banner476

banner402

banner468

banner457

banner458

banner472

Ekonomist Prof.Dr. Onur Başer: “Krizin köklerine inilmeli”

Ekonomist Prof. Dr. Onur Başer, krizin köklerine inmeden, açıklanan paketlerin yüksek kaliteli bir ekonomik büyüme üretmesinin mümkün olmadığını söyledi.

EKONOMİST 01.04.2021, 00:00 28.04.2021, 10:05
21745
Ekonomist Prof.Dr. Onur Başer: “Krizin köklerine inilmeli”

Kolumbia ve Michigan üniversitelerinde misafir öğretim üyesi ve MEF Üniversitesi Ekonomi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Onur Başer, Türkiye ekonomisinin gelir üretmesinde herhangi bir sorunu olmadığını, ama yanlış proje ve anlaşmalardan dolayı harcama kısmında büyük problem yaşadığını söyledi. Krizin köklerine inmeden, açıklanan paketlerin yüksek kaliteli bir ekonomik büyüme üretmesinin mümkün olmadığını aktaran Başer, “O nedenle yüzeysel açıklanan reform paketleri, spekülatörler için anlık bir durum olarak görülüyor ve fırsata dönüştürülüyor” dedi.

Salgının ekonomiye etkisini nasıl öngörüyorsunuz. Aşı sonrası ekonomik toparlanmaya ilişkin öngörünüz nedir?
Her ne kadar şu anda ekonomide işler iyi gitmese de ben salgın sonrası için daha iyimser bir beklenti içerisindeyim. Salgın dönemiyle verimliliği artıracak teknolojik yöntemlere geçiş hızlandı. Ekonomik gelişme tüketime dayandığı için ve gelişmiş ülkeler tarafından yapılan mali yardımların yarattığı likidite, talebi artıracak ve ekonomi hızlı bir şekilde toparlanacaktır. Yaşam döngüleri içinde harcamalar 20-30’lu yaşlarda başlar ve 40’lı yaşların sonlarında en yüksek düzeye ulaşır. 2020’ler millennial dediğimiz harcama döngüsüne girdiği yıllar olacaktır ve bu bir önceki jenerasyondan çok daha yüksek sayıda insan demek… Yine kriz dönemleri yaratıcılığın doğduğu dönemlerdir. Covid19 ile beraber de bunları görüyoruz. mRNA aşıları, uzaktan çalışma yöntemleri çok gelişti. Salgın sonrası çalışanların sadece yüzde 10’u bile uzaktan çalışmaya devam etse, kira geliri, ulaşım gibi giderlerin azalarak ayni üretimin sağlanması verimliliği artıracaktır.

Yalnız bu toparlanma gelirleri artırsa da gelir dağılımındaki eşitsizliği de giderek artıracaktır. 2021 yılının sonunda artık Covid-19’dan pandemi olarak değil de sadece gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelerde olan endemi seklinde bahsedeceğiz. Aşılama sayesinde gelişmiş ülkeler Covid-19’u atlatmış, ekonomilerini daha çabuk açmış ülkeler olacaktır. Dünya şu anda 3.4 trilyon dolar kaybediyor, gelişmiş ülkeler kendilerini aşıladıklarında bu kayıp 1.2 trilyon dolara düşecek. Daha sonra gelişmiş ülkeler, aşıya ulaşamayan ülkelere yardım edecektir, çünkü eşit şekilde dağıtılan aşıda kayıp 150 milyar dolara kadar inecektir. Yani aşının eşit şekilde dağıtılmasının ekonomik olarak çok yüksek kazanımı var.

Türkiye ekonomisi zorlu bir dönemden geçerken COVİD-19’a yakalandı. Yaşanılan sıkıntıların tek nedeni olarak salgını göremeyeceğimiz net. Ülkemizin kemikleşmiş sorunlarına ilişkin sizin gözleminiz nedir?
Dünya ülkeleri çok büyük bir dış borçla yakalandı Covid-19’a. Türkiye de benzer bir durumdaydı ama rezerv parası olmadığı için ABD, Avrupa ülkeleri gibi para arzını artırarak, mali politikalarla bu sıkıntıları hafifletemedi. Bütün ekonomistlerin birleştiği görüş şudur; “Kamu sağlığı problemi önceliğe oturmadan ekonomik büyümenin gerçekleşmesi mümkün değil…. Sağlıksız insanlarla sağlıklı bir ekonomi kuramayız.” Ekonominin düzelmesi için salgının kontrol alınması şart. Bu da aşıların yaygınlaşması, bizim gibi nüfusuna toplam aşıyı bulamamış ülkelerde gerekirse 3-4 haftalık kapanmayla olması gerekiyor. Yapılan araştırmalar gösterdi ki, Türkiye eğer 3-4 haftalık bir kapanmaya gitseydi, ekonomi şu andakinden daha kötü olmazdı ve ölü sayımız yüzde 40-50 azalmış olurdu. Tam kapanma ile ekonominin komaya gireceğini düşünmüyorum. Türkiye’nin ekonomiden virüsten daha fazla korkmasına gerek yok. Ekonomideki her problemin, işsizlik, enflasyon, faiz, döviz çözümü var, ama kaybettiğimiz insanları geri getiremeyiz.

Üretim ve yatırımın olmadığı dönemlerde işsizliğin yükselmesi sürpriz olmuyor. Türkiye ekonomisi için istihdamda kırılma bekliyor musunuz?
Türkiye’de işsizliğin azalması için ülkenin yüzde 5’ten fazla büyümesi gerekiyor. Yüzde 5’lik bir büyüme, ancak istihdama yeni katılan gençlerimize iş bulmak için yeterli olacak, hali hazırdaki işsizlerimize yeni bir iş olanağı yaratmayacaktır. Açıklanan rakamlara göre, Türkiye geçen yıl sadece yüzde 1.8 büyüdü. 2021 yılında ve özellikle 2022 yılında pandemi kontrol altına alındıktan sonra ekonominin yüzde 5’ten fazla büyümesini ve büyümedeki ilerlemenin işsizlik oranımıza da olumlu yansımasını bekliyorum. Yapısal reformlar da gerçekleşebilirse istihdamda sıçrama olacaktır.

Enflasyonumuz yüksek, kur önlenemiyor, faiz konusunda halen daha kafaları karıştıran açıklamalar var. Faiz-enflasyon-kur politikasına ilişkin yürütülmesi gereken program sizce nedir?
Türkiye diğer ülkelere göre çok yüksek risk primi ödüyor. Diğer ülkeler çok düşük faiz ile borçlanırken, biz çok yüksek oranda borçlanıyoruz. Türkiye’de güven sorunu var ve bu güvensizlik belirsizlik yaratıyor. Sağlık Bakanlığı verileri dünya ülkelerindeki verilerle çelişiyor, TÜİK’in enflasyon işsizlik sayıları, piyasadaki sayılarla çelişiyor, Türkiye ekonomisinin Covid krizini çok iyi atlattığına dair açıklanan sayılar, uluslararası derecelendirme kuruluşlarının notlarıyla çelişiyor. Bu güveni kazanıp belirsizliği ortadan kaldıracak politikaların geliştirilmesi gerekiyor ki bunun en kolay yolu şeffaf iletişim kanallarını açık tutmak. Liyakat sahibi ekiplerin danışmalığında, karar verici mekanizmaları devreye sokarak ekonominin temel kurallarına dönmemiz gerekiyor. Yoksa kuru düşürmek için faizi artırmak zorunda kalacağız. Ya da faizi düşük tutarsak, kur artacak, enflasyon artacak ve biz bu döngüyü kıramayacağız.

COVİD-19’a karşı alınan Ekonomik İstikrar Kalkanı ve arkasından devam eden destek ve teşvik paketlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
G-20 ülkeleri içinde gayri safi milli hasılat oranında en büyük yardımı yüzde 20.9 ile Japonya yaptı. Türkiye, Kanada ve Avustralya’dan sonra gayri safi milli hasılatın yüzde 12.8 ile en fazla yardımı yapan dördüncü ülke gözüküyor. Örneğin Avrupa gayrisafi milli hasılasının yüzde 4’ü oranında, Amerika ise yüzde 1.2 oranında yardım yaptı. Yani Türkiye 80 milyar dolar yârdim yaptı gibi gözüküyor kendi vatandaşlarına. Türkiye’de böyle bir yârdim verisi de yok, böyle büyük bir miktarda yardımı alan kişileri de göremiyoruz. Yapılan yardımlar daha çok kredi ertelemesi, kolay borçlanma seklinde yapıldı. Direk para yardımı çok düşük miktarda kaldı. Türkiye’de istatistiklerle oynamak çok kolay hale geldi. Özellikle uluslararası kuruluşlar tarafından, ülke istatistiklerine güvenilmemesi, yabancı yatırımcıyı çok tedirgin ediyor, ayni zamanda gerçek verileri bilmediğimiz için de doğru politikalar üretemiyoruz.

Bu dönemi atlatmak için ‘para basma’ gibi pek alışık olmadığımız yöntemlerin konuşulduğu bir dönemde sizin bir reçeteniz var mı?
Böyle bir pandemiyle dünya 100 yılda bir karşılaşıyor ve geçici bir dönem olduğunu kabul etmeliyiz. Türkiye’nin gayri safi milli hasılatı 800 milyar dolara yakın, dolayısıyla önümüzdeki 10 yılın gelirinin yüzde 1’ine karşı borçlanıp o parayı şimdi ekonomiye aktarırsak, belli bir süre kapanarak hem ekonomimizi canlı tutabiliriz hem de ölümleri azaltabiliriz. Bildiğiniz üzere, biz bu paranın belki iki katına yakınını doları düşürebileceğimizi düşünerek sattık. 100 trilyon dolara yakın hacmi olan finansal piyasalara, Merkez Bankası rezervlerindeki 155 milyar dolarla etki yapabileceğimizi düşündük. Hem rezervlerimiz gitti hem de dolar düşmedi. Oysa hukuk üzerindeki baskının kaldırılması, ekonomik kurumların bağımsızlığın garanti altına alınması gibi güzel haberlerle 155 milyar dolarımızı koruyabilir, doların yükselmesini engelleyebilir ve bu miktarı pandemiyle mücadele için kullanabilirdik. Türkiye ekonomisinin gelir üretmesinde herhangi bir sorun yok, ama yanlış proje ve anlaşmalardan dolayı harcama kısmında büyük problem var. Para aslında harcarken kazanılır.

Yabancı yatırımcı gözünden bakarsak ülkemizin temel sıkıntısı nedir?
Yabancı yatırımcının en çekindiği şey belirsizliktir. Belirsizlik yabancı sermaye için kötü haberden daha ürkütücüdür. Ekonomik kurumlarımızın bağımsız olması ve demokratik kurumlar tarafından güvence altına alınması, medya ve yargının bağımsızlığı, ihale kanunlarında şeffaflık hem bizim risk primimizi azaltacak hem de yabancı sermaye akışını artıracaktır. Yabancı sermaye akışı kısa vadede bu krizden çıkmak ve yapısal reformlarımızı yapmak için fırsat tanıdığı için güven ortamının tekrar sağlanması gerekiyor.  Merkez Bankası faiz artırımının etkili olabilmesi için Merkez Bankası Başkanı’nın yarın da yerinde kalıp kalamayacağını bilmemiz gerekiyor.  Krizin köklerine inmeden, açıklanan paketlerin yüksek kaliteli bir ekonomik büyüme üretmesi mümkün değil. O nedenle yüzeysel açıklanan reform paketleri, spekülatörler için anlık bir durum olarak görülüyor ve fırsata dönüştürülüyor.

Yorumlar (0)