Türkiye ekonomisine iki açıdan bakıyoruz, iki ayrı tablo görüyoruz. Biri günlük, diğeri geniş zaman skalası içinde saklı tablodur.

Günlük tabloda şunlar var: 2017  üçüncü çeyrek büyümesi çift haneli, yıllık toplam büyüme ise yüzde 7 olabilecek. Türkiye G-20 içinde en fazla büyüyen ülke olacak. Dünya rekoru bile mümkün.

Ekim ihracatımız  aylık bazda yüzde 16, yıl bazında ise yüzde 11 arttı. 2017 toplamında 160 milyar dolarla ihracatta kendi rekorumuzu kırmamız olası. Ve 2018’in, 2017’den daha iyi olacağı beklentisi güçlendi. Bunlar dünya ekonomisi yavaşken Türkiye ekonomisinin yakaladığı sonuçlardır.

Geniş zaman skalasından baktığımızda gördüğümüz tablo Türkiye ekonomisinin gelişme dinamiği ile ilgilidir. Burada gündem “dijital dönüşüm” ve “yüksek teknolojili üretime geçiş”tir. Bu iki ayaklı dönüşümün sentezi “Endüstri 4.0” oluyor.

Endüstri 4.0 sürecinin sektörel temeli ‘Yazılım, Bilgisayar ve İletişim Teknolojileri, Elektronik ve Eğitim’ sektörleri biçiminde şekilleniyor.

Endüstri 4.0 uygulamaları ise ‘Makina ve Teçhizat İmalatı, Uzay, Tarım, Medikal, Enerji, Kimya, Gıda, Savunma, Otomotiv’ gibi sektörleri öne çıkarıyor.

Endüstri 4.0 sürecinin zorunlu mekansal uğraklarının başında Teknopark ve Teknokentlerimiz geliyor. Ayrıca Ar-Ge ve Tasarım Merkezleri var. Buna, şimdilerde inşasına başlanan Endüstri Bölgeleri de ekleniyor. Bu renkli tablonun içinde “Kümelenme” vizyonu da netleşmeye başladı, çünkü yeni teknoparkların sektörel ve bölgesel bir yapı olarak kurulmasına başlandı.

Bu sayımızda “Teknoparklar Vitrini” niteliğinde bir dosya hazırladık. Gördük ki bu alan, 5 bine yakın teknoloji şirketi, 50 bine yakın çalışan araştırmacı personeli, 30 binden fazla yürütülen projesi ile başat bir sektör haline gelmiş.

Birlikte göreceğiz. Çok yakın gelecekte, dış ticaretimiz; yüksek hızlarla büyüyecek; daha önemlisi de ithalat ve ihracatımızın yapısı değişecek ve sürdürülebilirlik  kazanacak.

Bu arada şunu da kaydetmeliyim: Endüstri 4.0 süreçlerini ve Dijital Dönüşüm stratejilerini, fiilen bu süreçlerin içinde olmasına rağmen zihnen dışında olanlara, başta KOBİ’ler olmak üzere girişimci gençliğe ve kadınlara aktarmak gibi bir görevimiz var.

Türkiye hem endüstriyel üretimde, hem de toplumsal dönüşümde doğum sancıları yaşayan bir ülke durumunda. Önümüzde çift bileşenli bir devrim var. Dünyanın da öncelikli konusu bu. Bu bağlamda geçen ay Ankara’da “Endüstri 4.0’dan Toplum 5.0’a” toplantısını gerçekleştirdik. Katılımcı yüksek birikim bize, “geleneksellikten hemen bu saat kurtulmamız gerektiğini” söyledi. “Endüstri 4.0 ve Toplum 5.0” devrimine bu alışkanlıkla katılamayacağımızı anlattı ve bu konuda hala gelişmiş ülkelerden öğrendimizi hatırlattı; kendi toplumsal zekamızı kullanmamızın şart olduğuna dikkat çekti.

Dijital dönüşüm konulu toplantılara sık sık katılıyorum. Bana göre de Türkiye’nin dönüşüm devrimi, kendi devrimi olacak ve kendi toplumsal kapasitesi ile başarılacaktır. Bu nedenle kendi zekamızı büyütmeliyiz.  Yüksek teknolojili ‘akıllı toplum’un bütün girdilerini Türkiye’de kendi insanımızla kendimiz üretmeliyiz. Teknolojiyi, hem üretim, hem de toplum yararına kullanmayı becerebildiğimiz, Türkiye’ye özgü bir ‘Dönüşüm Modeli’ni, kurumsal bencilliklerden uzak durarak, birlikte oluşturmalıyız.

Önemine istinaden, Kasım sayımızın kapak dosyasını bu konuya ayırdık.

“Endüstri 4.0 ve Toplum 5.0” öncelikli bir ‘Memleket Meselesi’ olduğu için aynı zamanda hepimizin meselesidir.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner199