index

28. Kalite Kongresi ve Türkiye Mükemmellik Ödül Töreni, toplumsal konulara odaklandı; Çözüm Özünde “Fix The Basics!”

Mükemmellik kültürünü yaşam biçimine dönüştürerek Türkiye’nin rekabet gücünü ve refah düzeyini yükseltmek adına çalışmalar yürüten Türkiye Kalite Derneği (KalDer) ve TÜSİAD tarafından bu yıl 28.’si düzenlenen Kalite Kongresi ve Türkiye Mükemmellik Ödül Töreni, İstanbul’da gerçekleştirildi.

28. Kalite Kongresi ve Türkiye Mükemmellik Ödül Töreni, toplumsal konulara odaklandı; Çözüm Özünde “Fix The Basics!”

Bu yıl “Çözüm Özünde-Fix The Basics!” ana temasını işleyen Kongre’de; iklim değişikliği, dijital dönüşüm, sürdürülebilir kalkınma, güncel sorunlara çözümler gibi konular işlendi. KobiEfor’un medya sponsorluğunu üstlendiği etkinlikte, ‘Türkiye Mükemmellik Ödülü’nü Aromsa ve Kalekim kazandı. Türkiye’de kalite kültürünü yaygınlaştırmak ve sürdürülebilir kalkınmaya destek olmak gayesiyle Türkiye Kalite Derneği (KalDer) ve Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) işbirliğiyle gerçekleştirilen 28. Kalite Kongresi ve Türkiye Mükemmellik Ödül Töreni, 26 ve 27 Kasım tarihleri arasında, İstanbul’da, Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirildi. Dergimiz KobiEfor’un medya sponsorluğunu üstlendiği ve “Çözüm Özünde-Fix The Basics!” ana temasının işlendiği Zirve’nin açılış konuşmasını Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç ile dünyaca ünlü Ekonomist Nouriel Roubini gerçekleştirdi.
Zirvede iki gün boyunca hem kalite konusu hem de güncel toplumsal konular olan; iklim değişikliği, göç, jeopolitika, yerel yönetim, eğitim, sürdürülebilir kalkınma, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kapsayıcılık gibi alanlara odaklanıldı. Türkiye Mükemmellik Ödül Töreni’nde ise Türkiye Mükemmellik Ödülü’nü Aromsa ve Kalekim kazandı.
“Fikirleri tüm paydaşlarla işbirliği yaparak geliştirmek gerek”
Kongrenin açılış konuşmasını gerçekleştiren KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Görgün Özdemir, KalDer’in, kurulduğu 1990 yılından bu yana mükemmellik kültürünü yaşam biçimine dönüştürerek Türkiye’nin rekabet gücü ve refah düzeyinin artırılması için çalıştığını söyledi. İnsanlığın bugün gerçekten çok değişik bir zamanda yaşadığını ifade eden Özdemir, şunları kaydetti: “Dünya baş döndürücü bir hızla gelişiyor ve değişiyor. Yapay zeka, sürücüsüz araçlar, blockchain, dijitalleşme, nesnelerin interneti, birbiri ile konuşan makineler ve benzeri gelişmeler hayatımızı şekillendiriyor. Hiç şüphesiz bunlar insanlık adına çok önemli gelişmeler. Ancak bu değişim ve dönüşüm pek çok sorunla karşı karşıya olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Küresel ısınma, açlık ve yoksulluk, gelir dağılımındaki eşitsizlik, göçler, çarpık şehirleşme, cinsiyetler arası eşitsizlik, eğitime erişim ve fırsat eşitsizliği,  kısıtlı doğal kaynakların verimsiz kullanımı, hala elektriğin ulaşmadığı ve sağlık hizmetinden mahrum milyonlarca kişi ve daha birçok sorun insanlıktan çözüm bekliyor. Öte yandan dünyamız çok çarpıcı bir paradoksun içinde. Bir tarafta küreselleşme ve iletişim sınırları yıkarken diğer taraftan ülkeler arasına yüksek taş duvarlar örüyoruz. Dünyada zenginlik artıyor ama 2 milyar insan yoksulluk sınırında hayata tutunmaya çalışıyor. Dünyada 753 milyon kişi açlık sınırında yaşamını sürdürmeye çalışırken her 4 yetişkinden 1’i ise obezite sorunları ile uğraşıyor. Dünyadan birçok medeniyet geçti ama dünyamızda son yıllardaki kadar tahribat yaşanmadı.”
Geçen 2000 yıla kıyasla dünyanın 100 yılda hiç olmadığı kadar hızlı ısındığını ve böyle giderse korkulan 1.5 derecenin görülebileceğini aktaran Özdemir, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Dünya birçok sorunla karşı karşıya. Geriye dönüp sorunların ortaya çıkış sebebini bulabilirsek çözüme ulaşmada önemli bir adım atmış olabiliriz.” Artık dünyada hiçbir şeyin tek başına yapılamayacağını aktaran Özdemir, fikirleri tüm paydaşlarla işbirliği yaparak geliştirmek gerektiğini söyledi.
“Çözüm odaklı tutum sergilenmeli”
TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Sekreteri Bahadır Kaleağası ise çağın sorunlarına karşı çözüm odaklı bir tutum sergilemenin gelecek nesillere karşı önemli bir sorumluluk olduğunu kaydetti. Bu sorumluluğu yerine getirmenin yolunun, ortak yaklaşım, ortak söylem, ortak akıl ve ortak eylem olabileceğini ifade eden Kaleağası, şu noktalara değindi: “Küresel eşitsizlik tarihteki en üst noktasına ulaştı. Dünya nüfusunun yüzde 1’i küresel gelirin yüzde 50’sini yönetir hale geldi. Gezegenimiz insan yaşamına tehdit oluşturan iklim değişikliği sorunlarıyla karşı karşıya. Araştırma yılda 8 milyon ton ağırlığındaki plastiğin deniz ve okyanuslara karıştığını, toplam 5 trilyondan fazla plastik parçasının gezegenimiz sularında yüzdüğünü söylüyor. Gelinen bu noktada üretim ve tüketim kalıplarında önemli dönüşümlere zorlamakta.”
Bahadır Kaleağası, Dünya Ekonomik Forumu tarafından yapılan 2017 ve 2018 küresel risk araştırmasında küresel iklim değişikliğinin önümüzdeki 10 yılda dünyayı tehdit eden en önemli 5 risk arasında yer aldığını kaydetti. İklim kaynaklı küresel kayıpların yıllık maliyetinin 300 milyar dolar civarında olduğunu kaydeden Kaleağası,  “Ülkemizin iklim değişikliği azaltımı ve uyum politikalarını belirlemede hızlı hareket etmesi elzem” dedi. İklim değişikliği, sosyal haklar, hukuk devleti, dijital dönüşüm gibi konuların uluslararası ticaret, yatırım ve finansmanda temel ölçütler olduğunu belirten Kaleağası, “Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği anlaşması da aynı ölçüde perspektifte yenilenmeli. Bir Gümrük Birliği 2.0 değil,  21. yüzyıl Gümrük Birliği 5.0 yaklaşımına ihtiyaç var. Türkiye 21. yüzyılda güçlü bir ülke olacaksa hamasetle değil özgürlükler toplumu olarak yükselecek. Özgür düşünen, bilgiye ulaşmayı,  sorgulamayı, değerlendirmeyi bilen bireyler sayesinde, sosyal sorumluluk sahibi yurttaşlar sayesinde yükselecektir” diye konuştu.
“Dünya yalnız kalmak için çok küçük”
Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, dünyanın yalnız kalmak için çok küçük olduğunu, başkalarının sayılan meselelerin herkesi etkiler boyuta geldiğini kaydetti. Fikrine örnek olarak Çernobil Nükleer Kazası ile İngiltere’nin Brexit kararını gösteren Koç, şöyle konuştu: “3.5 yıldır bilinmeyenler nasıl sonuçlanacak merak ediliyor. En az 20 kez İngiltere’ye gittim. Hem dünyayı hem Avrupa’yı etkiliyor ama özellikle ülkemizi çok etkiliyor. İngiltere ile çok büyük ticaret hacmimiz var. Koç Grubu olarak şirketlerimizi direkt etkiliyor çünkü en büyük ihracat pazarımız.”
“Değişim ve dönüşümün etkileri sarsıcı olabilir”: Tüm bunlar olurken insanoğlunun çok önemli bir dönüşüm içerisinde olduğunu vurgulayan Koç, değişimin her zaman olduğunu ancak bu kadar hızlısını insanoğlunun hiçbir zaman yaşamadığını dile getirdi. Teknolojinin başını alıp gittiğini, en kıymetli varlığın bilgi olduğu bir dijital ekonominin etrafımızda inşa edildiğini hatırlatan Koç, şu noktalara değindi: “Sanayi 4.0, 5G, yakında 6G, otonom araçlar, bir sürü yenilikler. Ama yarının değil bugünün hikayeleri. Vaatler var bunların arkasında. Verimsizlikler azalacak, doğal kaynaklar çok daha az kullanılacak, rutin işleri makineler üretecek, insanoğlu çok daha yaratıcı olmak için vakit kazanacak. Eksilerini ve artılarını göreceğiz. Bugün tecrübe ettiklerimizi hayal etmek mümkün değildi. Bilinen bir gerçek var ki faydaları ve zararlarıyla yaşayacağımız transformasyon süreci sancılı olacak. Bir yandan teknoloji yeni iş alanları yaratırken bir yandan da pek çok iş kolunu yok ediyor. Çok yakın zaman içinde kariyerinin ortasındaki 35-40 yaşındaki insanlara yeni mesleki beceriler kazandırmak gerekecek. Acaba bu mümkün olabilecek mi? Zaten istihdam problemimiz var. Belki de işsizlik büyüyerek dünyanın en temel sosyal sorunu haline gelecek.”
Ali Y. Koç, küresel ölçekte demokrasinin geleceğini tehlikeye atan ciddi sosyal sorunlarla iç içe olunduğunu ifade etti: “Haberlere bakınca dünyanın her kıtasında pek çok ülkede öfkeli şekilde insanlar sokaklarda. Sebepler farklı ama mevcut ekonomik ve siyasi düzenden memnuniyetsizlik hepsinin ortak paydası. Tarih boyunca insan sınırlarını aşma eğiliminde olmuştur. Yaşadığı toprakların hatta gezegenin ötesine geçmek, sahip olduğuyla yetinmemek, öğrenebilen ve sınırları aşma güdüsüyle aklın yolundan geçti. Büyük düşünürlerin çoğu demokrasiye ulaşıldığında arayışın son bulacağını söyledi. Ama pek çok akademisyen ve uzman, insanlığın demokrasi yolundaki ilerleyişinde şimdilik mola verdiği, küresel demokrasinin bir süredir resesyonda olduğu endişelerini paylaşıyor.”
Dünya genelinde son 10 yılı aşkın süredir insan hakları ve siyasi özgürlükler konusunda kesintisiz gerileme yaşandığına değinen Koç, demokrasinin bilindiği gibi niceliğinden ziyade niteliğiyle anlamlı olduğunu, özgürlük anlayışında demokrasinin standartlarının değiştiğini ve geliştiğini anlattı. Koç, Portekiz Devrimi öncesinde dünya ülkelerinin sadece yüzde 30’unda yöneticilerin halk oyuyla seçildiğini kaydetti: “1974’ten 2006’ya kadar temsili demokrasi Latin Amerika, Asya Pasifik, Afrika ve Doğu Avrupa’da sıçrama yaşadı. 2006’da yüzde 60’ında halk oyuyla seçiliyordu. Demokrasi kulübü o tarihten sonra yerinde saymaya başladı. Dünyamızda 30 yıl boyunca hak ve özgürlüklerde hukukun üstünlüğü ve kuvvetler ayrığı ilkelerinde ciddi mesafeler kaydedilmişti. Ama 2006’dan bu yana bu alanda da geriye gidiş var. Gelinen noktada liberal demokrasinin bayraktarlığını yapan ABD ve İngiltere dahil iktidarlar köklü kurumsal mekanizmaları alışılmadık yöntemlerle zorluyorlar. Teknoloji demokrasi açısından sakıncalı girişimlerin de aracı oldu. İnsanların tercihlerine, dolayısıyla seçim sonuçlarına sosyal medya ve yapay zeka vasıtasıyla etki edilebilmesi gelecek açısından son derece endişe verici.”
“Demokrasinin özünde insan var o zaman çözüm de insandır”: Ali Y. Koç,  geçmişte ekonomilerin daha hızlı büyürken göz ardı edilen eşitsizliklerin bugün daha fazla can yaktığını, toplumda ilkesel ve ülkesel çözümlemeleri beraberinde getirdiğini ve neticesinde kutuplaşmanın arttığını kaydetti. Milyonlarca insanın şu anda göç sorunu ile karşı karşıya olduğunu anlatan Koç, gidecekleri ülkede küreselleşme karşıtı evsahiplerinin yer aldığını hatırlattı. Korumacı ve içe dönük siyasi düzenlemelerin ağırlık kazandığını ifade eden Koç, bugüne güvenle, geleceğe umutla bakamayan, temel ihtiyaçları karşılamakta zorluk çekenlerin önceliğinin demokrasi olmamasının anlayışla karşılanması gerektiğini savundu: “Ancak her şeye rağmen demokrasi kurul ve kurallarıyla yerleşmeden, hukukun üstünlüğünü esas almadan sürdürülebilir büyüme ve refahın sağlanması çok zor. Hür, müstakil, kudretli, lider ve rekabetçi bir ülke için üreten olmamız gerekiyor. Ekonomik anlamda kalkınmışlık olmazsa olmaz.”
Toplumdaki hak taleplerini dışlamadan demokratik mekanizmalar üzerinden sistem üzerinden ele alan devletlerin uzun vadede çok daha iyi ekonomik performans sergilediğinin altını çizen Koç, sağlıklı işleyen bir demokrasinin varlığının yakın gelecekte büyük yatırımlar açısından belki de en önemli karar unsuru haline geleceğini ifade etti: “Düzenleme çerçevesinin rasyonel temeller üzerine bina edildiği, karar mekanizmaları şeffaf olan, hesap verebilirliğin ilke kabul edildiği, hak aramanın kurumsal sigortaları bulunan ülkeler, uluslararası sermayenin yatırımlarında ön plana çıkıyor. Farklı bakış açılarının tolere ve hatta teşvik edildiği demokratik toplumlar, eğitim sistemlerini de sorgulayan, itiraz edebilen ama uzlaşı da arayan, değişimle barışık, lider özellikli genç nesiller yetiştirebiliyorlar. Yani iyi işleyen bir demokrasi, bir ülkenin insan sermayesi açısından da olmazsa olmazıdır. Komşu coğrafyaya bakalım. Daha iyi, daha müreffeh, daha rekabetçi, daha istikrarlı, lider, daha mutlu, kısacası potansiyelini aşan bir Türkiye için hepimizin sorumlulukları var. Bu yolculukta, toplumun tüm kesimleri ve elbette bizler, iş dünyası, odağına insanı koyan çözümlerin arayışında üzerimize düşenleri yerine getirmeliyiz. Zira demokrasinin özünde insan var. O zaman çözüm de insandır. Çözüm biziz. Hepimiziz.”
“Orta vadede resesyon yok”
Kalite Kongresi’nin ‘Özel Oturumu’na katılan dünyaca ünlü Ekonomist Nouriel Roubini, “Yaklaşmakta Olan…” temalı konuşmasında hem dünya hem de Türkiye ekonomisi hakkında değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasına küresel ekonomi tespitleriyle başlayan Roubini, ekonomide büyüme pozitif olsa da yüzde 90 oranında sermaye ve ticarette yavaşlama olduğunu söyledi. ABD, Avrupa Birliği ve Japonya gibi gelişmiş ülkelerde piyasalarda işsizliğin azaldığını bunun yönteminin de hizmetler ve özel tüketim olduğunu kaydeden Roubini, IMF’ye göre küresel büyümenin bu yıl sadece yüzde 3 olacağını, bunun 2009’da yaşanılan küresel ekonomik krizden bu yana en düşük miktar olduğunu kaydetti.
Roubini, dünya ekonomisinde en büyük riskin korumacılık politikaları olduğuna işaret ederek, ticaret, sermaye, iş ve emtiada kısıtlamalar olduğunu, özellikle Çin ve ABD arasındaki teknoloji ve sermaye savaşlarının diğer ülkeleri de etkilediğini kaydetti.
Kurumlar tarafında sermaye harcamalarının oldukça negatif durumda olduğunun altını çizen Roubini, şu noktalara değindi: “Eğer korumacılık politikaları artarak devam edecekse milyar dolarlık fabrikalar kurmak mantıklı değil. Bunun yerine beklemek daha mantıklı. Bundan dolayı kurumsal sermaye harcamalarında, üretimde bir gerileme söz konusu. Sermayede ve ihracatta bir gerileme var.”
Roubini, dünyanın son 40 yıldan bu yana globalizm süreci içerisinde olduğunu, şimdi ise deglobalizasyon sürecine girdiğini belirterek, şunları anlattı: “ABD ve Çin arasında deglobalizm olacaktır. ABD’nin, Çin hükumetinin 5G teknolojisi ile ABD vatandaşlarını takip edeceği konusunda endişesi var. 5G ağları cep telefonlarımızı yönlendiriyor. 5G teknolojisi ve ağları yakın gelecekte bütün alanlara yayılabilir. Çok kapsamlı ticaret savaşları yaşanabilir. Bütün dünyayı bölecek bir durum ortaya çıkacaktır. ABD ve Çin arasında 5G, yapay zeka alanlarında rekabet devam edecektir. Rekabet teknoloji alanında, üretim alanında büyük etki yaratacak.”
Roubini, AB’de ekonomik aktivitenin oldukça yumuşak ve endüstrinin kısıtlanmış durumda olduğunu, bazı AB ülkelerinin Birleşik Krallık’a yapmış olduğu ticari kısıtlamalar bulunduğunu ve AB içinde bir resesyon beklenildiğini söyledi.
“Jeopolitik risklerin küresel ekonomide etkisi azaldı”: Roubini, 1970’li yıllardan beri jeopolitik risk kaynaklı üç büyük küresel resesyon dönemi yaşandığına işaret etti: “ABD ve Çin arasındaki soğuk savaş, Brexit süreci, ABD ve İran arasındaki savaş olasılığı küresel ekonomiyi etkileyen riskler. Petrol fiyatları konusunda geçmişte Suudi Arabistan tesislerine saldırı, İran Devrimi, Kuveyt işgali gibi gelişmeler yaşandı. Bu risklerin geçen dönemlere göre etkisi azaldı, piyasalar ümitli. ABD ve Çin öncelikli müzakerelere başladı, anlaşma olabilir. İngiltere Başbakanı daha yumuşak bir Brexit düşünüyor.”
Roubini, son dönemde piyasalarda daha iyimser bir hava olduğunu, merkez bankalarının küresel risklerin azalmasıyla faiz oranlarını düşürmeye başladığını, daha gevşek para politikası belirlediklerini ifade etti: “Paradoks olarak küresel yavaşlama ile daha iyimser bir durum oldu. ABD ve Avrupa borsaları yükseliyor. Yeni gelişen ekonomilere para akmaya başladı, paraları değer kazanmaya başladı. Ama ekonomide aşırı bir iyimserlik var.”
Küresel resesyon beklenmiyor
Nouriel Roubini, büyük ekonomik büyüme beklemediğini, küresel resesyondan kaçınılarak dünya genelinde yüzde 3 büyüme öngördüklerini kaydetti: “Çin ekonomisi yavaşlayacak. Almanya dahil AB ekonomisi durağan seyredecek. Yeni gelişen ekonomilerde ılımlı bir iyileşme olacak, güçlü bir büyüme görmeyeceğiz. Çin ve ABD arasında ticari ve teknolojik savaşta ateşkes olabilir. AB’ye bakınca sorunlar daha derin ve temelli. AB’nin para biriminde hala daha birlik yok, risk paylaşım iştahı sınırlı. AB’nin geleceği konusunda sorunları var. Çünkü daha büyük bir entegrasyon mu olacak yoksa duracak mı? İtalya ve İspanya’da istikrarsızlık var. Ortadoğu ise global ekonomiye zarar verebilir. Ayrıca serbest ticarette ve göçe karşı bir huzursuzluk var. Temelinde işsizlik, reel ücretlerin artmaması nedeniyle dünyanın her yerindeki protestolar çoğaldı. Ancak önümüzdeki dönem için dünya ekonomisinde resesyon beklemiyorum. Parasal politikalarda daha gevşek ve düşük büyüme olacaktır. Geniş ölçüde ise ekonomilerde finansal belirsizlik devam edecektir. Dolayısıyla yüksek büyüme olmaması nedeniyle işsizlik artabilir. Orta vadede ise global ekonomik görünüm daha iyi olabilir. Jeopolitik risklere rağmen pozitif trend 10 yıl sürecektir.”
Orta vadede zorluklara da değinen Roubini, teknolojik inovasyon nedeniyle iş ve gelirin tehdit altında olduğunu belirtti: “Gelir var ama işsizlik artıyor. Büyüme kapsayıcı değilse herkes için teknoloji yoksa sorun çıkabilir. Ayrıca küresel iklim değişikliği var. Tarımda felaketler oluyor. Küresel iklim değişikliği; kasırga, tayfun, aşırı sıcak ve soğuk havaları oluşturuyor. Jeolojik resesyon yaşıyoruz.”
“Yapısal reformlara öncelik verilmeli”
Ekonomist Roubini, Türkiye’nin son 20 yıldır ekonomik büyümesinin ve ekonomik çeşitlenmesinin gayet iyi olduğunu kaydetti: “Finansal hizmetlerde ve endüstriyel açıdan gayet başarılıydı. Türkiye’nin hem Batı hem de Doğu ile iş yapabilmesi çok avantaj sağlıyor. İş sektörünüzün köklü geçmişi var. KOBİ ve büyük işletmeler çok başarılı. Türkiye’nin nüfus artışı, doğru eğitim ve beceri kullanımıyla önemli bir ekonomi kaynağı olabilir. Yoksulluk azaldı, gelir dağılımı arttı. Daha ileri ekonomilere yakın gelir seviyesi var.”
Ekonomide son dönemlerde kırılganlıkların başladığını ifade eden Roubini, “Türkiye’de 2015 yılından bu yana reform yapma süreci yavaşladı. Kredi politikası ve gevşek politika sebebiyle enflasyonda artış oldu. Bütün bu gelişmeler finansal piyasaların üzerine baskı yaptı. Türkiye ekonomisinde makroekonomik kırılganlığın yanı sıra jeopolitik kırılganlıklar da etkili oldu. Para birimi değeri kayba uğradı. Bu durumdan hem bankacılık hem de özel sektör etkilendi” dedi.
2018 yılında Türkiye ekonomisi için resesyondan bahsedileceğini kaydeden Roubini, şu noktalara değindi: “Türkiye ekonomisi bu yıl itibarıyla yükselişe geçti. Türkiye ekonomisi daha istikrarlı hale geldi. Turizmin katkısıyla cari açığın azaldığını görüyoruz. Toparlanma yapısaldan ziyade daha döngüsel bir durum. Merkez Bankası, enflasyonu önlemek için faizleri artırdı bu da para politikalarında resesyona neden oldu. Şu anda ekonomik bir iyileşme var ama kırılgan ve suni. Döviz ve enflasyonda düşüş gibi görünüyor ama para politikalarının daha sıkı olması gerekiyor. Aksi halde döviz şokları olabilir. Türkiye mali sistemin ve mali tetiklemenin sebebiyle hassasiyeti olan bir ülke. IMF ve uluslararası organizasyonda büyüme beklentisi yüzde 3 gibi görülüyor. Ama iç talep biraz daha zayıf. Makroekonomik stabilizasyon anlamında bakacak olursak potansiyel bir büyüme için Türkiye’nin yapısal reformlara ihtiyacı var. Türkiye’de genç nüfusun istihdama katılması daha yüksek büyümesine katkı verecektir. Maliyetler düşürülmeli ve inovasyona ağırlık verilmeli ve kurumsal anlamda borçluluğun azaltılması, doğru yönetişim ile fiziksel altyapı yatırımları sağlanmalı.”
Roubini, Türkiye için 3 kurumsal sermayenin ve bunların yönetişiminin önemli olduğunun altını çizdi: “Basın özgürlüğü, kuvvetler ayrılığı ve politik istikrar. Belirsizliği bertaraf ederek özel sektörün yatırım yapması sağlanmalı. Makro ekonomide hassasiyetler var. Resesyondan hemen çıkmanız mümkün değil bunun için kuvvetli ve istikrarlı mali politika izlenmeli.”
“Güncel Sorunlara Çözümler: Jeopolitik”
Oturuma TÜSİAD Genel Sekreteri ve Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Bahadır Kaleağası başkanlık yaptı.
Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ersin Kalaycıoğlu, küresel olaylarda jeopolitik yapının öneminin azaldığını belirterek artık gücün; iktisadi ve diplomatik diye ayrıldığını söyledi. Dijital teknoloji ile jeopolitik gücün öneminin de azaldığını öngören Kalaycıoğlu, “Dijital teknoloji ile demokrasi fikrine büyük bir saldırı ile karşı karşıyayız. Bir ulusun seçimlerine müdahale olabiliyor. ABD seçimlerine Rusya etkisi gibi. Çünkü ilk defa siber savaş kullanılarak birbirinin seçimini denetleme yarışına girdiler. İngiltere de bu sürecin içinde. Milli irade deniyor ama elde edilen enformasyon ile milli irade gerçekleşmiyor. Yabancı ajanları halkın içine sokarsanız olmaz” dedi.
Kalaycıoğlu, sermaye hareketleri ve elektronik iletişimin sınır tanımaz hale geldiğinin altını çizen dünyada muazzam geniş kitlelerin hareketi olduğunu, ABD’nin en fazla göç alan ülke, ülkemizin ise bu sıralamada 4. sırada yer aldığını aktardı. Önümüzdeki dönem iklim değişikliğinin etkisiyle Afrika ve Asya’dan göçün ciddi rakamlara ulaşacağını öngören Kalaycıoğlu, şunları anlattı: “Bu hareketler jeopolitik ve jeostratejik problemler yaratıyor. Yani bu göçler nedeniyle coğrafyamız bir lanet duruma geliyor. Çünkü emek hareketini iktisadi veya askeri olarak nasıl engelleyeceğiz? Afrika’daki susuzluk ve işsizliğe yanıt bulamazsak engelleyemeyiz.” Dünyanın küresellikten ulusçuluğa kaydığını hatırlatan Kalaycıoğlu, uyarıda bulunarak, “Ulusçuluk özellikle AB tarihine bakarsak 3 savaşa neden olmuştur. Avrupa tekrar milliyetçiliğe dönerse çatışma ve sürtüşme çıkar. Avrupa Birliği de bu nedenle yıkılırsa nükleer savaştan kaçmak için birer siper kazmak gerekir” dedi.
“Dünya nereye gidiyor?” sorusuna yanıt veren Kalaycıoğlu, şu noktalara değindi: “Bizim esas itibariyle güçlendireceğimiz şey yumuşak güç. Güvenilir, muhterem olmamız lazım. Bunu nasıl yapacağız? AB sürecinde bunun yolu Kopenhag Kriterleri idi. Ama bugün bu kriterlere uzaktan veya yakından ilgimiz kalmadı. Eğer siz demokrasi ile bağınızı azaltacaksanız o zaman temel sorun ile karşı karşıya kalırsınız. Vatandaşın ABD anayasasına da giren ‘mutluluğu arama özgürlüğü’ var. Mutluluğu aramanın yolu demokrasidir. Bugün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre 1. derecede hak ihlali yapan ülke Türkiye’dir. Bu verilerle AB bağlantıları kopuyor. AB bağlantısı bizim için sigorta ve standart anlamına geliyor. Bu standartları da AB’ye üye olmayan Çinli de Hintli yatırımcı da istiyor.  Siz, ‘Ortadoğu’nun sınırlarını Kilis’ten Edirne’ye taşıyacağım’ derseniz o zaman yatırımcı da gelmez.”
“Dünyada bilinçli kaos yaratılıyor”
Emekli Büyükelçi Uluç Özülker, teknoloji ile dünyanın küçüldüğünü ve günümüzde az sayıda kutuplu yapıdan çok merkezli bir dünya stratejisine evrildiğini aktardı. Jeopolitikanın jeostrateji ile birlikte düşünülmesi gerektiğini öneren Özülker, BM’nin Güvenlik Konseyi’nde veto yetkisinin kullanılmasının jeostratejinin bir unsuru olarak görülmesini istedi. Özülker, bir ülkenin başarılı olması için sadece ekonomik gücünün yetmeyeceğini aktardı: “20. yüzyıl kurumlarıyla 21. yüzyıl kurumları yönetilemediği için dünya bir kaos içinde yaşıyor ve güç dengesizliği yaratarak hegemonya kurulmaya çalışılıyor. Günümüzde demokrasinin tartışıldığı bir döneme girdik. Çünkü gelişmiş ekonomiler için refahta gerileme dönemi başlamıştır. ABD 20 trilyon dolar zenginliğe sahiptir ama 18 trilyon dolar borcu vardır. Refahları gerileyen toplumlar zenginliği devam ettirme vaadindeki liderleri tercih ediyorlar. Donald Trump ve Emmanuel Macron buna örnektir. Ama Trump, ‘ABD’yi ihya edeceğim’ derken dünyayı kaosa sürüklüyor. Günümüzde dünya çoğulcu demokrasi yerine geleceği liderlerin iki dudağı arasında bir yapıya büründü. İkinci önemli konu ise güvenlikten daha da önemlisi, dünya kendi kendini yok etmeye gidiyor. Küresel ısınma en önemli gündem maddelerinden biri olmalıdır. 1 numaraya onu koyduktan sonra küreselleşme, ekonomik krizler, dini ve etnik faktörlerin yayılması, bölgesel ihtilaflar, mikro milliyetçiliğin yayılması, yapay zeka gibi 14 sorunla karşı karşıyayız.”
S400’ler konusunda da görüşleri sorulan Özülker, şu yanıtı verdi: “Türkiye Cumhuriyeti elinde uzun mesafeli füze sistemi olmayan tek ülke olarak ABD’den patriot almak istedi. ABD bu sistemi Türkiye’ye vermedi. Ama Akdeniz’de ortaya çıkan durum nedeniyle uçak ile kendimizi savunamayız. Bugün Akdeniz’de 210 savaş gemisi dolaşıyor. ABD’nin empati yaparak Türkiye’yi daha fazla sıkıştırmaması lazım. Türkiye kendini savunmak durumundadır. Rusya bu anlamda ortaya çıktı ve S400 olayı gelişti. Şimdi teknoloji olarak S400’ler daha iyi. Ayrıca ABD’nin patroiti 4.5 milyar dolar iken Rusların S400’ü 2.5 milyar dolar. Ayrıca S400’ün bir üstü olan S500’ler için Rusya’nın işbirliği sözü var. Geri adım atamayız. ABD’nin hegemonyasını kabul etmiş oluruz.”
“Irkçı milliyetçilik pompalanıyor”
Ankara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Özlem Kaygusuz ise şunları söyledi: “Jeopolitika sınırlar üzerine konan bir mercektir. Devlete ve sınırlara gelen tehdidi görmeyi sağlar. Uluslararası siyasette işbirliği ve çatışma aynı anda vardır. Yükselen ve yerleşik güçler içerisinde son 30 yılda büyük dönüşümler yaşanıyor. Dünyada ırkçı milliyetçilik pompalanıyor. Buna karşı demokrasiye olan ihtiyaç da yükseliyor. Gelişen ülke ise özgürlükleri kısıtlayarak ilerleyemez.”
“Vuca Dünyasında Kalite”
Oturuma EFQM Elçisi Celal Seçkin başkanlık etti. Oturumda konuşmacı olarak Petkim Yönetim Sistemleri Müdürü Ömer Özkan, Bosch Mühendislik Elektrik ve Yazılım Sistemleri Müdürü Haluk Gözüyılmaz, Yönetim Danışmanı Aykut Alp Yılmaz, Excellence Denmark CEO’su Allan Ahrensberg katıldı.
“Güncel Sorunlara Çözümler: Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kapsayıcılık”
Oturuma ODTÜ Öğretim Üyesi Prof.Dr. Yıldız Ecevit başkanlık etti. Ecevit kısa değerlendirmesinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin kalkınmaya katkı sağlamanın ötesinde verimlilik ve karlılığı da yükselttiğini aktardı. Türkiye’nin bir yarası olan kadına şiddet ve kadın cinayetlerinin ardında kadının kendine ait bir geliri olmamasının da etken olduğunu dile getiren Ecevit, kadının toplumda güçlenmesi gerektiğini vurguladı.
Limak Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir, cinsiyet eşitliği panellerinin ağırlıklı kadınlardan kurulduğunu ancak bu konuda fikir yürütmesi gerekenlerin erkekler olduğunu söyledi. Özdemir, “Çünkü bu kadının tercihi değil, iş veya siyasette egemen olan erkeklerin sorunudur. Cinsiyet eşitliği dışında kadınlar aynı zamanda aynı işi yaptığı erkeklere kıyasla daha az kazanıyor. Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada. Ciddi bir potansiyel ve kapasite var ama biz bunları değerlendirmiyoruz. ‘Ya çalışma ya da daha az paraya çalış’ ikilemi sunuluyor. Ama günümüz koşullarında artık bu mümkün değil çünkü cinsiyetsiz bir iş ve cinsiyetsiz bir ekonomi var” görüşünü aktardı. Limak Vakfı tarafından yürütülen “Türkiye’nin Mühendis Kızları” Projesi’ne ilişkin bilgi veren Özdemir, “Mühendislik olan tüm alanlarda kadın lider sayısını artırmaya çalışıyoruz. Burs verme dışında iş imkanı da sağlıyoruz, mentörlük desteği sağlıyoruz. İstiyoruz ki kadınlar arasında dayanışma artsın. Çünkü iş hayatında erkekler birbirini destekliyor. İnşa ettiğimiz en yüksek köprü projesinde 3 mühendis kızımız çalışıyor. Aynı zamanda Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından küresel ölçekte yürütülen toplumsal cinsiyet eşitliği sertifika programı olan ‘UNDP Eşitlik Mührü-Özel Sektör İçin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Sertifika Programı’nın Türkiye pilot uygulaması ilk kez Limak Yatırım bünyesinde başlatıldı. 1.5 yıl sonra bu mührü almış ilk Türk şirketi olmak istiyoruz” açıklamasını yaptı.
Aromsa Genel Müdür Yardımcısı Melis Yasa Aytaman, kendi şirketinden bilgi vererek Aromsa’da çalışanların yüzde 50’sinin kadınlardan oluştuğunu, şef dahil kilit pozisyonlarda ise yüzde 70 kadın ağırlığının bulunduğunu söyledi. Kadın ve anne olarak yöneticilik yapmaktan mutluluk duyduğunu kaydeden Aytaman, “Yurtdışında farklı ülkelerde çalıştım. Almanya’da örneğin şöyle bir anlayış vardır: Kadınlar sabahtan öğlene kadar verimlidir, öğleden sonra ise verimlilikleri düşer. Bu yaklaşımın doğru olduğuna anne olduktan sonra ben de inandım. Çünkü öğleden sonra annelik, çocuklar, evin düzeni gibi konular ağırlık kazanmaya başlıyor. Aromsa olarak mesai saatlerini buna göre revize ederek sabah 7:30 ile 16:30’a mesai saatlerini çektik” dedi.
OPET Yönetim Kurulu Üyesi Filiz Öztürk, işin cinsiyeti olmadığını kanıtlamak amacıyla Mayıs 2018 yılında “OPET Kadın Gücü” projesini başlattıklarını kaydetti. Projeyi ve gelişmeleri ise şöyle anlattı: “Akaryakıt sektöründe çalışan kadın sayısı yüzde 7 idi. Kadınların güçlenmesi için projeye başladık. Çünkü kadın güçlenmeden ekonomik özgürlük kazanmadan toplumun ilerlemesi mümkün değil. Projeye başladığımızda 1600 benzin istasyonumuzda 20 kadın çalışıyordu. Tüm bayilerimizin yüzde 99’u erkekti. Bugün pompada çalışan 27 kadın sayısı 500’ü aştı, markette ise 576 olan kadın sayısı 900’ü geçti.”
Binyaprak Kurucusu Melek Pulatkonak, aile hikayesiyle başladığı konuşmasında 2010 yılında kurulan TurkishWIN iletişim ağı hakkında bilgi verdi. TurkishWIN’in bilgi ve başarıyı paylaşarak kadınlar arasında rol modeller oluşturma gayesi taşıdığını aktaran Pulatkonak, “Büyüyen sosyal networkümüzde 673 video yer alıyor. Kurumlara sayfa açabiliyor, isteyen kurum için proje üretebiliyoruz. Her bilginin dijitalde olmasını önemsiyoruz” açıklamasını yaptı.
“Düşmanımız Doğa: Çevresel Sürdürülebilirlik ve 3. Dünya Savaşı”
Oturuma EKOIQ Dergisi Yayın Yönetmeni Barış Doğru başkanlık etti. Oturuma konuşmacı olarak İTÜ POLREC Müdürü Doç.Dr. Burcu Özsoy, WWF Türkiye Genel Müdürü Aslı Pasinli, Tema Vakfı Genel Müdür Yardımcısı Dr. Hikmet Öztürk, TURMEPA Genel Müdürü Semiha Öztürk Pişirici katıldı.
“Güncel Sorunlara Çözümler: Eğitim”
Oturuma Yükseköğretim Kalite Kurulu Başkanı Prof.Dr. Muzaffer Elmas başkanlık etti.
Eğitim Reformu Girişimi Direktörü Işık Tüzün, nitelikli eğitim için iyi yönetişim ve şeffaflığın kritik kavramlar olduğunu belirterek, çocukların saygı ile karşılanıp, şiddet ortamından uzaklaşılmış olmasının eğitimin bir parçası olarak görülmesi gerektiğini söyledi. 2018’de mesleki ve teknik liselerin yüzde 44’ünün, imam hatiplerin ise yüzde 36’sının 20 gün ve daha fazla devamsızlık yaptığını hatırlatan Tüzün, şu noktalara değindi: “Eğitim için iki tane önemli konu var; okula aidiyet hissi ve yaşamından memnun olma. Türkiye’de öğrencilerin okula aidiyet hissetme oranı çok düşük. Yaşamından memnun olma durumunda da son sıralarda. Bu alana ağırlık vermeliyiz. Ülkemizde çocukların akademik başarısı ile ailelerin gelir durumu çok belirleyici. Eşitsizlik içinde muhakkak konuşulması gereken nokta okul öncesi eğitimdir. Hepimizin takipçisi olmamız gereken konudur. Çünkü okul öncesi eğitim, eşitsizliği eşitlediğimiz bir noktadır. Bazı sorunları aşacaksak merkezi yapıdan uzaklaştırıp okulu nasıl güçlendireceğimizi irdelememiz gerekiyor.”
Özyeğin Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Esra Gençtürk, ülkemizde 207 tane yükseköğretim kurumu olduğunu, ancak eğitime erişim ve eğitimin niteliğinin değişmeyen konular olarak dikkat çektiğini belirtti. Günümüz koşullarında üniversitenin öğrenci seçme durumu olmadığını kaydeden Gençtürk, şunları anlattı: “Yükseköğretimde öğrencinin kendine yatırımı ve geldiğinden farklı bir donanımla mezun olması gerekiyor. Üniversiteler de kendini bu anlamda sorgulamalı. Üniversitenin araştırma yaparak bilgi üretiyor olması önemli. İkinci konu; araştırmayı odağına almış üniversitede işin eğitim boyutu ve öğrenci olmalı. Kendini araştırma üniversitesi olarak tanımlayanlarda öğrenci tamamen arka plana itiliyor. Sonunda laboratuvara kapanan bir kariyer oluyor. Kurumlarımızın araştırma yapmanın ve bilim üretmenin ötesinde öğrencinin yetkinliğini ve becerisini geliştirecek nitelikte altyapı sunması gerekiyor.” Özyeğin Üniversitesi olarak araştırma üniversitesinin öğrenen odaklı bir anlayışta olması gerektiğine inandıklarını kaydeden Gençtürk, kaldıraç gücü en yüksek olan modelin hem araştırma hem de öğrenci odaklı yaklaşımı benimseyenler olduğuna dikkat çekti.  Özyeğin Üniversitesi’nin 10 yılı tamamladığını, girişimci araştırmacı üniversite misyonunu izlediğini kaydeden Gençtürk, “Yönetimsel olarak her bir öğrencimizin kariyer hedefi ne olursa olsun girişimciliğe felsefe olarak bakması lazım” dedi.
TED Üniversitesi Kurucu Rektör ve Mütevelli Heyeti Üyesi Prof.Dr. Öktem Vardar, yükseköğretimin 800 yıllık yapısının son 30 yılda değiştiğini, artık ülkelerin nüfusun yüzde 80-90’ını yükseköğretimden geçirmek istediklerini anlattı. Avrupa’da değişimi gözlemlediklerini ve 2015 yılında kalite kurumunu hayata geçirdiklerini dile getiren Vardar, ‘Neden Dünyanın ilk 500 üniversitesi arasında bir Türk üniversitesi yok?’ sorusunu ise şöyle yanıtladı: “Bizim sistem yarışmacı değil. Şeffaf da değil, yanlışların hesap verdiği bir sistem de değil. Ciddi sorunlarımız var. Örneğin; meslek yüksekokullarına bakışımız çok yanlış. Gelişmiş ülkelerde çok kıymetli görünen 2 yıllık mezunlar bizde hiçbir şey beceremeyenlerin gittiği okul olarak görülüyor.” Üniversitelerin özerk olması gerektiğine dikkat çeken Vardar, özerkliğin en modern tanımını ise ‘tek kaynağa sahip olmamak’ diye aktardı. Son 30 yılda iş dünyası tarzını benimseyen üniversiteler oluşturulduğunun altını çizen Vardar, “Türkiye burada hızlı hareket etti ve YÖK yasası ile güçlü rektör yapısı getirildi. Ancak denetim ve denge unsuru olmadığı için rektör istibdatı oluştu. Oysa rektörün hesap verdiği mekanizma olmalı. Gelişmiş ülkelerde üniversite konseyi tipi yapı, vakıflarda kısmen ‘mütevelli’ yapısıyla oluştu. İyi üniversite olma koşulları 3 şeydir; para, kaliteli hoca ve iyi yönetim. Para ve hoca kısmı kabul ediliyor ama yönetim sistemi kabul görmüyor” diye konuştu.
“Güncel Sorunlara Çözümler: Dünyayı Doyurmak Küresel ve Ulusal Boyutta Tarım ve Hayvancılık”
Oturuma Dünya Gazetesi Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım başkanlık yaptı. Oturuma konuşmacı olarak, Türk Traktör CEO’su Aykut Özüner, Toros Tarım Genel Müdürü ve Tekfen Holding Başkan Yardımcısı, Tarımsal Sanayi Grubu’ndan Hakan Göral, Feyz Çiftliği’nden Çiftçi Sencer Solakoğlu katıldı.
“Özel Oturum: 21. Yüzyılda Metropoller ve Yerel Yönetimlerde Çağın Gereklerini Yakalamak”
Özel oturuma Harvard Business Review Türkiye Yayın Yönetmeni Serdar Turan başkanlık yaptı.
Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Başkanı Fatma Şahin, her şehrin kendi kalkınma planını yapması gerektiğini belirterek sorunları çözerken teknolojiyi kullanmak gerektiğini savundu. Şahin, “Bizim gibi göç alan bir şehirde akıllı güvenliğe hem de akıllı ulaşıma ihtiyaç var. Sürdürülebilir kalkınmada ekonomik kalkınma yetmiyor. Çevresel ve sosyal kalkınmaya ihtiyaç var. Akıllı şehirler kavramını gündeme alarak bu alanda dünyadaki gelişmeleri takip edecek, proje hazırlayacak ekipler oluşturduk. Akıllı şehir konseptinde her şey planlama ile başlıyor” dedi. Dünya Bankası’nın bir araştırmasında Gaziantep’in rekabet etme gücü olan 7. şehir olarak belirlendiğini kaydeden Şahin, yürüttükleri çalışmaları şöyle anlattı: “İnsanımız, girişimcimiz bu coğrafyada güçlü olmayı öğrendi. Sanayicimiz ile oturduk bir data hazırladık. Makarna ve yumurta ile değil, ileri teknolojiye geçecek sanayi envanterini oluşturduk. Mavi ve beyaz yakalılara ayrı eğitim verdik. Şehrin rekabet gücünü araştırırken kültür ve gurme turizminin ağırlık kazandığını gördük. Kapadokya’ya gelen Japon turisti bölgemize de çekmeye çalışıyoruz. Çünkü bölge kalkınırsa ne terör kalır, ne uyuşturucu.”
Gaziantep’in bölgesel sorunlar ortadan kalktıktan sonra çok büyük bir cazibe merkezi haline geleceğine değinen Şahin şunları söyledi: “Suriye sorunu bittikten sonra Orta Doğu’nun en büyük lojistik merkezi ve pazarıyız. Fuar, finans merkeziyiz. Buna şimdiden hazır olmamız lazım. Dünyanın İpek Yolu denen kalkınma yolunun ortasındayız. Fakat bunun farkında değiliz. UNESCO’ya gastronomi şehri olmak için başvurduk. Dünyanın en eski yerleşim birimi olan büyük bir hazinenin üzerinde oturuyoruz.” 
Gaziantep nüfusunun 1 milyonu genç olmak kaydıyla 2 milyon olduğunu kaydeden Şahin, artık altyapı belediyecilik anlayışının bittiğini ve beşeri sermaye ile bilgi ekonomisini yaratma anlayışının ağırlık kazandığını açıkladı: “Çocukken tarama yaparak kabiliyet ve beceri kapasitesine bakıyoruz. Malzeme desteği sağlayarak amatör spor kulüpleri kurduk. Her mahalleye ulaşmaya çalışıyoruz. Çünkü dünyaya bakınca erdemli toplumun yolu iyi insan olmaktan geçiyor.” 
Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş, “‘Çağı yakalayamazsanız yönetemezsiniz’ bu iş yine başkanın şahsına düşüyor. Bir şehrin en uzak çukurunu bile başkan görmek zorunda. Bunun yolu da gönüllü katılımı teknoloji ile buluşturmaktan geçiyor” dedi. İnternet üzerinden belediye başkanına ulaşmanın yolunu açtıklarını kaydeden Yavaş, böylece hizmetin maliyeti ve sürecin kısaldığını aktardı. Ankaralıların indirmesi için bir mobil uygulama üzerine çalıştıklarını dile getiren Yavaş, şunları söyledi: “Dünyanın 1 numarası olacak uygulama geliştiriyoruz. Uygulama ile Ankaralılar gördüğü sorunu hemen bildirebilecek. 30 bin çalışanımız gönüllülerle 300 bin olacak. Bu mekanizma ile bir sorunu 30 dakika veya 1 saat içinde çözeceğiz. Maliyetler önemli. Halkın parasını harcıyoruz. Ankapark için 750 milyon TL boşa harcanmış oysa bizim 750 liralık parayı boşa harcama lüksümüz yok. Mega şehirler ortaya çıktı ama yerel yönetimler güçlendirilmedi. Hantallaştı. Yerel yönetimlerin güçlenmesi demek vatandaşın vergisini oraya harcamak anlamına geliyor. Bizim sistemde toplanan vergiler hükümete gidiyor, hükümet belirli bir kısmını veriyor. Vatandaş verginin en azından bir kısmını direkt ödese o zaman o paraların nereye gittiğini de sorgulamış olacak.”
Türkiye’nin genelinde betonlaşma sorunu olduğunu anlatan Yavaş, Ankara’dan yola çıkarak şu konulara değindi: “Ankara’nın 2025’te öngörülen nüfusu 8 milyonken şu anda 25 milyona yetecek imar planımız var. Birçok binalar yapıldı satılmıyor. Bomboş bekliyor. Tarımsal arazilerimizin birçoğu arsa haline getirilmiş ve bir müteahhit gelsin de 5 daire versin diye bekliyor. Ama müteahhitler hiçbir zaman gelmeyecek. Çünkü zaten konutlar doymuş ve fazlası da var. Ankara’nın bütün nüfusunu toplam arazinin yüzde 3’üne sıkıştırmışız. Geri kalanı boş.” Ankara’nın potansiyel alanlarını gün yüzüne çıkarmak için çalıştıklarını kaydeden Yavaş, termal turizm için yatırımcıları ikna etmeye çalıştıklarını açıkladı. Ankara’nın en büyük potansiyellerinden birinin teknokentler olduğunun altını çizen Yavaş, bu alanda startup yatırımlarının sürmesi ve öğrencilerin Ankara dışına çıkmaması için sektörün önemli isimlerini Ankara’ya getirdiklerini söyledi.
“Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları”
Oturuma Siemens Healthcare Sağlık Kalite ve Teknoloji Ülke Yöneticisi Can Baykut başkanlık yaptı.
Koç Holding Sürdürülebilirlik Yöneticisi Ayça Aksoy, daha önce milenyum kalkınma hedefleri varken sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle özel sektörün kendine daha büyük ödevler çıkarmaya başladığını söyledi: “Biz konuya fırsat penceresinden yaklaşıyoruz. 17 hedeften oluşan bu sürdürülebilir kalkınma hedefleri hem bağımsız hem de kendi içinde birbiriyle bağlantılı. Dolayısıyla işbirlikleri olmadan bu 17 hedefe ulaşamayız.” Aksoy, Koç Holding’in toplumsal cinsiyet eşitliği alanına yönelik çalışmalarını ise şöyle anlattı: “Türkiye’nin bu alanda karnesi iyi değil. Türkiye 149 ülke arasında 130. sırada. Yaklaşık 10 yıldır aynı yerdeyiz. Koç Holding, HeForShe hareketinin dünyadaki 10 küresel liderinden biri. Bu çalışmamızın odağında önyargılarla mücadele vardı.”
IBM Türk Kurumsal Sosyal Sorumluluk Programları Müdürü Dr. Ceyhun Göcenoğlu, yürüttükleri çalışmaları paylaştı: “Sürdürülebilir kalkınma teknoloji ile değil yöntemlerle olur. Sistemler değişiyor, tasarım odaklı düşünce ile beceriler de önem kazanıyor. Gelecek 3 yıl içinde 120 milyon çalışanın becerilerini güçlendirmek zorundayız. Eğitim de bu değişimin göbeğinde bir konu. IBM Türk olarak bu noktada kaliteli eğitime odaklanıyoruz. Gelecekte mavi ve beyaz yakalının dışında yeni yaka var. Yeni meslekler yeni alanda yer alacak. Bilgisayar mühendisliğinden 3 yılda mezun olan bu bilgileri en fazla 4 yıl kullanabiliyor. Öğrencilerin proje yaparak öğrendiği modeller ağırlık kazanmalı. IBM Türk olarak gençlere beceri kazandırmak için yeni bir program başlattık.”
Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Dinler, “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri 17 maddeden oluşuyor. Açlıkla mücadele, yoksulluk, çevre vs. Peki bu yoksulluk neden var?” dedi. Örnek olarak; Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin yoksullukta en sonda bulunduğunu belirten ve bunun nedeni olarak ülke yönetimini sorumlu tutan Dinler, “Hükümetin iyi bir sağlık, çevre politikası yoksa burada sorun var demektir. Bu noktada iş dünyasının rolü nedir? İş dünyasının tek bir amacı vardır kar elde etmek. İş dünyası ile kamu arasında net duvarlar örüyorlar. Oysa yoksulluk gibi temel sorunlar kamu ve özel sektörün ortak yönetim sistemi ile çözülebilir”  diye konuştu.
“Toplum ve Kurumların Sorun Çözme Kabiliyetinin Geliştirilmesi”
Oturuma Beyaz Nokta Gelişim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Tınaz Titiz başkanlık yaptı. Oturuma konuşmacı olarak; Kalite Kongresi Tema Komitesi Üyesi İrfan Onay ile Beyaz Nokta Gelişim Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Onat Bitik katıldı.
“EFQM Modeli güncellendi ve geliştirildi”
EFQM Oturumu’nda “Yeni EFQM Modeli Neler Getiriyor?” konusu işlendi. Oturuma katılan EFQM COO’su Gianluca Mule, yeni modele ilişkin bilgiler verdi: “İş yaşamında değişiklikler var. EFQM olarak bu değişikliğe ayak uydurmak amacıyla değişikliğe gittik. Dünün yöntemleriyle bugünün işlerini yapamazsınız. İş planları ve stratejileri oluştururken artık 5 yıllık planlar oluşturamıyoruz. Yapay zeka, big data, dijital dönüşüm değişim kültürü getirdi. Birleşmiş Milletler’in 17 maddelik Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi ile uyumlu hale geldik. 5 tane kilit değişiklik yaptık. Değerlendirme daha ağırlık kazanacak, sürekli geliştirme sürecine destek devam edecek. Değerlendirme 6-7 yılda olacak.” 
KalDer Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Yılmaz Bayraktar, yeni modelde çığır açan düşünce ve sosyal boyutuyla liderlik anlayışının en önemli yenilik unsuru olduğunu savundu.
Türkiye Mükemmellik Ödülleri Yürütme Kurulu Başkanı Can Baykut, “İş dünyası ile birlikte hareket ederek ortak dilin kullanıldığı bir modelle karşı karşıyayız. 1993’ten bu yana bu işin içindeyim. Bugüne kadar dokümanı, denetimi ve anketi dışında bir gelişme olmadı. Türkiye olarak 1923’te yeni modelin özü olarak bütün adımların uygulandığı kanaatindeyim” dedi.
“Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları”
Özel oturuma Global Compact Türkiye Başkan Yardımcısı Elvan Ünlütürk katıldı. Ünlütürk, yoksulluk ve adaletsizliği ortadan kaldırmak amacıyla UNDP tarafından geliştirilen ve 2030’a yol haritası olarak sunulan Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nde 5 yılın geride kaldığına dikkat çekti: “İstenilen mesafeyi kat edemedik. OECD’nin paylaştığı araştırmada ekonomik açıdan yoksulluğun azaltılması ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi alanlarda hedeflerin çok uzağında olduğumuzu gözler önüne serdi.” Global Compact Türkiye olarak şirketlere somut hedefler koyarak bu hedefleri takip edip destekleme konusuna ağırlık verdiklerini kaydeden Ünlütürk, TÜRKONFED, TÜSİAD ve UNDP olarak hayata geçirdikleri ‘İş Dünyası Plastik Girişimi’ne çözümün parçası olmak amacıyla şirketleri davet etti.
“Yaşam Biçimi Olarak Kalite”
Oturuma Yazar, Sanatçı Zülfü Livaneli ile Belgesel Yönetmeni Nebil Özgentürk katıldı. Livaneli, “Kalite; iyinin daha iyisi anlamına geliyor. Türkiye’de unvanlar gelip geçicidir. Oysa şahsiyet farklıdır. Yani isminin önüne istemeden sıfat koymak değerlidir. Ülkemizde kaliteli insanların kaliteli makamlarla buluşma sorunu var. Dolayısıyla insanlar unvanlarla kendini ortaya çıkarmaya çalışıyor. Türkiye’de şahsiyet ve makam meselesi birleşirse önemli bir şey olacak. Çünkü bu iki yapı Osmanlı’dan bu yana birleşmiyor” dedi. Bir toplumun kalite ölçüsünün tüketim ile değil üretim ile ölçülebileceğine değinen Livaneli, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Yaklaşık 250 yıldır Sanayi Devrimi sonrasında aydınlık düşünceye ulaşan Batı’ya ulaşmaya çalışıyoruz. Çünkü orada düşünce üretime dönüşüyor. İnsanı hayvandan ayıran özellik düşünce ve gülme eylemidir. Türkiye’nin zihniyet devrimi yapması lazım. Atatürk’ün pozitif ilmine seküler olarak dönmemiz lazım.”
Kalekim ve Aromsa Türkiye Mükemmellik Ödülü’nün sahibi oldu
KalDer’in 27 yıldır düzenlediği ödül töreni kapsamda jüri tarafından, EFQM Mükemmellik Modeli’nin Temel Kavramları ile ilişkili iyi uygulamalar, başvuran kuruluşları ödüle götüren önemli kriterlerden biri olarak yer aldı. Yapılan incelemelerin ardından ödül alan isimler belli oldu.
Aromsa Besin Aroma ve Katkı Maddeleri San. Tic. A.Ş. “Olağanüstü Müşteri Hizmeti (Ar-Ge Merkezi Dahil)” iyi uygulaması ile “Müşteriler İçin Değer Katma ve Sürdürülebilir Bir Gelecek Yaratma” temel kavramları çerçevesinde ödül almaya hak kazandı. Kalekim Kimyevi Maddeler San. Tic. A.Ş., “Kalekim Usta Kulübü” iyi uygulaması “Müşteriler İçin Değer Katma ve Sürdürülebilir Bir Gelecek Yaratma” temel kavramları kapsamında Türkiye Mükemmellik Ödülü’ne layık görüldü.
Böylece Türkiye Mükemmellik Ödülü kazanan kuruluş sayısı 61’e yükseldi.
KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Görgün Özdemir “27 yıl önce başlayan bu süreç, günümüzde ne mutlu ki kurum ve kuruluşlar için bir motivasyon nedeni, itici bir güç, hedeflenen bir ödül haline geldi. Türkiye Mükemmellik Ödülü çeyrek asırlık geçmişiyle, Türk iş dünyasının en prestijli ödüllerinden biri” dedi.
Törende Türkiye Mükemmellik Aşamaları programı Yetkinlik Ödül Belgesi alan kuruluşlar:
Mükemmellikte Yetkinlik 5 Yıldız Ödül Belgesi
• Gaziantep Ticaret Odası
• Türkiye Yeşilay Cemiyeti
• Havelsan-Hava Elektronik Sanayi A.Ş.
• GO Yakıt
• Erdem Kaya Patent ve Danışmanlık A.Ş.

Mükemmellikte Yetkinlik 4 Yıldız Ödül Belgesi
• Manisa Organize Sanayi Bölgesi
• Progıda Tarım Ürünleri Sanayi ve Ticaret A.Ş.
• Aygersan-Aydınlatma Gereçleri Sanayi Tic. A.Ş.
• Limak-Uludağ Elektrik Par. Sat. A.Ş.

Mükemmellikte Yetkinlik 3 Yıldız Ödül Belgesi
• Doruk Otomasyon ve Yazılım A.Ş.

Güncelleme Tarihi: 09 Aralık 2019, 00:45
YORUM EKLE

banner269

index