banner565

banner472

banner458

banner457

Türkiye’nin kalkınma vizyonu: SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

İklim ve ekonomi krizleri, savaşlar, küresel resesyon tehdidiyle boğuşan Dünya ve Türkiye artık 3D olarak da tanımlanan ‘üçüz dönüşüm’e (dijital, yeşil ve toplumsal dönüşüm), odaklanmaya ihtiyaç duyuyor. Bütün bu dönüşümde ve kalkınma hamlesinde kilit rolü ise ‘Sürdürülebilirlik’ oynuyor. Bu süreçte yeşil ve dijital dönüşen, adil değer paydaşlığını önemseyen şirketleri fırsatlar beklerken; dönüşemeyenler Sınırda Karbon Vergisi, AB ETS Sistemi gibi yapıların acı reçetesiyle ve varlıklarını geleceğe taşıyamama riskiyle başbaşa kalacaklar.  

KAPAK 01.02.2023, 00:00 24.02.2023, 09:25
24713
Türkiye’nin kalkınma vizyonu: SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Pandemi (Covid-19 Salgını), Rusya-Ukrayna Savaşı, derinleşen ekonomik kriz ve hızlanan iklim değişikliğiyle Dünya, artık dijital, yeşil ve toplumsal dönüşüme; 3D olarak da tanımlanan ‘üçüz dönüşüm’e odaklanmaya ihtiyaç duyuyor. Dünya, üretim, tüketim, ticaret gibi insanların yaşamlarının devam etmesini sağlayan ekonomik faaliyetlerin durma noktasına gelmesiyle; özetle küresel resesyon tehdidiyle karşı karşıya.
Uzmanlar, ekonomik krizle, resesyon ve iklim değişikliğiyle mücadelede yeşil dönüşüm ve dijital dönüşümle birlikte fosil yakıtlardan yenilenebilir enerji kaynaklarına geçerek sıfır karbon hedefine doğru hızlı adımlar atmanın; Endüstri 4.0’a ilerlerken Toplum 5.0 kavramını da gözardı etmeden hareket etmenin önemini vurguluyor. Bütün bu krizlerden çıkmanın, küresel resesyon tehlikesini atlatmanın, riskleri ve tehditleri fırsata çevirmenin yolu ise ‘Sürdürülebilirlik’ kavramını hayatın merkezine almaktan geçiyor.

Nedir bu ‘Sürdürülebilirlik’?
2023 yılının gündeminin baş köşesine oturmuş ‘Sürdürülebilirlik’ kavramının birçok farklı tanımı var. Kısaca; “Hayatın belli bir yaşam döngüsü içinde devam etmesi” veya “Daimi olma yeteneği” diye özetlenen Sürdürülebilirlik; “Başka canlıların yaşamlarını bugün ve gelecekte tehlikeye sokmadan üretim yapmak” veya “Gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneğinden ödün vermeden bugünün ihtiyaçlarını karşılamak” diye tanımlanıyor. Bir başka tanıma göre; “Kaynakların sömürülmesi, yatırımların yönü, teknolojik gelişmenin yönlendirilmesi ve kurumsal değişimin uyum içinde olduğu; insan ihtiyaçlarını ve isteklerini karşılayabilme potansiyelinin hem günümüzde hem de gelecek için korunduğu dengeli bir ortamda değişimin sağlanması.”
Sürdürülebilirlik, uluslararası ve ulusal hukuk, kentsel planlama ve ulaşım, tedarik zinciri yönetimi, yerel ve bireysel yaşam tarzı ve etik tüketim konularını da ilgilendiren sosyal bir mücadele. Uzmanlar, daha sürdürülebilir yaşamanın yollarının; yaşam koşullarını yeniden düzenlemek (eko-köyler, eko-belediyeler, akıllı ve sürdürülebilir şehirler), ekonomik sektörleri veya iş uygulamalarını yeniden değerlendirmek (permakültür, yeşil binalar, sürdürülebilir tarım), yeni teknolojiler geliştirmek için bilimi kullanmak (yeşil teknolojiler, yenilenebilir enerji ve sürdürülebilir fisyon ve füzyon gücü) veya sistemleri esnek ve geri dönüşümlü bir şekilde tasarlamak ve doğal kaynakları koruyan bireysel yaşam tarzlarını ayarlamak, döngüsel ekonomiye geçiş gibi birçok şekil alabileceğini aktarıyor.
Sürdürülebilirlik ile nihai hedefin; insan-ekosistem dengesinin (homoestaz) sağlanması olduğunu belirten uzmanlar, ‘sürdürülebilir kalkınma’nın ise sürdürülebilirliğin son noktasına götüren bütünsel yaklaşım ve zamansal süreçleri ifade ettiğini kaydediyor. Çevresel bozulma, iklim değişikliği, aşırı tüketim, nüfus artışı, göçler, savaşlar ve toplumların kapalı bir sistemde sınırsız ekonomik büyüme peşinde olması, sürdürülebilirliğin önündeki engeller olarak karşımıza çıkıyor. Sürdürülebilirlik, “Şimdi ve gelecekte; tüm türler için arzu edilen bir gezegeni sağlamak için; ekolojik esneklik, ekonomik refah, siyasi adalet ve kültürel canlılık arasındaki dengeyi koruyan ve olumsuz etkiyi en aza indiren sorumlu ve proaktif karar verme; yenilikçilik ve adil değer paylaşımı” anlamına geliyor.

Sürdürülebilirlik kavramı ne zaman ortaya çıktı?
Uzmanlar, Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde çalışan Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun (Dünya Ekonomik Kalkınma Komisyonu-WCED) 1987’de yayınladığı ‘Ortak Geleceğimiz-Our Common Future’ adlı raporuyla (Brundtland Raporu) kamuoyunun küresel anlamda ‘sürdürülebilirlik’ kavramıyla tanıştığını ifade ediyor. Brundtland Raporu, sürdürülebilirlik kavramını; “İnsanlık, doğanın gelecek kuşakların gereksinimlerine cevap verme yeteneğini tehlikeye atmadan, günlük ihtiyaçları temin ederek, kalkınmayı sürdürülebilir kılma yeteneğine sahiptir” diye tanımlıyor.
1992’de Rio de Janerio’da düzenlenen BM Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda (Rio Konferansı), Gündem 21, Rio Bildirisi ve Orman İlkeleri kabul edildi, ayrıca BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ile BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi imzaya açıldı. Konferansta alınan kararlar doğrultusunda hazırlanan BM Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi 1994’te imzaya açıldı. Kalkınma için evrensel çerçeve çizen BM Binyıl Zirvesi’nde hükümetler tarafından 2000’de kabul edilen Binyıl Bildirisi ve Binyıl Kalkınma Hedefleri, 2015’i hedefledi. Eylül 2002’de Johannesburg’da ‘Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’ gerçekleştirildi, 2012’de BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı (Rio+20) düzenlendi ve sonucunda ‘İstediğimiz Gelecek’ isimli kalkınma için yol haritası niteliğindeki sonuç belgesi kabul edildi. BM’nin 2000’deki Milenyum Zirvesi’nde kabul ettiği Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin devamı niteliğinde 2015’te New York’ta, Türkiye’nin dahil olduğu 193 ülkenin oybirliğiyle 17 hedef ve 169 alt hedefle Gündem 2030: BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SKH) kabul edildi. Bu 17 amaç çerçevesinde AB Komisyonu tarafından 2019’da Yeşil Mutabakat yayımlandı, Türkiye’de 2021’de Yeşil Mutabakat Eylem Planı’nı açıkladı, Paris İklim Anlaşması’nı onayladı ve 2053 yılına kadar karbon emisyonlarını sıfırlama sözü verdi.
Sürdürülebilirlikte öne çıkanlar: Sürdürülebilirlik kavramı sadece doğa için değil pek çok farklı alanda da kullanılıyor. Türkiye’de artık hemen her sektörde sürdürülebilirlik kavramı dikkat çekiyor. Şirketlerin sürdürülebilirlik endeksi ve sürdürülebilirlik raporları oluşturarak gündemlerine aldığı kavram; ‘döngüsel ekonomi ve sürdürülebilirlik’, ‘sürdürülebilir kalkınma’, ‘sürdürülebilir kalkınmada iş dünyası ve sanayi’, ‘sürdürülebilir kalkınmada bilgi ve iletişim’, ‘sürdürülebilir kalkınma ve yeşil büyüme’, ‘biyoçeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kalkınma’, ‘biyoekonomi ve biyoçeşitlilik’, ‘iklim değişikliği ve sürdürülebilir kalkınma’, ‘yönetişim ve sürdürülebilir kalkınma’, ‘paylaşım ekonomisi’, ‘yeşil dönüşüm finansmanı’, ‘yeşil kümelenmeler’, ‘endüstriyel simbiyoz’, ‘enerji verimliliği’, kaynak verimliliği’, ‘temiz üretim teknolojileri’ ‘atık yönetimi’, ‘geridönüşüm’, ‘sürdürülebilir tedarik zinciri’; ‘yeşil tedarik zinciri ve yeşil lojistik’, ‘tersine tedarik zinciri ve tersine lojistik’ gibi birçok farklı boyutuyla karşımıza çıkıyor. Özel sürdürülebilirlik türleri; sürdürülebilir tarım, sürdürülebilir mimari veya ekolojik ekonomiyi de içeriyor.

Ekonomi, Çevre ve Sosyal Sürdürülebilirlik
Sürdürülebilirlikte; 3 boyut, 4 boyut ve yedi boyutlu model: Sürdürülebilirlik, birbiriyle içiçe geçmiş 3 temel etki alanıyla tanımlanıyor: Ekonomik, Çevresel, Sosyal. 2005 Dünya Sosyal Gelişme Zirvesi ekonomik gelişim, sosyal gelişim ve çevre koruma gibi sürdürülebilir kalkınma hedeflerini belirledi. Sürdürülebilirliğin üç boyutunun, birbirine bağımlı ve uzun vadede hiçbirinin diğerleri olmadan var olamayacağı vurgulanıyor. Bazı uzmanlar ‘gelecek nesiller’i de bir boyut olarak öngörüyor. Sürdürülebilir gelişmenin alt etki alanları; kültürel, teknolojik ve politik kabul ediliyor. BM Binyıl Beyanı, ekonomik kalkınma, sosyal gelişme ve çevre koruma dahil olmak üzere sürdürülebilir gelişmeyle ilgili ilkeleri ve anlaşmaları tanımlarken 3 boyut kullanmaya devam etti: ekonomi, çevre ve sosyal sürdürülebilirlik. Son yıllardaki tartışmalarla Sürdürülebilirlik Halkaları yaklaşımı; ekonomik, ekolojik, politik ve kültürel sürdürülebilirlik olarak 4 birbirinden ayrı boyut belirledi. Bu yaklaşım, BM, UNESCO ve Gündem 21 ve özellikle de ‘kültür’ü 4. sürdürülebilir gelişme boyutu olarak belirten ‘Kültür İçin Gündem 21’le uyum içinde. Bu model, günümüzde BM Şehirler Programı ve Metropolis gibi kurumlar tarafından kullanılıyor. Başka bir model, insanların tüm ihtiyaçlarını ve özlemlerini 7 değişkenle sağlamaya çalıştıklarını gösteriyor: ekonomi, toplum, meslek grupları, hükümet, çevre, kültür ve fizyoloji. Uzmanlar, “İnsan sürdürülebilirliği 7 boyutun tümünde sürdürülebilirliğe ulaşarak sağlanabilir” diyor.

DÜNYA VE TÜRKİYE
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın “Sürdürülebilir Kalkınma” tanımı; çevre ile sosyoekonomik gelişme arasındaki ilişkileri iyi kurgulanmamış bir kalkınma stratejisinin uygulanmasının şu anki ihtiyaçları karşılayabileceğine ancak insanların gelecekteki temel ihtiyaçlarının karşılanmasını tehlikeye sokabileceğine dikkat çekiyor: “Çünkü büyümenin hangi sınırdan sonra çevresel felaketlere yol açacağı kesin değildir ve çevresel bozulma çoğu zaman geri döndürülemez niteliktedir. Bu nedenle, ekonomik ve sosyal yapı ile çevre etkileşiminin bütüncül bir şekilde değerlendirilerek bugünkü ve gelecekteki nesillerin kalkınmanın getirdiği fırsatlardan hakkaniyetli bir şekilde yararlanmasının sağlanması, sürdürülebilir kalkınmanın temel felsefesini oluşturmaktadır. Geçmiş deneyimler bu yaklaşımın önemini daha iyi vurgulamaktadır.”
Viyana Sözleşmesi, Montreal Protokolü, BMİDÇS, Rio+20, Kyoto Protokolü, Paris Anlaşması: Dünya’nın ve Türkiye’nin ‘Sürdürülebilir Kalkınma’ yolunda attığı küresel adımlardan en önemlileri; Viyana Sözleşmesi, Montreal Protokolü, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS), Rio+20, Kyoto Prokotokolü ve Paris Anlaşması.
Ozon tabakasını incelten maddelerin azaltılmasına ilişkin ilk hükümetlerarası temasların ardından Ozon Tabakasının Korunması için Viyana Sözleşmesi, Mart 1985’te kabul edilmişti. Eylül 1987’de Ozon Tabakasını İncelten Maddelere İlişkin Montreal Protokolü kabul edildi.  Türkiye, 8 Eylül 1990 Tarih ve 20629 Sayılı Resmi Gazete’de, ‘Ozon Tabakasının Korunmasına Dair Viyana Sözleşmesi’ ve ‘Ozon Tabakasını İncelten Maddelere Dair Montreal Protokolü’nü yayımlayarak onayladı. 196 ülkenin taraf olduğu Montreal Protokolü’nün ardından Haziran 1990’da Londra’da gelişmiş ülkelerin katkılarıyla oluşturulan bir Çok Taraflı Fon (MLF) kuruldu. Fon, gelişmekte olan ülkelerin endüstrisine; OTİM’lerin (ozon tabakasını incelten maddeler) giderilmesine yönelik projelerde teknik uzmanlaşma, yeni teknolojiler ve ekipmanlar için kullandırılmakta. Türkiye protokole 19 Aralık 1991’de taraf oldu ve tüm değişikliklerini kabul etti. Protokole ilişkin ulusal ve uluslararası çalışmaların izlenmesi Ulusal Odak Noktası görevini yürüten Çevre ve Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın koordinasyonunda gerçekleştirilmekte. 12 Kasım 2008 Tarih ve 27052 Sayılı Resmi Gazete’de ‘Ozon Tabakasını İncelten Maddelerin Azaltılmasına İlişkin Yönetmelik’ yayımlandı. Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren OTİM’lerden herhangi birini üretmek, bunları kullanarak üretim yapan yeni tesis kurmak ve kapasite arttırmak üzere tesis veya ünite kurmak yasaktır.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS), iklim değişikliği sorununa karşı küresel tepkinin temelini oluşturmak üzere 1992’de kabul edildi, 21 Mart 1994’te yürürlüğe girdi, 194 tarafı bulunan Sözleşme, neredeyse evrensel bir katılıma ulaştı. Türkiye, 24 Mayıs 2004’te 189. taraf olarak BMİDÇS’ye katıldı. Türkiye BMİDÇS’ye Yönelik Kyoto Protokolü’ne de TBMM’de kabulünün ardından 26 Ağustos 2009’da taraf oldu. Protokolün 2008-2012’deki birinci, 2012-2020’deki ikinci yükümlülük dönemlerinde Türkiye’nin herhangi bir sayısallaştırılmış salım sınırlama veya azaltım yükümlülüğü bulunmuyor.
193 üye ülkeden 40 bini aşkın katılımcıyla gerçekleşen ve Rio+20 olarak bilinen 2012 BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı’nda Türkiye, ‘Geleceği Sahiplenmek’ başlıklı Sürdürülebilir Kalkınma Ulusal Raporu’nu paylaştı. İklim değişikliğiyle mücadeleyi amaçlayan ve Türkiye’nin 22 Nisan 2016’da New York’ta düzenlenen Yüksek Düzeyli İmza Töreni’nde 175 ülke temsilcisiyle birlikte imzaladığı Paris Anlaşması, 4 Kasım 2016’da yürürlüğe girdi. Anlaşma sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğun ortadan kaldırılması bağlamında BMİDÇS’nin uygulamasını geliştirmeyi hedefliyor. Paris Anlaşması’nın BM (Birleşmiş Milletler) 21. Taraflar Konferansı’nda kabul edilmesinin ardından onay sürecini tamamlayan Türkiye, iklim kriziyle güçlü mücadeleye başladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Eylül 2021’deki BM Genel Kurulu’nda Türkiye’nin Paris Anlaşması’na taraf olacağını açıklamıştı, ardından anlaşma, Meclis (TBMM-Türkiye Büyük Millet Meclisi) Genel Kurulu’nda oybirliğiyle onaylandı. Böylece Türkiye, anlaşmaya taraf olan 192. ülke oldu. TBMM tarafından ‘Paris Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun’, 7 Ekim 2021 tarihli ve 31621 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Anlaşma ile küresel sıcaklık artışının bu yüzyılın sonunda 1.5 dereceyle sınırlandırılması, karbon salımını 2030’da yarıya, 2050’de sıfıra indirilmesi amaçlanıyor. Anlaşmanın uzun dönemli hedefi, küresel ortalama sıcaklık artışının sanayileşme öncesi döneme göre 2°C altında tutulması; ilave olarak ise bu artışın 1.5°C’nin altında tutulmasına yönelik küresel çabaların sürdürülmesi. İklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı uyum kabiliyetinin ve iklim direncinin arttırılması; düşük sera gazı emisyonlu kalkınmanın temin edilmesi ve bunlar gerçekleştirilirken, gıda üretiminin zarar görmemesi diğer bir temel hedef. Düşük emisyonlu ve iklim dirençli kalkınma yolunda finans akışının istikrarlı hale getirilmesi de hedefler arasında.

Avrupa Yeşil Mutabakatı
Sürdürülebilirlik hedeflerinin önemli adımlarından biri; 11 Aralık 2019 tarihli Avrupa Yeşil Mutabakat-EU Green Deal, AB’nin önceki taahhütlerini daha geniş ve daha etkili şekilde yeniden düzenlemeyi amaçlayan yol haritası. Doğal kaynak tüketimi azaltılırken ekonomik büyümenin sağlanmasını (decouple), 2030’a kadar karbon salımını yüzde 50 azaltmayı, 2050’de AB’nin karbon-nötr (sıfır karbon) ilk kıta olmasını hedefleyen Mutabakat’ın önemli bir boyutu ise çevresel problemleri AB’nin tek başına çözemeyeceğinden hareketle işbirliği içinde olduğu ülkelerden de bu kurallara uyulması beklenecek. AB sınırda karbon düzenlemesi yaparak ithalat ve ihracatta da Yeşil Mutabakat kurallarını partner ülkeler için işletecek. AB dönüşümü sağlamak için de 1 trilyon avroluk bütçe ayırdı.

AB Emisyon Ticaret Sistemi’nin kapsadığı sektörler artırılıyor
2030-2050 için AB İklim Hedefi: AB, ‘Avrupa İklim Yasası’nı 30 Haziran 2021’de kabul etti, böylece Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın 2050’ye kadar AB iklim nötr olma taahhüdü bağlayıcı bir yükümlülüğe dönüştü. AB Komisyonu AB İklim Yasası’nın 2030’da %55 karbon emisyonlarını azaltma hedeflerine ulaşmak amacıyla 14 Temmuz 2021’de Fit for 55 isimli teklifi kabul etti. Dünyanın ilk büyük karbon pazarı ve en büyük pazarı olmaya devam eden ve 2005’te kurulan AB Emisyon Ticareti Sistemi’nin (AB ETS-EU ETS) kapsadığı sektörler artırılıyor. Türkiye Ticaret Bakanlığı’ndan Kasım 2022’de yapılan açıklamaya göre; Avrupa Komisyonu, AB’nin Çaba Paylaşımı Düzenlemesi’nin (ESR) hedefini artırmak için Avrupa Parlementosu ve Avrupa Konseyi ile üçlü anlaşmaya varıldığını açıkladı. Anlaşma, EU ETS’ye dahil olmayan sektörlerde üye ülkeler için bağlayıcı yıllık sera gazı emisyon hedefleri belirliyor. Yeni anlaşmayla ESR kapsamındaki sektörler arasında inşaat, tarım, atık küçük sanayi ve ulaşım bulunuyor. Üye devletlerin emisyonları azaltmak ve hedeflerine ulaşmak için alabilecekleri potansiyel önlemlere örnekler olarak toplu taşımayı teşvik etmek, binaların güçlendirilmesi, daha verimli ısıtma ve soğutma sistemleri ve iklim dostu tarım uygulamaları sıralanıyor. Anlaşma, 2035’e kadar Avrupa’da yeni karbon emisyonu yayan arabaların satışını sona erdirmek için yapılan son anlaşmanın ardından, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nı uygulamak için Komisyonun Fit for 55 yasama paketinin kabul edilmesindeki son adımı olarak öne çıkıyor.
Sınırda Karbon Vergisi (CBAM), 1 Ekim 2023’te başlayacak: Karbon kaçağının önlenmesi noktasında, ‘Sınırda Karbon Düzenlemesi’ çalışmaları yürütülüyor. Enerji verimliliği ve yenilenebilir enerjiye öncelik verilecek, kömürden enerji üretiminden hızla çıkış sağlanacak. Avrupa Parlementosu, 13 Aralık 2022’de Sınırda Karbon Vergisi’ni (CBAM) uygulamak için Avrupa Birliği Konseyi ile geçici anlaşmaya vardı, böylece rejimin geçiş süreci 1 Ekim 2023’ten itibaren başlayacak.
Mevcut yönetmeliğin listesinde CBAM tatbik edilecek ürünler şu anda çimento, demir-çelik, alüminyum, gübre ve elektrik ile sınırlı. Avrupa Komisyonu’na göre bunlar yüksek karbon kaçağı riski içeren ürün grupları. Ancak son düzenlemeyle tabloya hidrojen de ekleniyor. CBAM’nin kapsamının 2030’a kadar potansiyel olarak AB ETS kapsamındaki tüm malları kapsaması (örneğin, madeni yağ ürünleri, kireç, cam, seramik, kağıt hamuru, kağıt, karton, asitler ve toplu organik kimyasallar gibi) hedefleniyor. CBAM’ın AB’ye ithalat esnasında alınması planlanıyor. Bunun için ilk etapta kapsamdaki ürünlerin ithal edilmesi için bir yetkili olması ve beyan sahibinin AB’de yerleşik olması gerekiyor. Ürünlerin AB’ye ithal edilmesiyle CBAM uygulamasına tabi olunuyor.

Türkiye, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve SKA Hedefleri
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Temmuz 2021’de, Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘Yeşil Mutabakat Eylem Planı’na ilişkin genelge yayımlayarak eylem planının uygulanmasını takip etmek ve gerekli koordinasyonu sağlamak üzere ‘Yeşil Mutabakat Çalışma Grubu’nun oluşturulduğunu duyurdu. 8 bakanlığın katıldığı çalışma grubunun liderliğini Ticaret Bakanlığı üstleniyor. Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan 9 ana başlık altında toplam 32 hedef ve 81 eylemi içeren ‘Yeşil Mutabakat Eylem Planı’, 16 Temmuz 2021’de Resmi Gazete’de yayımlandı. Eylem Planı’nın uygulanmasını takip etmek amacıyla liderliğini Ticaret Bakanlığı’nın üstlendiği ve 8 Bakanlığın katıldığı Yeşil Mutabakat Çalışma Grubu oluşturuldu. Ticaret Bakanlığı’nın ilgili Bakan Yardımcısı’nın başkanlığında Strateji ve Bütçe Başkan Yardımcısı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Çevre ve Şehircilik, Dışişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Hazine ve Maliye, Milli Eğitim, Sanayi ve Teknoloji, Tarım ve Orman, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlıklarının bakan yardımcılarının katılımıyla Yeşil Mutabakat Çalışma Grubu tesis edildi. Yeşil Mutabakat Çalışma Grubu’nun çalışma usul ve esasları Çalışma Grubu tarafından belirleniyor, sekretarya hizmetleri ise Ticaret Bakanlığı Uluslararası Anlaşmalar ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü tarafından yürütülüyor.

Türkiye’de Karbon Piyasası
Türkiye, her ne kadar Kyoto Protokolü’nün emisyon ticaretine konu olan esneklik mekanizmalarından yararlanamıyorsa da bu mekanizmalardan bağımsız olarak işleyen, çevresel ve sosyal sorumluluk ilkesi çerçevesinde kurulmuş Gönüllü Karbon Piyasası’na yönelik projeler uzun süredir geliştiriliyor ve uygulanıyor. Türkiye, Gönüllü Karbon Piyasaları’nda işlem gören sertifikaların geliştirildiği projelere 2005’ten bu yana ev sahipliği yapıyor.
EPDK’ya bağlı Enerji Dönüşüm Dairesi Başkanlığı kuruldu: Konuyla ilgili bir başka önemli gelişme ise Nisan 2022’de Resmi Gazete’de yayımlanan EPDK (Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu) yönetmeliğiyle birlikte Enerji Dönüşüm Dairesi Başkanlığı kurulması oldu. EPDK’ya bağlı kurulan Başkanlık görev ve yetkileri arasında, karbon piyasası, emisyon ticareti, yeşil sertifika ve benzeri piyasa süreçlerinin tasarımı, mevzuatların geliştirilmesi, uygulamaya geçirilmesine dair çalışmalar, uygulamaların izlenmesi ve yönlendirilmesi bulunuyor.
Fosil yakıt kullanımında yetkilendirildi: Başkanlığa fosil yakıtları ikame veya destekleyici olarak kullanılabilen hidrojen, biyoatıklar, sentetik ve parafinli yakıtlar, biyometan ve benzeri alternatif yakıtların enerji piyasasında kullanılmasına yönelik araştırmalar yapması, yakıtların kullanılmasına ilişkin izin ve izleme süreçlerini tasarlaması ve yönetmesi görevleri de verildi.
Dijitalleşme ve elektrikli araçlar: Dijitalleşme süreçlerini de izleyip değerlendirecek, alternatif yakıtlarla ilgili araştırmalar yapacak Başkanlık elektrikli araçlar için kurulan şarj istasyonlarının birlikte çalışabilirlik esasına uygun ve standartlara uygun şekilde kurulmasıyla ilgili işlemler ile şarj hizmetiyle ilgili mevzuatın geliştirilmesine çalışacak ve şarj hizmeti vermek isteyen kişilerle ilgili piyasaya giriş izni ve piyasa faaliyetlerinin izlenmesiyle ilgili işlemleri de yürütecek.

SKA Hedefleri ve Türkiye
‘Ortak Hedefler İçin Sağlam Temeller’ başlıklı Türkiye Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları 2. Ulusal Gözden Geçirme Raporu 2019’a göre; Birleşmiş Kentler Yerel Yönetimler Dünya Teşkilatı (UCLG), SKA’ların yerel düzeye aktarılması ve politikalara yansıtılması amacıyla Yerel ve Bölgesel Yönetimlerin Görev Gücü adlı bir çalışma grubu kurdu. Dünya genelindeki yerel yönetimleri bir şemsiye altında toplayan UCLG’nin 9 bölge teşkilatından biri olan Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Orta Doğu ve Batı Asya Bölge Teşkilatı (UCLG-MEWA) İstanbul’da faaliyet gösteriyor. Türkiye’deki tüm belediyeleri temsil eden TBB’de (Türkiye Belediyeler Birliği) UCLG’ye üye ve SKA’ların hayata geçirilmesine yönelik bu platformda yapılan çalışmalar Türkiye tarafından izleniyor.
Özel sektörün SKA sahipliği: Rapor, Türkiye’de özel sektörün SKA’ları sahiplenmesine yönelik yaptıkları çalışmaları da özetliyor. İş dünyasında bölgesel ve sektörel çok sayıda üyesi olan TÜSİAD, TÜRKONFED, MÜSİAD ve TOBB gibi kuruluşların SKA’ları sahiplendiği ve özel sektörü de yakından ilgilendiren çeşitli hedeflere yönelik çalışmalar yaptığı belirtiliyor. Ayrıca sürdürülebilirlik kavramının şirketlerin temel stratejilerinden biri haline getirilmesi amacıyla 2004’te kurulan İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği’nin (SKD Türkiye), Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi’nin Türkiye’deki bölgesel ağı ve iş ortağı olduğu, iş dünyasının ve kamuoyunun SKA’lar konusunda farkındalığını ve etkisini artırmaya yönelik çalışmalar yürüttüğü belirtiliyor. Yine Rapor’da, 2019’da iş dünyasının SKA’ları içselleştirmesine yardımcı olmak amacıyla TÜRKONFED ve TÜSİAD ile UNDP (BM Kalkınma Programı) ortaklığında Hedefler İçin İş Dünyası Platformu’nun oluşturulduğu, ayrıca Yıldız Holding’in proje yürütücülüğünde 2018’de Sürdürülebilir Gelecek İçin Liderler Platformu’nun B Lab Avrupa işbirliğinde hayata geçirildiği platformun ilk katılımcılarının da Yıldız Holding, Boyner Grup, Kaanlar Gıda, Ziylan Grup, Doğan Holding, Albayrak Grubu, Zorlu Holding olduğu belirtiliyor.
Rapor; 2011’de Türk Hükümeti ve UNDP işbirliğinde İstanbul Uluslararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi (IICPSD) kurulduğunu aktarıyor. Kuruluş, UNDP’nin dünya çapındaki 6 Küresel Politika Merkezi’nden biri. UNDP’nin İstanbul’da bulunan Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Bölgesel Merkezi tarafından 2015’ten itibaren İstanbul Kalkınma Diyalogları Forumu düzenleniyor. Rapora göre; Borsa İstanbul’da işlem gören şirketler arasında sürdürülebilirlik konusundaki anlayış, bilgi ve uygulamaların artırılması amacıyla 2014’te BIST Sürdürülebilirlik Endeksi oluşturuldu.
6 Ocak 2020’de UNDP bünyesinde Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) Etki Hızlandırıcı Vakfı kuruluş senedi ve SKA Etki Hızlandırıcı ikinci safha proje belgesi imzalandı. Dışişleri Bakanlığı’nın manevi himayelerinde faaliyete başlayan SKA Etki Hızlandırıcı Vakfı’nın kurucuları; Limak, Eczacıbaşı, Özaltın ve IC Holdingleri oldu.
SKA’ların ulusal politikalara entegrasyonu: Rapor, Türkiye’nin, Gündem 2030 müzakere sürecinden itibaren bütüncül bir yaklaşım izlediğini ve SKA’ları Kalkınma Planları aracılığıyla gerçekleştirmeyi hedeflediğini vurguluyor. Türkiye’de sürdürülebilir kalkınma kavramı 8. Kalkınma Planı’ndan itibaren plan ve programlarda yer aldığı kaydedilen Rapor’da, 10. Kalkınma Planı’nda da sürdürülebilir kalkınma gündeminin tüm unsurlarının bulunduğu kaydediliyor. Dolayısıyla açıklanan Türkiye’nin 11. Kalkınma Planı (2019-2023) da SKA hedeflerini içeriyor.

Türkiye Ulusal Katkı Beyanı’nı COP27’de açıkladı
Net sıfır emisyon için yol haritası: Paris Anlaşması temel olarak BMİDÇS’ye dayanıyor ve Kyoto Protokolü’nün sona erme tarihi 2020 sonrası iklim değişikliğine ilişkin çalışmaların düzenlenmesi amaçlanıyor. Paris Anlaşması’na taraf olmayan ülkeler, yeşil dönüşüm finansmanından yararlanamıyor. Anlaşma’nın Kyoto Protokolü’nden farkı; taraf ülkelerden ulusal katkı beyanlarını sunarak, emisyon azaltım ve sınırlama hedeflerini koyması isteniyor. Türkiye 2015’te BM Sekreteryası’na sunduğu ulusal katkı beyanı çerçevesinde emisyon artışını 2030 itibariyle yüzde 21 azaltma taahhüdünde bulunmuştu. Ulusal katkı beyanları, taraf ülkelerin ulusal koşulları çerçevesinde kendi belirledikleri bağlayıcı olmayan gönüllü hedeflerinden oluşuyor. Ulusal Katkı Beyanı ile Türkiye, 2015’te %21 açıkladığı hedefini 2030 için %41 oranında azaltıma yükseltti.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Türkiye’nin Ulusal Katkı Beyanı’nı (NCD) Mısır’ın Şarm El Şeyh kentinde Kasım 2022’de düzenlenen COP27’de (BM İklim Değişikliği 27. Taraflar Konferansı) Üst Düzey Bakanlar Zirvesi’nde açıkladı: “Ulusal Katkı Beyanımız çerçevesinde, 2053 vizyonumuzu başarılı bir şekilde hayata geçirmek için de iklim yol haritamız üzerinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Türkiye olarak 2015’te %21 olarak açıkladığımız hedefimizi 2030 yılı için %41 oranında azaltıma yükseltiyoruz. En geç 2038 yılında emisyonlarımızı tepe noktasına ulaştıracak ve akabinde net sıfır hedefimize güçlü politikalarımızla ilerlemeye devam edeceğiz” dedi. Ulusal Katkı Beyanı’nda da öngörüldüğü üzere enerjiden sanayiye, ulaştırmadan, binalara, atık sektöründen yutak alanlara kadar iklime ilişkin her alanda önemli dönüşüm süreçleri yaşayacağımızı kaydeden Bakan Kurum, Türkiye’nin mevcut kurulu gücünün yüzde 54’ünün yenilenebilir enerji kaynaklı olduğunu aktardı.  Bakan Kurum, şunları ifade etti: “Türkiye, 2030 hedefli Ulusal Katkı Beyanı ve 2053 Uzun Dönemli İklim Değişikliği Stratejisi (UİDS) çalışmaları kapsamında, iklim değişikliğine yönelik uzun vadeli hedeflerini belirleyerek, küresel ısınmanın sınırlandırılması için gerekli dönüşümü desteklemek üzere kısa vadeli karar alma süreçlerini yönetmeye yönelik çalışmalarına devam ediyor. Her iki belge birbirinin tamamlayıcısı olmasının yanı sıra sanayi, enerji, atık, ulaştırma, binalar, tarım ve ormancılık sektörlerine yönelik önemli dönüşüm sinyallerini içerecektir. UİDS’in önümüzdeki yıl tamamlanarak açıklanması planlanmaktadır.”

Yeşil Dönüşüm Belgeli şirketlere, 3.1 milyar dolarlık destek
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Ankara Genç İş İnsanları Derneği (ANGİAD) tarafından Ankara’da düzenlenen ‘Sanayide Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi Semineri’nde yaptığı konuşmada, özetle şunları söyledi:
Şu anda yaşadığımız kuraklık meteorolojik bir kuraklık, en son 2008 yılında böyle bir kuraklıkla karşı karşıya kaldık ve su kaynaklarında ciddi oranda azalma yaşandı. Ülkemizin Dünya’nın kirletilmesi noktasında tarihi hiçbir sorumluluğu yok.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın himayelerinde uluslararası düzeyde kabul gören ve küresel bir modele dönüşen Sıfır Atık Hareketi, Dünya Çevre Hareketi’ne Türkiye’nin bir armağanı oldu.
Ülkemiz yenilenebilir enerjide dünyada 12., Avrupa’da 5. sırada yer alan güçlü bir ülke. Atıl durumda ve tarıma elverişsiz olan 300 milyon metrekare Hazine arazisini yenilenebilir enerji yatırımları için üreticimize tahsis ediyoruz. Bu arazilere rüzgâr ve güneş enerjisi santralleri kurulacak, böylelikle yeni 20 bin megavat yenilenebilir enerji üretimi sağlamış olacağız.
• 1 Ocak 2023’ten itibaren 5 bin m2 inşaat alanına sahip tüm projelerde tüketilen enerjinin %5’inin yenilenebilir enerjiden karşılanmasını zorunlu hale getirdik, bu oranı 2025’te %10 seviyesine çıkaracağız.
Türkiye’nin ilk İklim Şurası’nı düzenledik, bu çerçevede 217 karar aldık. İklim Kanunu ile birlikte 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefimize ulaşmanın da yasal dayanağını sağlamış olacağız.
Ulusal Katkı Beyanımızla 2030’da yaklaşık 500 milyon ton emisyon oluşumunu engellemeyi hedefliyoruz. Pik emisyonlarımızı da 2038 yılına kadar yakalayacağımızı dünyaya ilan ettik.
Emisyon Ticaret Sistemi’ni, İklim Kanunu’muzla birlikte hazırlayacağız ve 2024 yılında da uygulamaya başlayacağız.
• Sadece 2022 yılında 2.8 milyon ton atığın alternatif hammadde olarak sanayimizde kullanımını sağladık. Sanayi sitelerimizin iklim ve çevre dostu üretim yapmalarını teşvik ederek iklim elçilerimizle, iş dünyamızla, kurumlarımızla tüm Organize Sanayi Bölgeleri’ni (OSB) yeşil OSB’ye dönüştürmeyi hedefliyoruz. Bu çok önemli bir hedef. Enerji ve kaynak verimliliğini; hava, su ve toprak için sıfır kirlilik prensibini gösteren tesislere ‘Sanayide Yeşil Dönüşüm Belgesi’ düzenleyeceğiz. Bu belgeyi almaya hak kazanan sanayi tesislerimiz, üreticilerimiz bizim uluslararası mutabakatlar çerçevesinde elde ettiğimiz 3 milyar 158 milyon dolarlık finansmandan ve İklim Kanunu ile birlikte çıkaracağımız teşviklerden faydalanacaklar. Bu sayede çevresel iyileştirmenin yanı sıra ülkemiz sanayisinin üretimini dünya standartlarına çıkaracak, ihracat pazarında da eşit şartlarda rekabet gücüne erişmesini ve piyasalarda yüksek payla yer almasını sağlayacağız.”

Yeşil OSB’ler
Türkiye İçin Yeşil Enerji Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Çerçevesinin Geliştirilmesi Projesi ile ülkemizde OSB’ler için yeşil yol haritası oluşturulduğu kaydedilen Rapor’da, projenin pilot olarak uygulandığı 4 OSB’de önerilen değişiklikler uygulanırsa; toplam yaklaşık 350 milyon ABD Doları yatırımla yılda 1.5 milyon MWh enerji, 11.6 milyon m3 su tasarrufu, 71 bin ton katı/ tehlikeli atık azaltımı, 14 bin tondan fazla kimyasal tüketimi azaltımının mümkün olabileceği; yılda yaklaşık 100 milyon ABD Doları tutarında ekonomik değer sağlanabileceği ortaya konulduğu dile getiriliyor. Türkiye’de yeşil OSB’lere dönüşümü ve sanayide üretim performansını artırırken çevresel etkileri azaltacak Endüstriyel Simbiyoz (ES) uygulamalarıyla ilgili projeler yürütüldüğü belirtilen Rapor’da, 2018’de başlatılan Türkiye için Endüstriyel Simbiyoz Yol Haritası Geliştirilmesi Projesi kapsamında Türkiye’de endüstriyel simbiyoz yaklaşımının ulusal ölçekte uygulanmasına dair yönetişim modeli önerisi geliştirildiği ve uygulamaya dair önerilerin rapor halinde sunulduğu da ifade ediliyor.

OSB’lere Yeşil Sertifikasyon Sistemi
OSBÜK ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından OSB’lerin yeşil dönüşümüne büyük katkı sağlayacak Yeşil OSB Sertifikasyon Sistemi ile ilgili bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Hasan Büyükdede, OSBÜK Başkanı Memiş Kütükcü, Sanayi Bölgeleri Genel Müdürü Fatih Turan, ilgili daire başkanları, proje ekibi, TSE Başkanı Mahmut Sami Şahin, OSB Başkanları, bölge müdürleri ve OSB’lerin ilgili personelleri katıldığı ve çevrimiçi düzenlenen toplantıda Yeşil OSB konusunda yapılması gereken çalışmalar, Yeşil OSB Sertifikasyon Sistemi’nin ön kriterleri, başvuru süreçleri ve değerlendirme aşamaları anlatıldı.
OSB’lerden Yeşil OSB Sertifikasyon Sistemi’ne yoğun ilgi: Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak sanayide yeşil dönüşümün gerçekleştirilmesi amacıyla çeşitli çalışmalar yürüttüklerini anlatan Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Hasan Büyükdede, Yeşil OSB Sertifikasyon Sistemi’nin bu çalışmalardan bir tanesi olduğunu söyledi. 2022 yılı sonunda sisteme başvuruların açıldığını dile getiren Büyükdede, OSB’lerden sisteme başvurularda yoğun ilgi olduğunu ve bu ilgiden memnuniyet duyduklarını belirtti: “Temiz enerji, yeşil ekonomi ve enerji verimliliği gibi konuların artık gündemde daha fazla yer buluyor. Tüm sanayicilerimizin bu dönüşüme ayak uydurduğunu görmek Bakanlık olarak çok önem verdiğimiz hedeflerimizden. Orta ve uzun vadede karbon ve su ayak izlerinin azaltılmasını, sıfır atık politikasının kurum kimliği haline gelmesini ve yenilenebilir enerji kaynaklarına adaptasyonun maksimum seviyeye gelmesini bekliyoruz. Bu dönüşüm yalnızca sanayicimiz için değil, ülkemiz ve dünya için de hayati öneme sahiptir.”
Nasıl Yeşil OSB Olunur? sorusunu Büyükdede şöyle cevapladı: “Yeşil OSB sertifika sürecine katılmak isteyen OSB yönetimleri yeşil uygulamaları hayata geçirmeye hazır olduklarını göstermek için öncelikle MEYDİP üzerinden başvuru gerçekleştirmeli, 6 ön kriteri karşılamaları gerekmektedir. Söz konusu bu 6 ön kriteri sağlamış olan OSB’ler ikinci adımda geçecek bir dizi performans göstergesine bağlı olarak değerlendirmeye alınacaktır. OSB’ler ekonomik, sosyal, yönetimsel ve çevresel olmak üzere 4 ana başlıktaki performans göstergesine bağlı olarak değerlendirilecektir. Değerlendirme sonucunda platin, altın, gümüş, bronz olmak üzere 4 dereceden bir tanesinde TSE tarafından verilecek sertifikaya sahip olacaklardır.”
OSB’lere yeşil dönüşüm destekleri: Bakan Yardımcısı Büyükdede, yeşil dönüşüm alanında OSB’lere olan destekleri çeşitlendirdiklerini de anlattı: “Bu desteklerden bir tanesi de Türkiye Organize Sanayi Bölgeleri Projesidir. Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Dünya Bankası arasında 2021’de imzalanan İkraz Anlaşması ile Dünya Bankası’ndan OSB’lerin temel ve yeşil altyapı ihtiyaçları için kredi desteği temin edilmiştir. Dünya Bankası Grubu ile 26 Ocak 2021 tarihinde 250 milyon Euro tutarında İkraz Anlaşması imzalanmıştır. Proje ile orta ve uzun vadede OSB’lerin yeşil ekonomiye entegrasyonu sağlanacak, yeni yatırımlar için cazibe merkezi haline gelmesini hedeflemekteyiz. OSB’lerin altyapılarının yanı sıra atıksu arıtma tesisleri, su geri kazanım tesisleri, GES, biyogaz tesisleri, yeşil idari binaların yapımında kaynak verimliliği projeleri için düşük faizli ve uzun vadeli kredi sağlıyoruz.”
“Yeşil OSB Sertifikasyon Sistemi, OSB’lerin en önemli kazanımlarından olacak”: OSBÜK Başkanı Memiş Kütükcü, AB’nin bu yılın Ekim ayından itibaren belirli sektörler için sınırda karbon düzenlemesini devreye alacağını duyurduğunu belirtti: “Geçtiğimiz yılki 254 milyar dolarlık ihracatımızın yüzde 41’ini gerçekleştirdiğimiz Avrupa Birliği ülkeleri bizim en önemli ihracat pazarımız. Hem Avrupa pazarlarındaki hakimiyetimizi kaybetmemek hem de yeşil sanayi döneminin fırsatlarını yakalamak için karbon nötr hedeflerine yönelik çalışmalara daha fazla odaklanmamız şart.” Kütükcü, OSBÜK’ün Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Türk Standartları Enstitüsü (TSE) ve diğer tüm paydaş kurum ve kuruluşlarla yeşil dönüşüm alanında çalışmalar yürüttüğünü paylaştı: “Biz, bakanlığımızın öncülüğünde, paydaş kurumlarımızla birlikte yol yürümeyi çok önemsiyoruz. Özellikle Yeşil OSB Sertifikasyon Sistemi bu anlamda çok özel ve önemli bir örnek. Yeşil OSB Sertifikasyon Sistemi’nin yol haritasının, eylem planlarının hazırlanma süreci kamu-özel sektör işbirliğinde Türkiye’ye örnek olacak bir çalışmadır. Yeşil OSB Sertifikasyon Sistemi, OSB’lerimizin yeşil dönüşüm sürecindeki en önemli kazanımlarından biri olacak.”
“Sürdürülebilir sanayi için OSB’lere sorumluluklar yüklendi”: Türk Standardları Enstitüsü Başkanı Mahmut Sami Şahin, şu bilgileri verdi: “İklim değişikliği etkilerini en aza indirmek ve sürdürülebilir bir sanayi için OSB’lerin üzerine belirli sorumluluklar yüklendi.  Bu sorumluluk doğrultusunda Bakanlığımız ile beraber Yeşil OSB belgelendirme programını oluşturduk. Yeşil OSB belgelendirme programının amacı, ülkemizde yer alan sanayi bölgelerinin Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA’lar) doğrultusunda ‘Sürekli Gelişim’ prensibi benimsenerek uluslararası standartlara ulaştırmak. Yeşil OSB Sertifikasyon Sistemi’nde kriterler hazırlanırken 2 temel amacımız vardı. Birincisi, OSB yönetimlerinin sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği alanında bünyelerindeki firmalara katkı sağlayacak şekilde organizasyonlarını geliştirmek, diğeri ise OSB bünyelerindeki firmalarla ilgili de kriterler koyarak firmalarımızın Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması ve diğer uluslararası mevzuat ve standartlara adaptasyonlarını ve yeşil finansmanlara erişimini kolaylaştırmak.”

Geridönüşüm, Döngüsel Ekonomi ve Yeşil Enerji
Döngüsel ekonomi (Circular Economy); endüstriyel ekonomide üretim, kullanım ve imha süreci yerine dönüşümü ve yeniden dönüşümü esas almayı ifade eden endüstriyel bir terim olarak tanımlanıyor. Karlılık; kaynakların mümkün olduğu kadar geri dönüşümden kazanılması ve atıkların mümkün olduğu kadar yeni kaynaklara dönüşebilmesiyle ölçülüyor. Bu döngülerde sentetik malzeme atıklarının yeniden aynı işlevi sunan malzemelere ya da bir başka işlevi sunan ve geri dönüşebilir olan bir başka malzemeye dönüşümü; doğal malzemelerin ise yeniden biyokütleye kazandırılması esas alınıyor. Döngüsel ekonominin çıkış noktası doğada atık kavramının bulunmayışı. Endüstriyel üretimde de bir üretimin sonucu ortaya çıkan atığın bir başka üretimin kaynağı olarak kullanılması ve bunlarla döngülerin oluşturulması üzerine fikirler döngüsel ekonominin temellerini oluşturuyor.
‘Tüket-kullan-at’ yerine ‘kullan ve tekrar üretime kat’: Artık ‘tüket-kullan-at’ ekonomisi diye nitelendirilen Doğrusal Ekonomi yerine uzmanlar, ‘kullan ve tekrar üretime kat’ felsefesiyle ilerleyen Döngüsel Ekonomi’ye geçilmeye başlandığını dile getiriyor. SKD Türkiye’nin 4 odak alanından biri olan Sürdürülebilir Sanayi ve Döngüsel Ekonomi başlığı altında çalışan çalışma grubu, döngüsel ekonomi konusunda iş dünyasında farkındalık yaratılması, işbirliği ve etkileşimin artırılmasına çalışıyor. SKD Türkiye, EBRD ile 2016’da güçlerini birleştirdi, iş dünyası için çeşitli araçlar ve teknik destekler geliştirdi, Türkiye Döngüsel Ekonomi Platformu’nu kurdu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: “2053 net sıfır hedefine doğru yolumuza devam edeceğiz”
Paris Anlaşması kapsamında, iklim değişikliğiyle mücadelede Türkiye’nin en önemli hedeflerinden biri; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı ‘2053 yılında net sıfır emisyon hedefi.’ Net sıfır emisyon, özellikle fosil yakıtlardan kaynaklı sera gazlarıyla bunları yutan, yok eden okyanus ve yeşil alanların birbirine eşitlenmesi anlamına geliyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çankaya Köşkü’nde düzenlenen Hedef 2053 Net Sıfır Emisyon ‘Ar-Ge ve Yenilik Atılımı’ Koordinasyon Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, “Yavaş yavaş hedeflerini oluşturmaya başladığımız 2053 vizyonumuzu dünyanın tamamıyla birlikte ülkemizi de yakından ilgilendiren yeşil kalkınma atılımlarının etrafında şekillendiriyoruz. Yeşil kalkınma omurgası üzerinde inşa ettiğimiz 2053 vizyonumuzu da tıpkı bugünkü başarılarımız gibi yine bilim ve teknolojinin rehberliğinde hayata geçireceğiz. Hedefimiz, 2053’te Paris İklim Anlaşması ile taahhüt ettiğimiz net sıfır emisyona ulaşmaktır” dedi.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın son toplantısında ele alınan planın ilk maddesinin bilim ve aciliyet başlığını taşımasının bu bakımdan önemli olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kaynaklarımızı etkin kullanarak 2053 net sıfır emisyon hedefimize doğru yolumuza devam edeceğiz” dedi ve bakanlıkların her birinin kendi sorumluluk alanlarına uygun şekilde ihtiyaçlarına göre çağrılara çıktığını, destek programları uyguladığını, enerjiden tarıma, sağlıktan ulaştırmaya her alanda yürütülen bu çalışmaları kıymetli bulduklarını anlattı: “Yeşil kalkınma gibi iddialı bir başlıkta mesafe katetmek için tüm bu çağrı ve desteklerin ortak bir bilim ve teknoloji politikası çerçevesinde yürütülmesi şart. Önümüzdeki dönemde, TÜBİTAK başta olmak üzere bu konuda ciddi birikimi ve deneyimi olan kurumlarımızı etkin şekilde değerlendireceğiz. Hedef 2053 Net Sıfır Emisyon programı çerçevesinde yürütülecek araştırma, geliştirme ve yenilik atılımlarını bizzat takip edeceğiz. Kurulumuzun da bakanlıklarımızdan üniversitelerimize, özel sektörümüzden uluslararası işbirliklerine kadar geniş bir istişare ağıyla bu milli hedefimize en üst düzeyde katkı sunmasını sağlayacağız. Bilim ve teknolojinin ekonomimize sağladığı yüksek katmadeğerin artarak sürmesini ancak bu şekilde temin edebiliriz.”

Türkiye-İtalya SKA işbirliği
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İtalya Başbakanı Mario Draghi’nin başkanlığında gerçekleştirilen Türkiye-İtalya 3. Hükümetlerarası Zirvesi’nde, 5 Temmuz 2022’de, Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile İtalyan Hükümeti Ekolojik Dönüşüm Başkanlığı arasında Sürdürülebilir Kalkınma Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptı (MoU) imzalandı. MoU kapsamında işbirliği faaliyetlerinin uygulanması ve izlenmesi amacıyla yönlendirme ve rehberlik sağlayacak Ortak Komite, Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile İtalyan Hükümeti Ekolojik Dönüşüm Bakanlığı arasında kurulacak. MoU’nun uygulamaya konmasıyla çevre, iklim, yenilenebilir enerji, su, atık, tarım, orman yönetimi alanlarında İtalyan makamlarıyla sürdürülebilir kalkınma odaklı çeşitli işbirlikleri geliştirilecek.

BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları-BM 17 Küresel Amaç
Kapitalizmin krizlerle boğuştuğu bugün; toplumsal eşitsizliklerin, yoksulluğun, açlığın giderilmesi, iklim değişikliğinin durdurulması, barış ve refah için uzmanlar, ‘adil değer paylaşımı’na yani ‘Paydaş Kapitalizmi’ne hızlıca geçmek gerektiğinin altını çiziyor. BM’nin 25 Eylül 2015’te New York’ta düzenlenen Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’nde biraraya gelen Dünya liderleri, 2030’a kadar 3 önemli işi (Aşırı yoksulluğu sona erdirmek. Eşitsizlik ve adaletsizlikle mücadele. İklim değişikliğini düzeltme) başarmak için 17 Küresel Amaç üzerinde uzlaştı; 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’ni (Dünya’da yoksulluğun tüm boyutlarıyla ortadan kaldırılması ve insanlığın ortak refahı için 17 hedef ve 169 alt başlıktan oluşan ‘Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri) kabul etti.

Sıfır Atık Projesi
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde büyükelçiler ve eşleri için düzenlenen ‘Ortak Evimiz Dünya İçin Sıfır Atık’ temalı programa katıldı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile uluslararası kurum ve kuruluşların temsilcilerinin yer aldığı programda konuşan Emine Erdoğan, “Bugün küresel düzeyde etkili ve somut adımlar atmazsak, üzerinde barış ve adaleti tesis edebileceğimiz bir yaşam alanı ne yazık ki kalmayacak. İklim krizi yalnızca tabiatın değil her birimiz için bir ölüm kalım mücadelesi olarak karşımızda duruyor. Böylesi bir durumda, dünyanın tüm krizlerinde aldığımız vicdani tutumu, çevre sorununda da gösteriyor, sorun yerine çözümün bir parçası olmaktan iftihar ediyoruz” dedi.
Erdoğan, kendi öncülüğünde 5 yıl önce başlatılan Sıfır Atık Projesi’nin, daha yaşanabilir ve adil bir dünya hayaliyle hayata geçirildiğini, süreçte, Türkiye’de elde edilen başarılarla Sıfır Atık hareketinin dünyanın da takdirini kazandığını, 3’ü BM ofis ve programlarından olmak üzere, toplam 5 uluslararası ödül aldığını aktardı.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’le yaptıkları görüşme sonucunda Eylül’de imzalanan ‘Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı’nın da bu ortak umudun nişanesi olduğunu belirten Emine Erdoğan, bunun hemen ardından Türkiye’nin BM Genel Kurulu’na sunduğu, 105 ülkenin eş-sunuculuğunda oybirliğiyle kabul edilen ‘Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına Ulaşmak İçin Sıfır Atık Uygulamalarının Teşvik Edilmesi’ kararını anımsattı. Kararla her yıl 30 Mart’ın Uluslararası Sıfır Atık Günü olarak dünyanın her yerinde kutlanacağını kaydeden Emine Erdoğan, “BM bünyesinde tesis edilecek Sıfır Atık Danışma Kurulu ile uygulamanın tüm dünyada yaygınlaştırılması için de girişimlere başladık. Kimseyi geride bırakmadan, biriktirdiğimiz tecrübe ve bilgileri dileyen tüm ülkelerle paylaşmaya hazırız. Unutmayın ki; sizler olmadan hep bir kişi eksiğiz” sözleriyle herkesi kendileriyle bu yolda omuz omuza yürümeye davet etti.

Sürdürülebilir ve kaynak etkin bir ekonomiye geçiş için yeşil dönüşüm
T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, 2021 Yılı Küresel Umut Festivali’nde yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Kamu olarak 2030 gündemimize sahip çıktığımızı ve sürdürülebilir bir dünyaya katkıda bulunma noktasında kararlı olduğumuzu her fırsatta vurguluyoruz. Hiç şüphe yok ki sürdürülebilir kalkınma amaçları, entegre yapısıyla müreffeh ve kapsayıcı bir gelecek için bize çok yönlü bir yol haritası sunuyor. Sürdürülebilir kalkınma amaçlarına ulaşma çabalarını artırarak insan refahını iyileştirmenin, ekonomimizi ve çevremizi korumamızın gelecekte olası şoklara karşı dayanıklılığımızı artıracağı açıktır. Hepimizin bildiği gibi Akdeniz havzasında yer alan ülkemiz, iklim değişikliğinden en fazla etkilenmesi beklenen ülkelerden biridir. Enerji, sanayi ve ulaştırma sektörlerimiz başta olmak üzere ilgili alanlarda iklim değişikliği ile mücadele stratejimizi belirliyor, yeşil büyümenin sağlanması ve emisyon artış trendinin sınırlandırılması yönünde politikalarımızı hayata geçiriyoruz. 11. Kalkınma Planı’nda çevre kirliliğinin önlenmesine, iklim değişikliği ile mücadeleye, biyolojik çeşitliliğin ve doğal kaynakların korunmasına ve sürdürülebilir kullanımına yönelik politikalara öncelik verilmiştir. Bu kapsamda ulaşım, sanayi, tarım ve enerji gibi sektörlerde bu alanlara ilişkin yaklaşık 60 tedbir belirlenmiştir. Bu tedbirler ilgili kuruluşlar tarafından uygulanmaya devam edilmektedir.”
Bu süreçte sürdürülebilir kalkınma hedeflenerek, çevre mevzuatı ve standartların geliştirildiğini, kurumsal ve teknik altyapının iyileştirildiğini, çevre yönetimini güçlendirmeye yönelik projeler yürütüldüğünü kaydeden Şenel, “Emisyon kontrolü, biyolojik çeşitliliğin korunması, çevre kirliliğinin önlenmesi ve kalitesinin iyileştirilmesi, doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi konusunda ülkemiz önemli ilerlemeler kaydetmiştir” dedi.
Türkiye’nin Paris Anlaşması’na taraf olmasının TBMM tarafından onaylandığını anımsatan Şenel, Paris Anlaşması’na uyum sürecinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın BMGK’da 2053 yılı net sıfır emisyon hedefiyle Türkiye’nin yeşil kalkınma devrimini ortaya koyduğunu ifade etti. Şenel, Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda kamu ve özel sektör işbirliğiyle hazırlanan Yeşil Mutabakat Eylem Planı’nın sürdürülebilir ve kaynak etkin bir ekonomiye geçişi sağlayacak yeşil dönüşüm yolunda önemli eylemler ortaya koyduğuna dikkat çekti: “Strateji ve Bütçe Başkanlığı olarak Dünya Bankası ile Türkiye’de yeşil büyüme ve sürdürülebilir toparlanma işbirliği programını başlatmış bulunuyoruz. Bu çalışma ile 2030 ve 2050 yılları için ülkemizin düşük karbonlu kalkınma senaryolarının geliştirilmesi, ilgili politika ve eylemler ortaya konulması ve yatırım ihtiyacının belirlenmesi hedeflenmektir. Projeyle aynı zamanda 2024-2028 yıllarını kapsayacak olan 12. Kalkınma Planı hazırlık sürecinde sektörel yol haritalarının ve önceliklerinin belirlenmesine yönelik altlık oluşturması da beklenmektedir. Bu projede Kovid-19 sonrası dönemin orta ve uzun vadeli yeşil büyüme trendlerinin ve getireceği fırsatların ortaya konulmasını amaçlıyoruz. Ayrıca önümüzdeki dönemde yeşil iklim fonundan sağlanacak finansman desteğiyle iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik önemli adımlar atılabileceğini düşünüyoruz.”

TOBB Yönetim Kurulu Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu
“Yeşil Mutabakat süreci sürdürülebilir kalkınma hedefi doğrultusunda baz alınması gereken Türkiye’nin yeni kalkınma stratejisidir”
“Sürdürülebilirlik kavramı özellikle iklim değişikliği gündemiyle birlikte son yıllarda harekete geçti ve dünyada ilk sıralara yerleşti. Finansal sistemin de bir nevi yeşillenmesi süreci başladı. AB’nin yeşil yatırım standartları çalışması, bu süreci biçimlendirecek. Hangi tür yatırımların yeşil olup desteğe uygun olduğu, hangilerinin ise teşvik kapsamı dışında kalacağı ortaya çıkacak. Yeşil yatırımların finansal sisteme erişimi ucuzlayacak ve kolaylaşacak.
Bugüne kadar ilerleme, zenginleşme, büyüme deyince, bir tek milli gelire ve büyüme oranına bakardık. Bundan sonraysa, o büyümenin nasıl sağlandığı, tabiata ve gezegene verdiği hasar da dikkat alınacak. Bir ülkenin, bir şirketin performansını değerlendirirken; tüm o hasarlar da analize dahil edilecek ve belki de o performanstan iskonto edilecek. Artık dünya böyle işleyecek. Yatırım için iyi bir fırsat bulduğunuzda, önce yeşil yatırım standartlarına ne kadar uygun diye bakılacak. Karbon ve su ayak izi ile atık yönetimi planları, standartlara uygun mu diye araştırılacak. Uygun değilse yatırımı finanse etmek zorlaşacak.
Uluslararası finansal piyasalar yeşil yatırımlara doğru yöneleceğinden, Türkiye’nin de yeşil yatırım portföyünü hızla büyütmesi, ülkeye daha uygun şartlarda yabancı yatırım çekebilmek için önemli hale gelecek. Yabancı tasarruflar daha fazla yeşil yatırım imkânı arayacağından, Türkiye’nin büyüme ve istihdam gündeminin önceliği de yeşil yatırımlar olacak.
Yeşil Mutabakat süreci, Türkiye’nin yeni kalkınma ve zenginleşme gündemi olarak kabul görmeli. Zira bundan sonra sadece beton dökerek büyümek, ekilebilir arazi üzerine veya su kaynaklarını olumsuz etkileyecek işleri finanse etmek, eskisi kadar kolay olmayacak. Firmalara doğru müşevvikleri vererek, karbon salımlarını azaltmalarını teşvik edecek bir karbon fiyatlaması ya da karbon vergilemesi sistemine ihtiyaç bulunuyor. Bir an önce bu karbon fiyatlaması sistemini tasarlamak demek, aynı zamanda sanayi politikasını ve önceliklerini belirlemek anlamına da geliyor.
Yeşil Mutabakat süreci sürdürülebilir kalkınma hedefi doğrultusunda baz alınması gereken Türkiye’nin yeni kalkınma stratejisidir. Uzun süreden beri ekonomide böyle bir yapısal reform gündemine ihtiyacımız vardı. Bu fırsatı doğru kullanırsak, tüm kurumların aynı ortak hedef doğrultusunda çalışmasını sağlayabilir ve hedefe ulaşırız.
Avrupa Parlamentosu Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması üzerinde anlaşmaya vardı. Artık ithal ettikleri malların karbon vergisi üretildikleri ülkede ödenmemişse, onu sınırda tahsil edecekler. Bu kapsamda şimdilik demir-çelik, çimento, gübre, alüminyum ve elektrik olmak üzere beş sektör var. Hadiseye yalnızca bu sektörlerdeki ihracatımız ne olur diye bakmamak lazım. Türk demir-çeliği kullanan beyaz eşya üreticilerinin ihracatı, otomotiv ihracatı, boru ihracatı hep bu kapsama dahil olacak. Başka bir deyişle bu düzenleme zaman içerisinde değer zincirinin tümünü içerecek. Etki dalga dalga tüm sektörlere yayılacak.
Biz tüm bu konularda Odalarımızla, Borsalarımızla ve Sektör Meclislerimizle birlikte çalışıyoruz. Firmalarımızı ve sektörlerimizi bir araya getiriyor, çalışma grupları kurarak ortak görüş ve talepleri oluşturuyor ve ilgili kamu kurumlarına iletiyoruz. Bu kapsamda sera gazı azaltımı, yeşil hidrojen üretimi ve kullanımı, elektrikli araçlar, yeşil finansman, karbon fiyatlaması ve emisyon ticaret sistemi tasarımı konularındaki politika önerilerimizi hazırladık.
Türkiye bir Akdeniz ülkesi ve Akdeniz havzası dünya ortalamasından yüzde 20 daha hızlı ısınıyor. Ani iklim hareketleri, orman yangınları çok belirgin olarak riski gösteriyor. Dolayısıyla Akdeniz’de iklim değişikliği ile ilgili her tür girişimin ön safında Türkiye’nin olması lazım. AB firmaları şimdiden buradaki tedarikçilerinin karbon ayak izi ve atık yönetimini dikkate almaya başladı bile. Demek ki, ya AB’nin bizi kendi istediği biçime, kendi istediği gibi sokmasına imkân vereceğiz ya da değişimi kendi hedeflerimiz doğrultusunda biz gerçekleştireceğiz.
Yeşil dönüşümü gerçekleştirdiğimiz takdirde, mevcut avantajlara bir yenisini daha ekleyerek dünyanın lojistik ve tedarik merkezi olabilecek durumdayız. Firmalarımızın daha kapsamlı bir çerçeveye, yol haritasına ve onların yeni ortama intibakını sağlayacak bir bütçeye ihtiyaçları var. Zira sermaye yoğun bir iktisadi dönüşüm süreciyle karşı karşıyayız. Daha fazla yatırım ve bunun için de sermaye ve mali kaynak gerekli. Risk primi ve algısı azaltılmalı. Umuyorum biz de kapımıza dayanan bu değişim ve dönüşümden geri kalmayız, faiz-kur-enflasyon girdabından kurtulup, esas gündeme odaklanırız.”

AB’den Net-Sıfır Sanayi Yasası ve yeni bir fon hazırlığı
Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel ve AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Strazburg’da gerçekleştirilen Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurul oturumunda konuştu. Başkan Michel, ABD’de yürürlüğe giren Enflasyonu Düşürme Yasası’nın iklim dostu dönüşümü teşvik etmek için bu alandaki sektörlere ve teknolojilere 370 milyar avroluk sübvansiyon ve vergi indirimi sağlayan bir ekosistem geliştirdiğini söyledi: “ABD’deki yasanın içeriği uluslararası rekabet ve ticaret kuralları açısından ciddi sorunlar yaratıyor, bu konuda ABD ile diyalog içindeyiz. Avrupalı şirketler de Kanada ve Meksika gibi söz konusu yasadan muaf tutulmalı. Amerika, devasa bir kamu yardımı politikası benimsiyor. Çin de teknoloji sektörüne kamu kaynaklarını aktarmayı sürdürüyor. Avrupa’daki sanayimize bu sınamaların üstesinden gelmeye hazır olduğumuzu göstermeliyiz.” Michel, AB Komisyonu’na bu alanda atılacak adımlara yönelik düzenleme teklifi hazırlama görevi verdiklerini anımsatarak, AB’nin mevcut kaynakları ile birlikte yeni finansman sağlanmasını içeren bir hazırlık yapıldığını anlattı.
Ekonomilerinin rekabet gücünün tehlike altında olduğunu vurgulayan Başkan von der Leyen, Avrupa’nın 30 yılda net sıfır emisyon hedefini yakalaması için temiz teknoloji sektörünün kilit konumda olduğunu vurguladı. Von der Leyen, ABD’deki Enflasyonu Düşürme Yasası’na karşılık olarak Avrupa Yeşil Mutabakat Sanayi Planı hazırladıklarını, bununla hızla temiz teknoloji sanayisine elverişli koşullar sağlayacak bir düzenleyici ortam kuracaklarını ve Net Sıfır Sanayi Yasası’nı da çıkaracaklarını, özellikle yeni temiz teknoloji üreten tesislerin izinlerini basitleştireceklerini ve hızlandıracaklarını anlattı. Yeni sanayi planının bir ayağının da temiz teknoloji üretimine yönelik yatırımlara finansmanı artırmak olduğunu, AB’deki kamu destek kurallarını yeniden uyarlayacaklarını aktaran von der Leyen, yeni bir fon kurarak Avrupa’da en çok ihtiyaç duyulan sektörlere hızlı ve hedef odaklı destek vereceklerini, temiz teknolojiye yönelik tedarik zincirlerini de güçlendireceklerini ifade etti.

Ulusal Sürdürülebilir Kalkınma Koordinasyon Kurulu kuruldu
Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın (SKA) uygulanmasını ulusal düzeyde takip edilmesini ve koordinasyonunu sağlayabilmek amacıyla Strateji ve Bütçe Başkanlığı başkanlığında; tüm bakanlıkların ilgili bakan yardımcıları, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu ve Türkiye İstatistik Kurumu başkanlarından oluşan Ulusal Sürdürülebilir Kalkınma Koordinasyon Kurulu, 19.07.2022 tarihli ve 31897 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2022/12 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi’yle kuruldu.

Bakanlığın adı değişti, İklim Değişikliği Başkanlığı kuruldu
İklim değişikliğine neden olan sera gazı emisyonları ulusal ölçekte izlenecek: Bu çalışmalar çerçevesinde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın adı da 11 Ekim 2021’de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olarak değiştirildi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı ve merkezi Ankara’da bulunan İklim Değişikliği Başkanlığı, Resmi Gazete’de yayımlanan 29 Ekim 2021 tarihli kararla kuruldu. Net sıfır emisyon hedefi ve döngüsel ekonomi ilkesi doğrultusunda iklim değişikliğiyle mücadele ve yeşil kalkınma politikalarını belirleyecek Başkanlık’ta, iklim değişikliğiyle ilgili plan, politika, strateji ve eylemleri belirlemek, izlemek ve değerlendirmekle görevli ve 29 Ekim 2021’de Resmi Gazete’de yayımlanan 85 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulan İklim Değişikliği Uyum Koordinasyon Kurulu’nun ilk toplantısı Ocak 2022’de gerçekleştirildi.

TİM Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Gültepe:
TİM, ‘Dünyayı tüketmeden dünya için üretmek’ mottosuyla sürdürülebilirlik için çalışıyor
“Dünyamızın zaten sınırlı olan kaynaklarını büyük bir hızla tüketiyoruz. Oysa Amerikan yerlilerinin dediği gibi ‘Dünya bize atalarımızdan miras kalmadı, onu çocuklarımızdan ödünç aldık.’ Dolayısıyla ödünç aldığımızı aynı şekilde iade etmemiz gerekiyor. Yani gidişata bir an önce ‘dur’ demeliyiz.
Son yıllarda bu konuda önemli adımlar atılmakla birlikte en iddialı çalışmayı Avrupa Birliği (AB) yaptı. AB Yeşil Mutabakat ile 2050’de sıfır karbon hedefine odaklandı. ‘Yeşil Mutabakat’a uyum bizim açımızdan büyük önem taşıyor. Çünkü yüzde 42’si AB ülkeleri olmak üzere toplam ihracatımızın yüzde 55’ini Avrupa’ya yapıyoruz. Bu büyük pazardaki gücümüzü korumak ve artırmak için hızlı hareket etmek durumundayız. Özellikle bazı sektörler için zaman hızla daralıyor.
Çimento, elektrik, alüminyum, demir-çelik ve gübre gibi 5 öncelikli sektörün ithalatına 2026’dan itibaren sınırda karbon vergisi yükümlülüğü getirilecek. Sonraki yıllarda diğer sektörler için de aynı uygulama başlayacak. Süreci fırsata çevirmek bizim elimizde. Karbon vergisi olarak ödeyeceğimiz bedeli sürdürülebilir üretim kapasitemizi geliştirmek için kullanabiliriz. TİM olarak bu bilinçle çalışmalarımızı yürütüyoruz. ‘Dünyayı tüketmeden dünya için üretmek’ mottosuyla Sürdürülebilirlik Eylem Planımızı Haziran 2021’de kamuoyu ile paylaştık.
• TİM Sanayide Sürdürülebilirlik Bilim Komitemizi kurduk.
• Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi’ni imzaladık.
• İhracatçı Birliklerimizle IPA kapsamında projeler geliştiriyoruz.
• Ticaret Bakanlığımızın Yeşil Mutabakat ile ilgili oluşturduğu 20 ihtisas çalışma grubunun tamamında yer alıyor ve çalışmalara aktif destek veriyoruz.
• 12’inci Kalkınma Planı hazırlıkları kapsamında özel ihtisas komisyonu çalışma gruplarına katkı sağlıyoruz.
• Ölçümleme çalışmalarımızı yaygınlaştırıyoruz.
• Alo TİM Yeşil Hattımızı oluşturduk.
• Dijital Mentorluk ve Eğitim Programları düzenliyoruz.
• İhracatçılarımıza sera gazı hesaplama eğitimleri veriyoruz.
• Bölgesel Sürdürülebilir İhracat Seferberliği Eğitim Programı ile ihracatçılarımızın farkındalığını artırıyoruz.

Mevcutlara ilave olarak 2023 için planladığımız çalışmaları ise şöyle sıralayabilirim:
• TİM ve ihracatçı birliklerimiz tarafından tamamlanan ve planlanan sürdürülebilirlik eylem planları ve çalışmalarının takibini kolaylaştırmak için ‘Sürdürülebilirlik Koordinasyon ve İzleme Platformu’nu kuracağız.
• Bölgesel Sürdürülebilir İhracat Seferberliği Eğitim Programlarımız ile sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği odaklı eğitimlerimiz devam edecek.  Ayrıca TİM Sürdürülebilirlik Faaliyet Raporu yayınlamayı planlıyoruz.
• Ticaret Bakanlığı tarafından yayınlanan Yeşil Mutabakat Eylem Planı kapsamında oluşturulan çalışma gruplarına destek vermeye devam edeceğiz.
• Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın yürüttüğü 12. Kalkınma Planı hazırlıkları kapsamında oluşturulan özel ihtisas grubu çalışmalarına katkı sunacağız.
• Ekolojik Sürdürülebilirlik alanının da dahil olduğu 81 göstergeden oluşan Küresel İnovasyon Endeksi’nde ülkemizin 37’inci sıradaki yerinin daha yukarılara çıkarılması için çalışacağız.
• Yeşil Dönüşümünün Finansmanı Toplantıları’na bu yıl da devam edeceğiz. Bu noktada fon sağlayacak ulusal ve uluslararası paydaşlarla somut işbirliği adımları atacağız.
• TÜBİTAK ile Ufuk Avrupa alanlarını takip ediyoruz. İklim, enerji ve hareketlilik alanlarını kapsayan Küme 5 çağrıları kapsamında bu yıl açılacak 1.3 milyar euroluk Yeşil Mutabakat temalı 97 çağrı ile 2024’te açılacak 900 milyon Avroluk 70 çağrıdan maksimum düzeyde istifade etmeyi istiyoruz. Avrupa İnovasyon Konseyi’nde yeşil gündemle ilgili dokuz çağrıyı takip edeceğiz.”

DEİK Yönetim Kurulu Başkanı Nail Olpak:
“Yeşil dönüşüm, 2023’te de DEİK’in ve iş dünyasının en önemli gündem maddelerinden biri”
“Sürdürülebilirlik; bireylerin, firmaların veya kurumların ekonomik performanslarının yanında çevre, sosyal ve yönetişim alanlarında ürettikleri katmadeğeri de göz önüne alan son derece değerli bir kavram. Ancak, son yıllarda ekonomik ve ticari hayatımız için de köklü değişimleri getiren, Dünya’mızın geleceği için de en kritik gündem maddelerinden biri sürdürülebilirlik.
Temel misyonu ‘Ticari Diplomasi’ olan Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) olarak, elbette küresel vizyonumuz gereği geçtiğimiz yıl gerçekleştirdiğimiz sürdürülebilirlik temelli çalışmalarla iş dünyamıza ciddi katkılar sağladık. Özellikle kamu ile kurduğumuz güçlü ilişkilerimizle bu alandaki politika yapım sürecine destek olurken, DEİK’e üye olan firma ve kurumlarla işbirliği ve DEİK’in kendi kurumsal yapısı kapsamında olmak üzere çalışmalarımızı üç ayrı kategoride değerlendirmek isterim.
Politika yapım sürecine katkı açısından öncelikle 2022’nin Şubat ayında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından düzenlenen İklim Şurası’na katılım sağlayarak, Türk iş dünyası perspektifinden sürdürülebilirlik alanındaki öncelikli görüşlerimizi paylaştık. Aynı şekilde yine 2022’nin Kasım ayı sonu ve Aralık ayı başında İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından düzenlenen ‘İklim Değişikliği Kanun Çalıştayı’na katılım sağladık. Son olarak Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu (YOİKK) gündemine getirdiğimiz ‘KOBİ’lerin ürettiği ürünleri test ettirmek için üniversite laboratuvarlarından da faydalanabilsin’ yönündeki önerimiz de Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından hayata geçirilen bir portalla çok daha ileri taşınarak sadece üniversitelerin değil, tüm kamu ve özel sektör kurumlarının laboratuvarlarının yer aldığı geniş bir portalın oluşturulmasına vesile oldu. Söz konusu portal özellikle ürünlerin döngüselliği konusunda belgeye ihtiyacı olan tüm firmalarımızın yararlanabilecekleri test merkezlerine kolaylıkla ulaşabilmeleri için önemli bir görev üstlenecek.
DEİK olarak, sürdürülebilirlik konusunda ikinci çalışma alanımız ise; başta üyelerimiz olmak üzere tüm iş dünyası ile bilgi paylaşımını esas almak ve bu konuda önemli bir platform oluşturmak oldu. Bu kapsamda ‘Sanayide Yeşil Dönüşümün Desteklenmesi Projesi: AB’nin Yeni Büyüme Stratejisi Yeşil Mutabakat ve Türkiye İçin Önemi’ raporumuz 2022’nin Mart ayında yayımlandı. Buna ilave olarak DEİK bünyesinde oluşturduğumuz ‘Yeşil Dönüşüm Çalışma Grubu’ ile de gündemi yakından takip ediyoruz. Başta üyelerimiz olmak üzere iş dünyamız açısından büyük önem taşıyan ‘Yeşil Ekonomi’ alanındaki gelişmelere ilişkin hazırlık çalışmaları ve kalıcı çözüm önerilerimizi yurt içi ve yurt dışındaki muhataplarımızla paylaşıyoruz.
DEİK olarak, kurumsal bazda bizler de çevreye daha saygılı olmak ve topluma daha fazla değer katmak için yenilikçi projeler geliştiriyoruz. Ofisimizde daha az plastik kullanacak şekilde içme suyumuzu tedarik etmeye başladık ve yine ofisimizdeki atıkları kağıt, plastik, cam, pil gibi ayrı ayrı toplayarak geri dönüşüme kendi çalışma alanımızdan başlayarak katkı sağlamaya devam ediyoruz.
Yeşil dönüşüm, 2023 yılında da DEİK olarak bizlerin ve iş dünyamızın en önemli gündem maddelerinden birisi olmaya devam edecek. Bu konuda kamunun politika yapım sürecine aktif katılım sağlayarak görüş vermeye devam edeceğiz. Ayrıca Yeşil Dönüşüm Çalışma Grubumuzun özellikle yeşil finans konusundaki çalışmaları 2023 yılında çok daha ön planda olacak. Bu kapsamda yılın başından itibaren bu konuya hem kaynak ayıran hem de stratejiler geliştiren Dünya Bankası, IFC gibi uluslararası kuruluşlarla görüşmelere şimdiden başladık. Önümüzdeki süreçte başta AB Yeşil Mutabakatı olmak üzere karbonsuz ekonomi, yeşil dönüşüm ve dijitalleşme alanlarını bütüncül bir anlayışla ele almaya ve sürdürülebilirlik konusunda iş dünyamızın değişime hazır olmasını sağlayacak adımlar atmaya devam edeceğiz.”

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan
“Hedef; gelişmiş, saygın, adil ve çevreci bir Türkiye”
“Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınmasını şu üç konuya odaklanarak inşa edebileceğine inanıyoruz: insani gelişme ve yetkinleşme; bilim, teknoloji ve inovasyon; her alanda güvenilir ve kapsayıcı kurum ve kurallar. Kısaca ‘insan, bilim, kurumlar’ olarak özetlediğimiz bu anlayışın hedefi gelişmiş, saygın, adil ve çevreci bir Türkiye’dir.
Bu kapsamda Türkiye’nin yeşil dönüşüm sürecinin sürdürülebilir kalkınma modeli üzerine inşa edilmesi sürecinde ‘çevreci bir Türkiye’ hedefimizin temelinde; ekosistemin dengesini gözeten, karbon nötr kalkınmayı başaran, gelecek kuşaklara yeşil ekonomik dönüşümü içselleştirmiş bir yönetişim sistemi bulunuyor. Bu süreçte TÜSİAD olarak sürdürülebilirlik, iklim değişikliği, kaynak ve enerji verimliliği gibi konularda kamu kurumları, STK’lar ve diğer iş dünyası örgütleri ile yakın diyalog içerisinde yoğun çalışmalar gerçekleştiriyoruz.
Avrupa Birliği’nin yeni büyüme stratejisi olan Avrupa Yeşil Mutabakatı’na (AYM) uyum süreci ve tedarik zincirlerinin sürekliliğine ilişkin AYM’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’ndan sürdürülebilir finansmana, enerji dönüşümünden döngüsel ekonomiye farklı bileşenlerindeki tüm gelişmeleri çeşitli etkinlik ve toplantı serileri ile ele alıyoruz. Yeşil Mutabakat’ın etki alanlarının belirlenmesi, risklerin ve fırsatların değerlendirilmesi amacıyla Ticaret Bakanlığımız koordinasyonunda yürütülen Yeşil Mutabakat Eylem Planı çalışmalarına katkı sağlıyoruz.  Avrupa Komisyonu tarafından AYM düzenlemelerine yönelik yürütülen istişare süreçleri ve üyesi olduğumuz Avrupa İş Dünyası kuruluşu BusinessEurope bünyesindeki değerlendirmelere Türkiye iş dünyasının görüş ve önerilerini aktarıyoruz.
İklim Değişikliği ve Uyum Koordinasyon Kurulu’nun bir üyesi olarak Paris Anlaşması Ulusal Katkı Beyanı, Uzun Dönemli İklim Değişikliği Stratejisi ve Eylem Planı, İklim Değişikliği Kanunu ve ilgili mevzuatın şekillenmesi süreçlerini yakından takip ediyor ve aktif katkı sunuyoruz. Sürdürülebilir finansman, döngüsel ekonomi, su, ormanlar ve yutak alanlar, Paris Anlaşması, ülkemizin azaltım ve uyum politikaları gibi iklim değişikliği bağlantılı birçok konudaki ulusal ve uluslararası gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Bu alanlarda yaptığımız ve bu yıl devam edeceğimiz rapor çalışmaları ile Türkiye iş dünyasında farkındalık yaratmayı amaçlıyor; farklı etkinliklerle iş dünyamız arasında bilgi paylaşımını ve iyi uygulamaların yaygınlaştırılmasını amaçlıyoruz. İş dünyamızın bu konulara yönelik tutum ve görüşlerini hazırlıyor ve ilgili makamlarla paylaşıyoruz.
TÜSİAD olarak temiz enerjiye geçiş ve enerji sektörünün yeşil dönüşümünü kritik önemde görüyoruz. Bu çerçevede yenilenebilir enerji ile enerji verimliliği ve tasarrufu potansiyelimizin azami devreye alınması, sürdürülebilir enerji yatırımlarının finansmanı gibi konuları önceliklendiriyoruz. Küresel konjonktür bağlamında ortaya çıkan risklere karşı arz tarafında güvenli, ekonomik ve temiz enerjinin sağlanması konularına odaklanarak çalışmalar yürütüyoruz. Enerji depolama ve hidrojen başta olmak üzere faydalanılabilecek esneklik çözümlerini ele alıyoruz.
Öte yandan herkes için nitelikli eğitimin erişilebilir olması için okul öncesinden yükseköğretime, mesleki eğitimden öğretmenlerin mesleki gelişimine kadar geniş bir perspektifle çalışmalar yürütüyoruz. Gençleri geleceğin dünyasına hazırlamak için STEM, sosyo-duygusal ve dijital beceriler başta olmak üzere 21. yüzyıl becerilerinin öneminin altını çiziyoruz.
Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda veriye dayalı politika üretmek üzere özel sektöre yönelik araştırma çalışmaları yürütüyoruz. Kadınların üzerindeki bakım sorumluluklarının azaltılması amacıyla kurumsal bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması için savunu ve farkındalık çalışmaları yürütüyoruz. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) ve Sabancı Vakfı’nın desteği ile Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu’nun uygulayıcı ortaklığında yürütülen ‘İş Dünyası Ev İçi Şiddete Karşı Projesi’ ile çalışanlarımızın şiddetten korunması için kurumsal politikalar oluşturulmasını destekliyoruz.
Yönetim kurulları ve üst yönetimde kadınların eşit temsili hedefiyle, EBRD desteğiyle ve iş dünyasından kuruluşlarla yürütülen ‘Türkiye’de Şirket Yönetim Kurullarında Kadın Oranını Arttırmaya Yönelik Yol Haritası’ projesine katkı vermekteyiz. Pandemi sonrasında gelecekteki olası krizlere karşın TÜRKONFED ve UN Women işbirliği ile 2022 yılında yayınladığımız ‘Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Kriz Yönetimi Rehberi’ni iş dünyasında yaygınlaştırmaya devam edeceğiz.”

TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez
3D: Dijital, Yeşil ve Toplumsal Dönüşüm
“Toplumsal, ekonomik ve sosyal belirsizliklerin arttığı bu dönemde sanayi ve hizmet sektörlerindeki girişimlerin yaklaşık yüzde 99.8’ini kapsayan KOBİ’lerimizin sürdürülebilir rekabet gücünün artırılması giderek daha büyük önem kazanıyor. Biz de TÜRKONFED olarak, ‘Dijital, Yeşil ve Toplumsal Dönüşüm’ olarak belirlediğimiz 3D vizyonumuz odağında KOBİ’lerimizin sesini, üretim gücünü, iş yapma kültürünü ön plana çıkaracak projelere odaklanıyoruz.  Bu kapsamda gerçekleştirdiğimiz projeleri şöyle sıralayabiliriz:
İşimi Yönetebiliyorum Programı: KOBİ’lere bilgi ve beceri kazandırmaya odaklanan bu eğitim ve destek programını Visa ve UNDP ortaklığında, 30 banka ve e-para kuruluşunun desteğiyle hayata geçirdik. 2022 yılında finans, dijital pazarlama, e-ticaret, yönetim stratejileri ve markalaşma eğitimleri ile 4 bine yakın KOBİ’ye ulaştık. KOBİ’lerin ihtiyaç duyduğu alanlarda verilen dijitalleşme, koçluk ve mentorluk desteklerinin de yer aldığı programda 300’ün üzerinde KOBİ’ye e-ticaret ve e-ihracat altyapısı ile dijital pazarlama danışmanlığı sağladık.
Dijital Dönüşüm Merkezi: 2018’de Türkiye İş Bankası desteği ile hayata geçirdiğimiz Dijital Dönüşüm Merkezi’nde şu ana kadar 500 KOBİ’nin dijitalleşme yol haritası ve dijitalleşme karnelerini hazırladık, 150 KOBİ’ye mentorluk ve eğitim, 23 şehirden 125 firmaya ücretsiz birebir koçluk hizmeti verdik.
Dijital Anadolu Projesi: KOBİ’lerin dijital dönüşüm süreçlerine katkıda bulunma hedefiyle Türkiye İş Bankası ile birlikte 2018 yılından bu yana sürdürdüğümüz projenin fiziki ve online buluşmalarına bu zamana kadar 28 bin kişi katıldı.
KOBİ’ler için Yeşil Dönüşüm Projesi: KAS Derneği Türkiye Temsilciliği işbirliği ve Akbank desteğiyle düzenlediğimiz proje ile yeşil dönüşümün önemi ve kurumların nasıl hazırlanması gerektiği konusunda farkındalığı artırmayı hedefledik. Geçen yıl yedi ilde yapılan çalıştaylara bine yakın KOBİ temsilcisi katıldı. Proje kapsamında düzenlenen çalıştay sonuçlarını içeren ‘Yeşil Dönüşümde Riskler, Fırsatlar ve Beklentiler Raporu’muzu, kamu, STK ve özel sektörün katılımıyla gerçekleştirdiğimiz Yeşil Dönüşüm Zirvesi’nde kamuoyu ile paylaştık.
Girişimde Kadın Gücü Projesi: Türkiye İş Bankası desteği ve UN Women işbirliğinde, girişimci kadınlara destek olmak amacıyla hayata geçirildi. Şu ana kadar 5 ilde yapılan eğitimlerde toplam 1.426 kişi ile bir araya geldik.
İş Dünyası için Yerel Kalkınma Projesi: CIPE ortaklığında 2018 yılında başlattığımız proje kapsamında 2022 yılında yedi ilde gerçekleştirdiğimiz etkinliklere 394 kişi katıldı.
İşletmelerde Dayanıklılık Projesi: TÜSİAD işbirliği ve UPS Vakfı desteğiyle KOBİ’lerin afet bilincini artırmak, afete hazırlık ve dayanıklılıklarını güçlendirmek amacıyla 2018 yılında başlattığımız projemize bu yıl da devam edeceğiz.”

MÜSİAD Genel Başkanı Mahmut Asmalı
“Gelecek; temiz enerji ve sürdürülebilir ekonomide”
“Vizyoner 21’de MÜSİAD İklim Manifestomuzu açıklayarak, Türkiye’de ‘İklimi Fark Et’ mottosu ile iş dünyasını iklim krizi ile mücadeleye çağıran ilk iş dünyası sivil toplum kuruluşu olduk. İklimi fark ederek daha güçlü ve sürdürülebilir bir ekonomi için sürdürülebilir ve yenilenebilir enerji dönüşümünü vazgeçilmez olarak görüyoruz.
MÜSİAD olarak yaratılmış her canlının kaliteli ve adil yaşam hakkı olduğuna, dünya ikliminin geleceğinin birkaç ülkenin menfaatinden daha önemli olduğuna inanıyoruz. İlkeleri ve inancı gereği insanlığa emanet olan dünyayı korumak için her türlü adımı atacağını, dünyadaki sessiz çoğunluğun sesi olabilmek için uluslararası boyuttaki tüm gücünü kullanacağını iklim manifestomuz ile beyan ediyoruz.
2022 yılında MÜSİAD Uluslararası Enerji Zirvemizde de MÜSİAD Enerji stratejimizi açıklayarak; yerli, verimli ve teknoloji odaklı enerji üretim ve tüketimi, Türkiye’nin enerji sanayisinin inşa edilmesi ve enerjide bağımsız, güvenilir kuşak yol Türkiye perspektifinin hayata geçirilmesini hedef olarak belirledik.
MÜSİAD olarak 2023’te enerji verimliliğinde yetkin, kalifiye insan gücünü sağlayacak AB projemizi gerçekleştireceğiz, kadınlarımızın enerji verimliliği ve atık geri dönüşüm bilincini artıran bir farkındalık eğitim serimizi başlattık. Şubelerimizde sanayicimizin yeşil dönüşüm farkındalığını artırmak ve yeşil mutabakata uyumu sağlamak için seminer ve etkinliklerimizi sürdürmeye devam edeceğiz. Yenilenebilir enerjide yerli ve milli üretim içinde üyelerimizle kapasite ihtiyacını sağlayacak tesis yatırımlarımız sürecek. Yeşil Mutabakat Çalışma Grubu Üyesi olarak sanayimizin yeşil dönüşümü konusunda ihtiyaçlarını ilgili bakanlıklarımız ve kurumlarımızın görüşlerine sunup, katkı beyanlarımızı iletmeye tüm sektör kurullarımız ile devam edeceğiz.
Geleceğin temiz enerji ve sürdürülebilir ekonomide olduğunu bilerek, ülkemize ve dünyaya fayda sağlayacak faaliyetlerimizi artırarak devam edeceğiz.”

Türkiye, 2022’de EBRD’nin 1.63 milyar avroyla en fazla yatırım yaptığı ülke
Türkiye, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın (EBRD) 1.63 milyar avro ile 2022’de yıllık bazda en fazla yatırım yaptığı ülke oldu. 2022’de Türkiye’deki yatırımlarına ilişkin detayları açıklayan EBRD’nin 2022’deki yatırımlarıyla Türkiye’deki toplam yatırımı 17 milyar avroya ulaştı ve bu yatırımların yüzde 85’ini özel sektör oluşturdu. Türkiye, EBRD’nin faaliyet gösterdiği ekonomiler arasında üst üste üç yıldır en fazla yıllık yatırım yaptığı ülke oldu. EBRD’nin faaliyet gösterdiği ülkelerdeki toplam yatırımı ise 2022’de ilk kez 13 milyar avronun üzerinde gerçekleşti.
EBRD’nin Türkiye’deki yıllık yatırımlarının yarısından fazlasını yeşil dönüşümü ve düşük karbonlu ekonomiye geçişi desteklemek üzere sağlanan finansman oluşturdu. Yeşil Ekonomi Finansman Programı (GEFF) bünyesinde 500 milyon avro finansman enerji verimliliği, yenilenebilir enerji ve şebeke dayanıklılığını artıracak projelere sağlandı. Banka Türkiye’nin ticari elektrikli araç üretiminde Avrupa’da bir üretim merkezi olmasını desteklemek üzere Ford Otosan’a 200 milyon avro kaynak ayırırken, rüzgar enerjisi yatırımları ve sürdürülebilir ulaşım çözümlerine katkı sunan metro hattı projeleri de geçen yılki yatırımlar arasında yer aldı. EBRD’nin geçen yılki odak noktaları arasında cinsiyet eşitliliğini destekleyen projeler öne çıktı. Kadın İşletmelerine Finansman ve Danışmanlık Desteği programının 10’uncu yılının kutlandığı 2022’de program için ayrılan finansman 900 milyon avroya ulaştı. Kadınların liderlik ettiği projelere aktarılmak üzere EBRD tarafından İş Bankası’na 127 milyon avro, Akbank’a 50 milyon avro finansman sağlandı.
EBRD Türkiye Yönetici Direktörü Arvid Tuerkner, küresel piyasalarda oynaklığın sürdüğü dönemde EBRD finansmanının Türk özel sektörünü destekleyen önemli bir kaynak olduğunu vurguladı: “Geçen yıl Türkiye’de yaptığımız yatırımların yarısından fazlasının yeşil dönüşüm odaklı projelere ayrılmasından dolayı gururluyuz. Bu dönüşüm, daha fazla istihdam sağlarken, Türk şirketlerinin dayanıklılığını artırıyor. Türkiye’de kapsayıcı ve yeşil ekonomi odaklı yolculuğumuz devam edecek.”

Genç AB Sürdürülebilirlik Elçileri, SKA’lar için çalışıyor
Türkiye’deki AB Bilgi Merkezleri Ağı Projesi’nin yeni dönem açılış toplantısı ve ‘Dijital Çağın Becerileri’ Paneli, AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nikolaus Meyer-Landrut, TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu ve evsahibi kurumların başkanlarının katılımlarıyla İzmir’de gerçekleşti. Programın sonunda AB Bilgi Merkezi’nin Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ulaşma konusunda gençleri dahil etmeyi amaçlayan bir girişim olan ‘Genç AB Sürdürülebilirlik Elçileri’ ile bir araya gelindi.

Türkiye Ulusal Enerji Planı ile Hidrojen Teknolojileri Stratejisi
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, ‘Türkiye’nin Ulusal Enerji Planı’ ve ‘Türkiye Hidrojen Teknolojileri Stratejisi ve Yol Haritası’ tanıtım konferansında, doğal gaz merkezi olma hedefiyle önemli adımlar atıldığını, yoğun bir enerji diplomasisi yürüttüklerini söyledi. Yenilenebilir enerji, bor, petrol ve doğal gaz başta olmak üzere her alanda yoğun bir Ar-Ge faaliyeti yürütüldüğünü kaydeden Dönmez, Türkiye Ulusal Enerji Planı ile sürdürülebilirlik kapsamında temiz enerji ve enerji verimliliğinin artırılmasını amaçladıklarını vurguladı: “‘Geleceğin enerji taşıyıcısı’ hidrojen sanayide de kullanılacak. Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu’nun (TENMAK) sorumluluğunda hidrojen üretimi, depolaması ve dağıtımından oluşacak bir hidrojen değer zinciri oluşturacağız.”

TİM’den ‘Hazır Giyim Sektörü Sürdürülebilirlik Stratejisi ve Eylem Planı’
Katmadeğerli üretimi, istihdama katkısı ve ihracatı ile Türkiye’nin stratejik sektörleri arasında yer alan hazır giyim ve konfeksiyon, ‘Yeşil Mutabakat’a uyum sürecinin yol haritası niteliğindeki ‘Hazır Giyim Sektörü Sürdürülebilirlik Stratejisi ve Eylem Planı’ belgesini tamamladı. Altı bileşen başlığında 40 eylemden oluşan belge, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe ve sektör başkanlarının da katıldığı toplantıda kamuoyuna açıklandı.
Aynı zamanda İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanlığı’nı da yürüten Gültepe, Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 40’ından fazlasını Avrupa Birliği (AB) ülkelerine yaptığını, hazır giyim ve konfeksiyonda oranın yüzde 60’ı geçtiğini hatırlatarak, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın iklim politikası olmanın ötesinde, aynı zamanda ekonomik bir dönüşüm programı olarak da kurgulandığını vurgulayarak, AB’nin aldığı bu kararları küresel rekabetçiliği korumak için de yakından izlediklerini söyledi.
40 milyar dolarlık ihracata odaklanan hazır giyimci yeşil dönüşüm için yol haritasını belirledi: Mustafa Gültepe, “Biz hazır giyim ve konfeksiyonda kilogram birim değeri 40 dolara, yıllık ihracatımızı 40 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Hedefe ulaşmak için tasarımlı, inovavatif ve markalı üretimi artırmanın yanı sıra yeşil üretim kapasitemizi maksimum düzeye çıkarmak durumundayız. Çünkü AB merkezli her dört firmadan üçü 2030’a kadar sürdürülebilirlik temelinde tedarik zincirini yeniden yapılandıracak. Tekstil ürünlerinde uzun ömürlü, geri dönüştürülebilir ve tehlikeli kimyasallardan arındırılmış olma şartı aranacak. Hazır giyimde halen AB’nin üçüncü büyük tedarikçisiyiz. Bu büyük pazarda önemli bir yerimiz olmakla birlikte vazgeçilmez değiliz. Hazırlıklarımızı bu gerçeği aklımızda bulundurarak yapmalı, alt yapımızı hızla dönüştürmeliyiz.”
Yeşil dönüşüm için finansman desteği hayati önemde: Hazır giyim endüstrisinde yeşil dönüşüm için finansman desteğinin hayati önem taşıdığına dikkat çeken Gültepe, “İHKİB’in hazırladığı projelerle AB’nin hibe desteklerinden etkin bir şekilde yararlanıyoruz. İkisi ayrılmaz bir bütün olan tekstilin ardından hazır giyim ve konfeksiyonun sürdürülebilirlik stratejisini netleştirmesiyle birlikte bütünü şimdi tamamladık. Sektör için yol haritası niteliği taşıyan bu belgedeki eylemlerle 40 milyar dolarlık ihracat hedefimizi çok daha kısa sürede yakalayacağımıza inanıyorum. Bu belgeyle özellikle yeşil üretim konusunda Avrupalı iş ortaklarımıza da çok güçlü bir kararlılık mesajı vermiş olacağız.”

ATO (Ankara Ticaret Odası) Meclis Başkanı ve İlkim Geri Kazanım Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Deryal:
“Kullanılmış lastikler atık değildir, âtıl, değerlendirilemeyen bir kaynaktır”
“Bizim düne kadar atık, tehlikeli, çevreyi kirleten, çöp dediğimiz atıklar günümüzde hammadde, sanayi girdisi oldu. Çöplüklerde enerji üretiliyor, hayvansal atıklardan enerji-gübre üretiliyor. Plastik ve lastiklerde de geri kazanım çok önemli. Ülkemizde Ömrünü Tamamlamış Lastikler (ÖTL) geri kazanılarak enerji üretimi yatırımını devletimiz Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Destekleme Mekanizması (YEKDEM) kapsamında teşvik etti. Bazı yatırımlar tamamlandı, devam edenler de var. 100 MW elektrik üretim kapasitesini aştı.
Kritik unsur şu, bizim yatırımlarımızın kullanabildiği tek hammadde atık lastikler. Bu lastikler geri kazanılarak elde edilen ürünlerden biri olan pirolitik yakıt kullanılarak elektrik üretiliyor. Atık lastik çevreyi kirleten bir ürün ama bizim için kıymetli bir hammadde. Yeni gelişen bir sektör, çok bilinmiyor. Bizim teknoloji ve sektör ortaya çıkmadan atık lastiklere yönelik mevzuatımız oluşmuş. Çabamız herkese bunu daha iyi anlatabilmek. Hammadde yani atık lastik temininde zorluklar yaşıyoruz. İki sebebi var. Birincisi kanunen yüzde 80’i toplanması gereken ÖTL’ler yeterli oranda toplanamıyor. İkincisi ise toplananların büyük kısmı maalesef çeşitli sanayi kuruluşlarında yakmaya gidiyor. Çünkü bütün alternatif yakıtların fiyatı yükseldi, bu tür endüstriler için cazip hale geldi. Yakmak böyle bir kaynağı değerlendirmenin en kötü yolu. O nedenle lastikler atık değildir, âtıl, değerlendirilemeyen bir kaynaktır diyoruz. Sorun kritik, lastik temin edemediği için üretimi durduran firmalar var.”

Yorumlar (0)