Son günlerde insanların en çok şikayet ettikleri konuların başında “kendilerine yabancı olmanın” geldiğini söylersem herhalde abartmamış olurum. Zira her meslekten; orta yaş veya biraz ileri yaşa gelmiş kadınlı erkekli insanların, mutsuzluklarına, ağızlarının tadının olmadığına, gelecek umutlarını yitirdiklerine, yorulduklarına, umutlarının azaldığına veya tükendiklerinden dem vurmaya başladıklarına tanık olmaya başladım.

Hatta daha yeni yetme gençler de gelecek korkularının yanı sıra insanlardan, olaylardan ve yaşanan sıkıntılardan uzaklaşmak için başka ülkelere kaçıp kurtulmanın planlarını yapmaya başlamışlar bile…

Bunları eskiden de sık duyardım ama şimdilerde daha çok duymaya başlayınca bilim ve düşün insanı olarak üzerinde düşünmeye başladım.

Mutsuzluk ve sahip olunanlardan memnuniyetsizlik bir yana; kendini tanıyamamak, kendi inanç, değer ve kişiliklerine aykırı şeyler yapmaya başlamak insanların kendilerine ne kadar yabancılaştıklarının bir işaretidir.

İsterseniz bu yabancılaşmanın seyrine bir göz atalım. Bu değişimler birden ortaya çıkmadı kuşkusuz, adım adım ve sinsice geldi veya getirildi… Önce konuştuğumuz dile yabancı olmaya başladık. Zira bir düşünür;  “Dil değişirse düşünce değişir, düşünce değişirse davranış değişir” demiştir. Anadilimiz Türkçe yabancı sözcüklerin istilasına uğradı. Ne olduğu belli olmayan ve Türkçe’nin kurallarına ve yapısına uymayan bu sözcükler, duyguyu ve anlamı; dolayısıyla algıyı bozmaya başladı.

Algı bozulunca farklılıklar zenginlik değil, çatışma unsuru olmaya başladı. Uzlaşmanın yerini ötekileştirme aldı. Sahte davranışlar, maskeler ve gerçek olmayan abartılı davranışlar ve yaşam koşullandırmaları yüceltilmeye başlandı. “Birey olmanın” içi boşaltılarak kişiler daha bencil olmaya zorlandılar. Mahalle yaşamı ve kültürü yerine yabancı isimler verilerek bilmem kaç katlı apartmanlar yapılarak kapı komşusunun bile tanınmadığı site yaşamları öne çıkarıldı. Üretmek yerine dışarıdan ithal etmek daha kolay geldi.

Kendi özümüzü, insanımızı, değerimizi, kültürümüzü yaşamak yerine başkaları, onların garip yaşamları, eğlenceleri, alışkanlıkları benimsenmeye başlandı. “Yabancıysa iyidir” anlayışı kendimizin önüne geçti ve bunların sonunda kişi kendine, özüne ve hayata karşı yabancılaşmasın da ne yapsın?

Umutsuzluk bize göre değil. Yaşadığımız bu gerçeklikten kendimize, özümüze, değerlerimize ve güzelliklerimize dönerek kurtulabiliriz ve eskisinden daha iyi ve sağlıklı da olabiliriz ulus olarak. Bu geçmişe ve birikime sahibiz aslında…

Yanlış anlaşılmasın, yabancıya karşı değiliz biz; ama yabancılaşmaya ve kendi özümüzden uzaklaşmaya ve uzaklaştırılmaya karşıyız sadece. Yabancılardan ve farklı kültür ve gelişmelerden esinlenmek, beslenmek ve öğrenmek iyidir. Önemlidir ve değerlidir ama hayatı kendimiz, özümüz, ruhumuz ve değerlerimiz olarak yaşamak daha da iyidir. Kim olduğumuzu bilemiyorsak, kim olmaya karar vermek belki daha iyi olabilir. Aramak, oluşturmak ve yaratmak doğamızda vardır. Kimse kendini hafife almamalıdır…

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner199