerek ve ticari diplomasi faaliyetlerini artıracağız. Körfez İşadamları İrtibat Ofisi’nin kurulması, yurt dışında en az bir MÜSİAD Expo Fuarı’nın düzenlenmesi, MÜSİAD Uluslararası Tahkim Merkezi’nin kurulması, mikro ihracatın desteklenmesi, bu doğrultuda her üyemizin lojistik, insan kaynakları, ödeme sistemleri gibi altyapı süreçlerinin güçlendirilmesi, ekonomi diplomasisi faaliyetleriyle büyükelçi ve ticari ataşelerin Anadolu’daki iş insanlarıyla bir araya getirilmesi ve MÜSİAD Ticaret Ofisi’nin (MTO) kurulması gibi projelerimiz bulunuyor.”
“Cari fazla veren bir yapıya kavuşacağız”: 2021’in, Türkiye’nin global arenada her yönüyle ayrıştığı ve öne çıktığı bir yıl olduğunu,  değişim parametrelerinin başında istihdam potansiyelinin geldiğini bildiren Asmalı, “2021 yılı üçüncü çeyreği itibariyle hizmet, tarım, sanayi ve inşaat sektörlerinin istihdam süreçlerini, salgın öncesindeki seviyelerin üzerine çıkardıklarını gözlemliyoruz. OVP kapsamında 2023 yılı için hedeflenen 242 milyar dolarlık ihracata 2022’de rahatlıkla ulaşabileceğine inanıyoruz. 2022 yılı ve sonrasında Türkiye ekonomisinde döviz girdi sorununun büyük oranda aşılacağına ve kalıcı bir şekilde cari fazla veren bir yapıya kavuşacağımıza eminiz. Türkiye; üretim, hizmet ve dağıtım potansiyeliyle lojistik alanında global bir hub olma yolunda ilerliyor. MÜSİAD olarak Türkiye ekonomisinin özellikle hizmet ihracatının artmasıyla 2022’de, 250 milyar dolarlık ihracat hedefini aşacağına inanıyoruz.”

TİM (Türkiye İhracatçılar Meclisi) Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Gülle:

Yenilebilir enerjiye dönüş zamanı
Unutmamak gerekir ki yeni dönemde ihracat ekonomimizin lokomotifi olacak ve bu lokomotif de kullanacağı yenilebilir enerji ile hızlı ve güvenli bir şekilde yol alabilir. Bu dönüşümü de ancak ve ancak kamu ve bankalarla birlikte başarabiliriz.
Değerli İhracat Ailesi, 2022 bizler için yeni bir dönemin başlangıcı. Cumhurbaşkanımız tarafından açılanan ‘Türkiye Ekonomi Modeli’nde, ihracat odaklı bir büyüme dönemine girdik. 2022 yılı itibarıyla ihracatta yakaladığımız başarıyla ülke ekonomisinin büyümesine büyük katkı sunmuş olduk. Artık yeni bir ligdeyiz. Ülkemizin kalkınmasının lokomotifi ihracat olacak. İhracat odaklı bir büyüme modeline geçtiğimiz yeni dönemde karşı karşıya kaldığımız enerji kesintileri, arzu etmediğimiz bir durumdu. Özellikle yurt dışından yoğun siparişler aldığımız, üreticilerimizin tam kapasite ile çalıştığı bir dönemde yaşadığımız bu kesintilerin, bizleri zor durumda bıraktığının farkındayım. Pandemi koşullarında dahi makinalarımızın başında durduk ve üretime ara vermedik. Zor koşullarda çözüm ürettik ve dünyanın tedarikçisi olma gücümüzü artırdık.
Bu yaşadığımız darboğazdan da kısa sürede çıkacağımıza inanıyorum. İhracat odaklı bir büyüme modelinde, yaşanan bu aksaklıkların, sadece üreticilerimizin değil, ülkemizin de döviz kaybı anlamına geleceğini vurgulayarak ilgili bakanlıklara sıkıntılarımızı anlattık. Devletimiz de sıkıntının çözümü için adımlar atmaya başladı. En kısa sürede çarklarımız tam kapasite dönmeye devam edecek ve bu yıl için belirlediğimiz 250 milyar dolarlık ihracata ulaşacağımıza inanıyorum. Karşı karşıya kaldığımız enerji sorunu, yerli hammadde ve enerji ihtiyacının milli ekonomimizin bağımsızlığı için ne kadar önemli olduğunu gördük. ‘Dış Ticaret Fazlası Veren Türkiye’ hedefimiz doğrultusunda ihracatçılarımız, Pandemi ile birlikte yerli hammadde yatırımlarına hız vermişti. Aynı adımları, enerjimizi millileştirmek için de atmamız gerekiyor.
Bu durum, sanayimizin Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyum çerçevesinde yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş için bir fırsat oluşturabilir. Hiç şüphesiz bu yatırımlar için finansman ve teşviklere ihtiyacımız var. Bakanlık yetkilileri ve çok sayıda banka yöneticisinin katılımıyla ‘Yeşil Dönüşüme Yönelik Finansmana Erişim Toplantısı’ gerçekleştirdik ve taleplerimizi ilettik. Yeni ekonomi modelinin başarıya ulaşabilmesi için sanayimizin mutlaka yeşil dönüşümü gerçekleştirmesi gerektiğini belirttik. Bu dönüşümde önceliğimizin de enerjimizi millileştirmek olduğuna inanıyorum. Avrupa Birliği’nin sürece büyük bir finansman kaynağı ayırdığını ve Hükümetimizin yürüttüğü etkin müzakereler sonucunda 3.2 milyar euro değerinde bir kaynağın, ülkemize kazandırıldığı müjdesini aldık. Bu kaynağın, ihracatımızın yeşil dönüşümünü hızlandıracağını umuyoruz.

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski:
“Sürdürülebilir kalkınmanın tüm bileşenleri ana önceliğimiz”
Küresel rekabetin ve ticaretin yeşil dönüşüm ekseninde yeniden şekillendiği bu dönemde ihracat hacmi, işgücü kapasitesi ve tedarik zincirlerinde kritik rolü açısından Türkiye ekonomisi için de bir fırsat penceresi açılıyor. Bunun farkında olan, özellikle AB ile yoğun ihracat yapan şirketlerimiz Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyum süreci ile çevresel tedbirlerin alınmasına öncelik verirken, diğer yandan kaynak ve enerji verimliliği odaklı inovasyon çalışmaları ve yatırımlarını artırıyor.
TÜSİAD; başından beri stratejik bir öncelik olarak gördüğümüz Paris İklim Anlaşması’nın onaylanması ve 2053 karbon-nötr hedefi için yol alınmaya başlanması, Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele politikalarındaki kararlı tutumunu ortaya koydu. Bu süreçle ivmelenen yol haritası hazırlıkları, Türkiye sanayisinin karbon nötr olma yolunda bugüne kadar gösterdiği çabaya da güç katacak. İnanıyoruz ki önümüzdeki dönemde Türkiye sanayisi sürecin etkin bir şekilde uygulanması yönünden kritik bir rol üstlenecek ve iş yapma modellerini ekonomiye katmadeğer yaratacak yeni yeşil teknolojiler odağında yeniden kurgulayacak.

TÜSİAD olarak sürdürülebilir kalkınmanın hemen hemen tüm bileşenlerini ana önceliğimiz olarak görüyor ve bütüncül bir bakış açısıyla ele alıyoruz. İklim değişikliğinden sürdürülebilir tarıma, sanayide dönüşümden kapsayıcı finansa, toplumsal cinsiyet eşitliğinden eğitimde eşitliğe kadar SKA tüm çalışmalarımızın ana eksenini oluşturuyor. Temel stratejimiz; tüm bu alanlarda kamuoyunda farkındalık yaratmak, Türkiye’de ve üye olduğumuz uluslararası kuruluşlar vesilesiyle Dünya’da sürdürülebilirlik politikalarına katkı sağlamak, iş dünyasında kapasite geliştirmek ve somut adımların atılmasını teşvik etmek, kamu, sivil toplum ve akademiyle işbirliği platformları yaratmak. Bu çerçevede TÜSİAD bünyesinde yer alan tüm Yuvarlak Masa ve bunlara bağlı çalışma gruplarında SKA’lara yönelik önemli çalışmalara imza atmaya, ulusal ve uluslararası düzeyde yürütülen çalışmalara aktif katkı sağlamaya devam ediyoruz.
Geçtiğimiz dönemde; Türkiye 2. Gönüllü Ulusal Gözden Geçirme Raporu başta olmak üzere birçok uluslararası tutum belgesine katkı sağladık, düşük karbonlu kalkınma, kaynak verimliliği ve iklim değişikliğiyle mücadele gibi öncelikli konulardaki TÜSİAD tutum ve önerilerini kamu kurumlarımızla paylaştık. Paris İklim Anlaşması’nın onaylanması sürecini takiben atılacak adımlara destek vermek amacıyla İklim Şurası’na katılım gösteriyor, hazırlanacak yol haritasına önerilerimizle katkıda bulunuyoruz.
Öte yandan TÜSİAD olarak çeşitli sürdürülebilirlik platformlarına da öncülük ediyor ve işbirliğinin güçlenmesine katkı sağlıyoruz. Dünyanın en büyük sürdürülebilirlik platformu UN Global Compact’in Türkiye yerel ağı Global Compact Türkiye’nin 2013’ten bu yana sekretaryasını yürütüyor; Türkiye’de sürdürülebilirlik ajandasının şekillenmesi açısından önemli bir platform haline gelen bu yapının çalışmalarına destek veriyoruz.  SKA’lara ulaşmak için gereken işbirliğini sağlamak amacıyla UNDP ve TÜRKONFED ortaklığında kurduğumuz ‘Hedefler İçin İş Dünyası’ ile özel sektör, kamu ve STK’ları, ‘sürdürülebilir kalkınma’ ortak paydasında buluşturarak özel sektöre, kalkınmada nasıl bir çözüm ortağı olabileceğine ilişkin yol haritaları sunmayı hedefliyoruz.
TÜSİAD olarak 50 yılımızı geride bırakırken, geçmişten aldığımız birikimle gelecek vizyonumuzu gelişmiş, saygın, adil ve çevreci bir Türkiye’yi hep birlikte inşa etmek üzerine kuruyoruz.  ‘Yeni Bir Anlayışla Geleceği İnşa’ raporumuzda da belirttiğimiz gibi bu hedefi gerçekleştirebilmek için insani gelişme ve yetkinleşmeye, bilim ve teknolojiye, etkin kurumlara ve kurallara dayalı bir kalkınma anlayışını esas almalı; bu anlayışı hep birlikte hayata geçirmeliyiz.

TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan:
“Büyümenin sürdürülebilirliği ve kalitesini sağlamalıyız”
Dünya genelinde ham maddeden emtia ve enerji fiyatlarına, lojistik maliyetlerinden tedarik zincirindeki kırılmalara uzanan sıkıntıların ve küresel enflasyonist baskıların giderek arttığı bir dönemdeyiz. Ülkemizde ise bu küresel sorunların yanı sıra özellikle ekonomi ve hukuk alanında yaşanan yapısal sorunlar nedeniyle mevcut kriz daha da körüklenirken, yoksulluk ve yoksunluk da giderek derinleşiyor.
Aslında Türkiye’nin 2021 yılı için yüzde 10’lara varan yüksek bir büyüme oranı yakalayacağını öngörüyoruz. Ancak bu oranda hiç kuşkusuz 2019 ve 2020’de yaşanan dip etkisi bulunuyor. Dolayısıyla önemli olan bu trendi 2022 ve sonrasında da devam ettirebilmek yani büyümenin sürdürülebilirliğini ve kalitesini sağlamaktır. Sürdürülebilir bir büyüme patikası, ülkemizin yatırım, istihdam, üretim ve ihracat dinamiklerini de ivmelendirecektir. Bu noktada enerji maliyetlerinin son dönemde gelen zamlar ile aşırı yükselmesi, sektörlerimiz ve işletmelerimiz özelinde rekabetçilikte ciddi sıkıntılar yaratabilir. Enerji maliyeti yoğun, ihracat odaklı sektörlerimizin teşvik edilmesi, enerji verimliliği seferberliği farkındalığının artırılması ve gerekli destek mekanizmalarının devreye alınması gerekmektedir.
“Ülke risk primimiz yatırımları engelliyor”: Sürdürülebilir büyümeyi ve toplumsal refahı sağlamanın yolu, her şeyden önce güveni ve istikrarı artırırken, ülke risk primini düşürmekten geçiyor. Özellikle faiz indirimi kararlarının ardından ülke risk primimizin 600 puanı aştığı bir ortamda iş dünyasının yatırım iştahı ile uluslararası yatırımcıların duyduğu güven de giderek azalıyor. Diğer taraftan yüksek seyreden enflasyon-kur-faiz sarmalı gelir dağılımı adaletsizliğini derinleştiriyor.
“Toplam faktör verimliliğine odaklanmalıyız”: Yaşanan tüm bu zorluklara rağmen Türkiye’nin elinde ihracat gibi çok önemli bir güç bulunuyor. İhracattaki artışın sürdürülebilir olması için katmadeğeri yüksek markalı ürünlere odaklanarak, yüksek teknoloji ve orta-yüksek teknoloji ürünlerin payını artırmalıyız. Ülkemizin dünya ekonomisinden aldığı pay 40 yıldır yüzde 0.85 ile yüzde 1 arasında gidip geliyor. Son 30 yıldır büyüme yolculuğumuz ciddi gelgitler yaşadı. Tüm bunları göz önünde bulundurarak dünyanın en ucuz ülkesi, en ucuz iş gücü olmaktan çıkıp, toplam faktör verimliliğine odaklanmalıyız.
“Dönüşüm sürecinde öncelik KOBİ’lerin olmalı”: Yapısal sorunlarımızı ne kadar hızlı çözer, ekonomideki hedeflerimize ulaşabilirsek, asıl odaklanmamız gereken konulara da o kadar hızlı eğilebiliriz. Ülkemiz ve dünyanın geleceği için esas beka meselesi iklim değişikliği kaynaklı sorunlardır. İkiz dönüşüm olarak adlandırılan ‘dijital ve yeşil dönüşüm’ gündeminde hızlı yol almalıyız. Yeşil dönüşümün ve Sınırda Karbon Düzenlemesi gibi mekanizmaların AB-Türkiye Gümrük Birliği modernizasyonu çerçevesinde, KOBİ’lerin önceliklendirildiği bir bakış açısı ile ele almalıyız.
“TÜRKONFED olarak KOBİ’lerin yanındayız”: Bu noktada TÜRKONFED olarak, KOBİ’lerimizi çağın gerektirdiği ikiz dönüşüm sürecine hazırlamak, sürdürülebilir olmalarını sağlamak ve kapasitelerini artırmak için son beş yıldır önemli projeler yürütüyoruz. ‘Dijital Anadolu’ projesi ile üretime odaklanmış sektörlerin dijital dönüşümüne katkı sağlıyor, ‘Dijital Dönüşüm Merkezi’ ile KOBİ’lerin dijitalleşme yol haritasını çıkartarak, mentorluk desteği veriyoruz. ‘İşimi Yönetebiliyorum’ ile KOBİ’lerin mevcut kapasitelerini artırmayı ve yaşam döngülerini sürdürülebilir kılmayı amaçlıyoruz. Geçen yıl gerçekleştirdiğimiz ‘Dayanıklı KOBİ’ler, Güçlü Yarınlar’ ile Türkiye ve Suriye sermayeli KOBİ’ler arasında birlikte çalışma kültürünün geliştirilmesine katkı sağladık. TÜRKONFED olarak TÜSİAD ve UNDP ile kurduğumuz Hedefler için İş Dünyası Platformu da işletmelerimizin Sınırda Karbon Düzenlemesi Sertifikası alabilmeleri için çalışmalara başladı. KOBİ’lerimizin rekabetçilik güçlerini koruyacak, gerekli düzenlemelere uyumlarını sağlayacak projemizi bu yıl içinde hayata geçireceğiz. Çatımız altındaki 30 federasyon ve 284 dernek üzerinden 50 bini aşkın şirketi temsil eden Türkiye’nin en büyük bağımsız iş dünyası örgütü olarak, ülkemizin yazacağı yeni hikâyede çözümün bir parçası olmaya hazırız.

İKV (İktisadi Kalkınma Vakfı) Yönetim Kurulu Başkanı ve Kocaeli Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Zeytinoğlu:
“Önceliğimiz; GB’nin güncellenmesi ve Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyum”
Tüm Dünya gibi ülkemizde de özellikle son 30-40 yılda çevre ve iklime verilen zarar sürdürülebilirlik ilkesinin her anlamda en kritik kavram haline gelmesine yol açtı. Ekonomik faaliyetlerde sürdürülebilirlik, kaynak kullanımında tasarrufu, enerji verimliliğini, sera gazı azaltımını ve döngüsel ekonomi ilkelerinin uygulanmasını gerekli kılıyor. Artık tüm işletmelerin sürdürülebilirlik stratejileri oluşturmaları ve finansal raporlamanın yanında sürdürülebilirlik raporlaması yapmaları gerekiyor. Karbon ve su ayak izinin hesaplanması ve hammadde, enerji ve diğer kaynak kullanımını minimize etmesinin yanında, atık yönetimi, yeniden kullanım ve geri dönüşümün de büyük önem taşıdığını görüyoruz.
Sürdürülebilirlik çevresel konuların yanında sosyal ve ekonomik unsurları da içeren bir kavram. Her işletme istihdam yaratarak topluma katkıda bulunurken sosyal güvencelerin korunması, kadınların istihdamı, iş sağlığı ve iş güvenliği konularına da azami düzeyde önem vermek durumunda. Tüm bu konuları birlikte ele aldığımızda üretici sorumluluğunun da ne kadar genişlediğini ve derinleştiğini görüyoruz. Sürdürülebilirliğe başta çevresel ve iklimsel anlamda dikkat eden, aynı zamanda sosyal duyarlılığa sahip işletme ve firmaların devlet tarafından teşvik edilmesi ve vergi indirimi gibi avantajlardan faydalandırması da üzerinde durduğumuz bir konu.
İKV olarak, sürdürülebilirlik konusunu özellikle AB ile ilişkilerimiz bağlamında ve Avrupa Yeşil Mutabakatı ile ilgili olarak ele alıyoruz. Bu konuda geçtiğimiz günlerde yayınladığımız Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın Temel Unsurları ve Yol Haritası adlı bir raporumuz mevcut. Ayrıca gerek yüz yüze gerekse çevrim içi olarak Türkiye-AB ilişkileri, Gümrük Birliği ve Yeşil Mutabakat konularında bilgilendirme toplantıları düzenliyor, Türkiye’nin farklı illerinde seminerler yapıyoruz. 2022’de bu çalışmaları devam ettirerek, gerek özel sektör ve AB kurumları, gerekse ülkemizdeki ilgili Bakanlıklar ve kamu kuruluşları ile bilgilendirme ve politika oluşturmaya yönelik etkinliklerimize öncelik vereceğiz. Sürdürülebilirlik ilkeleri ile bağdaşır şekilde, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyum çalışmaları önceliğimiz olacak.

Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Dr. Akkan Suver:  “Yarını bugünden yaşanabilir kılmak”
Marmara Grubu Vakfı, 25 yıldır aralıksız olarak sivil toplum kimliğiyle Avrasya Ekonomi Zirveleri’ni sürdürmektedir. Bir sivil toplum kuruluşunun 25 yıldır bir etkinliği sürdürülebilir kılmasını önemli bir sürdürülebilirlik eylemi olarak kabul ettiğimizden, ile sürdürülebilir olmanın önemi üzerine bir sohbet gerçekleştirdik.

Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Dr. Akkan Suver Sürdürülebilir olmaktan ne anlıyorsunuz?
Bir varlığı, bir etkinliği, bir birlikteliği sürdürülebilir kılmak gerçekte elde olanı yaşatmaktır. Büyütmektir. Eskiler fikr-i takip derlerdi. Bir konu günübirlik yaşanırsa bir etkinlik gün sonunda biterse, yaşanan konu da gerçekleşen etkinlik de israftan başka bir şey değildir. Ülkemizde sürdürülebilirlik kavramı son on beş-yirmi yılın eseridir. Bakın çevremizde ömrü yüzyılı aşmış kaç müessese vardır? Kaç fabrika asırlık bir maziye sahiptir? Her şeyi bir tarafa bırakın kaç ailenin yüz yıllık bir mezarı vardır veya geçmişimizin envanterini ne zamana kadar bilebilmekteyiz? Oysa verimliliğin ilk şartı sürdürebilir olmaktır. Daha geniş bir deyimle günlük yaşamamaktır. Bu plan ister, program ister, matematik ister ama her şeyin ötesinde vizyon ister.

Günlük yaşamamak, uzun vadede kalıcı olmak için neler yapılmalı?
Daha iyi bir geleceği inşa etmek için sürdürülebilirliğin kurallarına riayet etmekle mükellefiz. Zira pekiyi bilmekteyiz ki sürdürülebilirlik kavramı, sosyal koşulları, ekonomiyi ve çevreyi iç içe geçmiş değerler olarak ele alır. Her bir değer birbiri ile ilgilidir. Her bir değerin sürdürülebilir olması diğerine bağlıdır. Sürekli ilişki içindedirler. Mesela doğal kaynakları yenileyemeyecek bir hızda tüketirsek, sürdürülebilir bir ekonomiden söz etmek imkânsızdır. Çünkü ekonomik açıdan sistemi devam ettirecek doğal kaynaklar tükenecektir. Olaya toplumsal açıdan baktığımızda gerekli siyasi ve sosyal düzenlemeler yapılmadığı takdirde yaşam tarzlarımızda köklü bir değişiklik ortaya çıkmaz. Bu durum da çevresel sürdürülebilirliğe ulaşılamayacağını gösterir. Sürdürülebilirlik kuralları, sürdürülebilirlik amaçlarına ulaşmamızı sağlayan kurallardır. Unutmamak gerekir ki; bu kurallar bugünümüzün ve geleceğimizin her açıdan yaşanabilir bir dünya olmasını sağlama gayesi taşır.

Dar imkânlar, kısıtlı bütçelerle uzun vadeyi kapsayan işler planlanıp hayata geçirilebilir mi?  Kısacası sürdürülebilir olmak için şartlar nelerdir?
Elbette geçirilebilir. Eskilerin sebat dedikleri deyim burada ana unsurdur. Gene eskilerin ‘yuvarlanan taş yosun tutmaz’ sözü, sürdürülebilirlik olmadan, tanınmadan, bilinmeden hayata geçmiş bir deyimdir. Sebat edenin başarıya ulaşmaması için hiçbir sebep yoktur. Ve de emek vermeden hiçbir şey olmaz. Başarılı olmak için emek vermek gerekir. Örnek vermek gerekirse Marmara Grubu Vakfı’nın Avrasya Ekonomi Zirveleri. 1998 yılında yola çıkarken yanımızda topu topu yedi ülke vardı. Yedi ülke ile ilk toplantımızı Dedeman Otel’de gerçekleştirdiğimizde kürsüde aynen şunları söylemiştim: “Boyumuzdan büyük bir işe kalkıştığımızın farkındayız ama bunu yaşatmak ve sürdürülebilir kılmak için elimizden geleni yapacağız.” Evet, elimizden geleni esirgemeden yirmi beş yıldır aynı şevk, aynı heyecan ama her daim yenilenen bir vizyon ile Avrasya Ekonomi Zirveleri’ni sürdürebilir kıldık. Elbette yirmi beş yılı kucaklamak kolay olmadı. Her Zirve bittiğinin ertesi günü yeni Zirve’nin plan ve programlarına yöneldik. O günün şartlarında, o günün ihtiyaçlarında ve o günün konularıyla geçmişimizi ve geleceğimizi birleştirerek o yılın yol haritasını çizerek etkinliğimize sürdürülebilirlik kazandırdık.
Sürdürülebilirliğin en önemli ve vazgeçilmez şartı çağdaş ve güncel olabilmektir. Sürdürülebilir olabilmek için küresel işbirliğine de ihtiyaç vardır. Mesela bizler Avrasya Ekonomi Zirveleri’nde Avrupa Birliği’nin temsil ettiği çok uluslu, çok kimlikli ve çoğulcu demokrasi modelini, hepimiz için bir ideal olarak kabul etmişizdir. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, uzlaşma kültürü ve özgürlükleri geleceğimiz için ortak hedefler olarak benimsemişizdir. Bu ortak davranışlar bizi sürdürülebilir kılmıştır. Zira dünün metotlarıyla bugüne ulaşamaz, yarını kucaklayamazsınız. Mevlana’nın dediği gibi; “dün dünde kalmıştır.” Yenilenemeyen bir düşünce, açıklık ve özgürlük içermeyen bir faaliyetin uzun yılları kucaklaması hemen hemen imkânsızdır.

Özetlemek gerekirse, tecrübe ve deneyimlerinize göre sürdürülebilir olmanın şartları ve kurallarıyla, değerleri hakkında neler söylemek istersiniz?
Kaba bir tabirle sürdürülebilir kalkınma; “gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme yeteneklerini tehlikeye sokmaksızın bugünkü kuşakların ihtiyaçlarını karşılamak”tır. Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu tarafından yayımlanan rapora göre sürdürülebilir kalkınma; “kaynakların tüketiminin, yatırım kararlarının, teknolojik gelişmenin ve kurumsal değişimin bir uyum içinde gerçekleştiği ve insan ihtiyaçlarının ve isteklerinin şimdi ve gelecekte karşılanabilme potansiyelinin arttırıldığı değişim süreci” olarak ifade edilmiştir.
Öte yandan sürdürülebilirlik kavramı yalnızca kurumları ilgilendiren bir konu değildir. Bizlere de bu anlamda büyük sorumluluklar düşmektedir. Bu kavramın önemi benimsenmelidir. Bu kavramın ilkeleri doğrultusunda hareket ederek günümüz kaynaklarını doğru bir şekilde kullanarak gelecek nesillerin ihtiyacı olan kaynakları onlara zararsız ve verimli bir şekilde aktarmakla yükümlüyüz. Sürdürülebilir olma günümüz ve geleceğimiz için büyük önem taşımaktadır. Bu konu üzerinde sosyal, ekonomik ve ekolojik anlamda katkıda bulunmakla görevliyiz. Zira ancak bu şekilde bugünümüze ve geleceğimize büyük katkıda bulunabiliriz. Sohbetimizi noktalarken söylemek istediğim bir atasözü var. Bu sürdürülebilir olmanın gerekçesini bir cümleyle ortaya koyuyor: “Geleceğin bütün çiçekleri, bugünün tohumlarının içindedir.”

Ankara Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Nurettin Özdebir:
“ASO geri dönüşüm OSB kuracak”
Birbirleriyle ortak bağlantılara sahip 17 amaç üzerine kurgulanmış olan Küresel Amaçlar, bir yandan yenilikçiliği teşvik ederken aynı zamanda eşitsizliğin giderilmesini de öncelikliyor. Üretimi ‘sorumlu üretim’ olarak alıp iklim değişikliğiyle süreçleri birbirine bağlıyor. Sanayici bakış açısıyla bu hedefleri yorumladığımızda; ‘optimum kaynakla daha nitelikli üretim, kaynak verimliliğini ortaya çıkaran yenilikçilik, çevre dostu, sorumlu üretim’ diye bir tanım yapma imkanına sahibiz. Paris Anlaşması ile uzun dönemde, endüstriyelleşme öncesi döneme kıyasen küresel sıcaklık artışının 2°C’nin olabildiğince altında tutulmasını hedefleyen küresel girişimlerin bilincinde olan Ankara Sanayi Odası (ASO) olarak bizler de tüm bu hedeflerin elde edilmesi adına, toplam içinde belki küçük ancak anlamlı adımlar atma gayreti içerisindeyiz.
Artık ülkemizin de önemli bir gündem maddesi olan, AB ekonomisini sürdürülebilir bir gelecek için dönüştürme amacını ortaya koyan Avrupa Yeşil Mutabakatı’yla ilgili bizim de geç kalmadan harekete geçmemiz gerekiyor. Mutabakat sadece bir çevre stratejisi olarak algılanmamalı, bizi de yakından ilgilendiren yeni bir uluslararası ticaret sistemi ve işbölümü dizaynı olduğu da unutulmamalıdır. Bu sürecin daha az hasarla atlatılabilmesi için, net karbon salınımını 2050’ye kadar sıfırlamamız gerektiği vurgulanmaktadır. Sınırda karbon uygulamaları sanayinin önünde bir engel gibi gözükse de sürece hızlı bir adaptasyonla yeni fırsatlar olarak bakmak da mümkündür. Birçok sektörde AB Yeşil Mutabakatının ortaya koyduğu düzenlemeleri ivedi bir şekilde yerine getirip rekabette geri kalmamak için hızlı bir dönüşüme girerek, gerekli adımların ivedi bir şekilde atılması gerekmektedir.

Son dönemde ivme kazanan ihracatta, sürdürülebilirliğin devamı açısından, bu mutabakata uyum sürecinin, çok kritik bir öneme sahip olduğu da unutulmamalıdır. Ülke olarak bizim de üzerimize düşeni yaparak; üretim sistemimizi karbon salınımını azaltıcı yöne dönüştürecek planlamaları yapmamız ve tüketim davranışlarını bu yönde değiştirmemiz gerekiyor. Mutabakat’a uygun bir büyüme stratejisi ortaya koymak emisyonları azaltırken, diğer taraftan da yaşam kalitesini artıracaktır. G7 ülkelerine ihracatımız, toplam ihracatımızın yüzde 60’ı tutarındadır ve temel pazarlarımızda bu boyutta bir dönüşümün dışında kalamayız. Yeşil dönüşüm bir tek sınırda karbon vergisi demek değil, kapsamlı bir teknolojik yenilenme sürecidir.  Cumhurbaşkanlığımız tarafından hazırlanan eylem planı,  çalışmaların özel sektörün de içinde bulunduğu bir çalışma grubuyla yapılmasını hedeflemektedir. ASO olarak burada katkı sağlamaya hazırız.
ASO olarak ASO 2. OSB ile birlikte bu konuda biz de bir çalışma yürütüyoruz. Öncelikle ilk etkilenecek sektörlere yönelik olmak üzere bir dizi çalışma gerçekleştireceğiz, ardından da tüm sektörlerimizi kapsayacak şekilde çalışmalarımızı genişleteceğiz. Ayrıca ASO 2. OSB’de Yeşil Mutabakat kapsamında başlattığımız ‘Sanayicinin Yeşil Rotası Projesi’yle bölgede sürdürülebilirlik, çevre ve doğal kaynaklar hakkında farkındalığın arttırılması sürekli eğitim ve bilgilendirme faaliyetleri sürdürülüyor. Projenin bir diğer hedefi de enerji verimliliği, yeşil alt yapı, gelişmiş su döngüsü, endüstriyel simbiyoz gibi uygulamaları hayata geçirerek ASO 2. OSB’nin Yeşil OSB’ye dönüşümünün sağlanmasıdır. Bütün gücümüzle Ankaralı sanayicimize destek vermeye devam edeceğiz. Ama bu konuda devletimizin öncü olması, yönlendirmesi ve gerekli destekleri vermesi çok daha önemli. Bu konuda ilgili bakanlık öncülüğünde proaktif bir anlayışla gerekli adımları hızla atacağımıza inanıyorum. ASO olarak ayrıca döngüsel ekonomiyi canlandırmak ve bilinci arttırmak için geri dönüşüm Organize Sanayi Bölgesi kurma çalışmalarını başlattık. Bu bölgeye uygun bir yer bulabilmek için Milli Emlak’a başvuruda bulunduk. Bu süreci olabildiğince hızlandırarak Ankara’ya böyle bir bölgenin hızla kazandırılması için büyük bir çaba sarfediyoruz.

Eskişehir Sanayi Odası (ESO) Yönetim Kurulu Başkanı Celalettin Kesikbaş:
“Sanayicilerimiz öngörülebilir, sürdürülebilir ve rekabetçiliğini kaybetmeyeceği ortam istiyor”
Eskişehir Sanayi Odası (ESO) olarak değerli üyelerimizin ve paydaşlarımızın görüşleri doğrultusunda hazırlamış olduğumuz ‘ESO Ekonomik Durum ve Beklenti Raporu-2022’; Dünya, Türkiye ve Eskişehir özelinde yaşanan ekonomik gelişmeleri, beklentileri ve çözüm önerilerini ortaya koymaktadır. Raporda üreticileri 2021’de etkileyen ekonomik konuların yanında Eskişehir’in sanayi geleceğine yön verecek talep ve sorunlarına da yer verilmiştir. Üyelerimizle gerçekleştirdiğimiz toplantılarda ortaya çıkan çözüm önerileri raporda başlıklar halinde sıralanmıştır.
Raporumuz’un odak noktası ‘öngörülebilir, sürdürülebilir ve rekabetçi bir ekonomik ortam beklentisi’ olmuştur. Raporda, 2021’de ağırlıklı olarak yaşanan ve önümüzdeki dönemde çözüm bekleyen 3 ana sorun alanı tespit edilmiştir. Bunlar; ‘Hammadde, ara mamul ve enerji fiyatlarında yaşanan artışlar. Düşük öngörülebilirlik ve kurlarda yaşanan oynaklık. Eskişehir sanayisi için kritik öneme sahip stratejik projelerin tamamlanmaması.’
Destek sağlayan yapısal reformlar: Üreticilerin görüşleri dahilinde küresel ekonomide büyüme trendinin azalan bir eğilim içinde olduğu gözlemlenmektedir. Belirsizliklerin yükseldiği, risklerin arttığı, finansal koşulların sıkılaştığı bir ortamda firmalar daha fazla desteğe ihtiyaç duymaktadırlar. Yurtiçi ekonomik görünümün 2022’de daha istikrarlı olması için de piyasadaki ana beklentilerin ekonomi yönetimi tarafından; güçlü iletişim, güven ve fiyat istikrarının tesis edilmesi koşullarıyla sağlanması gerekmektedir. Raporda 2022 için oluşan beklentileri özetle şöyle: ‘İhracatın hızlanmasıyla üretim kapasitelerinin artması; işletme sermayesi ve yeni yatırım ihtiyacı doğması. Hammadde, emtia, enerji, navlun ve nihai ürün fiyatlarındaki artış trendinin devam etmesi. Küresel tedarik zincirlerinin yeniden yapılanması ve Türk üreticiler için yeni fırsatlar doğurması. İklim değişikliğine uyum ve yeşil mutabakat sürecinin hızlanması. Salgın ve yeni varyantlar nedeniyle parasal genişlemelerin sona ermeye başlayacağı, dünyada faiz oranlarının yükseleceği bir ekonomik ortamda finansman gereksinimlerinin artması.’
Genel ve sektörel talepler, sorunlara çözüm önerilerinin özü: ‘İmalat sanayiye yönelmek ve üretimi desteklemek zorunludur. Stratejik sektörler belirlemek gerekmektedir. Eğitim, Ar-Ge ve bilim kuruluşlarının geliştirilmesi şarttır. İhracata dayalı bir sanayileşme modeli kurulmalıdır. Yerlileştirme, markalaşma, tanıtım ve imaj geliştirme zaruridir.’
“Eskişehir hazır”: Eskişehir’de uygun bir üretim ortamı vardır. Arazi ucuz, eleman sıkıntısı diğer illere göre daha az, 3 üniversitesi ile işbirliğine açık, yaşanabilir, ulaşılabilir ve sürdürülebilir bir yatırım iklimi dikkat çekmektedir. Üretmeye, büyümeye, yatırıma, gelişmeye, desteklemeye, bilişime, paylaşmaya hazır bir Eskişehir, geleceğe güvenle bakmak istemektedir. Eskişehir sahip olduğu mevcut potansiyel ve kabiliyetlerle doğru bir stratejiyle yönetilerek, geleceğe hazırdır.

Gaziantep Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi:
“Yeşil enerji sertifikası alan ilk Sanayi Odası olduk”
BM’nin Sürdürülebilir kalkınma hedefleri arasında yer alan, insana yakışır iş ve ekonomik büyüme doğrultusunda, insanımızın kendisine uygun iş sahibi olması için çalışıyor, mesleki eğitim programları ile genç, kadın, engelli ve mültecilerin meslek sahibi olmalarını ya da kendi işlerini kurabilmelerini destekleyecek faaliyetlerde bulunuyoruz. Eğitim gören kursiyerlerimiz meslek ve iş sahibi olurken sanayicilerimizin de nitelikli personel ihtiyacına cevap veriyoruz. Bu kapsamda ülkemize rol model olan Gaziantep Sanayi Odası Mesleki Eğitim Merkezi’nde ulusal ve uluslararası kuruluşlarla yaptığımız işbirlikleriyle 9 bin 500 kişiye mesleki eğitim verdik.
Küresel ısınma ve iklim değişikliği Dünya’mızı tehdit ederken; dünyamızı daha yaşanabilir hale getirmekte hepimizin çok ciddi sorumlulukları var. Bu sebeple Gaziantep Sanayi Odası olarak doğaya duyarlı projeler geliştiriyor, sürdürülebilir bir sanayi için çalışıyoruz. Sanayi Odamıza üye firmaları ‘yeşil geleceğe’ hazırlamak için yeşil dönüşüm, dijitalleşme, verimli üretim, enerji verimliliği ve insan kaynakları verimliliği konularında danışmanlık ve mentörlük hizmetleri veriyoruz.
Farkındalığı artırmak, firmalarımızı AB Yeşil Mutabakat kriterlerine hazırlamak ve şehrimizde yürütülecek çalışmalara önderlik etmek için Odamız öncülüğünde üniversitelerimiz, OSB müdürlüğümüz ve meslek kuruluşlarımızın katılımlarıyla Yeşil Mutabakat Çalışma Grubu oluşturduk. Model Fabrikamız da bu süreçte yalın üretim, verimlilik, dijitalleşme ve enerji verimliliği gibi konularda firmalara sağladığı eğitim ve uygulamalarla Yeşil Mutabakat dönüşümüne de önemli katkılarda bulunacak.
Yine bu doğrultuda, bir ilki gerçekleştirdik ve yeşil enerji sertifikası alan ilk Sanayi Odası olduk. Odamız tarafından kullanılan elektrik enerjisi tümüyle yenilenebilir enerji kaynaklarından üretiliyor ve doğaya hiçbir karbon salınımında bulunulmuyor. Bu sayede 16 bin 500 ağacın azaltabileceği sera gazı miktarına denk gelen 180 ton karbondioksit eşdeğeri karbon miktarının doğaya salınmasını engellemiş oluyoruz.
Gaziantep Sanayi Odası kadınlarımıza her zaman öncelik veriyor, her alanda daha fazla temsil edilmeleri için çaba gösteriyor, projeler geliştiriyoruz. Ülkemizdeki Odalar içerisinde yönetim kurulunda üç iş kadını ile en fazla kadın temsilinin olduğu Oda konumundayız. Sanayi Odamız, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve İpekyolu Kalkınma Ajansı ortaklığında Türkiye’nin ilk Kadın Girişimci Destek Merkezi’ni (KAGİDEM) hayata geçirdik. Kadınlarımız merkezin avantajlarıyla hem yeni iş kuruyor hem de mevcut işlerini geliştirme imkanı buluyor. Kadın girişimcilerimizden yoğun ilgi gören merkezimizde, kadınlarımızın birbirinden destek alarak özgüven kazanmalarına ve kadınlarımızı üretime dahil ederek sürdürülebilir çalışma ağının bir parçası olmalarını hedefliyoruz.

Etki Yatırımı Danışma Kurulu (EYDK) Genel Sekreteri Dr. Onur İlhan:
Etki yatırımlarının açtığı yeni yol
Etki yatırımları; pozitif, ölçümlenebilir sosyal ve çevresel etki yaratmayı merkeze alarak finansal getiri elde etmeye odaklanır ve küresel ölçekte halihazırda 2.3 trilyon dolar hacmine ulaşmıştır. Değişen ekonomik düzende önemli bir model olan etki yatırımlarını Türkiye’de de yeşertmek hepimizin çıkarına olacak. Bunu başarabilmek için sürdürülebilir kalkınmanın savunuculuğunu yapacak kurumlara, bu alanda bilinç, bilgi ve uzmanlığın artmasına, işbirlikleri kurulmasına ve politika yapıcıların desteğine ihtiyaç olduğu kadar etki girişimcilerini besleyecek sürdürülebilir sermaye akışına da ihtiyaç var. Kamu, özel ve kâr amacı gütmeyen sektörlerden gelen lider kurumların Etki Yatırımı Danışma Kurulu’nu (EYDK) hayata geçirmesinin arkasında da bu ihtiyaca cevap verecek zemini ortaklaşa yaratma kararlılığı bulunuyor.
EYDK, Türkiye’nin ortaya koyduğu 2053 net sıfır emisyon ve yeşil kalkınma hedefleri kapsamında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından düzenlenecek İklim Şurası’na giden yolda görüş ve önerileriyle aktif bir şekilde katkı vermeye de başladı. Ülkemizin Paris İklim Anlaşması’nı onaylaması ve bu doğrultuda koyduğu hedefler, KOBİ’lerimizin değişen dünyada büyüyüp güçlenebilmeleri için de anahtar bir rol üstleniyor.

Bu noktada SKA’ları bir temenniler bütünü olarak değil de harekete geçmek için bir yol haritası olarak ele almak önem arz ediyor. Böylece KOBİ’lerimizin sürdürülebilirliğe yüzeysel yaklaşma hatasına düşerek değişen ekonomik düzenin dışında kalmaları olasılığıyla mücadele edebiliriz. Sürdürülebilirliğin hakkını vermek de yaratılan pozitif sosyal ve çevresel etkiyi şeffaf bir şekilde ölçmekten ve yönetmekten geçiyor. Projelerin sadece yatırım hacmi, istihdam kapasitesi, getiri oranlarıyla ilgi toplayabildiği dönemin geride kaldığını görüyoruz. Yeni düzende projeleri muteber kılan, girdi, süreç ve çıktılardan ziyade, projelerin yarattıkları uzun vadeli etkiler olmaya başladı. Etkiyi ölçmek ve yönetmek dünyada da yeni bir alan olmakla birlikte bu alanda şimdiden sayısız kılavuz, çerçeve, metrik, metodoloji ve sertifika sistemi yayınlandı. Bunların başlıcalarını bir araya getiren; paydaşlarımız Etkiyap ve UNDP tarafından oluşturularak EYDK evsahipliğinde herkesin katkısına açık şekilde yayınlanan çerçeve metin, bu alanda Türkiye’yi de var etmek için attığımız adımlardandır. Küresel etki ölçümü ve yönetimi standartlarını yerelleştirmek, benimsenmelerini sağlamak ve bu alanda yeni bir uzman sınıfı yaratmak için başka faaliyetler de planlıyoruz.
Peki pozitif, ölçümlenebilir etki nedir? Etki, şirketin varoluş amacının ve uzun vadeli stratejisinin temeline yerleştirilecek bir değer setini ifade ettiği kadar, idari süreçlere, iş modeline ve değer zincirine kadar uzanan bir çabaya da işaret eder. Örneğin israfla mücadele eden, paketleme atığını ortadan kaldıran ya da teknoloji yardımıyla yeşil lojistik dönüşümü gerçekleştiren e-ticaret girişimleri, sadece SKA 12 (Sorumlu Üretim ve Tüketim) veya SKA 13 (İklim Eylemi) alanlarında çözümün bir parçası olmakla kalmayacak, bunu nicel ve somut şekilde raporlarında da kanıtlayabilecek ve bu vesileyle ulusal ve uluslararası arenada yeni partnerler, finansman kaynakları ve müşteriler bulabileceklerdir. Anlayacağınız, engellenen karbon salınımının, atığın ya da hava, su ve toprak kirliliğinin yaratacağı sosyal ve çevresel etkinin maddi karşılığını hesaplamak da mümkün. KOBİ’lere büyüme imkânı sunan bunun gibi sektörleri bir de bu açıdan ele almakta fayda var. Bunun için de yalnız değil birlikte, hislerle değil veriye dayalı stratejilerle ve kısa vadeli kârla değil uzun vadeli ortak kazanımlarla büyümek hedeflenmelidir.

Yorumlar (0)