banner472

banner458

banner457

banner505

Hissedar kapitalizminden paydaş kapitalizmine geçiş; ​​​​​​​Ortak Amacın Gücü

Türkiye Kalite Derneği’nin (KalDer) düzenlediği ve dergimiz KobiEfor’un hizmet sponsoru olduğu; ‘Ortak Amacın Gücü’ temasıyla 30. Kalite Kongresi ve 29. Türkiye Mükemmellik Ödülleri Töreni çevrimiçi gerçekleştirildi. Kongre’de Dünya genelinde ‘hissedar kapitalizminden paydaş kapitalizmine geçiş’ sürecinde yaşanan dönüşümün yarattığı riskler, fırsatlar ve yaşanan sorunlara yönelik çözüm önerileri ele alındı. Bu yıl ELTEMTEK A.Ş. ve Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Türkiye Mükemmellik Ödülü alan kuruluşlar oldu.

KAPAK 01.12.2021, 00:00 26.12.2021, 20:59
22849
Hissedar kapitalizminden paydaş kapitalizmine geçiş; ​​​​​​​Ortak Amacın Gücü

Mükemmellik kültürünü yaşam biçimine dönüştürerek Türkiye’nin rekabet gücünü ve refah düzeyini yükseltmek adına çalışmalar yürüten Türkiye Kalite Derneği’nin (KalDer) bu yıl 30’uncusunu düzenlediği Kalite Kongresi, bilim, akademi, medya ve iş dünyasının önde gelen temsilcilerini ağırladı. 30. Kalite Kongresi ve 29. Türkiye Mükemmellik Ödülleri Töreni, dergimiz KobiEfor’un hizmet sponsorluğunda bu yıl ‘Ortak Amacın Gücü’ temasıyla; Pandemi kapsamında alınan önlemler gereği (bu yıl da) çevrimiçi (online) düzenlendi, 29. Türkiye Mükemmellik Ödülleri Töreni ise çevrimiçi ile eş zamanlı olarak sınırlı katılımla yüzyüze gerçekleştirildi. Dünya genelinde yaşanan ‘hissedar kapitalizminden paydaş kapitalizmine geçiş’ süreciyle dönüşen yeni dünya düzeni, bu durumun yarattığı risklerle, fırsatlar ile ekonomik kalkınma dengelerinin ele alındığı etkinlikte; yaşanan sorunlara yönelik çözüm önerileri de tartışıldı.
30. Kalite Kongresi, ‘Ortak Amacın Gücü’ başlıklı, KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Bayraktar ve TÜSİAD (Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği) Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski’nin açılış konuşmalarıyla başladı. Kongrede bu yıl da gelenek bozulmadı ve etkinlik yine sürpriz bir ismi ağırladı. Geçtiğimiz yıllarda dünyaca ünlü Ekonomist Nouriel Roubini ile Massachusetts Institute of Technology Öğretim Üyesi Prof.Dr. Daron Acemoğlu’nu ağırlayan Kongre’ye bu yıl da Nobel ödüllü, ABD’li Ekonomi Profesörü Paul Krugman, ‘Salgın Sonrası Dünya: Ekonomi’ başlıklı konuşmasıyla katıldı.
Avrupa’nın en prestijli ve en çok izlenen organizasyonları arasında yer alan ve 1000’i aşkın katılımcının ve 70’e yakın konuşmacının katıldığı Kongre’de iki gün boyunca 9 farklı oturum, toplamda 12 paralel oturum ile 4 ayrı özel oturum gerçekleştirildi.


“Adil bölüşemediğimiz her şey, sürdürülebilir gelecek için engel”
Kongrenin açılışında konuşan KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Bayraktar, dünyanın evrildiği noktada, salgın ve yarattığı beklenmedik sorunlar, çevresel dengelerin bozulması, iklim değişikliği, sığınmacılar, zorunlu göçler, dijital dönüşümler gibi birçok konuda zorlu bir o kadar da karmaşık bir sınavdan geçtiğimize dikkat çekti: “Aşı dahil, adil bölüşemediğimiz her şey, sürdürülebilir geleceğimizin önünde bir engel olarak duruyor. Yapay zeka, bozulan küresel çevre dengelerinin insanlığı mecbur kıldığı ‘sürdürülebilirlik’ çalışmaları, evlerimize kadar giren robotik cihazlar, birbiri ile konuşan makineler ve daha nicesi hayatımızı şekillendiriyor. Bu değişim rüzgârına, birey ve kurumlar olarak, dönüşmeden karşı duramayız. Tıpkı EFQM’in yeni modelinde aktarıldığı; çeviklik, yıkıcı düşünce, her seviyede liderlik, döngüsel ekonomi ve yeni paydaş ekonomi anlayışı, yaklaşımları gibi.”

“Değişim yetmiyor, dönüşüm şart” diyen Bayraktar, Dünya düzenini yöneten kapitalizm sisteminde artık bilinçsiz tüketime, çevreye yaptığımız geri dönüşü olmayan yıkımlara, bencilliğe ve doğal yaşamdan kopmaya hep birlikte son vermemiz gerektiğine değindi. Komünizmin tamamen, vahşi kapitalizmin ise kısmen çöktüğü bu dönemde paydaş kapitalizmini inceleyeceklerini, Kongre’nin bu yıl ‘Ortak Amacın Gücü: Hissedar Kapitalizminden Paydaş Kapitalizmine Geçiş’ olarak belirlendiğini, odağında da ‘sürdürülebilirlik’ konusunun yer aldığını belirten Bayraktar, KalDer olarak ‘sürdürülebilir yaşamı normalleştirerek günlük hayatımıza katmak’ hedefiyle bu yıl da önemli adımlar attıklarını; yarısı kadınlardan oluşan güçlü bir Yönetim Kurulu oluşturduklarını, üniversite öğrencilerinden oluşan GençKal yapılanmalarının bulunduğunu, bünyelerinde Sürdürülebilirlik Yönetimi Komitesi’ni kurduklarını, KalDer Akademi Online Gelişim Platformu’nu hayata geçirdiklerini anlattı.  Türkiye’nin Kurucu Lideri Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Benim manevi mirasım bilim ve akıldır” sözlerini rehber aldıklarını belirten Bayraktar, bilim ve akıl ışığında daha yaşanılabilir, daha mutlu, eşitlikçi, özgür, daha saygıdeğer bir dünya ve gelecek yaratmanın mümkün olduğuna işaret etti.

“Daha iyi bir dünyaya açılan kapının anahtarı, işbirliğinde”
TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski, Birleşmiş Milletler’in (BM) ‘2030’a kadar daha adil ve yaşanabilir bir dünyaya ulaşmak’ için ortaya koyduğu Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları için 9 yıldan az bir zaman kaldığını ama ne yazık ki olmamız gereken noktada bulunmadığımızı, iklim değişikliği konusunda uzlaşılan hedeflerde gelişme sağlayamadığımızı, Pandemi’nin mevcut başarılarımızı dahi tehdit ettiğini, bu olumsuz tablonun yanı sıra bu dönemde sürdürülebilirlik konusunda farkındalığın hiç olmadığı kadar arttığını, küresel sorunların ancak küresel işbirlikleriyle çözülebileceğini gördüğümüzü, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ulaşmak için daha iddialı ve gerçekçi hedefler koymaya ve acilen harekete geçmeye ihtiyacımız bulunduğunu anlattı: “İş dünyası da sahip olduğu kaynaklarla, geniş coğrafyalara yayılan değer zincirleriyle, inovasyon yapma ve bunu ölçeklendirme kapasitesiyle sürdürülebilir kalkınma amaçlarına ulaşmak için en kritik aktör.”

Kaslowski, “En önemli paydaşın hissedarlar olduğu ve önceliğin şirket karlılığı olarak belirlendiği ‘hissedar kapitalizmi’, yerini, tüm paydaşlara uzun vadeli değer yaratmayı, sosyal ve çevresel boyutlarla toplum refahına katkı sağlamayı hedefleyen ‘paydaş kapitalizmi’ne bırakıyor” dedi. Şirketlerin sürdürülebilir ve somut hedefler koymaları, bu hedefleri ölçerek ilerlemeyi paydaşlarıyla paylaşmaları halinde; daha hızlı büyüme, düşük maliyetler, yüksek verimlilik, yatırım optimizasyonu ve daha iyi varlık kullanımı gibi avantajlar elde ettiğini ifade eden Kaslowski, TÜSİAD’ın kuruluşunun 50. yılında  kamuoyuyla paylaştığı ‘Yeni Bir Anlayışla Geleceği İnşa’ raporunda toplumların refahının en önemli belirleyicilerinin maddi olmayan kaynakları olduğunun belirtildiğini aktardı: “Bu çerçevede, odağımızı insani gelişme ve yetkinleşmeye, bilim, teknoloji ve inovasyona, kurumlarımızı ve kurallarımızı kapsayıcı şekilde güçlendirmeye yöneltmeliyiz. Bu çalışmada yer verilen ekonometrik analiz; insani gelişme, kurumlar ve bilim-teknolojide ülkemizi OECD ortalamalarına çıkarabilirsek, 20 yıl içinde kişi başı millî gelirimizi 30 bin dolar seviyesine yükseltmenin mümkün olduğunu da ortaya koyuyor.”


Kaslowski, şunları dile getirdi: “Bununla birlikte hedefimiz sadece zenginlik değil, gelişmiş, saygın, adil ve çevreci bir Türkiye’yi hep birlikte inşa etmektir. Gelecek, ancak hiç kimseyi geride bırakmadan inşa edilirse ortak bir gelecek olarak anlam bulur. Bunun için toplumsal dayanışmaya ve işbirliğine ihtiyaç var. Nitekim bugün dünyada karşı karşıya olduğumuz krizler çok katmanlı, çetrefilli ve kimsenin tek başına çözüm bulamayacağı konular. ‘2030 yılında hayal ettiğimiz dünyaya ulaşabilmek için neye ihtiyacımız var?’ sorusunun yanıtı yine Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın içinde saklı: 17. Amaç, daha iyi bir dünyaya açılan kapının anahtarının işbirliğinde saklı olduğunu söylüyor. Tarih boyunca, ‘ortak bir amaç’ için hep beraber çalıştığımızda üstesinden gelemeyeceğimiz bir sorun olmadığını defalarca deneyimledik. Bir Afrika atasözünün dediği gibi; ‘Eğer hızlı gitmek istiyorsan yalnız git, eğer uzağa gitmek istiyorsan hep birlikte git.’”

“Bu artık ‘yıkımcıl’ bir küresel süreç”
Pandemi, Endemi’ye dönüştü: ‘Salgın Sonrası Dünya: Ekonomi’ başlıklı konuşmasında Nobel ödüllü, ABD’li Ekonomi Profesörü Paul Krugman, Pandemi’nin artık sonu gelmeyen bir ‘Endemi’ye dönüştüğünü vurguladı. İnsanların bununla yaşamaya alıştığını ancak sürecin  küresel anlamda ekonomik, sağlık, tedarik zincirleri ve daha birçok alanda büyük yıkımlara neden olduğunu, Pandemi’nin ekonomi üzerindeki etkisinin sonuna gelmediğimizi, en korkunç etkisi geride kalmış gibi gözükse de büyük yıkımlar bulunduğunu, Dünya’da önemli kıtlıklar yaşanmaya başladığını, normalde ucuz, önemsiz olan otomobil çipleri gibi bazı emtiaların, ulaşılamaz ve çok pahalı olduğunu anlattı: “Basit, ucuz şeylerin bulunamaması, enflasyonun ortaya çıkması, otomotiv sektöründeki kıtlık bunun en büyük göstergesi. Çok ciddi enflasyon var. ABD’de de aynı şekilde. Sanayi hammaddelerinde kıtlık, tedarik zincirinde sıkıntı var. Sorunlar elbette halledilebilir. Ayrıca insanlar yeni işler bulma konusunda zorluk çekiyorlar, işsizlik var ama çalışanlar artık işe gitme koşullarını ve çalışma koşullarını kabul etmiyor, işe gitmek istemiyor. İnsanlar sisteme olan tepkilerini istifa ederek gösteriyor. İnsanlar kendi kişisel tasarruflarını harcamaya başladı, devletler çok ciddi destekler verdi, böyle çok kolay yaşamaya alıştılar, işe geri dönmek istemiyorlar. Hiçbir şeyin bu sistemde uzun süre ayakta kalamayacağına şahit olduğumuz bir duraklama döneminden geçiyoruz. Epik bir dönemden geçiyoruz, sarsılıyoruz. 2. Dünya Savaşı’nda da böyle olmuştu. Tamamen bütüncül bir yıkımdan sözediyoruz. Bu artık ‘yıkımcıl’ bir küresel süreç.”

“Covid ekonomik krizi, benzersiz bir kriz”: Krugman, bu dönemle birlikte insanların yeniden düşünmeye, ne yaptıklarını, ilişkilerini sorgulamaya başladığına dikkat çekti: “Kıtlıklar var, çalışanlarla ilgili çok ciddi mobilizasyon var. 1939’da olup bitenlerle aynı şeylerin olduğunu düşünebilirsiniz ama hayır, değil. ABD’de, aynı şekilde İngiltere’de de bir savaş esnasında yüksek ücretle çalışanlar ile düşük ücretle çalışanlar arasında birtakım farklılıklar ortaya çıkar. Bu böyle bir yansıma değildi. Çalışanlar artık, eskiden kabul ettikleri şartları, ücretleri kabul etmiyorlar. Şu anda pek çok çalışan fark ediyor ki aslında çalışma saatleri çok uzun, evde kalabilir ya da erken emekli olabilirler ya da başka bir şey yapabilirler, hayallerinin peşinden koşabilirler. Pandemi ile beraber uzun dönemli değişim başladı. İşyerleriyle olan ilişkilerde de bir yıkım başladı. Herşey karla alakalı, maliyeti düşürmek ve borçsuz olmak önemli. Bir başka değişim de iş dünyasının birbiriyle olan ilişkisi. Pandemi, çalışan sermayesine, paydaş sermayesine sahip olmanın önemini gösterdi. Covid ekonomik krizi, benzersiz bir kriz. Önceki ekonomik krizlerle kıyaslayamazsınız.”

“Yaşadıklarımız, Kore Savaşı dönemine benziyor”: Bütün tedarik zincirinde ekstrem dikey bir yıkımın sözkonusu olduğunu vurgulayan Krugman, düşük maaşlar ve yüksek cirosuyla Fedex ile sendikalı, yüksek maaşlar ve yüksek cirosuyla UPS örneklerini karşılaştırarak, uzun vadede Fedex’in kaybedip, UPS’in yükselişte olduğunu anlattı ve nihai hedefin; paydaş değerini artırmak ve çalışan sermayesine odaklanmanın önemini gösterdiğini söyledi. “Bugün yaşadıklarımız, Kore Savaşı dönemine daha çok benziyor” diyen Krugman, “Enflasyonun bu kadar artacağı öngörülememişti. Evet, enflasyon düşecek bir dönem. Ama bu dönemdeki politikalar, hala asimetrik bir risk tablosuna bakıyorlar. Bu riskler nedeniyle farklı konular ortaya çıkacak. İklim değişikliğinde son noktaya geldik. Sürdürülebilir çevre için gerçek bir enerji dönüşümü gerçekleştirmek zor değil. Ama hiçbir zaman bu kadar da kolay olmamıştı çözüm bulmak. Çünkü artık teknoloji var. Bunu yapabilmek için doğru politikalar ve teşviklere ihtiyacı var dünyanın. Bir takım teşvikler, biraz dikkatli olmak, ekonomi kendini spontane temizleyecektir” açıklamasını yaptı.

“Türkiye, klasik bir yükselen piyasalar krizi yaşıyor”: Türkiye ekonomisine de değinen Krugman, Türkiye’nin bir takım ödevleri olduğunu düşündüğünü paylaştı: “Ben bir ABD vatandaşıyım, eskiden diğer ülkelerle ilgili endişelenme lüksüm vardı, çünkü ABD ile ilgili endişem yoktu. Ama artık politik ve ekonomik olarak ABD’de de durum böyle değil. Türkiye ise hem dünyada olan biten gelişmelerin etkisinde hem de her zaman klasik bir yükselen piyasalar krizi yaşıyor. Bu; 1990’ların sonunda Çin dışındaki Asya ülkelerinde olan, 2000’lerin başında bazı Latin ülkelerinde yaşananlara benziyor. Hızla bir büyüme ve gelişme süreci ama çoğunlukla özel sektör için, döviz cinsinden borçlanma risk taşıyor. Dışarıdan gelen yatırımlarda bir dalgalanma yaşanırsa ki 2018 başından beri Türkiye bunu yaşıyor, paranın değer kaybetmesi ile mali dengeler tablosu kötü bir hal almaya başlıyor. Burada, iç talep ile kur arasında denge gündeme geliyor. Türkiye düşük faiz politikasını seçti ki bu her zaman düşük enflasyon demek de değil. 20 yıl önce Asya’da yaşanan krize baktığımızda da şunu gördük; paranın değerini korumak için gereğinden fazla yüksek faiz politikası izlendi. Faizi düşük tutup kuru dalgalandırmak konusunda ya da faizi yükseltip kendi paralarının değerini korumak konusunda geçmişte de ülkeler pek çok hata yaptı.”

Krugman, riskleri mutlaka göz önünde bulundurmak gerektiğini, zengin ülkelerde Çin’de bile herşeyin farklılaştığını vurguladı: “90’ların başından bu yana uzun vadeli yüksek enflasyonu Venezuela dışında dünyada pek görmedik. Türkiye bu açıdan daha eski bir kriz tipine doğru evriliyor olabilir. Böyle bir problemin eşiğinde. Bununla ilgili spesifik bir tavsiye veremem ama Türkiye iki tane eski senaryoyu tekrar yaşamaya başlıyor gibi görünüyor. Öyle bir dünya ekonomisi var ki Pandemi nedeniyle hala çok büyük bir yıkıma uğramış durumda. Zorluklarla karşılaşacağız. Kurumlar ellerinden gelenin en iyisini yapmaya devam edecekler, özellikle yıkıma uğramış pazarları ele alacaklar. Bu gibi durumlarda en başarılı olan organizasyonlar, temeli güvene dayalı, iyi ilişkiler kurmuş ekonomilerdir. Bu ilişkiler onların sorunlu piyasalarda ayakta kalmasını sağlıyor. Sadece insanları tanımak yetmiyor, çok önemli bağlantılarımızın olması gerekiyor.”

Dönüşümün Adı: Paydaş Kapitalizmi
Dönüşümün Adı: Paydaş Kapitalizmi oturumunu yöneten Ekoten A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve Hedefler İçin İş Dünyası (B4G) Yönetim Kurulu Başkanı Şükrü Ünlütürk, özgürlükçü, kapsayıcı, daha adil bir dünyanın önemini vurgulayarak, bir ekonomik çöküş yaşandığını, bunun sonunda iklim krizi ile karşı karşıya geldiğimizi, kapitalizmin ne zaman sona ereceğinin tartışılmaya başlandığını belirtti.
Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi, Yazar, Stratejik Yönetim Danışmanı, Öğretim Görevlisi İdil Türkmenoğlu, şirketlerin paydaş kapitalizmini konuşmaya başladığını, insan, gezegen, refah konularının şirket stratejilerinin içine girdiğini, paydaş kapitalizminin herkese yarar sağlamaya söz vererek, ekonomik büyümeyi birlikte büyümeye çevirmek, tüm paydaşları büyütmek anlamına geldiğini ifade etti. “Kültür, stratejiyi kahvaltı niyetine yiyor” diyen Türkmenoğlu, karar noktalarını kolaylaştırmak, sürdürülebilirliği her alana zerketmek, yasak savan değil, konuyu dert eden ekiplerin gerekliliğine dikkat çekti.

Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Cemal Dördüncü, paydaş kapitalizminde ‘artık hissedar yok, paydaş var’ anlayışı olduğunu, vahşi kapitalizmin çökmeye başladığını, sadece büyümeye ve kar üretmeye yönelik şirketlerin artık sürdürülebilir olmadığını Pandemi’nin bize gösterdiğini kaydetti: “Şirketinize bir hikaye yaratmanız gerekiyor. Paydaş kapitalizminde adil, hesap verebiliyor, çevreye ve çalışanlara şeffaf ve sorumlu olacaksınız. İşletme körlüğünden kurtulmalısınız.” Yönetim kurullarına dışarıdan profesyonellerin alınması gerektiğini de aktaran Dördüncü, Akkök Holding’de bütün yönetimlerin ve bütün şirketlerin Global Compact’a imza attığını, Koç Holding, Sabancı Holding gibi birçok şirketin de bu işi tamamen benimseyip içselleştirdiğini, ‘iklim krizi, döngüsel ekonomi, karbon ayak izini azaltma’ konularının şirket stratejilerine, yatırımlara yerleştiğini anlattı: “İçinde adalet, çevre, cinsiyet eşitliği de bulunan kültür değişikliği önemli.”

TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, paydaş kapitalizminin şirketlerin sürdürülebilirliği için önemini vurguladı: “Paydaşlarına değer yaratamayan hiçbir organizasyonun başarı şansı olmadığını düşünüyorum. Hedefimiz topluma, çalışanlara, müşterilere değer katmak olmalı.” Kadınların yönetim kurullarında daha fazla yer alması gerektiğini, yatırım yaparken çevre efektine, değer yaratımına bakıldığını, daha şeffaf, yalın, daha adil gibi özelliklerle liderlik tanımının değiştiğini paylaşan Turan, araştırmaların ülkemizde yoksulluğun yerleştiğini gösterdiğini, şirketlerin büyümesi kadar, yoksullukla da mücadele etmemiz gerektiğini söyledi.

Index Grup Yönetim Kurulu Başkanı, TÜSİAD Önceki Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, Dünya’nın değer üretimine odaklanan bir paydaş kapitalizmine doğru aktığını söyledi. “Bu topraklardan aldığını yine bu topraklara geri vereceksin arkadaş” diyen Bilecik, gruplarında 3 halka açık şirket bulunduğunu, 2000’li yıllardan bu yana yönetim kurullarında bağımsız yönetim kurulu üyesi bulunmasının muazzam faydasını gördüklerini, TÜSİAD Çevre ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu’nun iklim krizine ilişkin 3’ün üzerinde rapor yayınladığını paylaştı: “Daha fazla insan odaklı düşünelim, artık, daha iyi bir gelecek için ellerimizi taşın altına koyma dönemi geldi.”

Kimseyi Geride Bırakma: Kapsayıcı Kalkınma Yaklaşımı
Kimseyi Geride Bırakma: Kapsayıcı Kalkınma Yaklaşımı oturumunu yöneten Tezmaksan Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Üyesi ve KalDer Yönetim Kurulu Üyesi Fatma Aydoğdu, kalkınmanın yol haritasının çizildiğini, 9 yıldan az zaman kaldığını, kalkınma anlayışındaki değişimin yeni bir yaklaşımı istediğini söyledi.

ILO Türkiye Direktörü Numan Özcan, ILO’nun ‘insana yakışır iş’ gündemini kabul ettiğini, bunun “Kadın ve erkeklere eşitlik sağlayan, çalışma hayatındaki temel haklara saygı duyan, zorla çalıştırılmama ve örgütlenme olan, çocuk işçi olmayan, iş sağlığına saygı duyulan, çalışan ve aileleri için sosyal koruma sağlayan, çalışanların sosyal diyalogla yönetime katılabilir bir iş” diye tanımlandığını, herkesin insana yakışır işlerde çalışması gerektiğini, işin sürdürülebilir kalkınma amaçlarının merkezinde yer aldığını, ILO’nun temel felsefesinin merkezinde ‘sosyal adalet’ olduğunu söyledi. Sürdürülebilir tarım, kaliteli eğitim ve toplumsal cinsiyet eşitliği konularının da önemini vurgulayan Özcan, şirketlerin paradigma değişikliği yapması, her aşamada sürdürülebilirliğin herkesin ortak hedefi olması gerektiğini kaydetti: “Şirketler, elde ettikleri gelirleri çalışanlarıyla adil paylaşmalı.”

Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu Kurucu Direktörü ve Danışma Kurulu Üyesi ve Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi Melsa Ararat, Phd, 2010-2015’te çalışanlar arasında çok artan uçurumun ve gelir dağılımında eşitsizliğin; popülist milliyetçi duyguları körüklediğini, bunun sosyal hoşnutsuzluğu, politik riskleri artırdığını, nüfusun yüzde 5’inin varlıkların çok büyük kısmına sahip, orta sınıfın eriyor olmasının, şirketlerin müşterilerinin alım gücünü azalttığını, kapitalizmin ‘sen de çalış, sen de yapabilirsin’ vaadini gerçekleştiremediğini, uçurumun sosyal sınıfların yanı sıra kadınlar için de derinleştiğini, kadının küresel ekonomiye katılamamasının 6 trilyon dolarlık bir kayıp olduğunu, eşit kabul edilmeyen kadınların karar mekanizmalarına katılmalarını sağlamanın hedeflenmesi, şirketlerin kendi bünyelerindeki toplumsal cinsiyet eşitliği metriklerini iyi tanımlamaları gerektiğini dile getirdi: “Ekonomi için çok büyük bir yetenek ve yetkinlik kaybı. Ücretlerin çok düşmesi nedeniyle gençler çalışmamayı tercih ediyor. ‘Kölelik düzenine hayır’ diyen bir gençler ordusuyla karşı karşıyayız.”

Çocuk Eğitimi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ömer Cenker Ilıcalı, engelli eğitiminin iyi düzeyde götürüldüğü ülkelerde, engelli çocukların işle ilgili bir takım yeteneklere sahip olduğunu, böylece işte eşit olabildiğini, meselenin düzgün bir eğitimin bireylere sağlanması, engellilerde özellikle işitme engellilerde eğitimin, zihinsel gelişimin tamamlanmasında önemli rolü olduğunu belirtti: “Eğitimin belirleyiciliği çok keskin ve net.” Ilıcalı, eğitimde kadına bakış konusunda toplumun ve bireylerin bakışlarını değiştirmeye ve vicdani yenilenmeye ihtiyaç olduğunu düşündüğünü paylaştı.

Dönüşümün Kaynağı Finans
‘Dönüşümün Kaynağı Finans’ oturumunu yöneten Dünya Gazetesi (NBE) Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, Z kuşağının katkılarıyla paydaş kapitalizmine geçişin olacağını öngördü.

Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı ve Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi ve Türkiye Sürdürülebilir Bankacılık ve Finans Çalışma Grubu Başkanı Ebru Dildar Edin, iş dünyasının büyüme ve karlılıktan değer üreten paydaş ekonomisine geçtiğini, bugüne kadar sürdürülen serbest piyasa ekonomisinin yaşam kalitesinde önemli rol oynadığını aktardı: “Yaşam süresinin 72 yıla ulaştığı bir döneme ulaştık. İklim koşulları gibi temel sorunlar, Covid-19 Pandemisi gibi küresel meseleler, paydaş ekonomi modelini şart haline getiriyor. Yani sistemin içindeki sorunlara sistemin çözüm üretmesinin doğru olacağı öngörülüyor. Örneğin; iklim kriziyle mücadelede başarılı olduğumuzda 26 milyar dolar avantaj sağlayabiliriz. İklim kriziyle mücadele için ciddi kamu fonları devreye giriyor.” Edin, Garanti BBVA’nın 12 yıldır iş stratejisini iklim krizi ve kapsayıcı büyüme olarak belirlediğini, 19 milyonu aşan müşteri sayısı, 880 şube ağıyla bu stratejileri destekleyen ürün ve hizmetlere yoğunlaştıklarını anlattı: “Örneğin; sürdürülebilirlik hisse senedi fonunu oluşturduk, bugün 3 farklı hisse senedi fonumuz bu alanda yer alıyor. Bireysel müşterilerin sürdürülebilir şirketlere yatırım yapmasını teşvik ediyoruz. Önümüzdeki dönem müşterilerimizin doğalgaz faturası gibi sabit faturalarından bireysel karbon ayak izini ölçmeye başlayacağız.”

Koç Holding Baş Ekonomisti Dr. Ahmet Çimenoğlu, özellikle iklimle ilgili konularda vakit harcanacak lüks olmadığını belirterek, herkesin hazır olmasını beklemeden yola çıkılmasını istedi. Sıkıntıların koşmaya başladıktan sonra düzeltilebileceğini öngören Çimenoğlu, aciliyetin gerçekliğin önüne geçtiğini, sürdürülebilir finans alanında Türkiye’de gelişim bulunduğunu, bankacılığın dönüştürücü gücünü daha etkin kullanmak için şirketler tarafında bazen ceza göstermek gerektiğini, sürdürülebilirlik hikayesi olmayan şirketlerin önümüzdeki dönemde varlığının tehdit altında bulunduğunu, emisyonlarda AB standartları tutturulamazsa ticaret yapılamayacağını, bu gibi gelişmelerin, dönüşüm için itici güç olduğunu, bu motivasyonu kullanarak şirketleri dönüşüme hazırlamak gerektiğini kaydetti.

Turkcell Finanstan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı ve UN Global Compact CFO Görev Gücü Üyesi Osman Yılmaz, sürdürülebilir kalkınma amaçlarının özel sektöre bırakıldığını hatırlatarak, her geçen gün çevre ve sosyal sorumluluk fonlarının sayısının arttığını, telekom şirketlerinin hem sağlık hem mobilde yatırımları olduğunu, finansmanın yeşil olmasının maliyetini direkt etkilediğini paylaştı: “Telekom olarak birçok yatırımın var olması için altyapı sağlıyoruz. Bunu yaparken de ciddi enerji kullanıyoruz. 7 yıllık dijital dönüşüm Pandemi’de 1 yıla indi. Dijital şirketler büyüdü ama bunu yaparken altyapı şirketlerini kullandı. Altyapı sağlayan kurum olarak biz de artan enerjinin sürdürülebilir olmasına odaklanıyoruz. Örneğin; rüzgar enerjisi yatırımı yaptık.”

Kalkınmanın Temeli Eğitim
Kalkınmanın Temeli Eğitim oturumunu yöneten MEF Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof.Dr. Erhan Erkut, Pandemi’de Dünya’nın eğitimde tökezlediğini belirterek, YetGen (Yetkin Gençler) projesinin 2015’ten bu yana lise ve üniversite öğrencilerine 21. yüzyıl yetkinliklerinin ve farkındalığının kazandırılmasını amaçlayan eğitim programının 14 haftalık, birey odaklı ve eşitlikçi bir eğitim olduğunu anlattı. Erkut, dönüşümün öğretmenlerden başlayarak yapılabildiğini, son yıllarda eğitimde sınıflaşmanın arttığını gördüklerini, kaynakların yanlış yere yönlendirildiğini söyledi: “Paran varsa özel okula gidebiliyorsun yoksa imam hatip.” Erkut, beceri, yetkinlik odaklı eğitime, daha fazla hibrit eğitim sistemlerine, içerik yerine proje odaklı eğitimlere geçilmesi, çocukların daha fazla sahada olması, bazı üniversitelerin dünya standartları için hedef koyması, üniversite enflasyonundan vazgeçilmesi gerektiğine değindi: “0 makale ile 68 rektör atarsanız dünya standartlarında eğitimin önemi kalmıyor.”

Eğitimpedia Kurucusu Ali Koç, eğitim sisteminin sermayeye çalışan yetiştirmek üzerine kurulu olduğunu, ancak insan gücü yetiştirmede planlama bulunmadığını, Eğitimpedia’yı kurduklarında çocukların bahçeye 2 saat çıkıyor olmasının slogan diye algılandığını, bugün her okulun bunu söyleyebildiğini, ana problemin eğitime erişim olduğunu, bütüne bakıldığında en dezavantajlı grupların ileriye taşınması, eğitimin sosyal girişim olarak güçlendirilmesinin önemli olduğunu, eğitimle STK’ların uzmanlaşarak sayılarının artması, Dünya’daki gibi eğitim fakültesi bulunan okulların bünyesinde uygulama okulları olması gerektiğini anlattı.

Hayal Köyü Kurucu Ortağı Dr. Burak Ülman, Eğitim sorunlarının bütün Dünya’da problem olduğunu, kalkınmadan bağımsız eğitimin meselesinin özüne bakılması gerektiğini, 2000’li yılların ortalarında Türk eğitim sisteminde alternatif arayışlar başladığını, ‘Daha katılımcı, ekolojik, çocuk haklarını hayata geçiren okullar yapabilir miyiz?’ sorusuyla yeni yaklaşımların önünün açıldığını, temel meselenin çocukları dahil etmek, platformlarının temelinin çocukların katılımını eğitim sürecine almak olduğunu, kamusal dönüşüm için stratejileri konuşmamız, Dünya standartlarında eğitim için erken çocukluk ve ilkokul eğitiminden başlanması gerektiğini; sorgulayan, karar verebilen, özgüvenli, iyi insana, iyi insan eğitimine ihtiyaç bulunduğunu, bunun için önce öğretmenlerin sosyal, duygusal gelişimini sağlamak gerektiğini paylaştı.

Eğitim Reformu Girişimi, Gazeteci ve ERG Araştırmacısı Umay Aktaş Salman, “Sürdürülebilir yaşam için eğitimin rolü kritik. Salgın bize bunu hatırlattı. Önce eğitime erişmek gerekiyor” dedi. Türkiye’de cinsiyet, etnik köken, yerleşim yeri, sosyo-ekonomik durumundan bağımsız tüm çocuklara kapsayıcı, nitelikli bir eğitimden söz ettiklerini, hala tüm yaş gruplarında eğitime erişemeyenler bulunduğunu, 13 yaşından sonra eğitim dışına çıkıldığını, kız çocuklarının eğitime erişiminde bölgelere göre çok farklılıklar bulunduğunu, lisede bazı illerde kızların okula gitme oranının düştüğünü, okula devam etmenin önemli bir sorun olduğunu aktaran Salman, bağımsız ve kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan ERG’nin çalışmalarına değindi.

Tarladan Sofraya: Tarım ve Gıda
Tarladan Sofraya: Tarım ve Gıda Oturumu’nu yöneten Dünya Gazetesi Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım, Pandemi ile birlikte tarımın daha da önem kazandığını, su sorununun çok önemli, gıda fiyatlarının Türkiye’de de çok yüksek olduğunu, Dünya’da gıda fiyatlarının son 10 yılın en yüksek seviyesine ulaştığını, sürdürülebilirliğin gündemde olduğunu, organik tarım ve iyi tarımın öneminin anlaşıldığını, tarımda, gıda da yoğun bir teknolojiye geçiş ve öze dönüş gördüğünü paylaştı: “600-700 milyon kişi aç yatağa giriyor, 30-40 milyon kişi ölüm çizgisinde aç, obeziteden insanlar ölüyor. Aldığımızdan çok daha temiz bir dünyayı çocuklarımıza bırakmak zorundayız.”

Tekfen Holding Tarımsal Sanayi Grubu Başkan Yardımcısı Hakan Göral, formu ne olursa olsun bitkinin beslenmeye, gübreye ihtiyacı olduğunu, Pandemi’de Dünya’da gübre tüketiminin azalacağı beklenirken yüzde 5 arttığını, 2021’de de yüzde 1.5 artmaya devam edeceğinin öngörüldüğünü, doğalgazın bütün gübrelerde kullanılan amonyağın hammaddesi olduğunu, Avrupa’da doğalgaz krizi çıkınca, amonyak üreticilerinin fabrikalarını kapamaya başladığını, 2021 Eylül’ünde 194 dolar olan amonyağın fiyatının 800 dolar seviyesine çıktığını, karbon üreten siyah amonyak yerine yeşil ve mavi diye adlandırılan çevreci amonyağa geçilmesi gerektiğini, Türkiye’nin yenilenebilir enerjiyi kullanarak amonyak üretimini daha fizibil hale getirdiğini, bütün Dünya’nın ürettiği gıdanın yüzde 24’ünün tüketilmeyerek atıldığını ve gübre yönetiminin önemli olduğunu anlattı.

Değirmen Eko Yatırım A.Ş. İşletmeleri Sahip ve Genel Müdürü Gürsel Tonbul, 25 sene önce organik tarıma başladığını, organik tarımın, sistem ve disiplin gerektiren bir iş olduğunu, Pandemi ile birlikte özellikle bağışıklık sistemiyle ilgili sağlık sorunlarının gıda kaynaklı olduğunun kabul edildiğini, böylece güvenilir gıda arayışının ortaya çıktığını, organik ürünlerin daha yüksek besin değeri taşıdığından daha az tüketilerek ihtiyacın karşılanabildiğini söyledi. “Toprağı yormayalım, suyu az kullanalım, enerjiyi fazla kullanmayalım, daha çok güneş ve biyoenerjiden yararlanalım. Organik tarım buna açık bir tarım modeli” diyen Tonbul, yerel tohum, yerel üretim ve tüketimin güçlendirilmesi, karbon ayak izi bırakmadan üretim ve tüketim politikalarının geliştirilmesi, gönüllü veya gönülsüz hepimizin yeme-içme alışkanlıklarını değiştirmemiz, ihtiyacımız olan kadarını tüketmek, hiçbir zaman tarımı daha çok kazanmak adına araç görmemek, gıdada atığı sıfırlayan, tohumdan başlayan, üretimde, soframızda bıraktığımız tek lokmaya varana kadar israf tablosunu değiştirmemiz gerektiğini dile getirdi.

Ion Akademi Kurucusu Ali Rıza Ersoy, İzmir Urla’da Barbaros Köyü’nde termakültür prensiplerine göre 1 dönüm üzerinde üretim yaptıklarını, herkesin karşı çıkmasına rağmen 3 yılın sonunda başarılı olduklarını, Endüstri 4.0’ı tarif eden teknolojilerin çok hızla yayıldığını, tarımın da bunun dışında kalmadığını, aç kalmaktan korktuğumuzu, Pandemi’nin tarımın sahip olduğu gerçek prestiji tüm Dünya’ya gösterdiğini ifade etti.

2. GÜN

Ortak Amaç İçin Enerji
Ortak Amaç İçin Enerji oturumunu yöneten Socar Türkiye Strateji Başkanı ve KalDer Yönetim Kurulu Üyesi Kaan Mirzayev, “Socar Türkiye Grup olarak uluslararası arenada standartları takip eden değil, standartlara yön veren olmak kalite yöntemleri misyonumuzdur” dedi. Mirzayev, güvenli ve sürdürülebilir enerji arzının her ülke için stratejik önem taşıdığını, arz talep dengesi kurulamadığında fiyatların arttığını ve ekonomik büyümeyi yavaşlattığını, Pandemi’nin enerji piyasalarında çalkantılı bir sürecin yaşanmasına yol açtığını, küresel pazarda arz-talep dengesinin sürdürülebilir bir seviyeye oturması için halen biraz daha zaman gerektiğini kaydetti. Mirzayev, Türkiye’nin Paris Anlaşması’na taraf olmasıyla bu alanda yeni ve önemli bir döneme girdiğini ifade etti.

Limak Uludağ Enerji Genel Müdürü ve KalDer Yönetim Kurulu Üyesi Ali Erman Aytac, mesken tüketimlerinde de artışlar, 2021’in 2. çeyreğinden itibaren 2020’nin tersine enerji fiyatlarında çok ciddi artışlar yaşandığını, Türkiye’nin doğalgazdan dolayı daha az etkilendiğini, 2022 başında bir düşüş trendine girileceğini öngördüklerini paylaştı: “Küresel emisyonların büyük kısmı elektrikten geliyor. Türkiye 2030-2035’e dek kömür santrallerinden elde edeceği elektriği azaltmayı planlıyor. Yenilenebilir kaynaklar bir güç.”

Enerjide Dijitalleşme Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof.Dr. Kamil Çağatay Bayındır, enerjinin ulusal ve küresel refahın vazgeçilmez unsuru olduğunu, ciddi değişim ve dönüşümleri iklim değişikliğinin tetiklediğini, karbon emisyonu yaratmadan bunu karşılamak zorunda olduğumuzu vurguladı: “Yenilenebilir enerji kısıntılı kaynaklardan dolayı dezavantaj gibi ama yönetilebilir hale gelecek. Teknolojik gelişmeler, dijitalleşme, enerji sektörünün tam kalbinde yer alıyor, köklü dönüşümlere yol açıyor. Elektrik tüketiminin 2050’ye kadar çok artacağı rapor ediliyor. Bu dönüşümde elektrifikasyon önemli bir unsur. Sektörün verimliliğini artıracak kararlara yardımcı olmalı. Geleneksel kalıplarla devam edemez. Elektrikli araçlar fazlalaşmalı.”

Opet Genel Müdür Yardımcısı Burak Ülken, Dünya’nın odağının yenilenebilir enerjiye kaymaya, bu alana yatırımların artmaya başladığını söyledi: “2050 için elektriğe, bioyakıtlara yatırım yapıyorlar. Akaryakıt sektörü yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek zorunda. Dünyanın değişmesi gerekiyor. 2021’de dünyadaki elektrik sektöründe yenilebilir enerjinin payı yüzde 26 olmuş, bunun artması lazım. Türkiye yenilenebilir enerjide yatırımda 50 milyon dolar seviyelerine ulaştı. Sürdürülebilir kalkınma, sürdürülebilir teknoloji ile mevcut olur, bunu yapan şirketler var. Mesela; petrol çıkarmada kullanılmış suyun, akaryakıtın da yeniden kullanımı söz konusu.”

ÇEİS Genel Sekreteri Dr. H. Serdar Şardan, 100 yıldır Türkiye’de faaliyet gösteren Türk çimento sektörünün güçlü kurumsal yapısı, teknolojisi ile küresel ölçekte de söz sahibi olduğunu aktardı: “115 milyon ton üretim kapasitesi ile Avrupa’nın en büyük, dünyanın 5. üreticisi konumunda. Çimento sudan sonra en çok kullanılan ürün. Enerji yoğun bir endüstri. Sanayi sektörleri içerisinde en çok enerji harcayan sektör. Alternatif yakıt kullanımı sektörde ve sürdürülebilirlikte önemli. Alternatif yakıt tüketimi Türkiye’de yüzde 8.5, AB’de yüzde 60. Biz uzun yıllardır belediye atıklarına talibiz. 2050’ye kadar çimento üretimi artacak. Sera gazı kullanımını azaltmayı amaçlıyoruz.”

Sağlıklı Kalkınma İçin Sağlık
Sağlıklı Kalkınma İçin Sağlık oturumunu yöneten Genveon İlaç Genel Müdürü ve KalDer Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Erhan Baş, Pandemi’nin sağlık sektörü çalışanlarının önemini anlamamızı sağladığını, kronik hastalıkların giderek arttığını söyledi.

Toplumdaki psikolojik sorunları ele aldığı yapıtlarıyla adından söz ettiren
Madalyon Psikiyatri Merkezi Başkanı ve Yazar, Psikiyatrist Dr. Gülseren Budayıcıoğlu, Pandemi’de önce insanların 4-5 ay ciddi panik yaşadığını, sonra evde oturmayı, evden çıkmamayı öğrendiğini, buna alışkın olmayan erkeklerin ve çocukların olumsuz etkilendiğini, hayatını evde geçirmeyenlerin çoğunun yaşama nereden tutunacağını bilemediğini ve öldüğünü, yoğun kaygı bozuklukları, depresif obsesyonlar, panik ataklar, hastalık hastalarının ve daha çok nörolojik hastalıkların bu dönemde ciddi artış gösterdiğini, gençlerde Covid yokmuş gibi yaşama ve ciddi bir inkar mekanizmasının gelişmeye başladığını, korkuların kronikleştiğini anlattı. “Buna toplumun yavaş yavaş adapte olacağını göreceğiz” diyen Budayıcıoğlu, Covid dışı ruhsal ve bedensel hastalıklara karşı uyanık olmamız gerektiğini, olumlu insan ilişkileri, aidiyet duyguları, toplumda ve ailede yer edinme, hatta kahkaha atmanın bile bağışıklığı artırdığını, toplumumuzda ‘kadın ne kadar fedakarsa o kadar makbuldür’ anlayışının hakim olduğunu ancak kişinin önceliklerini kendine vererek de çok iyi insan olabileceğini söyledi: “Herkes kendini tanımalı, yaşamak için bir anlam, hedef koyabilmeliyiz.” Çocuklara kaliteli ve özel zaman ayırmanın önemine de değinerek, çocukları dinlemeye, onları konuşmaya teşvik etmek gerektiğini aktaran Budayıcıoğlu, kadının henüz yeni kendini keşfettiğini, kadının rekabetinin erkeği çok öfkelendirdiğini, tüm Dünya’da artan şiddetin temelinde de bunun yattığını ifade etti.

Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve Bilim Kurulu Üyesi Prof.Dr. Mehmet Ceyhan, salgının çok iyi anlaşılmadığını, toplumsal anlamda düşünüldüğünde en büyük felaketin salgın olduğunu, şu an Türkiye’de 4. Dalga içinde bulunduğumuzu aktardı. “Pandemi’nin mevsimi olmaz” diye uyaran Ceyhan, Dünya’da vakalarını azaltamayan 3 ülkenin Türkiye, Rusya ve İngiltere olduğunu, bu kadar tedbirsizlik ve aşılama düzeyiyle çok acı çekeceğimizi, Avusturya’da aşı olmayanlara sokağa çıkma yasağı, Norveç’te karantina uygulamasına başlandığını, bu işin daha büyümeden oluruna bırakmanın maliyetinin büyük olduğunu, Bakanlık rakamlarıyla günde 250 kişi, kalp krizi vb. etkileriyle birlikte ise ortalama 500 kişi civarında ölüm yaşandığını paylaştı: “Bu şekilde ekonomi yürümez. Böyle bir salgının içinde insanlar ne ticaret, ne sanayi yapabilir. Bu salgın bitecek ama yeni salgınlar gelecek. Pandemi mücadelesi koruyucu hekimlikle olur.”

Yeşil Anlaşmaların Küresel Etkileri ve Eylem Talebi
GtAlliance UK Kurucu Ortağı, Sürdürülebilirlik ve Araştırma Danışmanı Ali Gizer, iklim değişikliğinde küresel ölçekteki payımız az olsa da bunu sıfırlamanın mümkün olduğunu ve politikalarımızı değiştirmemiz gerektiğini söyledi.

Kocaeli Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı ve İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, AB’nin 2050’ye kadar iklim nötr, Türkiye’nin de 2053’e kadar iklim nötr olmayı hedeflediğini, karbon pazarının oluşturulduğunu, 5 sektörde de ithalatta karbon sınırlaması getirileceğinin duyurulduğunu, AB Yeşil Mutabakatı’na uyum sağlanmadığı ve hiçbir şey yapılmadığı takdirde AB’ye yılda 771 milyon Avro vergi vereceğimizi, değişen koşullara göre ihracatımızın önünde 2 milyar Avro yapay bir engel göreceğimizi ifade etti: “Ciddi baskı altındayız.” Elektrikli şarj istasyonlarına geçmemiz gerektiğini, yeşil hidrojenin de çok değerli bir teknoloji ve California’da hidrojenle çalışan araçların yollarda olduğunu, geri dönüşüm mekanizmalarının öne çıktığını, ulaştırma ve lojistikte ‘akıllı’ ve ‘mobilite’nin hedeflendiğini bildiren Zeytinoğlu, “2053 net sıfır hedefiyle birlikte bir yol haritası oluşturmalıyız, hangi önlemleri alacağımıza karar vermeyiz, tüm sektörlerde karbon ayak izini hesaplamalıyız. Sektörlerin dönüşümü için kolaylaştırıcı önlemler almak lazım” dedi. Zeytinoğlu, 750 milyar Avroluk yeni bir AB fonu oluşturulduğunu, Türkiye’ye ayrılanın da takribi 3 milyar Avro olduğunu, AB standartlarında ürettiğimiz için sanayi ürünlerimizi tüm Dünya’ya satabildiğimizi, Gümrük Birliği güncelleme çalışmalarının Avrupa Yeşil Mutabakat’a uyumu kolaylaştıracağını düşündüğünü, izolasyonu çok kötü birçok bina bulunduğunu, yalnızca yenilemeyle 10 kömür santrali yapmış kadar enerji tasarrufu sağlayabileceğimizi, Türkiye’nin karbon sıfır hedefine daha hızlı ulaşacağına inandığını, termik santrallerin kapatılmasına ilişkin hedeflerimiz olması gerektiğini söyledi.

Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği Kurucu Direktörü Bengisu Özenç, aslında bir ölüm-kalım meselesi olduğunu belirterek, iklim değişikliğinin geri dönülemez etkilerinden kurtulmak için 1.5 derecenin altında tutmaya çalışmanın önemli olduğunu, Covid-19 ortamında net sıfır hedeflerinin artarak ilerlediğini gördüklerini, 113 ülkenin yeni beyanlarda bulunduğunu, 70 ülkenin net sıfır hedeflerini ortaya koyduğunu, Hindistan’ın 2070’te net sıfır olacağını açıkladığını kaydetti: “2040’da küresel olarak kömürden çıkma hedefini başarabilirsek 2050’de nötr 0 hedefine ulaşılabilir. Türkiye buna katılmadı. Bir küresel metan taahhüdü ortaya çıktı, 100’den fazla ülke 2030’a kadar yüzde 30 azaltım sözü verdi, Türkiye buna taraf olmadı, kömürü tarihe gömmek için bir ittifak oluşturuldu, Türkiye buna ortak olmadı.” Özenç, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’na onay verdiğini, 2053’te net 0 hedefini koyduğunu, Yeşil Mutabakat Eylem Planı’nı, halihazırda iyi yaptığı yenilenebilir enerji hedeflerinin çok daha iyi olabileceğini, zor adımlarda biraz daha geride kaldığımızı, verilmiş sözleri olduğu gibi uygulamanın çok önemli olduğunu, 1.8 dereceye doğru gidiyoruz gibi göründüğünü, bu verilen sözlerin hemen uygulanmasına ihtiyacımız bulunduğunu, kömürün ve fosil yakıtların hedef alınmasının önemli kazanımlar olduğunu, Türkiye’nin bu sürece ürkekçe değil, cesaretle adım atması gerektiğini paylaştı: “Eğitimin en başından itibaren farkındalık yaratmak önemli. Bu bir kalkınma meselesi, onun için katılımcılık çok önemli.”

Gürmen Group Yönetim Kurulu Üyesi Yasemin Gür Solmaz, İSO İkinci 500 Büyük Şirket listesinde yer aldıklarını, 1970’lerde İngiltere’de kurulan, 1980’lerde Türkiye’ye taşınan bir aile şirketi olduklarını, Ramsey ve Kip markalarıyla üretim yaptıklarını, 2500 kişiye istihdam sağladıklarını, 32 ülkeye ihracat yaptıklarını, tekstil, zeytincilik, süt çiftliği, yenilenebilir enerji alanlarında faaliyet gösterdiklerini, sıfır atık prensibini benimsediklerini, örneğin; süt çiftliğinde bütün gübrelerden çıkan biyogazla çiftliğin enerjisini elde ettiklerini, jeotermal enerji ürettiklerini, tedarik zincirinin hepsini yeşil enerjiden karşıladıklarını, karbon ayak izini kayıt altına aldıklarını, bu çalışmalarda hedef koymak ve cesaret gerektiğini, sadece biraz çalışmak, çabalamak ve dünyayı takip etmek gerektiğini anlattı: “İnsan-para-kaynak 3’lüsü düzgün ve orantılı kullanılmazsa sürdürülebilir olmak mümkün değil. Hakikaten cesaret etmek, adım atmak, şirket liderleri olarak örnek olmak, dünyayı iyi izlemek, stratejilerimizi ona göre iyi hizalamak, gezegene bakmak zorundayız.”

Rekabetçilik İçin Verimlilik Yönetimi
TPM Danışmanı Türker Bozunoğulları, Japonlar’ın “Her çalışan beyin, her hafta bir öneri vermeli, her ay bir fikir verebilmeli” sözüne değinerek, “Mutlu çalışanlar olması lazım, içeriği zenginleştirip, felsefesini anlayarak devam edin” dedi.

Maxion İnci Alüminyum Genel Müdürü Ali Altınkaya, 3 tesiste faaliyet gösterdiklerini, TPM’e 2007’de ilk adımı attıklarını, 2008 krizi başladığında ise çok etkili projelere imza attıklarını, hurda oranları, enerji gibi alanlarda önemli sıçramalar sağladıklarını, 2010’da alüminyum fabrikası yatırımını sağladıklarını, erken ekipman sistemini çok iyi oturtturduklarını, bunun işi hızlandırdığını, hatasızlaştırdığını, çalışanlarının ve ustalarının sektörlerinde sözü dinlenir, referans alınır hale geldiğini, TPM’in çalışanların ve kendisinin kariyer yolculuklarına ciddi katkısı olduğunu paylaştı.

Gates EMEA Bölgesi Kalite Müdürü Bertan Öğüt, şirketin ilk Türkiye yatırımını 2009’da yaptığını, operasyonel verimlilik ve maliyet daha önemli hale gelince TPM’i devreye aldıklarını, üretim adetlerini yükselttiklerini, üretim maliyetlerini düşürdüklerini, siparişlerinin yüzde 30 ve verimlilik iyileştirmeleriyle kapasitelerinin arttığını, ürün çeşitliliği sağlandığını, çalışanları da memnun eden bir sistem oluşturmayı başardıklarını paylaştı: “TPM bize geleceği yönetmeyi öğretti. Mavi yaka gelişimi inanılmaz oldu.”

Yünsa Yünlü San. Ve Tic. A.Ş. Operasyon Direktörü Engin Sarıbüyük, TPM’e geçince olumsuzlukları farkeden, önleyen bilinçli operatörler yetiştirmeye başladıklarını, ‘kayıpları sıfırlamak’ diye hayatlarında bulunmayan bir kavramla tanıştıklarını, 5.0 hedefi koyduklarını, müşteri, paydaş ve çalıştıkları çevre memnuniyetine odaklandıklarını, arızalarının 20 kat iyileştiğini, hataların azaldığını, 10 yılda yaklaşık 50 proje yaptıklarını, çalışanlarının yüzde 33’ünün kadın çalışanlardan oluştuğunu, farklı üretim prosesleri geliştirdiklerini dile getirdi.

‘Ortak Amacın Gücü: KalDer-EFQM Modeli’
KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Bayraktar’ın yönettiği ‘Ortak Amacın Gücü: KalDer-EFQM Modeli’ başlıklı oturumda EFQM Global Award 2021 kazananı Bosch Blaichach, EFQM Modeli sayesinde geçtikleri “kalite ve sürdürülebilir” odaklı yönetim sistemi ile ilgili sunum yaptı. Sunumda, EFQM modelinin kendileri için harika bir yöntem olduğu, amaçlarının herhangi bir fabrika değil en iyi fabrika olmak istedikleri, bunun için mühendislerini zorladıkları, vizyonlarını ortaya çıkarmaya çalıştıkları, inovasyon ve dijitalleşmeyle rekabet güçlerini iyileştirmeye çalıştıkları anlatıldı.

EFQM CEO’su Russell Longmuir, birinci hedeflerinin topluma katkı sağlamak, toplumu bir paydaş olarak görmek olduğunu, modelde kurumlara ‘sizin topluma katkınız nedir?’ diye sorup, puanlama yaptıklarını, bunun kurumları odaklanmaya ittiğini söyledi.

Toyota Boshoku Türkiye Başkanı Yoshiyuki Kato, iş kalitesini iyileştirmek istediklerini ve aradıklarının EFQM modelinde olduğunu gördüklerini, EFQM modelini anlamak suretiyle paydaş kapitalizmine geçiş yaptıklarını, modelin topluma saygılı, sürdürülebilir amaçlara uygun olduğunu aktardı: “Amacımız, hedefimiz sürdürülebilir topluma sanayi üzerinden katkıda bulunmak. Sıkı çalışalım, birlikte büyüyelim.”

29. Türkiye Mükemmellik Ödülleri sahiplerini buldu
Türkiye Mükemmellik Ödülleri’nin  bu yılki sahibi ELTEMTEK A.Ş. ve Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi oldu. Böylece Türkiye Mükemmellik Ödülü kazanan kuruluş sayısı 65’e yükseldi. 29. Türkiye Mükemmellik Ödülleri Töreni’nde, mükemmellik aşamalarında belge almaya hak kazanan kuruluşlara ‘Yetkinlik Belgeleri’ de verildi. ‘T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’ ile ‘Metro İstanbul A.Ş.’, ‘Mükemmellikte Yetkinlik 5 Yıldız’; ‘Silverline’, ‘TB Sewtech Turkey’, ‘Türkiye Bankalar Birliği’ ve ‘Vakıf Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş.’, ‘Mükemmellikte Yetkinlik 4 Yıldız’; Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) ise “Mükemmellikte Yetkinlik 3 Yıldız” belgelerini almaya hak kazandı.

Küresel Riskleri Anlamak ve Önleyici Liderlik
‘Küresel Riskleri Anlamak ve Önleyici Liderlik” oturumunu yöneten TÜSİAD Baş Ekonomisti Gizem Öztok Altınsaç, paydaş kapitalizmi dönemine geçiş yapıldığını, kar elde etmenin ötesine geçen bir anlayışın konuşulduğu bir döneme girdiğimizi, kuramın uygulamaya geçişinin önemli olduğunu, şirketlerin çevreye uyum, yetenekli çalışanları elde tutma gibi konulara kafa yormaya başladığını söyledi.

Borusan EnBW Enerji Genel Müdürü Enis Amasyalı, iklim değişikliğinin küresel riskleri barındırdığına, su kaynakları ve altyapıyı tehdit eder hale geldiğine dikkat çekerek, küresel ısınmaya neden olan emisyonların yüzde 80’inin enerji kaynaklı olduğunu, iklim değişikliğinin çözümünün enerji sektöründen geçtiğini hatırlattı: “2020’de enerji alanında yapılan yatırımların yüzde 90’ı yenilenebilir alana yapıldı.” AB Yeşil Mutabakatı’na uyum sağlayamayan şirketlerin sistemin dışında kalacağını öngören Amasyalı, bu alandaki rekabetçiliğin korunması için dönüşüm hızının artırılması gerektiğini savundu.

Vakıfbank Genel Müdür Yardımcısı Ferkan Merdan, kurumsal yönetimde en önemli başlığın sürdürülebilirlik olduğunu, kredi portföyünde 1.5 milyar TL’lik bölümünün yeşil finansmandan oluştuğunu belirtti: “Yeşil kredi için Fransız Kalkınma Ajansı’ndan 200 milyon Avroluk fon sağladık. Finansman kaynaklarında yeşil alanlara öncelik veriyoruz.”

Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, yaklaşık 10 yıl önceki Global Risk Raporu’nda; istemsiz göç, olağanüstü hava olayları, iklim değişikliği, doğal afetler ve bölgeler arası askeri politik sorunların ön planda olduğunu, 2021’deki raporda ise ekonomik risklerden çok çevresel ve sosyal risklere kayış yaşandığını, iklim değişikliği, doğal afetler, biyoçeşitliliğin kaybı, siber riskler, borç krizi, enflasyon gibi konuların ağırlık kazandığını, su ve gıda güvenliği, enflasyonun gündelik hayatı etkilediğini ifade etti.

Salgın Sonrası Yeni Sağlık Yaklaşımları
Salgın Sonrası Yeni Sağlık Yaklaşımları başlıklı konuşmasında İç Hastalıkları Uzmanı Prof.Dr. Osman Müftüoğlu, Pandemi’de en önemlilerinden birinin ‘koruyucu sağlık’ olduğunu belirterek, “Koruyucu sağlık meselesini gündemde tutacağız. Geleneksel, doğal sağlık araçlarını da gündeme getireceğiz” dedi. Toplumsal veriler ne kadar önce toplanabilirse biyobank sayesinde verilerin daha net hale gelebileceğini aktaran Müftüoğlu, Pandemi sonrasında ruh sağlığını düşüneceğimizi kaydetti: “Pandemi, bizim checkup denilen bilimsel şarlatanlıktan uzaklaşmamızı sağladı. Pandemi’den sonra sağlık taramalarının adı, checkup değil, kişiye özel sağlık taramaları olacak. Pandemi sonrasında sağlık risk analizleri konuşulacak.”  Uyku meselesinin uyumaktan daha fazla bir şey olduğunu farkettiğimizi ve buna daha fazla ilgi duyacağımızı aktaran Müftüoğlu, egzersizin kilo ve uykuyla değil, ruh sağlığı çözümünde ne kadar önemli olduğunu farkettiğimizi de dile getirdi.

Genç KalDer’liler Soruyor
Kongre’nin ikinci gününde KalDer tarihinde de bir ilke imza atıldı, “Genç KalDerliler Soruyor” isimli oturumda KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Bayraktar, üniversiteli gençlerden oluşan GençKal topluluğunun; GTAlliance UK Kurucu Ortağı, Sürdürülebilirlik ve KSS Danışmanı Sinem Keleş (oturum yöneticisi), GençKal Üyeleri; Tuğçe Küçük, Şeyma Çoban, Mehmet Enes Aktaş, Alper Şahin’in sorularını yanıtladı.

KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Bayraktar, “X kuşağı stresten uzak durmayı, güvenli olmayı tercih ediyor, rekabetçiliği öne çıkıyor. Daha zor tatmin olan bir kuşak. En zayıf yönü daha fazla şeye ihtiyaç duymaları. Z kuşağının mekanik zeka ve becerilerinin yüksek olduğu gerçeği var. Başına buyruk, kendi kurallarının daha doğru olduğunu düşünüyor, iletişim araçlarını etkin kullanmayı tercih ediyor. Z kuşağının bağlılığı daha düşük. İletişim tercihleri farklı. İklim değişikliği onlar için önemli. Kendisine değer, yetki verilmesini önemsiyor” açıklamasını yaptı. Bayraktar, GençKal projesini önceki dönemlerde başladığını belirtti: “Geleceğimizin gençlerde olduğuna inanıyor ve güveniyoruz.” Bayraktar eğitimde fırsat eşitliğinin önemini de vurguladı: “Alınan eğitimle mesleğinizi yapabiliyor donanımda olmalısınız. Bugünkü koşullarda dikey eğitim yerine yatay olarak kendinizi geliştirmeli, ayrıştırmalısınız. Yabancı dil önemli, ikincisi için İspanyolca’yı öneririm.”  Bir gençten ilham aldığı çok projesi bulunduğunu, Tüpraş Batman Rafineresi’nde çalışırken 25-30 yaşlarında iki genç girişimci sayesinde 100 Güleryüz Projesi’ni hayata geçirdiklerini, projenin halen devam ettiğini anlatan Bayraktar, genç girişimcilere fırsat vermeyenlerin kaybedeceğini öngördü, yarınlarda bilgiyi yönetme ve veriyi doğru kullanmanın çok önemli olacağını vurguladı: “Her birey kendisini bir konuda ayrıştırmalı. Yeterli özgüveni olmalı. Kendinizle barışık olmalısınız, güçlü yönlerinizi, zayıf yönlerinizi tanıyın. Gençler, ne okursanız okuyun, bir Franz Kafka’nın Dönüşümü’nü okumadıysanız, yönetici olmayın, kitap okumayı çok önemsiyorum, klasikleri okuyun. Başka kültürdeki insanları anlayın, kabullenin, onlarla birlikte çalışma şartlarınız çok fazla olacak.”

İş Yapma Biçimleri ve Dönüşüm
İş Yapma Biçimleri ve Dönüşüm oturumunu yöneten Borusan Holding İK ve Kurumsal İletişim Grup Başkanı ve KalDer Yönetim Kurulu Üyesi Nursel Ölmez Ateş, Pandemi döneminde kültürü korumanın kolay olmadığını söyledi.

Akbank İnsan ve Kültür Genel Müdür Yardımcısı Pınar Anapa, dijital dönüşüme 6 yıl önce başladıklarını, Pandemi başladığında ciddi farklı aksiyonlar aldıklarını, iletişimin daha da önem kazandığını, iş ve özel yaşamın birbirine karıştığını, bunun dengesini kurmak gerektiğini, belli noktalarda uzaklaşıp, yakınlaştıklarını anlattı: “Pandemi geçse de uzaktan çalışmayı benimsedik. 500 kişi aramıza katıldı. Anlayış ve değer kültürü, öğrenme ve yenilikler, katılım kültürü; 3 bileşeni yeniden ele aldık. Kültür ve davranış modellerini masaya oturttuk. Takdir ve teşekkür tarafına daha fazla odaklandık. Liderlik bu dönemde daha öne çıktı. Liderlik programımızı yeniden gözden geçirdik. Kapsayıcılık için herkesin katılabileceği eğitim grupları oluşturduk. Daha katılımcı anlayışla kararlar almaya başladık.” Anapa, Pandemi’den önce ‘İyi Bir İnsan’ projesini hayata geçirdiklerini de aktardı.

Migros İK ve Endüstri İlişkileri Genel Müdür Yardımcısı Olcay Yılmaz Nomak perakendenin sağlık sektöründen sonra 2. önemli sektör haline geldiğini, esnek ve çevik olma ihtiyacının en üst seviyeye çıktığını, 2020’de 4 online platformda talebin 3 katına çıktığını, bu yılda online büyümenin şirket büyümesinin üstünde olduğunu, artan talep ve saha zorunluluklarından dolayı iş ihtiyacı olanlara çağrı yaptıklarını aktardı: “1000 iyi yürekli insan arıyoruz dedik 1000, 5000 oldu. 2020’de 10 bin istihdam sağladık. Bu yıl 7500 ek istihdam sağladık. Ciddi teknoloji desteği ve koordinasyon gerekiyordu. Gönüllüleri part time’dan tam zamanlıya geçirdik. Öncelikle kendi gruplarımızın geçici çalışanlarını aldık, 300 MC Donald’s çalışanı bizimle çalıştı, birkaç şirketi daha devreye soktuk, geçici istihdam bürolarını devreye aldık.” Nomak, girişimcilik programıyla yeni pazarlama, yeni iş fikirleri çalıştayı düzenlediklerini, 15 takımla 15 yenilikçi iş fikrini hayata geçirdiklerini, örneğin; süpermarket otomatlarını kurduklarını, Pizza Mi-Go, ev lezzetleri markasını oluşturduklarını, bu projelerin yılda 1 milyar TL ciro getirdiğini, çalışanların da motive olup, yetkinliklerinin geliştiğini, Migros’ta inovasyon kültürünün çok uzun yıllardır devam ettiğini dile getirdi.

Ford Otosan İnsan Kaynakları Lideri Ali Rıza Aksoy, işe 2015’te vizyon kelimesinin değişmesiyle başladıklarını, 2017’de kültürel bir arayışa girmeleri gerektiğini farkettiklerini, farklılaşma, dönüşüm, kültürü yönetme ve tanımaya ihtiyaç olduğunu gördüklerini, çevik çalışmayla örtüşen toplam 6 temel prensip, 4 ana değer tespit ettiklerini, yönetimi ele alış şeklinin değiştiğini, dinamik denge kültürünü hedeflediklediklerini, dinamik denge ile çalışma şeklinin birleştiğini anlattı.

Girişimcilik ve Başarı
Girişimcilik ve Başarı oturumunun konuğu Acun Medya Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Acun Ilıcalı, işkolik, eğlencesini iş yapmış bir insan olduğunu, ticarete karşı aşırı bir meyli, birşeyi yapma zorunluluğuna antipatisi bulunduğunu söyledi. Ilıcalı, mesleğe ilk adım attığı yıllardan TV8 kanalını satın alma sürecine giden süreci paylaşarak, “Kazandığımızı riske ederek, işe yatırarak büyüdük. Mükemmelliyetçi bir yapım var. Hata lüksüm yoktu, o da konsantrasyonumu artırdı” dedi. Şirketinde mesai saati bulunmadığını, insanların sabah erken kalkmasına karşı olduğunu, hayat felsefesinin ‘insanların çalışırken mutlu olması’ olduğunu, yazları, 2 ay yaz tatili verdiğini, bunun da çalışan bağlılığını artırdığını, 10 yılda toplamda yalnızca 5 kişinin işten ayrıldığını, işi tatile çevirme derdinde olduğunu paylaşan Ilıcalı, Pandemi’de işlerinin çok ciddi arttığını, insanların daha fazla televizyon izlediğini, Exxen diye bir platform açtıklarını, reklamlar düştüğü için gelir elde edemediklerini ancak Acun Medya olarak Pandemi’den hasarsız çıktıklarını, internet alışverişi aracılığıyla önemli bir reklam grubu oluştuğunu kaydetti: “Seyretmediğim işi yapmam, sevdiğim işi yayınlarım, beğenmezsem yayınlamam. Kalite benim için takdirdir. Bizim işte kalitenin karşılığı; seyircide olan tepkidir. Başarının atardamarı bu. Başarı ortak amaçtan geçer. Ortak amaç üzerine olan konsantrasyon başarıyı getiriyor. Amacımız; kaliteli ve insanların sevdikleri yayınları yapmak. Bunun karşılığını da görüyoruz.”

Ilıcalı, çalışanların risk değil inisiyatif alması gerektiğini, ama asıl olan muhakeme olduğunu söyleyerek, “Bütün çalışanlarımla paylaştığım tek bir sloganım var, muhakeme. Muhakeme üzerine bir dünya kurmalarını isterim hep.” dedi ve gençlere şunları önerdi: “Kariyerleri boyunca hiçbir zaman maddiyatı ön planda tutup, karar vermesinler. Para ve huzuru buluşturabilirseniz mutlu olabilirsiniz. İkincisi, çok zengin olmak zorunda değilsiniz, amacınız asla bu olmasın. Ben muhabirlikten gelen biriyim, muhabirken çok mutluydum. Söylene söylene işe gittim ama maaşlı olduğum dönemde çok mutluydum. Mutluluğunuzu, bulunduğunuz ortamda oluşturun. Olmayacak hayallerin peşinde koşmayın, doğru muhakemeyi kullanıp, doğru zamanda doğru hamleleri yapın.” Ilıcalı, çok önemli bir futbol kulübü almak üzere olduğunu da açıkladı. 

Yorumlar (0)