2023 Yılına Kadar Seçim Yok...

Üç aya yakın zamandır ülkemizin gündeminde yer alan ve 31 Mart’ta sonuçlanan yerel seçimlerin ülkemize ve insanlarımıza hayırlı olmasını diliyorum.
Dile 
kolay tam on yılda, on seçim. Demokrasiye inanan, TBMM’de demokrasinin kesintisiz sürdürülmesi ve korunması bağlamında yemin eden biri olarak, seçimi elbette önemsiyor, demokrasinin en temel şartı ve unsuru olarak görmekle birlikte bu kadar sıklıkta ve çoklukta seçimin ülkemizde, ekonomisinde ve yaşamında gerekli olan yapısal reformların gecikmesine neden olduğunu söyleyebilirim.
TOSYÖV öncülüğünde iki yıldır kesintisiz sürdürülen ve bu yılda devam edilen “KOBİ’lere ve Girişimcilere Sağlanan Destekler ve Finans Olanakları” ana temalı toplantıların moderatörlüğünü üstlendim. Gidilen her şehrimizde toplantılara katılan Ticaret ve Sanayi Odalarımızın başkan ve yöneticileriyle sanayicimizle, ticaret erbabımızla, KOBİ sahipleriyle ve girişimcilerimizle konuşma fırsatını buldum.
Neler mi söylüyor denilirse özetle; “Hükümetimiz’in ekonomi alanında çalışmalarını olumlu buluyor, alınan kararları destekliyoruz. Ancak yapısal reformların bir an önce gerçekleştirilmesini umutla bekliyor, tarıma, tarımsal sanayiye ve hayvancılığa, bitkisel üretime, bölgesel kalkınmaya, bölgesel turizme daha çok önem verilmesini bekliyoruz” diyorlar.
Bu beklentileri karşılama sürecinde bölgesinde lider olan ülkemizin dünyadaki gelişmeleri ülkemiz lehine çevirebilmesinin koşullarını da mutlaka yaratmalıyız.
Dünyadaki gelişmeleri de Ekonomistler, dünya ekonomisinin 2019 yılında pek çok riskle karşı karşıya olduğunu belirterek, “ABD’nin dünyanın geri kalanı ile devam eden ticaret savaşları, İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden (AB) sancılı ayrılma süreci, Çin’in büyümesinin yavaşlaması, Almanya’nın imalat sanayindeki aşağı yönlü ivme” olarak değerlendiriyorlar.
Kişisel görüşüm de 2019 yılının ikinci yarısında Türk ekonomisinin büyüme ivmesini koruyacağı ve pozitif yönde ilerleyeceği umudunu taşıyorum. Ekonomide mutlak önceliğimiz üretim, üretimde ise “yüksek katmadeğerli üretim” olmazsa olmazımız olmalı.
Üretim, teknoloji, eğitim odaklı, bütüncül, özellikle bir yapısal dönüşüm dönemi, risklerin azaldığı, güvenli ülke algısının daha da güçlendiği bir yatırım ortamında sanayicimizin ve üreticimizin yatırım heyecanını yaratacaktır.
İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, “Yalnızca yerli yatırımların değil, aynı zamanda büyük bir ihtiyaç duyduğumuz doğrudan yabancı yatırımların da yeniden canlandırılması gerekli” sözleriyle görüşlerime katkı sunuyor.
Türkiye ekonomisinin özellikle üretim odaklı bir yaklaşımla, stratejik alanlarda yüksek katmadeğer yaratması ve büyümesini ithalata bağımlı olmadan sürdürmesi büyük önem taşıyor.
Yapısal dönüşümün cari açığa da katkı sağlayacak kaliteli bir sanayileşme ve katmadeğerli yüksek büyümeyi hedefleyeceğini de unutmamak gerekiyor.
Yeni Ekonomi Programı’nda (YEP) gündeme getirilen, “yüksek teknolojiye dayalı, katmadeğeri yüksek sektörlere öncelik verecek, ihracatımızı, ‘Ar-Ge, İnovasyon, Tasarım ve Markalaşma’ temeline oturtarak, girişimciliğe yoğunlaşacağız” bölümünü önemsediğimi ve desteklediğimi vurgulamak istiyorum.

2023 yılına kadar seçim yok
Bu süre Türkiye için ekonomideki ve yaşamımızdaki yapısal dönüşümü sağlamak için büyük bir fırsat. İş dünyamızın AB ile gerçekleştirilen Gümrük Birliği’nin revize edilmesi ve kapsamının değişen ticari koşullara uygun olarak genişletilmesi beklentisi güncelliğini sürdürüyor...  Seçimsiz bu süre bu bağlamda da çok uygun. Kişisel görüşüm de önümüzdeki günlerde revize süreci başlatılmalı. 2023 yılına kadar ülkemizde seçim olmaması yapısal dönüşümün, reformların gerçekleştirilmesi bağlamında çok kıymetli 4.5 yıllık bir dönem olacağına inanıyorum.
Yapısal dönüşümün, reform tanımı çok farklılık taşıyor. Bu konuda değerli Ekonomist Mahfi Eğilmez’in tanımını sizlerle paylaşarak yazımı sonlandırmak isterim.
“Yapısal reform, bir sistemin daha verimli çalışabilmesi ve şoklara karşı daha dayanıklı hale getirilebilmesi için o sistemin yeniden yapılandırılması olarak tanımlanabilir. Hukukun üstünlüğü ilkesi ile herkesin yasalar karşısında eşit olması demektir. Yabancı yatırımcı dışardan baktığında, ‘ben bu ülkede iş kursam, ticaret yapsam, devlet benim hakkımı savunur’ diyebiliyorsa o ülkeye yatırım yapacaktır.  Bir ülkeye yatırım yapılması demek istihdamın artması ve ülkede değer üretilmesi demektir. Bu reformlar, potansiyel üretim seviyesini arttırmayı hedefler. Yapısal reformlar ekonominin arz yönünü etkiler. Üretkenliği, yatırımı ve istihdamı arttırır. İşgücünün kalitesinin arttırılması, iş ve yatırım ortamının iyileştirilmesi, Ar-Ge’ye yönelik kapasitesinin arttırılması, rekabet ortamının oluşturulması yapısal reformlara örnektir. Bu reformların hayata geçirilmesi, iş kurmayı veya yatırım yapmayı kolaylaştırır. Doğal olarak ekonomi güçlenir, refah artar. Yapısal reformlar kısa vadede hayata geçirilebilen ve hızlıca sonuç alınan çalışmalar değildir. Zaman, çaba ve maliyet gerektirir. Ama bu reformlar hayata geçtiğinde de ekonomiye uzun vadeli büyük katkı sağlar. Mesela eğitim sisteminde yapılan reformlar uzun zaman alabilir ve yüksek maliyette olabilir. Ancak daha yetkin bir neslin yetişmesinin önünü açar. Bu da uzun vadede hem ekonomik hem sosyal yaşama katkıda bulunur” sözleriyle tanımlıyor yapısal reformları.
Seçimsiz bu dönemde yapısal reformların gerçekleşmesi umuduyla.

YORUM EKLE

banner269